Ya Harry Potter Evreni Gerçek Dünyanın Büyülü Bir Alegorisiyse?

Sanat

Ya Harry Potter Evreni Gerçek Dünyanın Büyülü Bir Alegorisiyse? 

.
Ya Harry Potter evreni, bütünüyle hayal edilmiş bir dünya değilse? Ya büyücüler, karanlık tarikatlar, seçilmiş çocuklar ve görünmeyen güçler; insanlık tarihinin zaten yakından tanıdığı bir düzenin fantastik biçimde yeniden kurulmuş hâliyse? 


Bu, elbette J. K. Rowling’in metne bilinçli olarak yerleştirdiğini öne sürdüğüm kesin bir şifre değil. Harry Potter evrenine kendi bakış açımdan yönelttiğim antropolojik ve mitolojik bir okuma. Yine de hikâyeye bu gözle bakıldığında, büyü dünyasının gerçek hayattan sandığımız kadar uzak olmadığı görülüyor. 
İnsanlık, görünmeyen güçlere hiçbir zaman bütünüyle yabancı olmadı. Büyü, ritüel, kehanet, kutsama, lanet ve ruhlarla iletişim gibi kavramlar, tarih boyunca birbirinden çok farklı toplumlarda karşımıza çıktı. Wicca geleneklerinde doğa, ritüel ve büyü farklı anlamlarla ele alınırken Hristiyanlık ile İslam gibi dinlerde büyüye ilişkin bambaşka ahlaki ve teolojik sınırlar çizildi. Her gelenek görünmeyeni aynı biçimde açıklamadı; fakat görünür dünyanın ötesinde başka güçlerin bulunabileceği düşüncesi, kültürlerin büyük bölümünde bir şekilde varlığını korudu. 


Bu açıdan düşünüldüğünde Harry Potter evrenindeki büyü, hikâyenin en gerçek dışı unsuru olmayabilir. Kurgu, insanlığın binlerce yıldır tartıştığı görünmeyen güç fikrini alır ve ona okulları, kurumları, yasaları, sınıfları ve siyasi çatışmaları bulunan bütünlüklü bir toplum kazandırır. 


Hogwarts’a giden tren, bu nedenle sadece çocukları bir büyücülük okuluna taşımaz. Aynı zamanda sıradan görünen dünyanın arkasında başka bir düzen bulunabileceği düşüncesine bir geçit yaratır ve 
bu geçidin geçirgenliğini imkansız görünenin içerisinden sağlar. Peron 9¾’ün duvarı, gerçeklik ile hayal arasındaki basit bir geçit değildir; gündelik olanla saklı kalan arasındaki eşiktir. 
Dinler tarihçisi Mircea Eliade’ın kutsal ve profan ayrımı, bu evreni anlamak için önemli bir düşünsel kapı açar. Eliade’a göre insanlar dünyayı her zaman bütünüyle homojen bir alan olarak deneyimlemez. Bazı mekânlar, nesneler ve zamanlar diğerlerinden ayrılır; kutsallaştırılır ve farklı anlamlarla donatılır. Harry Potter evreninde Muggle dünyası gündelik ve görünür hayatı temsil ederken

büyücülük dünyası aynı coğrafyanın içinde saklanan, fakat farklı kurallarla işleyen ikinci bir gerçeklik olarak belirir. 
Diagon Yolu’nun sıradan Londra’nın ardında bulunması bu nedenle oldukça anlamlıdır. Kutsal ya da gizli dünya başka bir gezegende değildir. İnsanların her gün önünden geçtiği duvarların, dükkânların ve sokakların arkasında yaşamaktadır. Görünmeyen, aslında görünür olanın içinden çıkar. 


Bu gizli düzenin içinde de iyilik ile kötülük arasındaki mücadele yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir. Voldemort, basitçe güçlü olmak isteyen karanlık bir büyücü değildir. Onun çevresinde toplanan Ölüm Yiyenler, mutlak güce, korkuya ve üstünlük fikrine dayanan kapalı bir yapılanma oluşturur. Bir lidere koşulsuz bağlılık, ortak semboller, gizli buluşmalar, aidiyet işaretleri, ritüelleşmiş şiddet ve dışarıdakilere yönelen nefret… Bunların hiçbiri yalnızca fantastik edebiyata ait değildir. 


İnsanlık tarihi, kendisini mutlak hakikatin sahibi kabul eden topluluklarla doludur. Kimi zaman dini, kimi zaman siyasi, kimi zaman ırksal bir söylem üzerinden kurulan bu yapılar; dünyayı “biz” ve “onlar” olarak ikiye ayırır. Voldemort’un düzeni de aynı ayrım üzerine yükselir. Safkan büyücüler üstün, Muggle doğumlular tehlikeli, melezler ise şüpheli kabul edilir.

.

Antropolog Mary Douglas’ın Purity and Danger adlı eserindeki saflık ve kirlilik yaklaşımı burada önemli bir açıklama sunar. Douglas’a göre toplumlar “kirli” olarak sınıflandırdıkları şeylerden her zaman biyolojik açıdan tiksindikleri için uzak durmaz. Kirlilik, çoğu zaman kurulu düzenin sınırlarını ihlal eden şeylere verilen kültürel bir addır. 


Voldemort’un safkan ideolojisi de biyolojik bir gerçeğe değil, toplumsal sınırların korunmasına dayanır. Muggle doğumlu büyücüler büyü yapabildikleri için sistemin iddiasını bozar. Eğer büyücülük yalnızca “saf” ailelerden gelmiyorsa, üstünlük söyleminin temeli çöker. Bu nedenle dışlananlar tehlikeli oldukları için değil, düzenin kurmaca saflığını görünür biçimde çürüttükleri için hedef hâline gelir. 


Voldemort’un annesinin büyücü, babasının Muggle olması da bu noktada derin bir ironi yaratır. Kendisindeki “karışımı” yok edemeyen kişi, dünyayı saflık üzerinden yeniden kurmaya çalışır. Başka bir deyişle Voldemort’un savaşı, yalnızca başkalarına karşı değildir; kendi kökenine duyduğu öfkenin toplumsal bir ideolojiye dönüşmüş biçimidir. 


Harry ise bu yapının tam karşısında durur.

 
Burada kendi teorimin en tartışmalı kısmına geliyorum: Ya Harry, belirli bir peygamberin doğrudan karşılığı değil de insanlık tarihindeki peygamberî figürlerin ortak özelliklerini taşıyan modern bir sembolse? 
Harry dünyaya yeni bir din getirmez, kutsal bir kitap iletmez ve bu nedenle kelimenin teolojik anlamıyla peygamber değildir. Yine de onun hikâyesi, farklı dinlerde ve mitolojilerde karşılaştığımız seçilmiş kişi anlatılarıyla şaşırtıcı benzerlikler taşır. 


Harry'nin yaşam örüntüsüne kısaca göz attığımızda,  
1.Doğumundan itibaren karanlık bir güç tarafından hedef alınır. 
2.Çocukluğu gerçek kimliğinden habersiz geçer. 
3.Belirli bir yaşa geldiğinde sıradan sandığı yaşamının ötesindeki görevini öğrenir. 
4.İnsanları karanlık karşısında bir araya getirir. 
5.Kendisi için değil, başkalarının yaşayabilmesi için ölümü göze alır. 
6.En önemlisi, düşmanını onun yöntemlerini kullanarak yenmeyi reddeder. 


Harry’nin gücü, Voldemort’tan daha acımasız olmasında değildir. Onu farklı kılan, güce sahip olduğu hâlde gücün ahlakını sorgulamasıdır. Voldemort ölümsüzlük için ruhunu parçalar; Harry ise başkaları yaşayabilsin diye kendi hayatından vazgeçmeye hazırdır. 


Joseph Campbell’ın kahramanın yolculuğu yaklaşımı, Harry’nin anlatısındaki bu yapıyı açıklamaya yardımcı olur. Campbell, farklı kültürlere ait mitlerde kahramanın çağrıldığını, alıştığı dünyadan ayrıldığını, sınavlardan geçtiğini, sembolik ya da gerçek bir ölümle karşılaştığını ve dönüşerek geri döndüğünü söyler. Harry’nin yolculuğu da bu döngüyü büyük ölçüde takip eder. 


Yine de Harry’yi yalnızca mitolojik bir kahraman yapan şey, karşılaştığı tehlikeler değildir. Onun hikâyesini peygamberî anlatılara yaklaştıran temel unsur, taşıdığı ahlaki sorumluluktur. Harry’nin seçilmişliği ona rahatlık sağlamaz; aksine acı, yalnızlık ve fedakârlık yükler. Gerçek dünyadaki pek çok kutsal anlatıda da seçilmiş olmak ayrıcalıktan çok ağır bir görevdir. 

.
Harry’nin arkadaşları da bu nedenle sıradan yardımcı karakterler olarak görülemez. Hermione bilgiyi, Ron sadakati, Neville ise geç ortaya çıkan cesareti temsil eder. Dumbledore rehberlik sunar; ancak kusursuz değildir. Sirius aile bağının biyolojik olmaktan daha fazlası olabileceğini gösterir. Luna, toplumun “tuhaf” olarak etiketlediği insanların bazen gerçeği herkesten önce görebildiğini hatırlatır. 
Harry tek başına kurtarıcı değildir. Onun başarısı, çevresindeki insanları kendisine itaat ettirmesinden değil, birlikte hareket edebilecekleri bir güven alanı kurmasından doğar. Voldemort’un takipçileri korkuyla bağlanırken Harry’nin çevresindekiler sevgi, sadakat ve ortak sorumlulukla bir araya gelir. İki taraf arasındaki asıl fark büyü değildir. Aslında ilişki kurma biçimidir. 


Voldemort insanları araç olarak görür. Harry ise onların kaybını kendi kaybı olarak hisseder. Voldemort bölerek güçlenir, Harry bağ kurarak direnç kazanır. Birinin dünyasında korku itaati üretirken diğerinin dünyasında sevgi, gönüllü dayanışmayı mümkün kılar. Bu nedenle Voldemort ile Harry arasındaki mücadeleyi yalnızca iyi ve kötü büyücüler arasındaki bir savaş olarak okumak yetersiz kalır. Karşımızda iki ayrı toplum modeli vardır. Bir tarafta saflık, korku, hiyerarşi ve mutlak itaat; diğer tarafta çeşitlilik, dayanışma, merhamet ve seçim özgürlüğü bulunur. 
Harry Potter evreninin gerçek dünyaya benzediği yer de tam olarak burasıdır. İnsanlık tarihi boyunca topluluklar görünmeyen güçlere inandı, kutsal ile karanlık arasında sınırlar kurdu, kurtarıcı figürler yarattı ve iktidarın yozlaştırıcı etkisiyle mücadele etti. Fantastik evren, bütün bu tarihsel gerilimleri büyü aracılığıyla daha görünür hâle getirir. 


Bu benim teorim: Harry Potter evreni, gerçek dünyanın birebir karşılığı değildir; fakat insanlığın dini, siyasi ve ahlaki tarihinin büyülü bir yankısı olabilir. Voldemort, yalnızca karanlık büyünün değil, üstünlük arzusunun ve mutlak iktidarın simgesidir. Ölüm Yiyenler, bir lidere teslim edilen iradenin neye dönüşebileceğini gösterir. Harry ise tek bir peygamberin temsili değil; karanlığa karşı sorumluluk üstlenen, acı çeken ve başkaları için kendini feda eden peygamberî figürlerin modern bir gölgesidir. 
Bu evreni fantastik yapan şeyin içinde büyünün bulunması olduğunu düşünmüyorum. Asıl fantastik olan, iyiliğin karanlığı yenebilmesi için tek bir seçilmiş kişinin yeterli olacağına inanmak olabilir. 
Harry’nin asıl mucizesi ise büyü yapabilmesi değil; kendisini yok etmeye çalışan bir dünyada Voldemort’a dönüşmemeyi başarabilmesidir. 


Buse S. Gülin

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.