Kutu Açılmadan

Edebiyat

Kutu Açılmadan                 

Aynur Türk / 2026

2026’nın eylülünde bir pazartesi sabahı saat dokuzu kırk bir geçe Nermin Uçar, geçen hafta takasa alınan 2016 model metalik gri sedanın direksiyon kutusunun hiç değişmediğini söyledi. Önündeki servis ve sahiplik defteri ise kutunun 18 Mayıs 2016’da yenilendiğini bildiriyordu. İkisinden biri yalan söylüyordu. Toplantı masasındaki on üç fincan konusunda odadakiler sustu.

Nermin arabayı az önce İvedik’teki avlunun çevresinde dolaştırmıştı. Direksiyonu iki parmağıyla sağa çevirmiş, bıraktığında çemberin orada kaldığını görmüştü. Onu iki eliyle ortalamıştı. Kemal Bey defterdeki kayda parmağını bastı.

“Değişmiş işte.”

“Değişmişse bile kutu açılmadan ilana çıkmamalı.”

Haluk, “Bu yaşta araba biraz nazlanır,” dedi. On yaşındaki araçlara kızım, otuz yaşındakilere abla diyen Haluk, kırk altısındaki Nermin’e yalnızca “Nermin Hanım” derdi.

Masadan ilk kalkan Nermin oldu. Küçük yemek bölümünde asılı The Dinner Party yerleştirmesinin çerçeveli fotoğrafının camında gerçek masa, fotoğraftaki üçgen masayı kesen uzun bir leke hâlinde görünüyordu. Nermin bakışını bir an kaldırdı, sonra on üç fincanı tepsiye dizdi. Haluk uzanıp kendi fincanını tepsinin ortasına koydu.

Nermin’in kartında ön muhasebe ve araç kayıtları yazardı. Toplantının notlarını da o tutmuştu. Kemal Bey satış hedefini anlatırken kapıda bekleyen müşteriye kahve götürmüş, döndüğünde kaçırdığı rakamı Fatih’in önündeki kâğıttan tamamlamıştı. Ay sonundaki doğum günü için pastayı kimin söyleyeceği konuşulmadı. Kemal Bey “Arkadaşımızı unutmayalım,” deyip Nermin’e baktı, herkes arkadaşını hatırlamış oldu. Mutfakta kahve bitince boş kavanoz onun klavyesinin yanına konurdu. Kimse bunu yapan eli görmez, fakat dolu kavanoz gecikince bütün başlar aynı yöne dönerdi.

O sabah bağırarak gelen bir müşteri, değişen parçanın neden faturada bulunmadığını sordu. Haluk beş dakika boyunca “Sistem öyle çıkarıyor,” dedi. Nermin fincanları bırakıp eski kaydı buldu, Fatih’in yazmayı unuttuğu parça satırını ekletti. Müşteri sesini indirdi. Haluk kapı kapanınca, “Sen insan dilinden anlıyorsun,” dedi. Nermin direksiyondaki sorunu yeniden söyleyecekken Haluk cebinden mor bir kalem çıkarıp başka bir aracın fiyatını çevreledi.

Öğleden sonra servis defterini temize çekerken direksiyonla ilgili notu alta yeniden yazdı: “Kutu açılmadan araç ilana çıkmaz.” Kemal Bey’in sabahki parmağının bıraktığı yağ lekesine baktı. Cümlenin altındaki imza çizgisine önce bir N koydu. Elini kaldırabilse mesele orada bitecekti. Kaldırmadı.

N. Usta.

Defteri Kemal Bey’in masasına bıraktı.

Yarım saat sonra Kemal Bey onu çağırdı. “Kim bu usta?”

Nermin fincanını iki eliyle tuttu. Kahve çoktan soğumuştu. Cevabı vermeden önce dudaklarını ıslattı.

“Dışarıdan bakıyor. Eski araçlara.”

“Bizim tanıdık mı?”

“Tanıdık sayılmaz. Görünmeyi sevmez.”

Kemal Bey kapıya gelen ustayı bazen bekletir, gelmeyenin iki satırını sonuna kadar okurdu. Defteri kapattı. “Bir açtıralım o zaman.”

Kutunun içindeki aşınma iki gün sonra bulundu. Haluk, ustanın iyi yakaladığını söyledi. Nermin soğumuş fincanını ağzına götürmeden elinde tuttu. N. Usta övülürken yalnızca sesini düz tutması yetti.

N. Usta’nın salı ve perşembe öğleden sonraları dosyalara uzaktan baktığını Nermin söyledi. Bunun için arşiv odasındaki küçük masa ona verildi. Odanın kapısı kapanıyor, masanın üstünde şekerlik bulunmuyordu. O iki öğleden sonra kahve isteyen müşteriler yine geldi, fakat Kemal Bey “Nermin Hanım danışmanla çalışıyor,” deyince Haluk mutfağa girdi. Dört fincan hazırladı, üçünü taşırdı, birini şekersiz isteyen müşteriye üç şekerli verdi. Çıkarken Kemal Bey sırtına vurdu.

“Sen her işe yetişiyorsun.”

Haluk o övgüyü bir hafta taşıdı. Nermin’in on yıldır yıkadığı fincanlar böyle bir dayanıklılık göstermemişti.

Nermin ilk salı kapıyı kapatınca bir süre hiçbir şey yapmadı. Koridordan yazıcının kâğıt çekişini, avludan soğuk motorların kısa kısa çalıştırılışını dinledi. Hangi kayışın gevşek, hangi marşın yorgun olduğunu kapıyı açmadan ayırabiliyordu. Sonra aylardır biriken araç dosyalarını kendi istediği sırayla düzenledi. Saat dörtte Kemal Bey kapıyı tıklatıp toplantı notlarını sorunca, “N. Usta kilometreleri karşılaştırıyor,” dedi. Kemal Bey özür dileyip çekildi. Nermin mesai bitene kadar kapıyı açmadı.

İkinci hafta Fatih, motor soğukken gelen titreşimi N. Usta’ya sordurdu. Haluk, takasa almak istemediği kırmızı araç için “N. Usta şasiyi beğenmedi,” dedi. Nermin böyle bir şey yazmadığını söyleyince omuz silkti.

“Senin usta işi biliyor ama. Beğenmezdi zaten.”

Başka bir gün Kemal Bey, N. Usta uğrayabilir diye kendi fincanını yıkayıp tezgâhtaki on iki temiz fincanın yanına koydu. Musluğun başında yakalanınca “Misafire ayıp olmasın,” dedi. Nermin’in ağzının bir kenarı kıpırdadı. Servis defterinin kapağını kapattı.

Garanti kapsamındaki bir masrafı şirket üstlenmek üzereyken Nermin, “N. Usta kullanıcı hatası ihtimalini dışlamadı,” dedi. Müşteri faturayı ikiye katlayıp “Yarısı kaç ediyor?” diye sordu. Şirket öbür yarıdan kurtuldu. Kemal Bey o ay Nermin’in ücretine küçük bir prim ekledi. Nermin parayı geri vermedi. Servis defterini her açışında parmakları aynı satırın üstünde duruyordu.

Orhan bir cuma, “Bu ustanın telefonu hiç mi çekmez?” diye sordu. Haluk güldü, Fatih tornavidayı tezgâha bıraktı. Ardından Orhan, kendi geciktirdiği parça siparişini N. Usta’nın ölçü beklemesine bağladı. Fatih tornavidayı yeniden aldı. Haluk kırmızı aracın fiyatını sordu.

İkinci haftadan sonra arşiv odasındaki iki sessiz öğleden sonranın birini N. Usta tüketmeye başladı. Fatih söktüğü parçaları Nermin’in masasına bırakıyor, Haluk araçların son fiyatını onun ağzından duymak istiyor, Kemal Bey her satıştan önce “Bir de ona soralım,” diyordu. Nermin mesai bitince kapıyı kapatıp kendisinin yetiştiremediği kayıtları tamamladı.

Gri otomobilin ilanı geciktikçe geçmişini tamamlamak ona kaldı. Defterin bazı sayfalarında adlar silinmiş, tarihler çizilmiş, yanlarına başka renkte yenileri eklenmişti. 2018’den 2020’ye kadar kilometre kayıtları eksikti. Torpidodan çıkanlara bakarak boşlukları doldurmaya başladı. İlan için “özenle kullanılmış” yazdı, sonra çıkardı. Özenin kimden kaldığını bilmiyordu.

Erdal Güner, otomobili 2016 baharında aldığında anahtarı masaya bırakmak yerine avucunda gezdirirdi. Yeni dikilmiş lacivert ceketinin cebinde henüz dağıtmadığı kartvizitleri, torpidoda aidat rakamı kırmızı kalemle çevrilmiş bir site ilanı vardı. Arabayı çalıştığı dükkânın teneke rafları önüne değil, karşıdaki plaza otoparkının girişine bırakırdı. Direksiyonu üstten, parmaklarını açarak tutar, kırmızı ışıklarda sol elindeki yüzüğü düzeltirdi.

İlk hafta bir sabah, otoparkta yanında duran anahtarsız çalışan araca baktı. Kendi anahtarını kontakta gereğinden sert çevirdi. Motor çalışınca elini çekip anahtarı avucunda iki kez döndürdü. Torpidodaki katlı Ankara haritasını çıkardı, kat yerlerini düzeltti, yeniden yerine koydu. Benzin fişlerini cüzdanında taşıdı. Akşam eşinin “Ne yakmış?” sorusuna “Ay sonunda bakarız,” der, fişleri yeniden katlardı.

Üç yıl sonra otomobili bir alıcıya gösterirken, sağa dönüşlerde direksiyonu avucunun içinden çabucak topladı. Alıcı ona bakınca elini gevşetti. Kapıdaki çiziğe kendi aldığı gri rötuş kalemini sürmüştü. Alıcı kaportaya eğilince, “Ağaç dalı, Ankara’da ağaç bulabilirsen tabii,” dedi. Alıcı güldü. Erdal, o gülerken çizikle arasına girdi.

Satış günü yeni sahibi sokağın başına varmıştı ki Erdal koşmaya başladı. Bağcıkları çözülmüş, lacivert ceketi sırtına toplanmıştı. Araba durunca torpidoyu işaret etti.

“Bir lira vardı orada. Uğur param.”

Yeni sahibi güldü. “Abi, arabayı aldık, bozukluğun hesabında mıyız?”

“Hesap değil. Onun yeri ayrı.”

Parayı alınca başparmağıyla tarihini yokladı, anahtar artık cebinde olmadığı hâlde elini aynı cebin üstünde tuttu. Otomobil uzaklaşırken sağ ön tekeri kaldırıma değdi. Erdal dönüp rötuş kaleminin bulaştığı tırnağına baktı.

Satış bedelinin yarısı masada nakit sayılmış, kalanı için üç tarih söylenmişti. Defterde ikinci tarihin yanında küçük bir telefon işareti vardı, üçüncünün yanında hiçbir şey yoktu. O günlere ait kilometre de yazılmamıştı. Yalnızca direksiyonun altındaki plastik, dizini hep aynı yere dayayan birinden kalma mat bir leke taşıyordu.

Nermin bu sahneyi defterin 2016 kaydındaki soyadından, torpidodaki yuvarlak kir izinden ve güneşte rengi ayrılan kapı çizgisinden kurmuştu. Torpidonun astarını kaldırınca 2016 basımı iki adet bir liralık madeni para buldu. “Parasını aldı” cümlesini çizdi, “Birini aldı” yazdı. Erdal’ın söylediğini düşündüğü “Onun yeri ayrı” sözü sonraki sayfada çizili kaldı.

Erdal’dan sonra ruhsatta yalnızca S. Çelik’in silik adı görünüyordu. Kenara yazılmış telefon numarası yedi hanede bitiyor, kimseyi aramaya yetmiyordu. Sürücü koltuğunun kızaklarında, boyu kısa birinin koltuğu uzun süre önde kullandığına ilişkin temiz bir iz vardı. Nermin ona bir hayat yazmadı. N. Usta boşlukları sevmezdi. Nermin o satırı da boş bıraktı.

2020 baharında Suat, CD gözünü örten telefon tutucusuna gelen adresleri takip etti. Direksiyonu sol eliyle alttan tutar, sağ eliyle teslimat çantalarının devrilmesini önlerdi. Arka koltukta kızının çocuk koltuğunun bastırdığı yerler, gün boyunca konup kaldırılan çantaların altında düzleşti. Ön koltukta fişler birikir, plastik şişedeki dezenfektan yaz sıcağında keskinleşirdi. Sürücü koltuğunun sol yanı onun her inişinde biraz daha çöktü. Durduğu küçük dükkânların kepenkleri birer birer kapandı. Siparişler çevre yolunun ötesindeki yeni bloklara ve genişleyen alışveriş merkezlerinin servis kapılarına gitmeye başladı.

Telefon bazen müşterinin adını göstermeden yalnızca süreyi gösterirdi. Suat kırmızı ışıkta ekrandaki iki akaryakıt istasyonunun fiyatını karşılaştırır, yeşil yanınca ucuz olana sapacak vakti bulamazdı. Kâğıt fişleri torpidoya iterken bir gün önceki kolonyanın kokusu dezenfektanın altında kalırdı. Radyo açık olur, haber başlayınca sesi kısılır, reklam girince yeniden yükselirdi.

Bir akşam kızı arka koltuktan kapıyı açıp geçen bisikletliyi ürküttü. Suat hiçbir şey söylemeden indi, anahtarın ucuyla sol arka kapıdaki çocuk kilidini çevirdi. Kilidi yeniden açık konuma getirmedi. Sabah ilk sipariş hastane otoparkına düştü, sonra biri eksik sos yüzünden yirmi dakika konuştu. Kilit öyle kaldı.

Koltuğun döşemesi açıldığında Suat, değiştirmeye para vermedi. Lacivert bir ipliği kalın iğneden geçirip yırtığı kendi dikti. Dikişler eşit değildi. Son ilmeği çekerken parmağını deldi, kanı dezenfektanla silip yeni siparişi kabul etti. İki ay sonra direksiyonun sağa dönüşten sonra toparlamadığını söyleyen tamirciye “Bugün çıkması lazım,” dedi. Tamirci kutuyu açmayı önerdi. Suat ekrandaki yakıt fiyatlarına baktı, yalnızca ayar yaptırdı.

“Kaç gün gider?” diye sordu.

“Nasıl kullandığına bağlı.”

“Bana kalsa yatırırım da…”

Telefon tutucusundaki ekran aydınlandı. Suat cümlesini bitirmeden yeni işi kabul etti. Nermin, servisin gönderdiği eski faturadaki “Müşteri erteledi” sözlerini servis defterindeki N. Usta notunun yanına geçirdi.

Defterde Suat’tan sonra Yalçın P. adına kesilmiş tek bir tamir fişi vardı. Numarası telefonla gönderilmiş faturanın altında unutulmuştu. Yolcu koltuğunun sırtlığı en geriye yatırılmış, emniyet kemeri tokasında eczane otoparkından kalma soluk bir makbuz sıkışmıştı. Nermin numarayı tuşladı, son haneden önce durup ekranı kapattı.

2023 baharında otomobil Melek’le Murat’ın eşyalarını Adıyaman’dan Sincan’daki iki odaya taşıdı. Binayı öğlene kadar boşaltmaları istenmişti. Murat anahtarı her seferinde yanlış cebine koyuyor, sonra elindeki koliye dirseğiyle vuruyordu. Melek, katlanmış battaniyeyi arka koltukta uyuyan Duru’nun ayak ucuna sıkıştırdı. Çocuğun dizinin yanında yarısı yenmiş peynirli bir poğaça duruyordu. Melek sol kapıyı içeriden açmayı denedi, kilit izin vermedi.

“Böylesi daha iyi,” dedi Melek. Murat anahtarı uzattı. Melek öteki kapıdan inip sol arka kapıyı dışarıdan açtı, anahtarın ucuyla kilidi yokladı.

Bagaja koliler, iki tencere ve çocuğun yatağı sığdı. Ayaklı dikiş makinesi apartman girişinde kaldı. Murat iplerle bir kez daha ölçtü.

“Dönüp alırız.”

Melek makinenin çekmecesinden beyaz bir makara çıkarıp cebine koydu. “Önce gidelim.”

Kapının önündeki komşu, makineye akşama kadar bakacağını söyledi. Murat teşekkür etmek yerine bagajı bir kez daha bastırdı. Bu kez kapandı. Arabanın içine oturunca ikisi de Ankara’daki kira miktarını konuştu. Makinenin adı bir daha geçmedi.

Yeni blokların arasına geldiklerinde navigasyon onları kapanmış bir yola soktu. Duru uyanmadan yön değiştirdiler. Otomobil sağa dönerken Murat’ın avuçları çemberin üstünde yer değiştirdi. Melek bir eliyle battaniyeyi tuttu.

Nermin bu sahneyi önce “Duru uyandı, sol kapıyı açtı” diye yazmıştı. Koltuğun altındaki kurumuş poğaça parçasını sayfanın yanına koydu. Sonra çocuk kilidinin hâlâ kapalı olduğunu fark etti. Cümleyi çizip yerine “Melek sol kapıyı açmayı denedi” yazdı.

Fatih kapıyı açtı. “Usta ne diyor, kilit değişecek mi?”

“Bozuk değil,” dedi Nermin. “Unutulmuş.”

Fatih çıktıktan sonra Nermin servis defterini kapatırken önceki sayfada kendi yazdığını hatırlamadığı bir not gördü: “Sol arka kapı içeriden açılmaz. Kilit bozuk değil, unutulmuş.” Altında N. Usta imzası vardı. N harfinin ilk ayağı onunkinden daha dikti, “unutulmuş” sözcüğündeki u harfleri ise onunki kadar dardı. Mürekkep mordu. Haluk’a sormadı. Avluda arabaya oturup dikiz aynasını düzeltti. Yüzünün sağ yarısı göründü. Anahtarı yanlış cebine koydu, bir süre iki cebini de yokladı.

Şirket kış girmeden birkaç sokak ötedeki daha küçük yere taşınmaya karar verdi. Eski yemek bölümünün duvarı boyanırken Kemal Bey, ilk dükkândan beri duvarda duran çerçeveli fotoğrafı Nermin’e verdi. “Sen dikkatli taşırsın.” Nermin onu gri otomobilin arka koltuğuna yerleştirdi. Ana yola çıkarken direksiyon sağa dönüşten sonra geri gelmedi. Nermin çemberi iki eliyle topladığında çerçeve kapıya kaydı, camı köşeden çatladı. Yeni yere vardıklarında arkalık gevşemişti. Nermin kartonu kaldırınca otuz dokuz adın küçücük basıldığı bir etiketle karton arasından katlanmış bir servis fişi düştü.

Fiş 18 Mayıs 2016 tarihliydi. Plakanın eski hâli, motor numarasının son dört hanesi ve şu cümle okunuyordu: “Sağ dönüşten sonra toplamıyor. Kutu açılmadan teslim etmeyin.” Altında N. U. baş harfleri vardı. Yazı, Nermin’in aceleyle yazdığı satırlara benziyordu. Kâğıdın kat yerindeki kir eskiydi, imzanın üstünden geçen çizginin ne zaman çekildiği belli değildi.

Üst köşede şirketin artık kullanmadığı eski amblem vardı.

Kemal Bey fişi eline aldı, önce Nermin’e, sonra çatlak cama baktı.

“Demek o zaman da bakmış.”

Haluk, “Eski kurt,” dedi. Mor kalemi kulağının arkasındaydı.

Nermin, burada çalışmaya hangi ay başladığını hatırlamaya çalıştı. Başlangıç tarihini bordrolardan çıkarabilirdi, fakat aklına ilk gelen, eski mutfakta kaç fincan olduğuydu. Dokuz mu, on bir mi? Fişi servis defterinin 2016 sayfasına iliştirdi. “Kutu yenilendi” kaydının üzerini çizmedi.

O gece defteri eve götürdü. Satış cümlesini yeniden yazmayı denedi: “Tüm bakımları kayıtlıdır.” “Tüm” sözcüğünü çizdi. “Kayıtlı bakımları yapılmıştır,” diye düzeltti, onu da çıkardı. Sabah defteri Kemal Bey’in masasına bıraktığında yalnızca “Bakımlı” kalmıştı. Kemal Bey sözcüğün yanına ünlem koymak istedi. Nermin kalemi elinden alıp kapağı kapattı.

Arabanın alıcısı ertesi hafta çıktı. Sevgi, Etlik’teki küçük yemek dükkânından hastanelere tabldot taşıyacaktı. Sevgi avluya girince Nermin ayağa kalktı. Erkekler bulundukları yerden “Hoş geldiniz,” dediler. Sevgi sürücü koltuğunu Nermin’in bıraktığı yerden oynatmadı. Aracı ilk denediğinde direksiyonu iki parmağıyla tuttu. Sağa dönünce ellerini gevşetmedi.

“Burada bir şey var,” dedi.

Haluk söze girecekken Nermin, “Vardı,” dedi. “Kutu açıldı, aşınan parçalar değişti. Yine de dönüşte elinizi bırakmayın.”

Sevgi servis defterini uzun uzun inceledi. Silinen adları, düzeltilen kilometre kayıtlarını, mor ve mavi notları gördü. “N. Usta hanginiz?” diye sordu.

Avluda kısa bir sessizlik oldu. Fatih kaput mandalıyla uğraştı. Haluk telefonuna baktı. Kemal Bey anahtarın yedeğini avucunda çevirdi.

“Dışarıdan çalışır,” dedi Nermin.

Sevgi pazarlığı yakıt üzerinden yaptı, koltuktaki lacivert yamaya başparmağını sürdü. “Bunu kaplatmam,” dedi. Anahtarı Nermin’in elinden aldı, cebine koymadan saate bakıp sürücü kapısını açtı. Motor ikinci çevirmede çalıştı. Araba avludan çıkarken direksiyon sağa döndü, sonra Sevgi’nin iki eli arasında ağır ağır ortalandı.

İçeri döndüklerinde kahveler bitmişti. Çatlak camlı The Dinner Party fotoğrafı henüz asılmamış, yeni yemek masasının karşısına dayanmıştı. Kemal Bey fincanları tepsiye dizerken on üçüncüyü boş sandalyenin önünde bıraktı.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.