Prof. Hasan Pekmezci - Yaş 13… Evden Hayata Kaçış
Röportaj: Murat Özsoy
Prof. Hasan Pekmezci 1945 Konya-Beyşehir-Üzümlü doğumlu ressam ve akademisyen. İvriz Öğretmen Okulu, İstanbul-Çapa Öğretmen Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü mezunu. 1978’de atandığı Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nde serigrafi atölyesini kurdu. 1980 yılında yazar Beşir Göğüş ve Şükran Pekmezci ile birlikte İlkokullar Türkçe kitabının hazırlanması ve resimlenmesi yarışmasında birincilik ödülü aldı. 1986’da Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde baskı resim atölyelerini kurmak üzere göreve başladı. Burada Gravür, Serigrafi ve Litografi atölyelerini kurdu. 2012'ye dek Hacettepe Üniversitesi’nde bölüm başkanlığı, senato üyeliği, Güzel Sanatlar Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1987 yılında doçent oldu. Türkiye'de serigrafi alanındaki ilk kitabı 1992 yılında yayımlandı. Yazdığı “Serigrafi” ve “Desen” kitapları ders kitabı olarak okutuldu. 1995 yılında profesör oldu. 1985-1991 yılları arasında ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nde ve 2009-2011 arasında Başkent Üniversitesi'nde Baskı Resim Atölyelerini kurdu ve derslerini verdi. 2012’de Hacettepe Üniversitesi'nden emekli oldu. 2010-2014 yıllarında Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde baskı atölyelerini kurdu ve derslerini verdi. Sanat alanında 20 ödülü bulunmaktadır. "Bir Çiçek Gibi" adlı yağlıboya tablosu Budapeşte Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergilenmektedir. Halk Bankası ve Dışişleri Bakanlığı Sanat Danışmanlığı görevlerini yürütmektedir.
***

- Hasan Pekmezci Hocam, Konya, Beyşehir, Üzümlü-Manastır Kasabası’nda doğdunuz. İlkokulu köyde okudunuz. Ortaöğreniminize Konya Ereğlisi’nde İvriz Öğretmen Okulu'nda devam ettiniz. Köyünüzden ayrılmaya nasıl karar verdiniz?
- İvriz Öğretmen Okulu sınavlarından ilkini Köy Enstitülü öğretmenimizin özel ilgi ve çabasıyla kazanan beş çocuktan biriydim. Sıra ikinci sınava gelmişti. Ancak, üvey ana sürekli şu türküleri söylemeye başlamıştı: “Biz seni okutamayız. Öyle zevzeklenme, heveslenme. Hem sende ta oralarda okuyacak kafa nerde! Çoban bile olamazsın sen oralarda…” Her dakika, her saat tekrarlanıyordu aynı türkü. Şeytan gibi bir kadındı. Babam da üvey ana ile aynı türküdeydi…
- Babanız ve üvey ananız çoban bile olamayacağınızı söylüyor. Belli ki sizi okutmaya hiç mi hiç niyetleri yok. Siz de 13 yaşındasınız. Durum hayli umutsuz görünüyor?
- İlk sınavı kazanmış ilkokul arkadaşlarımın aileleri hazırlık yapmaya başlamışlardı bile. Çünkü sınava çağrı belgesinde “ikinci sınava gelirken iç çamaşırı, pijama, havlu getirin” yazıyordu. Son gün gelmişti. Sınava girecek öğrenciler ertesi gün sabah ezanında yola çıkacaktı.
- Ertesi sabah okul kervanına katılamazsanız, tüm umutlar suya düşmüyor mu?
- Hem de nasıl. Başka bir umudum da yok ki! “Ne yapabilirim?” sancıları beynimde… Kıvranıyorum çaresizlikten, iç sancısından... Birden, aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Son bir umutla… Evden kaçtım!

- 13 yaşında bir çocuk evden kaçıp köyde nereye sığınıyor?
- Evden bu kaçış, ölüm kalım savaşından okula kaçış gibi görünse de aslında hayata kaçıştı. Kaçmasam okul hayali bittiği gibi, köyde, üvey ananın eline, insafına kalıyordum. Doğruca, benim gibi ilk sınavı kazanmış sınıf arkadaşım Cengizlerin evinin yolunu tuttum. Cengiz’in annesine koştum. “Beni sınava göndermiyorlar teyze!” diyebildim ağlayarak. Teselli etti beni… “Hele gel, otur, ağlama. Amet Emmi’ne haber iletirim ben.” dedi.
Teyze, bir yandan üvey ana ve babam aleyhine mırıldanıyor, bir yandan da oğlu Cengiz için ne hazırlamışsa bana da aynısından hazırlıyordu. Bense, “Akşam olunca Amet Emmi gelecek, ne diyecek, ne yapacak?” kaygısıyla endişe içinde bekliyordum. Ne gelen vardı ne giden.
Meğer ben eve gelir gelmez, teyze kocasına küçük oğluyla haber göndermiş: “Cengiz’in arkadaşı Hasan kaçıp bize geldi, anası okutmayacağız, babası okutamayız diyormuş.”
Benim kaçıp Cengizlerin evine sığındığımı öğrenen Amet Emmi yanına Ciroğlu Memet Dayı dediğimiz, sözü geçen köylümüzü alıp namazdan sonra kahvede sıkıştırmışlar babamı. “Bak, herkesin kazanamadığı intamı kazanmış çocuk... Mani olma garibe!” diye sıkıştırdıkça babam dayatıyormuş; “Okutamam, maddi durumum kötü, diğer çocuklarım var”.
- Okul meselesi yine ekonomik darboğazda düğümlenmiş anlaşılan.
- Aslında maddi durum bahaneydi. Evde her işi yapan çocuk ellerinden gideceği için istemiyorlar, bahane arıyorlardı. Bu konuşmalar geçerken birden Memet Dayı’nın aklına gelmiş: “Hasan’ın rahmetli anasından kalan bir ev hissesi var. Onu şimdi evde oturan Şevket’e ucuz, pahalı demeden satalım. Onun parası ile okur çocuk.”
Hemen birilerini koşturup Şevket’i bulurlar, rahmetli anamın ev hissesini ona 570 liraya satarlar. 20 lirası peşin. Gerisini babama sonra ödemesine. Bir anlamda babama sus payı. Amet Emmi bu 20 lirayı alıp eve gelir. Beni görünce babacan haliyle “Merak etme ooolum, ne iyi etmişsin. Yarın Osman Dikici Amca, Cengiz’le birlikte diğer arkadaşlarınızı da alıp sizi İvriz’e götürecek.” dedi.
- Tek bir gün içinde inişler, çıkışlarla dolu müthiş bir duygu bombardımanı yaşamış olmalısınız?
- Nasıl sevindiğimi anlatamam. Gece uyumam ne mümkün! Ne hayaller, ne hayaller… Bir yandan da yol ve sınav karabasanları… Sabah ezanıyla Amet Emmi, teyze, Cengiz ve ben külüstür köy otobüsünün yanındaydık. Diğer arkadaşlarım da ana ve babalarıyla gelmişlerdi. Herkesin yanında anası babası vardı, uğurlamak için. Benimse kimsem yoktu.
- Yolculuk nasıl geçti?
- Benzin kokusu yetmiyormuş gibi sigara dumanı ve yol tozunun sebep olduğu mide bulantısının perişan ettiği bir yolculuk oldu benim için. Köyden Beyşehir’e, Manastırlılar Hanı’na indiğimizde ayakta duracak halim yoktu, otobüs tutmasından. Bir gece burada kalmak zorundaydık. Bir odada yan yana ona yakın yer yatağında... Sabah erkenden de Konya’ya. Aynı yol sıkıntıları içinde. Konya’da daha sonraları da kalacağımız Beyşehirliler Hanı’nda bir gece daha. Başımızdaki Osman Amca hanın önüne bile çıkartmıyor, başımıza bir şey gelir kaygısıyla. Hanın altındaki çayhaneden sadece birer simit alıveriyor hepimize.
- Bir sınava girebilmek için, upuzun otobüs yolculukları ve hanlarda iki gece konaklama.
- Devamı da var. Sabah erkenden, Beyşehirliler Hanı’ndan koşarak otogara, Ereğli otobüsüne yetiştik. Karapınar çöllerinden geçerken kum fırtınaları içinde bir yolculuk... Akşam karanlığında Ereğli’ye indiğimizde ben bitkin haldeydim. Ereğli’den İvriz’e kadar yürüdük. Elimizde çıkınlarımız… 12 kilometre...
- Okul kervanınızın üç günlük zorlu seyahati, Barış Manço’nun “İşte hendek işte deve şarkısındaki, zordur almak bizden kızı” dizesini anımsattı doğrusu bana.
- Okula vardığımızda ağabeyler karşıladı bizi. Hemen yatakhanelere götürüp yataklarımızı gösterdiler. Ayakta zor duruyordum. Yol yorgunluğu, sınavı kazanamama endişesi beynimi karmakarışık yapmıştı. Burayı kazanamazsam ne yaparım, sorularıyla doluydu kafam. Yorgun, bitkin, otobüs tutmasının bulantıları içinde bir ölüm kalım sınavı bekliyordu beni. İlk büyük hayat yolculuğum böyle başladı.
- İvriz Öğretmen Okulu’nu kazandınız. İvriz’de nasıl geçti yıllarınız?
- Orta üçüncü sınıfa geldim. “Resimci Çocuk” diye anılan bir öğrenci olmuştum. Resimci Çocuk, Müzikçi Çocuk, Sporcu Çocuk önemli bir ayrıcalık sıfatıydı. Resim alanında önde gelen bir öğrenciydim. Böyle öğrenciler için İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Resim Semineri’nde daha iyi bir üst eğitime seçilip sınavla orada okumaya devam etme uygulaması vardı. Benim bu sınavları kazanacağıma, İstanbul’da okuyacağıma herkes kesin gözüyle bakıyordu. Herkesin beklentisine göre, Ekim ayında İvriz’den ayrılıp İstanbul Çapa Resim Semineri’ne gidecektim.

- İşler yoluna girmiş gibi. Ne dersiniz?
- Pek değil. Bende sorgular, sancılar başladı. Gitsem, gitmesem kaygıları... İstanbul gibi koca bir kentte ne yaparım, harçlığımı nereden bulurum, düşünceleri…
- Okulda harçlığınızı nasıl çıkarıyordunuz?
- İvriz’de neredeyse aynı yoksullukta bulunan diğer okul arkadaşlarımızla yakın köylere çapa yapmaya gidiyorduk. Harçlığımızı öyle biriktiriyorduk. Köylüler artık bizi tanıyordu, her yaz, her bayram tatili iş aradığımızı biliyorlardı. Oysa, İstanbul’da ne yapabilirdim ki!.. En iyisi İstanbul macerasından vazgeçmekti.
- Gerçekten vazgeçtiniz mi İstanbul Çapa Öğretmen Okulu’nda okumaktan?
- Evet… Umutsuzluk... Çaresizlik... Bir gün Nevruze Atilla Göksel Öğretmenim sohbet gibi tahtaya kaldırmıştı beni. “Hasan, umarım İstanbul’a gidince bizleri, okulunu, arkadaşlarını unutmazsın…” Ben boynumu büktüm, sessiz bekliyorum... Sınıftan bir arkadaşımız “Öğretmenim Hasan vazgeçti, gitmeyecek İstanbul’a.” dedi. Öğretmenim şaşırmıştı: “Ne demek… Bak Hasan, Türkiye’nin en güzel kentinde, en güzel okulunda okuyacaksın. Şimdi okuduğunuz kitapları yazan insanlar öğretmenlerin olacak. Kız arkadaşlarınızla okuyacaksınız. Sınıfınızın çoğu kız olacak. Kim bilir gelecekte bunlardan biri ile evlenirsiniz”
- Tarih?
- 1962 yılı Mayıs ayının son günleri.
- Nasıl karşıladınız öğretmeninizin bu konuşmasını?
- Peki, öğretmenim, diyebildim... Ekim ayında Çapa Öğretmen Okulu Resim Semineri öğrencisiydim. Hayatımın ikinci büyük kararıydı.

- İstanbul Çapa’da kimler öğretmeniniz oldu?
- Türkiye’nin alanında üst düzeyde olan çok sayıda eğitimcisi Çapa Öğretmen Okullarının öğretmenleriydi. Çapa İlköğretmen Okulu, Eğitim Enstitüsü ve Yüksek Öğretmen Okulu aynı çatı altındaydı. Bu nedenle her alandan muazzam bir öğretmen kadrosuna sahipti, Sanat alanında İlhami Demirci, Selahattin Taran, Hidayet Gülen, Enver Naci Gökşen gibi sanatçı eğitimcilerin öğrencisi oldum.
- Konya Ereğlisi’ndeki gibi bağ, bahçede çapa işi İstanbul’da yok. Nasıl kazandınız ekmeğinizi?
- Yaz için iş aramalarım daha Mayıs ayından başladı. Tophane İş ve İşçi Bulma Kurumu kapılarındaydım. İş? Yok. Okul kapalı. Öğretmenlerimizden biri, yatacak bir yer buldu bana. Ama bir kuruş param yok.
- Okul kapalı. Yemek yok?
- Bahçe köşesine atılmış, kedilerin, farelerin cirit attığı mutfak artıklarının içinde irice ekmekleri buldum, bahçe suyunda ıslatıp içindeki beyaz kısmı yedim. Dört gün boyunca… Sonunda, epeyce uğraşarak Taksim Osmanbey’de Lunaparkta bir iş buldum. Yevmiye bir lira. Karakterimle bin kez zıt bir iş. Ama günde bir lira kazanmak var ya... Üstelik onu harcamadan
biriktirmek de.
- Lunapark’taki işinizde yemek var mıydı?
- Yoktu. Her gece Aksaray’da kaynaya kaynaya ekşimiş mısırlardan üçü beş kuruşa alıyordum. Biri akşam yemeği, gece on ikide. Biri sabah kahvaltısı, saat 11.00 gibi. Biri saat üçe doğru, öğle yemeği. Saat 15.00 gibi başlayan ve gece 24.00’te biten lunapark işkencesi... Sıkıyönetim olduğu için korka korka Maçka’dan Taksim’e, Beyoğlu, Galatasaray, Şişhane, Tepebaşı, Unkapanı, Belediye Sarayı, Aksaray, Şehremini Çapa’ya hep yürüyerek. Giderken de yürüyerek gelirken de…
- Lunapark işiniz nasıl sonlandı?
- Bir buçuk ay sonunda 46 kiloya düşmüş, ayakta zor durabilen biri haline gelmiştim. Verem dispanserinde verem teşhisi ve Validebağ Sanatoryumu... Sınıf arkadaşlarım beni ziyarete gelirlerdi. Başta Şükran… 2,5 ay mükemmel bir tedaviden sonra daha fazla geri kalmamak için okula döndüm.
Yıl 1963. Validebağ Sanatoryumu, Hasan Pekmezci ayakta sağdan ikinci
- 1965’te Çapa Öğretmen Okulu’nu birincilikle bitirdiniz. Ya sonrası?
- Son sınıftan 125 öğrenci mezun olduk. Ben Urfa Siverek Gözelek Köyü İlkokulu öğretmeni ve müdürü olarak atandım. Ekim’e kadar orada kaldım. Köylüler çok sevdiler beni. Ama Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü sınavlarına gireceğim. Kazanacağım da belli değil ama geri dönmemem gerek. Müdür mührünü Milli Eğitim’e teslim edip yatağım, yorganım, neyim varsa köylülere verip ayrıldım. Aslında buradan ayrılmam da çok büyük bir macera demekti. Geri dönmemek için köprüleri yıkmak gibi... Oradan ayrılmasam, sanırım hep ilkokul öğretmeni olarak kalabilirdim. Bugünler mümkün olamazdı. Hayatımın üçüncü önemli dönüm noktası oldu Urfa Siverek’ten ayrılma kararım.
- 1960’lı yıllarda Resim-İş Bölümü sadece Gazi Eğitim’de vardı değil mi?
- Evet. Türkiye’nin her yerinden çok sayıda ilkokul öğretmeninin resim alanında eğitim görmek için akın ettiği tek okuldu Gazi Eğitim. Başka hiçbir yerde okuma şansımız da yoktu. Sınavı kazandım ve 1968’de Gazi’den en yüksek notlarla mezun oldum. Daha da önemlisi, çok yönlü eğitimle bugünkü kimliğimi kazandım… Ve Arifiye Öğretmen Okulu'nda göreve başladım… Beni bir bekleyenim de vardı. Çapa’dan sınıf arkadaşım Şükran Atay ile nişanlandık, 1970’te düğünümüz oldu.

- Gazi Eğitim Enstitüsü'nde hocalarınız kimlerdi?
- Hepsini neredeyse her gün sevgi ve saygıyla andığımız Adnan Turani, Nevide Gökaydın, Mürşide İçmeli, Hidayet Telli, Muammer Bakır, Veysel Erüstün, Nevzat Akoral, Kayıhan Keskinok ve Turan Erol'un öğrencisi oldum. Adnan Turani atölyesinden yetiştim.
- İvriz Öğretmen Okulu’ndaki öğretmeninizin sizi İstanbul Çapa Öğretmen Okulu’na yönlendirmesi yaşamınızın dönüm noktalarından biri olmuş anlaşılan.
- Hem de nasıl! Bir öğretmenin, ergenlik çağında bir oğlan çocuğunu motive ederken kullandığı ifadeler bile çok önemli. İvriz’de hep erkek öğrenci vardı; diyelim ki bin öğrenci erkek. Sadece iki kız öğrenci vardı. Öğrencilerin yarısı birine, diğer yarısı da ötekine âşıktı. Kız arkadaşlarınızla okuyacaksınız. Sınıfınızın çoğu kız olacak. Kim bilir gelecekte bunlardan biri ile evlenirsiniz” ne büyük motive edici sözler. Daha ilk günden başlayarak birlikte okuduğumuz arkadaşım Şükran Atay, şimdi eşim ise bunun altında öğretmenimizin sözleri var. Yaşamda kimi serüvenler kimliği, kişiliği üst düzeyde etkiliyor. Cumhuriyet öğretmenlerinin dünyası öğrenciyi anlamak, analiz edebilmek, kimliği içinde var edebilmek üzerine kurulu idi. Tılsımlı bir el gibi. Öğrencilerine aşıladıkları yaşama bağlılık bilinci mükemmeldi. İşte bu bilinç, niteliği yüksek öğretmenler ve bunların başarılı öğrencileri eğitimde zaferi getirmişti.
Bugün her önemli günde ilk aradığımız kimliktir İvriz’deki Nevruze Atilla Göksel öğretmenim. 1962 Ekim ayından beri arkadaşım, sırdaşım, yoldaşım olan eşim Şükran ile ikimiz birden ararız onu…
Ne zaman akciğer filmlerim çekilse, siz şunu şunu yaşamışsınız, diyor doktorlar. Ciğerlerim mühürlü… Yüreğimizde ise bambaşka mühürler var: Mustafa Kemal ve Cumhuriyet mühürleri…

Yorum
Sevgili Murat Kardeşim, çok…
Sevgili Murat Kardeşim, çok yakın dostlarımız Şükran ve Hasan Pekmezci’yi, senin kaleminden bir kez daha yakından tanımak, harika idi. Onlar bizim için, sıradan dostlardan çok ileri, kardeşlerimiz.
Hasan Hoca, zaman zaman , bunların bir bölümünü anlatsa da, bu denli detayı bilmiyorduk.
Bizim kuşak, kolay günlerde yetişmedi ama, Hasan Hoca’nınki tam bir yaşam savaşı… Bu zorlu yaşam savaşından çok başarılı biçimde çıkmayı
başaran sevgili dostumuzu içtenlikle ve hayranlıkla kutluyoruz.
Fırçasıyla, kalemiyle, Cumhuriyet Türkiyesi’ne daha nice yıllar , en iyi biçimde hizmet edeceğini biliyor, Sevgili Şükran’la birlikte nice sağlıklı, üretken yıllar diliyoruz.
Bu değerli röportaj için sana da
en iyi dileklerle teşekkür ediyoruz.
Hasan Pekmezci
Ne kadar güzel bir yazı okudum sayenizde bu sabah. Sevgili Hasan hocamın çok zorlu bir hayat yaşadığını biliyordum. Okul gezilerimizde o günleri yaşadığı bölgeden geçerken derin bir hüzünle bahsederdi ama bu kadar detaylı ve içe dokunan, onu daha da çok sevdiren bir röportaj okumak çok değerli oldu benim için. Paylaşımınız Çooook teşekkürler.
Mest oldum
Kaleminize sağlık, müthiş bir hayat hikâyesi. Yaşanmışlıkların, mücadelenin ve sanatla yoğrulmuş bir ömrün etkileyici anlatımı. Her satırında insanı düşündüren, ilham veren ve duygulandıran bir hikâye var. Çocukluk yıllarından bugüne uzanan bu yolculuk, azmin ve sanatın gücünü gösteriyor. Böylesine değerli bir yaşamı bizlerle buluşturan Murat Özsoy’a teşekkürler. Hasan Pekmezci hocamıza sağlık, sanatla dolu nice güzel yıllar diliyorum.
Hasan Pekmezci
Cumhuriyet’in nimetlerini devlet Anadolu’nun kısıtlı ve fakir insanına da yaşatabiliyormuş. Tarikatların eline terk etmiyormuş. Çok etkileyici bir hayat hikayesi. Değerli karı koca Pekmezci ailesini tesmin ötesinde tanımış oldum. Teşekkürler Murat…
Prof.Hasan Pekmezci-Yaş 13...Evden Hayata Kaçış
Bu harika söyleşi için çok teşekkürler sevgili Murat Özsoy,
Bazılarımıza büyük değerler katan,ne hayatlar bunlar,hüzünlü,yürek burkan ama..İşte bu amalar bir o kadar da alkışlanası, unutulmaz saygın kişiler yaratabiliyor,istemek,azmetmek,hedef belirlemek ve biraz şans ve biraz da rast gelmeler..Ne mutlu size Sayın Prof. Hasan Pekmezci, sağlıkla yaşayın, gurur dolu emeklerinizle birlikte.
Hasan Pekmezci
Hacettepe'de okurken beni okula bağlayan ,zor zamanlarımızı paylaştığımız, hayatı babamın hayatıyla inanılmaz benzeyen,ögretmen, sırdaş, çalışkanlık abidesi,dost insan. Benim için bir öğretmenden çok çok fazlası canım hocam. Bir öğrenci bir öğretmenini en çok ne kadar sevebilir diye sorulduğunda cevabı ben ve Hasan hocamdır.
Bu güzel röportaj için teşekkürlerimi sunar,canım hocama sağlıklı, mutlu uzun ömürler dilerim.
Bir Başarı Öyküsü
Müthiş bir hayatta kalma mücadelesi ve bu sınavdan başarıyla çıkan bir sanatçı, akademisyen..Hasan Hocamıza uzun ömürler diliyorum..Kaleminize sağlık❤️
Hasan & Şükran Pekmezci
İkisi de çok sevdiğim insanlardır. Ne güzel bir ropörtaj olmuş! Aklınıza sağlık, Murat.
İvriz
Kayınpederim de İvriz köy enstitüsünden mezundu, Hasan Bey'den önce. Bozkır'ın bir köyünden, Köyün fakir ailelerinden, O zamanki değerler çok farklı, öğretmenlerin (onlar da köy enstitülü) başarılı ve muhtaç çocukları yönlendirmeleri, dış dünyaya bir kapı aralamaları onun da hayatını değiştirmiş. Önce köy enstitüsü, sonra Gazi Eğitim ve Hukuk okumuş, Çevresinede okuma yönünde çok yardımcı olmuş. Cumhuriyetin o dönemde sağladığı fırsat eşitliği, kısır ve bağnaz bir çevreden kurtulmalarına vesile olmuş. Bu ilkeli nesilden çok öğretmen tanıdım. Çoğunun hayattaki duruşu ilkeli ve sorumluluk sahibi olmaları idi, bunu kendi çocuklarına da aşılamışlar. Yazıyı zevkle okudum.
İnanılmaz
Murat beyin yaptığı röportajı büyük bir heyecanla okurken cok karmaşık duygulara gark oldum; Hasan hocama olan hayranlığım ve saygım kat kat artarken kendimi hoyratça eleştirmeye başladım. Hasan hocamın zor şartlarda katettigi başarılı yola bakınca her türlü imkana sahip olan ben ve arkadaşlarımın kat ettiği gelişim yolunun ancak bir arpa boyu kadar olduğunu gördüm.
Hasan Pekmezci bey ve sevgili eşi ile gurur duyuyor ve sağlıklı, üretken nice yıllar diliyorum.
Kaleminize sağlık.
Prof. Hasan Pekmezci - Yaş 13... Evden Hayata Kaçış
İnanılmaz bir yaşam öyküsü.
Her satırı okurken, etkilenmemek ve duygulanmamak mümkün değil.
Dileriz yazılanlar geniş kitlelere de ulaşır. Teşekkür ve sevgilerimizle.
Çok ilginç bir çocukluk…
Çok ilginç bir çocukluk. Teşekkürler
Hasan Pekmezci
Ne çetin ne zorlu bir başlangıç... Hasan Pekmezci iyi ki kendinden emin yılmaz ve güçlü bir kişiliğe sahip olmuş, iyi ki devlet onun elinden tutmuş. Murat Bey'e bu güzel röportaj için teşekkürler. Hasan ve Şükran Pekmezci'nin daha uzun yıllar sağlıkla resim yapmalarını diliyorum.
Pamukpınar Köy Enstitüsü…
Pamukpınar Köy Enstitüsü devamı olan Öğretmen Okulu/Lisesi mezunu biri olarak ilgiyle ve zevkle okudum yazınızı Murat Bey. Hep hikayelerimiz benzerdir ve kişilere özeldir. Hasan Bey'e sağlıklı uzun ömürler dilerim.
Saygı ve selamlar...
Ne güzel bir anlatım…
Ne güzel bir anlatım.. zamanın zorlukları içinde yeşeren bir fidan...
Hayatın içindeki ayrıntıları çoğu zaman atlayıp geçiyoruz. Oysa atılan her bir adım ne büyük dersler içeriyor, ne büyük emeklerle atılıyor..
Sanatın güzelliği ile yoğrulmuş bir hayat ve bunu böylesi bir güzellikle anlatabilmek. Bu güzelliği ortaya çıkaran Murat Özsoy'a ve bu harika yaşam yolunu yaşayan, anlatan, örnek olan Hasan Pekmezci hocamıza sonsuz teşekkürler...
Murat Özsoy röportajı
Yokluktan çaresizlikten başlayıp yükselmeye ve zirveye nasıl ulaşılabilr; bence cesaret. Önce evden kaçma cesareti sonra ilkokul öğretmenliğinden feragat edip yeni bir maceraya atılmak da ancak macera ruhlularda olabilir. O korkmadan bu maceraya da atlamış ve sonunda başarmış.
Murat bey sizi de tebrik ediyorum bu güzel röportajı yaparak böyle yoktan var olan bir şahsiyeti muntazam bir anlatımla tanıtmış olduğunuz için.
Mustafa Yılmaz
Kaçıştan ziyade bir varoluş mücadelesi
Etkileyici ve defalarca okunası bir röportaj. Hasan Hocamız'ın biricik kızı Sevgican'ın liseden sınıf arkadaşıyım ve bu dokunaklı satırları birkaç defa okumaktan alamadım kendimi. Sevgican'ın gözlerindeki harelerden zaman zaman süzülen hüznü, yüzündeki ve tavırlarındaki olgunluğu, hatta takdir edilesi özgüvenini anlamama vesile olduğu için hem sevgili Murat Özsoy'a müteşekkirir hem de değerli babasına bir kez daha hayranlık duyduğumu belirtmek isterim.
Sanat sanat içindir ve de toplum içindir ya hani... Daha önemlisi, insanın da içindeyse sanat, için için mücadelecidir o insan, Hasan Hocamız gibi.
Topluma değer katacak nice kaçışlara saygıyla.
insanin cok duygulandiran bir hayat hikayesi
hasan hocam daha once kismen dinledigim hayat hikayenize bu kez daha kapsamli sekilde bu roprtajda okudum ve duygulandim,Yueginize saglik'saglikli uzun omerler diliyorum.Sevgili Murata da teşekkür ediyorum.Bu hiyanin ozeti;tek cümleyle ;Azim,sağlam irade ve kararlilik hiç bir engel tanimaz🙏🏼⚘
Hasan Pekmezci
Çok değerli bir röportaj olmuş. Zor bir yaşamdan yılmadan daima ileriye gitmek herkesin yapabileceği bir iş değil. Sanat dolu sağlıklı yaşlar diliyorum.
Tebrikler Murat bey, harika…
Tebrikler Murat bey, harika bir röportaj olmuş. Müthiş bir hayat ve eğitim hikayesi
Hasan hoca gibi ince ruhlu…
Hasan hoca gibi ince ruhlu bir insan bu şartların içinden nasıl çıkmış ve sabrı, direnci sayesinde kendisini nasıl yetiştirmiş, inanılmaz. Harika bir iradesi ve azmi varmış. Aslında cumhuriyetin o yıllarında, çağdaşlaşmanın Kurtuluş Savaşı Hasan Pekmezci gibi değerlerimizin fedakar çalışmaları ile devam ediyormuş. İyi ki var Hasan hocamız. Sanatı ve derin bilgisiyle kultürümüzü beslemeye devam ediyor. Sen de röportajı, akıcılığı ve ilginçliği açısından çok iyi yönlendirmişsin. Röportaj Hasan Pekmezcinin şahsında cumhuriyet tarihimize, sanata, insana ve yaşama dair birçok gerçeğe ayna olmuş. Kutlarım. Sevgiler
H. Pekmezci, söyleşi
Yüreğine, usta kalemine sağlık dostum. Eşim Nazan'la yutkunarak, ibretle okuduk söyleşiyi. Yorumlarda her şey söylenmiş zaten.
Sevgiyle, esenlikle...
Geri Besleme
Hem sorular hem de yanıtlar.
Bu "anlatı" dan, roman, öykü, dizi ve film çıkar.
Hasan beyin yaşamı ve o dönem Türkiye’de eğitimin kalitesi
Hasan bey, çileli bir yaşamın içinden bütün güçlükleri yenerek başarıyla çıkmış, toplumda yadsınamaz bir ad ve yer edinmiştir. Hala da etrafına ışık saçmaktadır ve sohbetleri doyumsuz bir zevk vermektedir. Hasan beyin eğitim yaşatıları, o dönem eğitiminin mükemmelliğini de ortaya koymaktadır. Bireyler eğitimden sonra sürekli talip ediliyor ve yeteneklerini geliştirmesi için olanaklar sunuluyor ve teşvik ediliyor. Hasan beye ve Şükran hanıma sağlık dileklerimi iletiyorum.
Tebrikler
1980 yılında, parasız yatılı Edirne Kız Öğretmen Lisesinden mezun bir kişi olarak, iyi ki Türkiye Cumhuriyetimizin bu okulları varmış da biz de okuyabildik diye minnet duymuşumdur. Hocamızın yaşam öyküsünü zorluğunun yanında muhteşemliğini de hisserek okudum. İçi kıymetli insanlar ve tertemiz saygı ve sevgi duygularıyla dolu bir yaşam. Saygılarla.
Pekmezci soyadını unutmadık!
Şükran Hocam, Çankırı Merkez Ortaokulunda bizim de öğretmenimizdi. Hasan hocam ile birlikte çok muhterem insanlardı, Sayğı ve hürmetlerimi sunuyorum.
Yeni yorum ekle