Sonbahar Şiire Ne Kadar Değiyor?
Henry David Thoreau; ormanların sonbaharda geçirdiği değişimin kendi edebiyatlarında henüz derin bir iz bırakmadığını söyler. Sonbahar, şiirlerini pek az renklendirmiştir. Bu düşünce bende bir soruya dönüşüyor. Her yıl gözümüzün önünde değişen bir dünyadan, dilimize ne kadarını alıyoruz?
Sonbaharı yazarken elimiz hemen tanıdık sözcüklere gidiyor. Hüzün, ayrılık, yalnızlık… Yaprak daha dalından kopmadan ona bir keder yüklüyoruz sanki. Belki de bu yüzden asıl rengini göremiyoruz. Sarının içindeki ışığı, kızılın beklenmedik canlılığını, dökülen şeyin bir süre daha parlayabildiğini.
Bir ağacın önünde durmakla onu şiire almak başka şeyler. Gördüğümüzü sandığımız yerde, daha önce okuduğumuz bir dizeyi hatırlıyoruz. Yaprak düşüyor; biz bildiğimiz vedayı yazıyoruz.
Oysa Eylül’ de akşamın biraz erkene çekilmesiyle yarım kalan bir iş, ansızın hatırlanan bir yüz.Ekim’in henüz söylenmemiş ayrıntıları olmalı. Yağmurdan sonra kaldırıma yapışan bir yaprağın ince damarları. Kasım’da seyrelen dalların arasından ilk kez görünen karşı pencere.
Thoreau’nun cümlesi bana şiirin dünyaya bakışını da yeniden düşünmeyi öneriyor olmalı! Belki de sonbahara hangi duyguyu vereceğimizden önce, onun bize ne gösterdiğini sormayı.
Bugün bir yaprağa uzun uzun baktım. ‘Sararmış’demek yetmedi. Bir süre başka sözcük de bulamadım. Sonbahar, belki tam da orada değdi şiire.
‘SONBAHAR’ SÖZLÜĞÜ
Akşam: Yahya Kemal geliyor aklıma ve bir İstanbul’a bakmak Çamlıca’dan.
Portakal: Gökyüzündeki güneşi andırır ve bir şiir gülümsemesidir, görebilene.
Yağmur: “Ay Güneşlenirken” adlı şiir kitabımı düşündüm de kimseye yağmadım.
Nar: Şiir ustam Haydar Ergülen kırmızı bir şenliktir, her şiiri biriciktir, derinlikli.
Eylül: Nedense bendeki sesiyle Ahmet Haşim yalnızlığı, oysa zaman terzisidir.
Sis: Tevfik Fikret şiirini gözden ve gönülden uzak tutmak mümkün müdür?
Elma: Elbette Cemal Süreya'nın o müthiş şiiri. Yanında tarçın ve muhabbet ister.
Toprak: Aşık Veysel’ in sesi değdi söze, 'uzun ve ince' bir yolculuktur şiir.
Kestane: Öyleçekici bir kokusu vardır ki, sanki sonbahar geldi sanırsınız.
Ayrılık: Atila İlhan arada sırada aşık olur, öyle böyle değil, her şeyi birbirine bağlar.
Hüzün: Şairlerin gecesine, hecesine, sesine karışılmaz, Hilmi Yavuz tam karşımda.
Sessizlik: İşte, sevdiğim yer tam burası, bilgeliğin odası, dünya kütüphanesi.
Özlem: Mesela Nazım Hikmet, memleketim memleketim diye diye aşkla yaşadı.
Kuşlar: Nerede bir bahçe görsem Van Gogh sarısı, oraya mutlaka bulut çizilmelidir.
Ayva: Herhangi bir Cahit Sıtkı şiiri, ayna sevmiyor, bari rakı olsaydı yanında.
Anı: Melih Cevdet dokunmadıysa omzumuza, kuşlar uçmaz ki bu şiirin sesinden.
Veda: Asla veda etmeyeceğim bir şairdir Edip Cansever, o hep 'bakmalar denizi'.
Ekim: Turgut Uyar şiirlerini yeniden okumalı, Votka çiçeği Tomris öyküleri.
Kasım: Canım acır nedense, Orhan Veli ve ÖzdemirAsaf arasında güzle aynı dalda kalmışım.
Alacakaranlık: Efsanedir Ahmet Erhan şiirleri, savrulur hep savrulur hazan gülleri.
Ürperti: Ne zaman bir Ece Ayhan şiiri okusam, mevsimlerin gözleri usulca kapanır.
Eser Ceran Erdi
Yeni yorum ekle