Kinder, Küche, Kirche’den AileYılı’na: Tarih Tekrarmı Ediyor?

Kültür

Kinder, Küche, Kirche’den Aile Yılı’na: Tarih Tekrar mı
Ediyor?


Tarih boyunca iktidarlar kadınları “en kutsal görevlerine” (!) geri döndürmek için sayısız
yöntem denedi. Kimi anneliği ödüllendirdi, kimi çalışmayı yasakladı, kimi boşanmayı
engelledi. Ama hepsinin ortak bir derdi vardı: Kadınları birey olarak değil, aile içindeki
rolleriyle tanımlamak.
Ve işin ironik yanı, bu taktiklerin hiçbiri yeni değil! Bugün “Aile Yılı” adı altında
önümüze sunulan söylemler, tarihte defalarca denenmiş, defalarca çökmüş ve kadın
mücadelesiyle yerle bir edilmiş politikaların yeni ambalajlanmış versiyonu.
O halde gelin, geçmişe doğru bir yolculuk yapalım. Bakalım ;Kadının yeri evidir
diyenler zamanında ne yapmış, nasıl çuvallamış?
Nazi Almanyası: Kinder, Küche, Kirche – Çocuk, Mutfak, Kilise
Hitler yönetimi, kadınlara “asıl görevlerini” hatırlattı:
Çocuk doğur, mutfakta kal, kiliseye git.
- Kadınların üniversiteye gitmesi sınırlandırıldı.
- Çalışmaları engellendi, evde oturup annelik yapmaları için teşvikler verildi.
- Çocuk doğuran kadınlara madalya dağıtıldı.
Ama tarih kendi oyununu oynadı. Savaş çıkıp erkekler cepheye gidince kadınlar apar
topar fabrikalara çağırıldı. Dün ;Evde oturun; diyenler, bugün ;Hadi çalışın diyordu.
Kadınlar da savaş sonrası eve geri dönmedi.
E peki, madem ;Kadının yeri evdi, savaş bitince neden geri dönmediler? Demek ki pek
de ;doğal; bir görev değilmiş!
Franco’nun İspanyası: Kadınlar Evinin Süsü (!)
İspanya’da Franco yönetimi, kadınları ;evin süsü ilan etti.
- Çalışmaları yasaklandı.
- Boşanma kaldırıldı.
- Kadınların giyim kuşamı bile denetlendi.
Tabii Franco ölünce kadınlar da yerinde durmadı. Yasalar değiştirildi, kadınlar özgürleşti,
süs değil, özne olduklarını gösterdi.

 

O kadar uğraştılar, kadınları eve tıktılar, yasak koydular… Sonra? Kadınlar çıkıp
sokakları doldurdu, tarihi değiştirdi!
Mussolini’nin İtalya’sı: Kadın Çalışmaz, Çocuk Doğurur!
Mussolini’nin parlak fikri şuydu:
Kadınlar çocuk doğursun, çalışmasın.
- Çalışan kadınlara ek vergi getirildi.
- Boşanma hakkı kaldırıldı.
- Ne kadar çok çocuk doğurursan, o kadar ödül aldın.
Sonuç? Savaş patladı, iş gücü krize girdi, kadınlar mecburen çalışmaya döndü. Ve sonra
feminist hareket, bütün bu yasaları tarihe gömdü.
Tarihten ders almadılar mı, bilmiyoruz. Ama kadınların her seferinde geri döndüğünü
görememiş olmaları… Tam bir trajikomedi!
ABD’de 1950’ler: Ev Kadınlığı Cenneti
İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD, kadınlara “Evde mutlu olacaksınız” propagandası
yaptı.
- “Kadınlar, evinizde oturun, çocuklarınıza bakın.”
- “Kariyer mi? Gerek yok, ideal eş olun.”
- “Gerçek mutluluk çamaşır suyu kokusundadır.” (!)
Ama işler öyle yürümedi. 1960’larda feminist hareket yükseldi, kadınlar iş hayatına geri
döndü, özgürlüklerini kazandı.
O kadar ;evde kalın; dediler, kadınlar ne yaptı? Eve değil, sokağa çıktılar!
Türkiye’de 1980 Darbesi: Kadınlar Evde, Ordu İş Başında
12 Eylül darbesi sonrası Türkiye’de de tanıdık bir tablo vardı.
- Feminist örgütler kapatıldı, kadın dergileri yasaklandı.
- Kadın birey değildir, aile içindeki rolüyle değerlidir propagandası başladı.
- Kreşler kapatıldı, ;annelik en kutsal görevdir; dendi.
Ama feminist hareket bastırılır mı? 1990’larda kadınlar geri döndü, yasaları değiştirdi,
eşitlik mücadelesini büyüttü.
Yani? Baskıyı artır, yasak koy, kadınları eve tık… Sonra izle, nasıl örgütlenip geri
geliyorlar!

 

Ve Bugün…
Şimdi birileri çıkmış “Aile Yılı” mı diyor? Ne diyor?
Hangi yıl ilan edilirse edilsin, hangi slogan atılırsa atılsın, hangi politikalar devreye
sokulursa sokulsun, kadınları evde tutmanın, aileye hapsetmenin, birey olmaktan
çıkarmanın mümkün olmadığını tarih defalarca gösterdi.
Şimdi bazıları hemen savunmaya geçip, ;Ama siz aileye mi karşısınız?; diyecek.
Evet ya, biz hepimiz ağaç kovuğundan çıktık zaten!
Bizler aileye değil, kadınları yalnızca aile içindeki rolleriyle tanımlayan bu söyleme
karşıyız. Hepimizin bir ailesi var; kimi biyolojik, kimi seçilmiş, kimi dostlukla örülmüş.
Mesele aileyi kutsamak adı altında kadınları birey olmaktan çıkarmak, hayatlarını sadece
annelik, eşlik ya da bakım emeği üzerinden tanımlamak. Kadınlar aile içinde var olabilir
ama sadece oraya ait değildir.
Bu “aile yüceltilsin, kadın unutulsun” taktiği Hitler’den Mussolini’ye, Franco’dan 12
Eylül’e kadar kimlerin başvurduğu bir yöntemdi, anımsadınız mı?
Tarihten hiç mi ders alınmadı?
Yoksa... Kadınları eve tıkıp, sonra geri dönmelerini izlemek gibi bir fetiş mi var?
Ama bakın, tarihin bize gösterdiği net bir şey var:
Kadınları ne kadar eve kapatmaya çalışırsanız çalışın, sonra bir bakmışsınız meydanları
doldurmuşlar!
O yüzden, hadi kadınlar, cevap verelim:
Aile değil, kadınız!
İtaat değil, mücadele!
Evde değil, her yerdeyiz!
Sizce de tanıdık gelmiyor mu?

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.