Günlük-lerde- Kamburluk
Semiha Baysal
“Kambur, Kamburumuz…” Bu sözcük,sanki söylerken bile insanın omuzlarına görünmez bir ağırlık bırakıyor. Sözlüğümüzdeyerini alan bu kelime, insanın hayatına da dokunuyor en derin yerden. Öncelikle bakalım lügatte hangi anlamlara geliyor?
“Kambur” kelimesi TDK sözlüğüne göre;
Bel veya göğüs kemiğinin eğrilmesi ya da raşitizm (kemik erimesi/yumuşaması) hastalığı nedeniyle sırtta veya göğüste oluşan tümsek.
Hayvanlardaki çıkıntı: Bazı hayvanların sırtında bulunan çıkıntı.
Eşyadaki eğrilik (İsim):Yapı veya eşyalarda dışarıya doğru olan eğrilme.
Ütü yastığı (İsim):Dikiş dikerken kullanılan ütü yastığı.
Kambur kimse (Sıfat):Vücudunda bu tümsek bulunan kişi
gibi anlamlara gelmekte.
Görüyoruz ki Türkçede günlük kullanımda “Kambur” dediğimiz şey bedensel bir eğrilik olarak karşılık bulmakta. Bu yazıyı “kambur” kelimesi üzerinden yazmamın nedeni;-tam da “Dik Durarak Yürüme Çabası”ndayken -okuduğum bir kitap oldu. Bu eserin bana sorgulattığı detaya gelince: “Bir yükü uzun süre taşıdığında mı yoksa taşıdığın yükün artık sana ait olmadığını fark ettiğinde mi kamburlaşırsın?” sorusuydu.
Kambur adlı yapıtını daha on sekiz yaşındayken yazan Şule Gürbüz şöyle diyor: “Bana sorulsa bir gün ‘Kamburunun düzelmesini mi istersin, yoksa tüm insanların kambur olmasını mı?’diye, herkesi kambur görmek olurdu dileğim.”
Bu cümleleri okuduğumda nasıl bir kibirle karşı karşıyayım dedim şaşkınlıkla. Daha sonra kitabın ilerleyen sayfalarında yazarın, hayatı anlamlandırmaya çalışmanın tamamıyla dışında, hayatın absürtlüğünü entelektüel bir kibir ve ironiyle değerlendirdiğini fark ettim. Dünya ve insanlarla hiçbir bağın olmadığı ve toplumun evlilik, iş, başarı, mutluluk gibi önem verdiği değerleriyle dalga geçen bir bakıştı bu. Aslında kalıplara sıkışan bir bakış açısının tam karşısındaydı. Bunu çok beğenmiştim. Sen de kamburun için üzül dur dedim kendi kendime. Bak ne güzel bakış açıları var oysaki.
Bir kamburu yükleniyoruz. Yükleniyoruz da KAMBUR sadece bizim olsa belki bir gün üzerimizden atabileceğiz. Ancak başkasının kamburunu taşıyoruz görevimizmiş gibi. Artık ömür boyu bizim yükümüz oluyorbukambur.Zaman zaman kendimizi, azamiyetle de birçok kişiyi öldürüyoruz kafamızda ve her yok oluşta kamburumuz daha da büyüyor. Ne bir röntgende çıkıyorne de bir aynada kendini gösteriyor bu tümsek. Bükülen ruhumuzaslında ama yürüyüşümüz dedeğişiyor, belimiz öne doğru eğiliyor adımlarımız ağırlaşırken.Hiç farkına varmadan…
Üstelik bu görünmez kamburun tanıkları da vardır. Yıllardır çekmecemizde sakladığımız bir günlük en önemli şahididir günbegün büyüyen kamburun. Sayfaları tek tek açıp bakarsak hemen anlarız ne kadar yüklendiğimizi. O günün cümleleri anın ruhunu taşıyan izler bırakmıştır zamana. Bir cümleye, bir şiire, bir fotoğrafa… Bir zamanlar ne çok yorulduğumuzu fark ederiz acımasızca.
Ne değişir? Küçülür mü bu tümsek? Büyük ihtimalle küçülmez, engel olabilseydik baştan yüklenmezdik hiçbirini. Bir taraftan da “küçülmez ama bilerek yaşar giderdik en azından” dediğinizi duyar gibiyim. Günün birinde belki de mutlu bir anımızda,bizi sırtımızdan sıkıştıran zehir, yüreğimize doğru akarken buna da alışırdık zamanla. Kamburumuzu bile bile taşımak da kaçınılmaz olurdu böylece. İnsanoğlu bu, her şeye alışıyor.
O günlüğün sayfalarından bir şiir döküldü bugün akşamüstümün hüzünlü anlarına. Kamburum çıkıverdi saklandığı yerden; daha bir belirginleşti.
Koyu karanlık ve dipsiz bir yalnızlık
İnceden bir sızı kıvrılmış yılan gibi.
Zaman durmuş aynı yerde,
Ne bir saniye önce ne de bir saniye sonra
Yosun tutan bir yüreğin içinde.
Mimoza gibi kırılgan ve
Akasya gibi kapanmış sımsıkı,
Baharı bekleyen bir gül gibi belki de.
Hayal edebilmek, açılan gülleri görebilmek…
Bütün mesele:
Zamanı tekrar döndürebilmek…
26.08.2021
Bedende görülen kamburluk değil gerçekte yaşananlar. Yıllar içinde ağırlaşan ruhun kamburluğudur yıkıcı olan. Günlüğün günahı ne? Kamburluğa günbegün şahit olmak mı? Kafka, Gogol, Virginia Woolf, Emily Dickinson hepsi günlüklerinin yakılmasını vasiyet etmişler. Yazdıklarını beğenmedikleri için. Hiçbiri kamburları görünmesin diye değil… Kamburlarıyla hemhal olmuşlar.
Ne söylersek söyleyelim ne yazarsak yazalım iğnenin gözünden zorla geçirilmiş bir iplik gibi yine günü, güne dikecektir o defter. Günlüklerin hiç günahı yoktur. O günlüğe bir kahve eşliğinde yapılan sohbetin güzelliği de yazılır bir gün.
Her kamburun bir ömrü vardır. Bir kahveyle mutluolup buharında hayallere dalıp kamburumuzu düzelteceğimiz, günlüklerimize güzel şiirler yazabileceğimiz anlara şahit olduğumuzda doğrulmaya başlayacağız.
Sayfalar kapanır, hayat değişir. Benden bu kadar dediğimiz bir anda dümdüz yürüyebileceğiz…
Günlük hala bizimdir… Kambur mu? Bendeki ömrünü tüketti. Artık başkalarının…
04.10.2026
Yorum
Sorumluluklarımız,…
Sorumluluklarımız, yaşadığımız olumsuz deneyimler ve daha niceleri… Üzerimizde biriken bu yükler, kambur benzetmesiyle ne kadar güzel anlatılmış. “Her kamburun bir ömrü vardır.” sözü de insanın içini umutla dolduran bir cümle. Kaleminize , emeğinize sağlık.
Kamburluk
Bir kahveyle mutlu olup, buharında hayallere dalıp günlüklerinize güzel şiirler yazabileceğimiz anlarınız daim olsun.💐🌸
Kambur hak.
Semiha hocam kaleminize, yüreğinize sağlık.
Yeni yorum ekle