W. B. Bayrıl’ın Şer Cisimler’inde Zaman, Rüya Ve Simya
Emel Koşar
W. B. Bayrıl’ın şiirleri; rüyaların masalsı, değişken ve sembolik atmosferine sahiptir. Bayrıl’ınŞer Cisimler’inin[1] sahip olduğu derinlik, rüyalardaki zihinsel/psikolojik zamanda/mekânda yer alan uçucu imgelerle örülüdür. Rüya malzemeleriyle süslenen ve zaman tarafından kuşatılan şiirlerde, harflerin simyası/esrarı dikkati çeker. Zaman ırmağında ilerleyen ve rüya diliyle kaleme alınan şiirlere simyanın büyüsü sinmiştir.
Zaman: Ölümü ve kaderi kapsayan zaman, Türk şiirinin temel temalarından biridir.Zamanın ne olduğuna yönelik Antik Yunan dönemindeki Permanides, Herokleitos, Platon ve Aristoteles gibi filozoflardan, Augustinus ve Thomas Aquinas gibi Orta çağdaki dönemlere ve oradan da günümüze dek pek çok farklı düşünür zaman üzerine birçok farklı açıklama geliştirmiştir. Augustinus İtiraflar adlı metninde, idrak etmeyi şimdiki zaman, hatırlamayı geçmiş zaman ve beklentiyi gelecek zamanla ilişkilendirerek bilişsel süreçler ile zaman arasında dikkat çekici bir bağlantı kurmuş ve zamanı (özellikle ‘şimdi’yi) Tanrı’yla beraber ele almıştır.[2]
Einstein’a göre zaman, uzaydan daha derin bir şeydir. Doğanın bütün bilgilerinin en derin ilkesi, sebep ve sonuç yasası ile bağlantılıdır.[3] “Uzay-Zaman, maddenin yapıldığı bir hammaddedir/temel ögedir.”[4]
Geçmiş şiir birikiminden faydalanan W. B. Bayrıl, şiirlerinde zamanla (kâinatın hammaddesi) hesaplaşan bir şairdir. Bayrıl’ın “MareSeranitatis” (Huzur/Sükûnet Denizi) şiirinde, kör balık gibi som zaman akıntılarına kapılıp giden insanın fosilleşen arzuları betimlenir. Zamanın sularında sürüklenen insan, dünyanın eski yaralarındaki yırtıkların acılarını taşır. Kıstırılmışlık hissinin hâkim olduğu şiirde, geçmişe bağımlılık yüzünden yaşanılan zihinsel dağınıklık ima edilir:
Etinde ağır metal taşıyan kör balık
geçiyor sessizce sularınızdan. Kamaşıyor,
dünyanın kadim yaralarındaki yırtık. Som
zaman akıntıları… Fosilleşen
arzular… (s. 25)
İnsanın geçmiş zamanla ilişkisi onun yaşantısı, hayatı anlamlandırması ve değerlendirmesiyle yakından ilgilidir: “Olmuş bitmiş her şey sadece olup bitmesiyle kalmamakta, gelecekle ilgili seçimlerimizi biz farkında olmasak da etkilemektedir.”[5]Bayrıl’ın “Histerezis” şiirinde tabiat olaylarındaki gecikme, zamanın ritim bozukluğu ve hayattaki aksaklıklar dile getirilir. Şiir öznesinin hayat ikilemini zaman ekseninde anlamlandırması ve değerlendirmesi dikkati çeker:
Ellerimin hafızasına kayıtlı hepsi.
Sussa da zamanın çekilirken, geride
bıraktığı onca meyus öte beri (s. 26)
Şimdiki zaman, gerçek oluşun ve şu ânda oluşun gerçekleştiği temel bir zaman boyutudur. Geçmiş zaman olan biten şeyleri kendisinde hapseden ve onlardan izler taşıyan bir boyut olarak gelecek zaman da muhtemel oluşları ifade eden bir boyut olarak karşımıza çıkmaktadır.[6] İnsan bilinci zamanı üç farklı boyutlu bir akış şeklinde, süreklilik, kesintilik, öncelik ve sonralık temelinde algılar: “Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman arasında yaptığımız ayrım bilincimizin bir aldatması da olabilir.”[7]
Bayrıl’ın “Gül, Ey Saf Çelişki” şiirinde, musikinin simgelediği zamanın akışı (geçmiş, şimdi, gelecek) bozulur. Zamandaki ani kayma, insanın öncelik ve sonralık temelinde algıladığı hayattaki kesinti veya bilinçteki aldanmadır. Zamandaki değişiklik (baş dönmesi), insanın var oluşsal kaygılarını tetikler ve onu huzursuz eder:
Taşta uyuyan bir gül
imgesi. Rüzgâr sürtünür yapraklarına.
Zamanda ansızın bir kayma. (s. 44)
Bergson, zaman boyutlarından birinin diğerine tercih edilemeyeceğini, her üç zaman boyutunun birbirlerinden ayrılamayan bir bütün ve durmadan ilerleyen birlik oluşturduğunu ifade eder.[8] “Geçmiş zaman her zaman arkasında bir ‘iz’ bırakırken, gelecek zaman bir belirsizliği şimdiki zaman ise bilincin doğrudan doğruya verileriyle ilgilidir.”[9] Hilkatin ışıyan sözleriyle bezeli bir şiir olan “Kalbimdeki Harf”te, akışkan bir bütün olarak ilerleyen zaman, yokluğun kardeşi olarak görülür. Harfler, zamanın özellikle geçmişin (çocukluk) yükünü taşırken insanı geleceğe (ölüm) doğru iter:
Ey Zaman, Yokluğun kardeşi
Zaman! Çocukluk, Allah’ın Arz’a
tebessümüdür. (s. 47)
“Kalbimdeki Harf” gibi W. B. Bayrıl’ın harfleri temel alan “Merdiven”i[10]de Ahmed Hâşim’in aynı adlı şiirine naziredir. Geçmişin (çocukluk) seyredilmesi üzerine kurulu şiirde harfler, merdiven şeklinde dizilerek sürçen musiki vurgulanır. Çocukluğa sarkıtılan cam merdivenin (hayat) kırılganlığı ve musikinin (zaman) devamlılığının sekteye uğraması Dalida’nın şarkısından alıntı (Ilsontchange’machanson’ [Şarkımı değiştirdiler.]) yapılarak ifade edilir:
Çapraz saatlerin arasında gezdirilen
fesleğen. ‘Kalbin maziyi seyretmesi
gibi’… Çiziliyor usulca, aklığından
soyunmuş bir kadın sesi: ’Ilsontchange’
machanson’ ve sürçüyor musiki. (s. 12)
“Süre, az sayıdaki ayrık halin ardışıklığından başka bir şey değildir, fakat onun varlığı bu evrimden, bu süreden aldığı bulanık duygu ile örtüşür.”[11] Bayrıl’ın “Babil”[12] şiirinde, ardışık şekilde ilerleyen zamanın uğursuz (bulanık) yılan nağmeleri insanı örümcek ağı gibi hapseder ve boğar:
Zaman, ankebut zaman! Sen
tenimden sökül! (s. 48)
Zaman akıntılarında ilerleyen şiirlerden biri olan “Gayya!”da zaman, kâinatın sırrını saklayan musiki ırmağı şeklinde tasvir edilir. Zamanın uykuda oluşu ise rüyadan ibaret olan dünya zamanının (gayya[cehennemde bir kuyu ve nehir] gibi) geçiciliğini ifade eder:
Biliyorduk, ışıldayacaktı bir gün
nasıl olsa, hiçliğimizden düşen eğreti
gül, ağaç içre uyuyan zaman ötesi
kâğıtta. (s. 55)
W. B. Bayrıl’ın şiirlerinde,DîvânuLugâti’t-Türk’te geçen “Öd keçer kişi tuymasyalngukoglımenggükalmas (Zaman geçer kişi anlamaz, insanoğlu ebedî kalmaz.)”[13] ifadesindeki gibi zamanın yönü ölümden yanadır. Şiirlerde, sözcükler zamanın halkalarını (geçmiş, şimdi, gelecek) tamamlarcasına bütünlük oluşturur. Metinlere zaman labirentinden çıkmaya çalışan insanın isyanı siner. Zaman sularında ilerleyen şiirlerin kırılgan musikisi de dikkati çeker.
W. B. BayrılŞer Cisimler’de zamanın dilinden konuşur. Şiirlerde, hatırlanan çocukluk döneminden hareket edilerek zamanın hayatta deprem etkisi yaratan gücü vurgulanır. İnsanın avuçlarından kayıp giden zamanın hızı ve ömrün kırılganlığı tasvir edilir. Tenin cam tapınağında, körelen arzular kelimeleri (zaman) aralar. Sözün aralanması, şiirle zamanın dondurulmasıdır. Hâfızanın çekim gücü (manyetik alanı) geçmişe yöneliktir. İnsandaki arka bahçe (geçmiş) ise varoluştur.
Yunan mitolojisinde zamanın efendisi Kronos (Satürn), çocuklarını (insanlar) yer. W. B. Bayrıl’ınŞer Cisimler’inde ise geçmişin yükü şimdiki zamanın omuzlarına yüklenir ve zamanın sınırları sorgulanır. Geçmişle geleceğin kesişmesi, insanın sıkışmışlık hissi ve zaman çemberini kırma arzusu, yazgının pençesinde dile getirilir. Hayatın döngüsüne (doğum-ölüm, gündüz-gece) uyum sağlamakta zorlanan, kendi düzleminde yaşamak isteyen insanın bunalımı ve çelişkileri betimlenir. İklimi zamanın ritmiyle değişen şiirlerin başat yönü dolaylı anlatımdır. Zamanın prizmasından geçen, kaderde sürüklenen insanın hayatın akışını durdurma ve ters çevirme arzusu vurgulanır.Bayrıl’ın zamanın (Tanrı) görünmez iplikleriyle örülen şiirlerinde, Spinoza’nın öğretisindeki gibi her şeyin Tanrı’nın yansıması olduğu vurgulanır. İnsan, zamanda asılı kalmıştır.
Rüya:Zihinsel zamanın bir ürünü olan rüya, hayatın diğer yüzüdür. Uyuyan insanın bilinçaltının bilince yolladığı mesajların sembollerle ifadesidir. “Rüyanın kendisine gelince o, geçmişin yenibaştan hayata kavuşmasından başka bir şey değildir.”[14]Shakespeare “Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmayız biz ve uykuyla çevrilidir küçücük hayatımız.” der. Rüya malzemeleri, uyku hâlindeki belleğin katmalarını ve karmaşık yapısını yansıtır. “Rüyalara farklı duyular tarafından sağlanan malzemelerin oluşturucu gücü, rüya görenin gözleriyle, kulaklarıyla ve bedenin yüzeyi ya da içerisiyle algıladığı muğlak ve belirsiz duyumları kesin ve belirli nesnelere çeviren güç bellektir.”[15]
“Bellek, dağınık anı parçalarını toplar ve uyuyan kişinin bilincine bunları tutarsız biçimde sunar.”[16]Rüyalar, geçmişi (anıları) ve geleceği yansıtan ayna niteliğindedir. “Anılarımız, belli bir anda, bağdaşık bir bütün ya da deyiş yerindeyse bir piramit oluştururlar; bu piramidin sürekli değişen tepe noktası şimdiki zaman ile örtüşür ve onunla beraber geleceğe uzanır.”[17]
W. B. Bayrıl’ın “Tayfalar” şiirinde, akşamları limana rüya taşıyan gemideki tayfaların hayata rüya (hayal, kimya) ile direnişleri ifade edilir. Metinde su/deniz, anıların sığınağı olan belleğin, içinde yaşanılan zamanın ve hayallerin (gelecek zaman) simgesidir:
Haylidir görünmedi, akşamları
limana rüyâ taşıyan ince gemi. (s. 18)
Rüyalar, insanın kendisinden sakladıklarıyla ve bastırdığı duygularıyla yüzleştiği zihinsel mekânın zamana yayılan görüntüleridir. “Freud’a göre rüyalar bastırılan ya da olması istenen arzuların giderildiği yerlerdir.”[18] Carl Gustav Jung’a göre ise“Düş, ruhun en içsel bölümünde saklananların, egobilinci oluşmadan da var olan ve her zaman var olacak olan ruha, yani karanlık kozmik geceye açtıkları küçük ve gizli bir kapıdır.” der.[19]
Rüyanın kıyısındaki “Çit” şiirinin kozmik ağın tutsağı olan öznesinin ruhu, ay çarpması (hâfızda sık sık nükseden hastalık) sonucunda kamaşır ve çırpınmaya başlar.O, kelimelere sürtünerek geçen ay dalgalarına karşı aciz kalan rüyaya (çitin ötesi, gizli kapıdan girilen zihinsel mekân) sığınır. Geçmiş, yangında ilk terk edilecek eşyadır. ÇünküEpikuros’un dediği gibi “Eşya insanda iz bırakır, mühür balmumunda nasıl iz bırakırsa.”İnsanıngeçmişi yansıtan eşyayla karşılıklı etkileşimi vardır:
Mâzi — Yangında ilk terk edilecek eşya!
Hâlesi yitmiş, karbona bırakılmış aciz
rüyâ. Karşılık bile veremiyor, onu âşina
kılacak kristalin bir anlık bakışına.
Öyle ki dil, şimdi arzudan ücra. (s. 36)
Nusret Kaya; rüyaları üst beyin rüyaları (Korteks takıntılarını içerdiği için aradaki bağlantılar kolayca kurulabilmektedir.), şuuraltı rüyaları (Şuuraltı takıntılarını içerir. Arzular sembollerle yer alır. Psikanalistler tarafından analiz edilebilir.) ve alt beyin rüyaları (Tanımı ve analizi çok zordur.) şeklinde sınıflandırır.[20] Rüyalar, bireyin arzu ve güdüleri temelinde şekillenerek kişiler arası ilişkileri, duygu durumunu ve yaşam olayları ile ilgili ipuçlarını içerir.[21]“Rüyalar hayattan kopuk ve kendi başına hareket eden olaylar değildir... Rüyaların en temel işlevi psikolojik dengemizi düzeltmeye çalışmaktır. Jung buna ‘rüyaların psişik yapıdaki telafi edici rolü’ der.”[22]
Bayrıl’ın “Ödünç Irmak” şiirinde hayat, rüyası ödünç bir ırmak gibi ölüme doğru akar. Metinde, kâğıt ve mürekkebin simgelediği şiir (yazı), rüyalarla (bireyin bilinçaltını ve arzularını yansıtan imgeler) hayatın olumsuzluklarını telafi ederek insanın psikolojik dengesini düzeltir:
Hayat: — Rüyası hepimize ödünç ırmak!
Anladım. Sürermiş ne yapsak, gövdenin
gölgelerle temâsı. İşte defneler dağıldı.
Uykuya çekildi mürekkep. Kâğıt boşaldı. (s. 59)
“Düş bir gizin açığa vurulması, ama eksik terimlerle açığa vurulmasıdır. Ne toplumsal bir gösteri ne de anlaşılma yoludur.”[23]“Bilinçli aklın sübjektifliğine karşılık bilinçdışı objektiftir. Kendisini çelişkili hisler, fanteziler, duygular, ani dürtüler ve rüyalar şeklinde gösterir ve bunların hiçbirini insanın kendisi yapmaz, ona nesnel olarak gelir.”[24]Rüya, insanın kendisine sembollerle seslenişi ve bastırılmış arzularını keşfedişidir.
İslâm geleneği rüyaları kaynakları bakımından üçe ayırır: Rahmani rüyalar, nefsanî rüyalar ve şeytanî rüyalar.[25] İnsanın bilinçaltının ve yaşantısının ürünü olan rüyalar, onun inançlarının, ihtiyaçlarının ve hayatla kurduğu bağın göstergesidir.
En’âm Suresi’nin 32. ayetindeki “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka değildir! Âhiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır.”, AnkebûtSûresi’nin64. ayetindeki “Dünya hayatı boş bir oyalanma ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur.” ifadeleri ve Mevlânâ’nın “Dünya hayatı bir rüyadan ibarettir.” sözü, rüyayı/oyunu andıran dünya hayatının geçiciliğini vurgular.
Rüyalar yalnız gören kişinin durumunu yansıtmaz. Gören kişi gibi rüyalar da bireysel, sosyal ve kültürel etkenlerin ürünüdür. Başka bir deyişle rüyalar bireyden topluma, coğrafyadan tarihe, inanış biçimlerinden kültüre çok sayıda kaynağın izlerini taşır. Bu nedenle de çok boyutlu, çok katmanlı bir anlamlar toplamını içinde barındırır.[26]Rüyalar; kişinin, onun yaşadığı coğrafyanın ve toplumun aynası niteliğindedir.Bayrıl’ın rüya temalı şiirleri de onun inançlarının, kültürel birikiminin ve sosyal ilişkilerinin izlerini yansıtır.
Freud, rüyaların bütünüyle psişik kaynaklı olduğu görüşünden hareket etmektedir. O, rüyaların doğru değerlendirilmesi için iki kavram öne sürmektedir:
1. Rüya metni,
2. Rüya düşünceleri (rüyanın ne ima ettiği, rüyanın arkasında ne yatmakta olduğu meselesi).[27]
W. B. Bayrıl, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan alıntıyla[28] rüyanın şaşırtıcı süratinden, kinkâr bir musiki gibi ona refakat eden sesinden, uyandıktan sonra hissettiği keder, hayret, korku gibi acayip ve isimsiz duygudan bahseder. W. B. Bayrıl’ın rüya metni niteliğindeki şiirlerinde (rüya düşünceleri); belleğin katmanlı yapısını,anıların, geçmişin, içinde yaşadığı toplumun ve gündelik hayatın izlerini taşıyan rüyaların telafi ettikleri imgelerle (ima yoluyla) ifade edilir. Arzuların simgeleşerek ve sansürlenerek yer aldığı rüyalar, hâfızaya ışık tutarken zaman hattında ilerler.
W. B. Bayrıl, Nâilî’nin “Mestânenükûş-ı suver-i âleme baktık/Her birini bir özge temâşâ ile geçtik.” dizelerindeki gibi dünyaya (dünyanın nakışlarına) rüyanın penceresinden bakar.
Bayrıl’ın rüyalarla örülü şiirleri (rüya ormanları), zamanın ve belleğin derinliklerine açılır. Kendi yaktığı ışığın parlaklığını ölçemeyen insanın arayışlarla dolu ruh hâli, rüyaların çerçevesinde tasvir edilir. Ayna niteliğindeki rüyalarıyla dans eden ve arzularını dizginlemeye çalışan insanın tırnağı, zamanın ağına takılır.
Simya:“Tıpkı demirci, ondan da önce çömlekçi gibi, simyacı da ‘ateşin efendisi’dir. Ateşi kullanarak maddeyi bir halden diğerine dönüştürür.”[29] İnsanın ateşe hâkimiyeti, maddeyi/toprağı ateşle fethetmesi (ateşle maddenin ve toprağın şeklini değiştirmesi) ve taştan/topraktan âletler yapması; tabiatı dönüştürmesidir. İnsanın söze hâkimiyeti ise, sesleri simgeleyen harfleri musikiden faydalanarak simyadaki gibi şiire dönüştürmesidir.
Kimyanın daha mistik hâli olan simya (dönüşüm); maddenin/insanın çilesini, ölümünü ve dirilişini (maddenin/insanın arındırılarak cevhere dönüşü) simgeler.[30] Cevher (öz), kimya/simya aracılığıyla ortaya çıkarılır.W. B. Bayrıl’ın “Tayfalar” şiirinde, akşamları limana rüya taşıyan gemideki (dünya) tayfalarınbekleyişi (mercanlar gibi) tasvir edilir. Ayini andıran denizdeki (kâinat) yokluk hissinin kaynağı, insanın dünyadaki çilesinin bitmesini beklemesidir. İnsan, ölümle (simya/kimya) arınarak özüne (cevher) ulaşacaktır:
Zarif bir kuyruk darbesi
bozar sonra bu sihri. Biter eriyen ayla
defne kokulu ayinimiz. Ey ruhumuz
dan eksilen kimya! Ey yatışmaz
yokluk hissi! (s. 19)
Divân şiirinde; varlıkların görüntülerinin büyü ile değiştirilmesi, bir varlığın büyü ile yok edilmesi, kayıp bir nesnenin büyü ile bulunması, simya ile oluşturulan görüntülerin etkileyici, dayanıksız ve sahte olması üzerinde durulur. Simya, kimya ve diğer gizemli ilimler hedefe ulaşmak için harflerin/kelimelerin gücünden yararlanmaktadır. Harflerin esrarını çözenlerin bütün varlıklar üzerinde tasarrufta bulunabildiğine inanılmaktadır.[31] W. B. Bayrıl da arayış temalı şiirlerinde, büyüyü andıran kimyanın/simyanın etkileyiciliğinden ve harflerin gücünden faydalanarak kâinatın esrarını çözmeye çalışır.
Kimyayı, sihri ve harflerin gizemli yönlerini (ilm-i huruf) çağrıştıran simya; işaret ve simge anlamındadır. Simyakâr (sihirbaz) şair W. B. Bayrıl; harflerin (sesin, sözün), bütün varlıkların gizemini çözen ve onlara hâkim olan bir konumdadır. Şair, bu yeteneğini ve gücünü şiirle (simya metni) sergiler. Simyanın hayata ve insana dair her şeyi kapsayan bilgelik, azim, sabır ve sırlar ilmi olduğuna inanılır. Şiir de simya gibi bilgelik, azim, sabır ve damıtma (sesi/sözü damıtma) sanatıdır.
Bayrıl’ınsesi titizlikle damıtarak kaleme aldığı “Sen Yıldızını İzle” şiirinde, söz arza teyellenir. Şiirde, kedere ve aşka lehimlenen harflerin (söz, şiir) kimyasından bahsedilir. Kitapta yer alan diğer şiirlere göndermelerle ilerleyen metin (şiirsel içindekiler bölümü), uçucu imgelerle sırlar âlemine açılır:
Erirdi havada
uçucu kimya,
ziyaret
bitince (s. 73)
“Dökümcüler ve demirciler simyacılar gibi ateşin efendileridir, hepsi de Doğanın işine yardım ederek zamansal ritmi hızlandırır ve sonuçta zamanın yerine geçer.”[32] Zaman, her şeyin hâkimidir.Bayrıl’ın“Sen Yıldızını İzle”şiirinin öznesi, zamana esrarlı harflerle (sesin/sözün ritmi) meydan okur ve ona hâkim olur.
Simyasal işlem; ulaştığı renk, basamak, metal ve yaşamla ilişkisi (doğum, ölüm) bağlamında değerlendiriliyordu. Simyasal simgeler; harflere dayalı simgeler, yedi gök cisminin işaretlerine dayalı simgeler, zodyak (burçlar kuşağı) işaretleriyle bağlantılı simgeler, karanlık bilimlerin simgeleriyle ilintili imgeler ve basit geometrik şekillere dayalı simgeler şeklinde sınıflandırılmıştı.[33]
Simya metinlerinde, renkleri ve uçuculuğu göstermek üzere kuşlar (örneğin tavus, kuzgun, kuğu) kullanılmıştı… Melek figürü ise süblimleşmeyi, uçucu ilkenin havada yükselişini simgeler.[34]Bayrıl’ın “Sen Yıldızını İzle” şiirinde; esrarlı harflerle, karanlık imgelerle, uçucu renklerle, ırmağın (zaman) musikisiyle ve melek figürüyle kâinatındönerek yoğunlaşan/başkalaşan hâli (var oluş) tasvir edilir.
Simyada; arayış, birleşim, ayrışım ve dönüşüm esastır. Özü (maddenin/ruhun/hayatın sırrı) arayış üzerine yoğunlaşan ve sebat ilmi olan simya, esrarlı bir âleme kapı aralar. Şiir/simya işçisi W. B. Bayrıl, simya süreci gibi aşamalardan geçirerek son hâlini verdiği ve kâinatın sırrını aradığı şiirlerinde, harflerin kimyasından faydalanarak sözün esrarlı dünyasına kapı aralar.
Kaynakça
ALEXANDER, Samuel, Spinoza ve Zaman, Çev: Berk Yaylım, Fol Kitap, Ankara 2022.
Asiye Hatun, Rüya Mektupları, Haz: N. Ahmet Özalp, Büyüyenay Yayınları, İstanbul 2018, (Sunuş: s. 7-16.)
BAYRIL, W. B. ,Melek Geçti, Granada Yayınları, İstanbul 2012.
BAYRIL, W. B. ,Şer Cisimler, Mühür Yayınları, İstanbul 2023.
BERGSON, Henri, Rüya Üzerine, Çev: Canberk Şeref, Pinhan Yayıncılık, İstanbul 2024.
BERGSON, Henri, Zihin Kudreti, Çev: Miraç Katırcıoğlu, MVY, İstanbul 1959.
BERGSON, Henri, Metafizik Dersleri-Uzay-Zaman-Madde, Çev: B. GarenBeşiktaşlıyan, Pinhan Yayıncılık, İstanbul 2019.
ELIADE, Mircea, Demirciler ve Simyacılar, Çev: Mehmet Emin Özcan, Doğu Batı Yayınları, Ankara 2020.
FREUD, Sigmund, Psikanaliz Üzerine, Çev: A. Avni Öneş, Say Yayınları, İstanbul 1994.
GÜNAY, Umay, Türkiye’de Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Akçağ Yayınları, Ankara 2021.
GÜVEN, Esra, “Rüyaların Dili: Psikolojide Rüya Çalışmaları”, Türk Psikoloji Yazıları, Aralık 2015, 18 (36), s. 15-27.
JUNG, Carl Gustav, Dışa Bakan Rüya Görür, İçe Bakan Uyanır, Haz: Özlem Küskü, Destek Yayınları, İstanbul 2024.
JUNG, Carl Gustav, Anılar, Düşler, Düşünceler, Çev: İris Kantemir, Can Sanat Yayınları, İstanbul 2024.
JUNG, Carl Gustav, Keşfedilmemiş Benlik, Çev: Canan Ener Sılay, İlhan Yayınevi, İstanbul 1999.
KAYA, Nusret, Psikoestetik, Pegasus Yayınları, İstanbul 2007.
KILINÇ, Abdulhakim, “‘Simya’ Kelimesinin Divan Şiirinde Kullanımları”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, Sayı: 21, İstanbul 2018, s. 563-588.
MCTAGGART, John Ellis, Zamanın Gerçek-Dışılığı-Zamanın A ve B Teorileri, Sonsöz: Taner Beyter, “Analitik Zaman Felsefesi ve McTaggart’in Mirası”, Çev: Zeynep Hayal Erdoğan, Berat Mutluhan Seferoğlu, Fol Kitap, Ankara 2023, s. 19-24.
REICHENBACH, Hans, Kopernik’ten Einstein’a Uzay, Zaman ve Hareket, Çev: Berk Yaylım, Fol Kitap, Ankara 2023.
ŞEN, Serkan, Etimolojinin İzinde-Kelimeden Kültüre Seyahatler, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2022.
TANPINAR, Ahmet Hamdi, “Şiire Dair”, Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergâh Yayınları, İstanbul 2016, s. 26-28.
TEZ, Zeki, Kimyanın Gizemli Arka Bahçesi: Simya, Hayy Kitap, İstanbul 2021.
TOPAKKAYA, Arslan, Felsefe, Din ve Kültürde Zaman, Say Yayınları, Ankara 2017.
[1] W. B. Bayrıl, Şer Cisimler, Mühür Yayınları, İstanbul 2023.
[2] John EllisMcTaggart, Zamanın Gerçek-Dışılığı-Zamanın A ve B Teorileri, Sonsöz: Taner Beyter, “Analitik Zaman Felsefesi ve McTaggart’in Mirası”, Çev: Zeynep Hayal Erdoğan, Berat Mutluhan Seferoğlu, Fol Kitap, Ankara 2023, s. 20.
[3] Hans Reichenbach, Kopernik’ten Einstein’a Uzay, Zaman ve Hareket, Çev: Berk Yaylım, Fol Kitap, Ankara 2023, s. 87.
[4] Samuel Alexander, Spinoza ve Zaman, Çev: Berk Yaylım, Fol Kitap, Ankara 2022, s. 31.
[5] Arslan Topakkaya, Felsefe, Din ve Kültürde Zaman, Say Yayınları, İstanbul 2017, s. 359.
[6] Arslan Topakkaya, a.g.e. , s. 334.
[7] Arslan Topakkaya, a.g.e., s. 343.
[8] Arslan Topakkaya, a.g.e. , s. 358.
[9] Arslan Topakkaya, a.g.e. , s. 332.
[10] W. B. Bayrıl, Melek Geçti, Granada Yayınları, İstanbul 2012.
[11] Henri Bergson, Metafizik Dersleri-Uzay-Zaman-Madde, Çev: B. GarenBeşiktaşlıyan, Pinhan Yayıncılık, İstanbul 2019, s. 51.
[12] W. B. Bayrıl, Şer Cisimler, Mühür Yayınları, İstanbul 2023.
[13] Serkan Şen, Etimolojinin İzinde-Kelimeden Kültüre Seyahatler, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2022, s. 56.
[14] Henri Bergson, Zihin Kudreti, Çev: Miraç Katırcıoğlu, MVY, İstanbul 1959, s. 106.
[15] Henri Bergson, Rüya Üzerine, Çev: Canberk Şeref, Pinhan Yayıncılık, İstanbul 2024, s. 44.
[16] Henri Bergson, a.g.e. , s. 44.
[17] Henri Bergson, a.g.e. , s. 45.
[18] Carl Gustav Jung, Dışa Bakan Rüya Görür, İçe Bakan Uyanır, Haz: Özlem Küskü, Destek Yayınları, İstanbul 2024, s. 96.
[19] Carl Gustav Jung, Anılar, Düşler, Düşünceler, Çev: İris Kantemir, Can Sanat Yayınları, İstanbul 2024, s. 366.
[20] Nusret Kaya, Psikoestetik, Pegasus Yayınları, İstanbul 2007, s. 11-12.
[21] Esra Güven, “Rüyaların Dili: Psikolojide Rüya Çalışmaları”, Türk Psikoloji Yazıları, Aralık 2015, 18 (36), s. 23.
[22] Carl Gustav Jung, Dışa Bakan Rüya Görür, İçe Bakan Uyanır, Haz: Özlem Küskü, Destek Yayınları, İstanbul 2024, s. 97.
[23] Sigmund Freud, Psikanaliz Üzerine, Çev: A. Avni Öneş, Say Yayınları, İstanbul 1994, s. 11.
[24] Carl Gustav Jung, Keşfedilmemiş Benlik, Çev: Canan Ener Sılay, İlhan Yayınevi, İstanbul 1999, s. 105.
[25] Asiye Hatun, Rüya Mektupları, Haz: N. Ahmet Özalp, Büyüyenay Yayınları, İstanbul 2018, s. 12.
[26] Asiye Hatun, a.g.e, s. 16.
[27] Umay Günay, Türkiye’de Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Akçağ Yayınları, Ankara 2021, s. 126.
[28] Ahmet Hamdi Tanpınar, “Şiire Dair”, Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergâh Yayınları, İstanbul 2016, s. 28.
[29] Mircea Eliade, Demirciler ve Simyacılar, Çev: Mehmet Emin Özcan, Doğu Batı Yayınları, Ankara 2020, s. 85.
[30] Mircea Eliade, a.g.e. , s. 161.
[31] Abdulhakim Kılınç, “‘Simya’ Kelimesinin Divan Şiirinde Kullanımları”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, Sayı: 21, İstanbul 2018, s. 571.
[32] Mircea Eliade, a.g.e. , s. 180.
[33] Zeki Tez, Kimyanın Gizemli Arka Bahçesi: Simya, Hayy Kitap, İstanbul 2021, s. 59.
[34] Zeki Tez, a.g.e. , s. 46-47.
Yeni yorum ekle