Kadın ve Sanatta Kadın İmgesi
ŞadımanŞenbalkan
Sanatın ve sanatçının kendine özgü modernist kırılmasının yaşandığı, 1970’li yıllar kendi çağının dinamiklerini 70-80’li yıllarda erken dönem “güncel sanat” pratiği içinde bugünde üretkenliğini sürdüren sanatçıların erken dönem yapıtları gündeme getiriliyor.
Toplumsal inşa süreçlerinin kültürel ve psikolojik etmenleriyle ilgilenmeye, bu dinamiklerin arka planını sorgulamaya, cinsiyetle ilgili kodların kültürel ve sanatsal farklar bağlamında şekillendirici etkisini irdelemeye çalışan kadın sanatçıların genellikle 1970’lerde ya da 1980’lerde bir kez sergilenen sonra unutulan, o yıllarda tamamen başka bağlamlarda tartışılan, tarihselleşemeden tarihin çöplüğüne gömülen yapıtların, bugünün günceliği karşısındaki konumunu irdeliyorlar.
Bu sanatçılardan Nur Koçak, Gülsün Karamustafa, Füsun Onur, Nil Yalter; yaptıkları resim ve heykellerle “Toplumsal Cinsiyet Ayrımını” irdeleyerek, yaptıkları heykel ve resimlerde kadın imgesiyle özdeşleştirmişlerdir.
Nur Koçak, “Kolaj”, 1-3, Kağıt üzerine karışık gereç, 29.5×21 cm, 1973, Sanatçının koleksiyonu.

Gülsün Karamustafa
“Antik Kentte Sabah Alışverişi" Gülsün Karamustafa"


Füsun Onur’un “Nü", resmi ifade biçimi açısından dönemin görsel retoriğinden koparak yeni bir sözü yeni bir biçimde söyleme gayreti içindedir.
Ludwig Müzesi’nde Füsun Onur Retrospektifi

Nur Kocak’ın “Fetiş Nesneler” dizisi altında özellikle Batı tüketim toplumlarında kadınlıkla özdeşleştirilen nesneleri ve görüntüleri büyüteç altına almış ve kadınlar etrafında kurgulanan güzellik ideallerinin ekonomik boyutunu gündeme getirmiştir. Kocak’ın dizi içindeki “Ruj Mihrabu” resimlerinin ilginç boyutu da bu “kadınsı” malzemeyi “erkeksi”likle özdeşleştirilen bir dikeylik ve sertlik içinde betimlemesi, hazır-olda duran bir manga gibi sıralanmasıdır.
Gülsün Karmustafa, Sanat pratiği üzerine araştırmalar, daha çok kadınlarla özdeşleştirilir ve akademide öğrenciyken hocasının ona söylediği; “Sende erkek bileği var” demesini o zamanlar anlamaz ama bu söze gururlandığını anımsadığını belirtmektedir.
Nil Yalter, Toplumsal Cinsiyet Kavramından söz edilmediği yıllarda kadın imgesini vurgulamaktadır.
Nil Yalter
Figuratif Kompozisyon
Duralit üzerine yağlıboya

Cumhuriyet’in 50’ci Yılı Kutlamaları çerçevesinde İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Güzel Sanatlar Yüksek Okulu ve İstanbul Belediyesi’nin İstanbul’da Kamusal alanlardan birine yerleştirilen heykellerden biri olan ve heykeltıraş Güldal Duyar’ın yapıtı olan “Güzel İstanbul ”un akıbeti, 1970’li yıllarda Türkiye’de siyasi otorite ile sanat arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermektedir. Türk kültüründe çıplak kadın bedeninin temsil ve teşhir biçimlerin ne denli sorunlu olduğunu ortaya koyar. 1974’yılında İçişleri Bakanlığı’nca “Türk anasını hayasızca teşhir ettiği” gerekçisiyle yerinden sökülür. Heykelin yerinden çıkarılması bununla kalmaz ve gazetelerde yayınlanan fotoğrafta heykelin söküldüğü yere erkekler çıkmış ve eril tahakkümü gösteren resimleriyle poz vermişlerdir. “Güzel İstanbul” heykelinin akıbeti bununla kalmaz, Yıldız Parkı’nda bir köşeye atılır.
Güzel İstanbul Heykeli

Toplumun geleneksel ve aile yapısını bozduğu düşüncesiyle kadın imgesini yok sayarak, muhafazakar kesimlerin “utanç heykeli” olarak nitelendirdiği sanat eseri ve sanatçısını adeta topa tutarlar. Halkın inançları gerekçesiyle “Güzel İstanbul ”la ilgili kampanya başlar ve heykel kaderine terk edilirken dönemin bürokratları ve hatta Koalisyon Hükümeti Başbakanı Bülent Ecevit’ de sanatçı Güldal Duyar’a ve eserine sahip çıkmazlar.
Sonuç olarak, sanat ve sanatçının beslendiği “Sanatta İmge” kadın imgesiyle oluşmuş eserlere ket vurmakta, iktidarın ve eril şiddetin hışmına uğramaktadır. Kadın imgesi yüzyıllardır var ama kadının imgeden öteye geçemediği bir ataerkil anlayışta var.
Tüm bu makaleleri, AhuAntmen’in Kimlikli Bedenler (Sanat, Kimlik, Cinsiyet) kitabından kaynak olarak alıntıladım. Kadının sanat ve kimlik olgusunda Kır, Dök, Tükür ve Bir Namus Meselesi Olarak Heykel ve Beden imgesini birbiriyle karışırmıştır. Türk toplumunda kadın, “ana, bacı, yenge” nitelemeleriyle anılır ve bu nitelemelerde yasakları getirerek, kadın tabulaştırılarak, imgeler otoriteyle birlikte ters yüz olur.

Ahu AntmenSanat Cinsiyet
Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri
Kaynakça:
Ahu Antmen Sel Yayıncılık 2013
İstanbul Müzesi/ https://artdogistanbul.com/fusun-onur-retrospektifi-ludwig-muzesi
Wikipedia/ https://tr.wikipedia.org/wiki/F%C3%BCsun_Onur
Yorum
Sanat
Yazin her zaman oldugu gibi biliclendirici gercekci ve somut gercekler ,,,ucuncu dunya ulkelerinde sanat kotuluklerin kaynagi gunah ayip namus dusmani ayartici olarak gorulmekte,,aci cok aci ,gelismis ulkelerde sanat guzelliklere acilan kapi olarak gorulmekte ,,,sanati istemeyen toplumlar her turlu kotulugun kaynaginin basifir heykelleri kirmak ataerkil yoplumda guc goruluyor ve pasli erkek beyninde fusiler aptaldir bunlari gorur ahlaklati bozulur panigiyle baskici saldirgan oluyorlar,,,sanatin her turunun bas taci goruldugu o guzel toplumlar goge cikarken bizim gibi yobaz geri ve ahlaksizligin diz boyu oldugu erkekkkk egemenligi surduk e batmaya mahkumdur eller.sanatla aya biz bu dunyada yaya olarak lalmaya mahkumuz Eline
Saglik Sadiman Senbalkan ,,guzel yazilarini hep yaz yuregine saglik
Yeni yorum ekle