Yaşamın Döngü Sembolü Buğday

Şifa ve İyilik


Yaşamın Döngü Sembolü Buğday


Aynur Yüce

Bir buğday tanesi, topraktan güç alarak doğar ve güneşe doğru döndürür yüzünü. Filizlenir ve büyüyerek genç körpe yemyeşil bir bitki olur. Güneşe olan düşkünlüğü buğdayın sararıp, solmaya ve ölüme olan yolculuğunu anlatır adeta. Döngü tamamlanmadan önce, tekrar doğmak için hazinesi olan tohumlarını saklar, başaklarında. Rüzgarda dalgalanan başakların arasında tekrar olmak hayaliyle çürüyüp toprağa döner buğday... Kendi hikayesinde yaşamın döngüsünü yaşatmaya söz vermiştir bir kere.
İnsanoğlunun buğdayla tanışıklığı yeryüzü macerasının başladığı ilk günlere kadar uzanır. Günlük yaşamda her an göz göze geldiğimiz buğday, insanlık için kutsal değer atfedilmiş bir semboldür. İnsanın, buğdayı keşfetmesi ile birlikte ayrılmayan yol arkadaşları olarak, yolculuk hikayeleri başlamıştır. İnsanın buğdaya, buğdayın insana bağlılığı artmış ve yüzyıllardır bu birliktelik süregelmiştir. 
İlk yerleşik toplumlar ve en eski şehirler Anadolu’da kurulmuştur. Bu nedenle buğdayın tarihi, anadolu’nun tarihidir. Tarihin akışını değiştiren keşif olan Göbeklitepe, tarihin bilinen ilk ve en büyük tapınağıdır. Milattan önce 10.000 yılına uzanan Göbeklitepe, buğdayın atasına ev sahipliği yapmıştır. Bundan 12 bin yıl önce yaşayan neolitik çağın insanları Göbeklitepe, Nawala Çori gibi eserler inşa etmişlerdir. Arkeolojik kazılar, antropolojik araştırmalar; insanla buğdayın kesişme noktasının 10 bin yıl öncesinde Karacadağ çevresinde olduğuna işaret etmektedir. Buğday daha önce bir yerlerde var oldu mu? Bilinmeyen bu sorunun karşılığında, genel olarak kabul edilenin buğdayın ana vatanının Karacadağ olarak kabul ediliyor olmasıdır. Dünya üzerinde altın hilal olarak kabul edilen Mezopotamya, buğdaya dört elle sarılıp, o bölgenin en önemli tarım ürünlerinden biri olmasını sağlamıştır. Hala o topraklar bunun haklı gururunu yaşamaktadır.
İnsanoğlu yerleşik hayata geçmek için buğdayı bekledi… Neolitik çağın avcı toplayıcıları, buzul çağın ılıman bir iklime dönmesi ve koşulların değişmesiyle yavaş yavaş yerleşik hayata geçtiler. Büyük topluluklar halinde yaşamaya başladılar. Avcı toplayıcılar ektikleri buğdayın hasatını toplayabilmek için o verimli kutsal topraklara yerleştiler. Önce barınma, güvenlik ile ilgili problemlerini hal ettiler. Köyler, şehirler kurarak ortak alanlar yaratarak yaşamlarını sürdürmeye başladılar. Hasat yapmaya başlayınca, fazla ürününü takas yolu ile satarak ticarete başlamış oldu insanoğlu. Buğday aslında, tarım devrimine giden yolu açmış ve uygarlığa geçiş sürecinin en önemli aracı olmuştur. 
Tarıma başlamak ve yerleşik hayata geçmek insanlığın en büyük devrimlerinden biri sayılabilir. Buğday insanoğlunun beslenmesi ve varlığını sürdürebilmesi için en temel besin maddesidir. Yetiştiği topraklara kolaylıkla uyum sağlaması ve hasat edildikten sonra uzun süre dayanması buğdayın yüzyıllardır vazgeçilmez olmasında etkendir. Sapı samanı ve bütünüyle çok amaçlı kullanılabilir olması da ticari bir değer taşımasını sağlamıştır. Buğday bütün bu özelliklerinden dolayı yaşamla eş anlama gelmektedir. Yeryüzünde hemen hemen her bölgede yetişen ve yetiştiği topraklara uyum sağlamasından dolayı buğday, dünya üzerinde her daim önemini korumaktadır. Açlığın ve tokluğun simgesi olmuştur çoğu zaman.
Buğday; tohumu, bereketi, üretkenliği, erkek cinsiyetini, tohumu, sadakayı ve sevginin işaretini sembolize etmektedir. Buğday kutsal kitapta, inancın ve inanların simgesi olarak kullanılmıştır. Ayrık otu ise inanmayanların simgesi olmuştur. Buğdayın hasadı ise doğurganlığı ve verimliliğe işaret etmektedir. Hıristiyanlık inanışında, buğday sepeti fedakarlık sembolüdür.
İnsanoğlunun atası Adem’e yasaklanan meyvenin buğday olduğu dini söylencelerde geçer ve dünyanın içinde bulunduğu acının, savaşın ve çatışmanın müsebbibi olduğu, dünya sürgününün sebebinin buğday olduğu kabul edilir. Hz. Adem’e, buğday üretme bilgisi verildi ve cennetten getirilen buğday taneleri Mezopotamya’da toprak ile buluşarak başağa döndü. İlk ürünler oldukça büyük taneli olup verimliyken, Hz. Adem’in günahkar çocukları yüzünden verimden düşüp, tanelerinin küçülmüş olduğuna inanılmaktadır. Buğday, kıtlığın, açlığın ya da bereketin simgesi olmuştur. Yeryüzünde işlenen ilk cinayetin de buğday yüzünden işlendiği de söylencelerde geçmektedir. Hz. Adem’in çocukları Kabil ve Habil’in hikayesi buğday ile ilintilidir. Kabil yetiştirdiği buğday başaklarından bir tutam sunmuştu. Habil ise koyunlarından birini Tanrı’ya kurban olarak sunmuştu. Kabul görmeyen tarafın; Kabil’in öfkesi yeryüzünde dökülen ilk kan olarak kabul edilmektedir. Bu anlaşmazlığın ve cinayetin işlenmesine sebep olarak buğday gösterilmektedir. 
Yusuf Peygamber, kutsal metinlere göre firavunun rüyasını yorumlayarak yedi bolluk yılı süresince Mısır’ın mahsulünü depolamış ve halkın yedi kıtlık yılını atlatmasını sağlamıştı. “Dedi ki: Âdetiniz üzere yedi yıl ekin ekin. Yiyeceğiniz az bir kısmı dışında biçtiklerinizi başağı üstünde bırakın. Sonra bunun ardından yedi zorlu (yıl) gelecektir ki saklayacağınız az bir miktar dışında önceden biriktirdiklerinizi yiyeceklerdir. Sonra bunun ardından bir yıl gelecek ki insanlar onda (bolca) yağmura kavuşturulacak ve (meyva) sıkacaklar.” (Yusuf, 12: 47-49). Hz. Yusuf’un buğday ile ilgili rüya yorumunda, buğday, bolluk-bereket ve kıtlık sembolü olarak kullanılmıştır.
İnsanı kamil olma yolunda yürüyen insan, başı öne eğik ve dolu taneli başaklara benzetilir. Tevratta geçen bazı dualarda insanın olgunlaşma çabasını “bol buğday başaklarının dalgalanması” sembolü ile dile getirilmiştir. Kur’an, varlığını ve imkanlarını iyi işler için kullananların, başağında yüzlerce buğday tanesi olan başaklara benzeterek yüceltiyor. Sembol olarak gene buğday kullanılmıştır. Semavi inançların hepsinde buğday temel bir sembol olarak kullanılmıştır. Kuran’da yok edilmiş kavimleri ezilmiş ekinlere benzeterek, ezilmiş ekinlerle, yaşamın sonlanması arasında bir ilinti kurulmuştur.
Yunan mitolojisinde, bereket, tahıl ve hasat tanrıçası Demeter’dir. Ceres ise Roma mitolojisindeki bereket tanrıçasıdır. Ekinlerin, özellikle buğdayın sembolüdür. Bereket ve tarım tanrıçası aynı zamanda anne sevgisinin de sembolüdür. Anadolu’da Hititlerde ilahları üzüm sakallı ve buğday değnekli sembolü ile görmekteyiz. 
Rüya sembollerinde, birden fazla defa buğday başağı görmek, maneviyat ve olgunlaşma ile ilgili bir dönemin habercisi olarak kabul edilir. Hayata daha derin gözlerle bakma zamanının geldiğini de anlatmaktadır. Buğday sembolü ile Bireyin uyanışı ile derinden bir ilişki kurulmuştur. 
Buğday başakları sembol dilinde esneklik ve uyum yasasını simgeler. Rüzgara karşı koymak yerine rüzgar ile birlikte hareket eden buğday başakları her türlü zorluğa karşı mukavemet geliştirirler. Esnek olmayı, uyanışı en güzel şekilde sembolize ederler. Tüm öğretiler, insanın bu esnekliği ve yumuşaklığı göstererek olgunlaşacağından bahseder.
Buğday ve ayrık otları aslında bu boyutta insanın yolculuğunu anlatır. Zamanı geldiğinde ayrık otları ve başaklar hasat edildiğinde, insanın dünyadaki başarı durumu belli olur. 
Hasat zamanı aslında sonu ve ölümü de sembolize etmektedir. Bu boyutta kıyamet denilen sembol aslında bir temizleme ve yeni bir döngünün başlangıç habercisidir. O döngünün sonunda başak olmak ya da ayrık otu olmak ise insanın seçimidir…Yaşamın döngüsünü görmek için buğdaya, gören gözlerle bakmak yeter. 

 

Yorum

Yasemin Taç (doğrulanmamış) Çar, 18 Mayıs 2022 - 11:43

Aynur hanım ilk defa böyle bir bağ kurumuyla karşılaştım. İlginç geldi. Nimet ve külfet arasında gidip geliyor sanırım insanlık. Sevgilerimle

İbrahim Uzman (doğrulanmamış) Çar, 18 Mayıs 2022 - 11:45

Merhaba .Semboller başat etkenlerdendir. Başak tamam ama buğday biraz zorlama olabilir mi sizce de

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.