Arife Kalender’in Yeni Kitabı Tenden Gömlek Ve Şiir Üzerine Sohbet

Edebiyat

Kalender Arife,

Tenden Gömlek,

Everest Yayınları, 2025 İstanbul

 

.

 

Arife Kalender’in Yeni Kitabı Tenden Gömlek Ve Şiir Üzerine Sohbet

 

E.C.E:Sevgili Arife Kalender, şiir sanatına verdiğiniz emeği şiir okurları ve şairler zaten biliyor. Kendi adıma soruyorum; bugüne ve geleceğe iz bırakmış bir şairimizsiniz, bu şiir yolculuğunuz hiç kolay olmamıştır öyle değil mi?

A.K: Güzel değerlendirmen için sağol Eser. İçine doğduğum ortamın sosyoekonomik yapısının, algı ve ifadelerimde farklı bir bakış açısı ve duyarlılık yarattığını düşünüyorum. Halk şiiriyle ve kültürüyle çok erken tanıştım (Türküler, maniler, masallar, gülmeceler). Yoksulluk ve yoksunluk sorularımı çoğalttı. Sözün gizil gücünü ve değiştirici özelliğini gördüm, bildim ve kendime aldım. Tenden Gömlek, türküler, başka şiirlerdeki alevi felsefesine dair imgeler, deyimler bu kitapta daha fazla ortaya çıktı. Yolculuğumun başından bu yana kimi şiirlerde belirgin olsa da bendeki o kaynağı yeni ortaya çıkarmaya çalıştım. Bunları bazen ikilikler bazen de türkü söylemiyle yazdım. (Aşk, ayrılık, baskılar…)“Söz” şiirimde:

Sözdür manayı biçimleyen, cümleyi diken/ Onunurbasıdır hem yakan hem söndüren

dediğim gibi, “Aşk Fırtınası” nda da:

Ey Arife, hayat aşklarla güzel/ güneş parlak, deniz mavi, yıldızlıdır geceler/ yeniden doğar insan, yeni yüz alır yüzüne/altınakçe toz olur da gönlünde biri gezer

dizelerindeki gibi, çocukluğumdan getirdiğim kültüre yakınlaştım.Yani şiir yolculuğum, doğuşumla Arguvan-Ermişli Köyü’nde başlıyor. Toplumsal, sınıfsal, cinsel eksiklikleri gördükçe de sorularım çoğaldı. Yanıtları kitaplarda buldum.Yurdumuzda ve dünyada olup bitenler, hak hukuk özgürlük kavramları, insanlığın yaşadığı dramlar içinde kadın ve çocukların daha fazla hırpalanıp yok sayılması, sürekli okuyup araştırmam; düşüncelerimi yönlendirdiği gibi, ulusal ve evrensel şiirin de kapısını araladı. Dünyanın ne denli geniş ve sonsuz olduğunu, aslında her gün her şeyde şiirin yaşadığını sezinledim. Şeylerin dili vardı.Masanın koltuğun, ağacın kuşun, suyun, dağın…

Yaptığım çeviriler, şair incelemelerim, özümde biriktirdiğim insana, nesnelere, doğaya, zamana ve sömürü sistemlerine bakışımı genişletip dönüştürdü. İlk şiiri yazdığımdan bu yana, koynuma bir sözcük, imge, dize almadan uyumadım. Günlük yaşamımda şiir hep önde oldu. Şiir, sanıldığı gibi kolay yazılan bir tür değil.İlkin farklı duyarlık sonra da bilgilenme istiyor.Tüm bilim dalları ve sanatlarla ilintisi var. Yalnızca yürek işi değil, bilgiyle derinleşmek istiyor. Bir de bizim gibi gelişmemiş toplumlarda, kadın olarak şiiri hayatınızın temeline yerleştirirseniz işiniz daha zor. Bu toplumun ‘şair kadın’ ifadesini henüz tanıdığını söyleyemem, altmış yıldır okuyup yazan olarak. Hâlâ bizden topluma uyumlu, kadın olmanın gereğini yerine getiren; iyi anne, namuslu eş, hamarat kadın modelleri bekleniyor. Şiirden çok cinsiyet önde. Yani Eser, sizlerden önce daha zor koşullarda; çok perdeler yırtmış, telli sınırlardan geçmiş bir şair olarak, cinsiyetimin her koşulunu gördüm, yaşadım, yazdım. Ama güzel tarafı bunları şiiri yedeğimde taşıyarak yaptım. Şiir ömrümü anlamlı kıldı, kişiliğimi olgunlaştırdı. Özgürüm artık. Bir şiirimde dediğim gibi:

Zenginim artık/ bende herkes ve her şey var

E.C.E:Öykü ve şiirleriniz hatta inceleme yazılarınız olsun, siz kadın sorunlarını toplumsal sorunlardan göz ardı etmiyorsunuz. Özellikle son yıllarda kadın şairlerimizin daha görünür olduğu, iyi şiirler yazdığı ve dayanışma içinde oluşunu neye bağlıyorsunuz? Erkek egemenliğine dayalı bir şiir anlayışını kadın şairlerin kırdığını düşünenlerdenim. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

A.K: Hiçbir sorun toplumun genel yapısından ayrı düşünülemez. Kadınların iş hayatında çoğalması, okuması, ekonomi doğal olarak onları özgürleştiriyor. Bilişim olanakları, feodal yapıların değişimi, teknoloji her bireyi olduğu kadar kadın ve çocukları da etkiliyor, (doğru kullanıldığı sürece!). Evet, son dönemlerde nitelikli şair kadınların çoğalması sevindirici ama yeterli değil bence. Erkek egemeni edebiyat anlayışında (bence) yeterince kabul edilmiş değil. Hâlâ yedek ses, fantazik uğraş olarak görülüyor (Seçkilerde, şiir etkinliklerinde, şiir programlarında, dergilerde eril yeğleme ön sırada…) Sayıca fazla gözükse de fazla öne çıkan, farklı söylemler deneyen şair kadınlar az. Yine de bizim yazı dönemlerimizle kıyaslanmaz. Bugün yazanların, şiirle ilgilenenlerin sayısı daha çok. Cinsimizin çoğunlukla şiirde kendini bulamadığını, şiirini de oturtamadığını düşünüyorum. Kadın yok sayıldığı sürece, var olanların da havada kaldığını düşünüyorum. Kim yazarsa yazsın, ilk koşul yazılanın şiir olması, niteliği. Burada sayıdan çok önemli olan bu. Günümüzde bunun mücadelesi dayanışmayla veriliyor, ama daha fazla ‘şiir’ öne çıkmalı bence.

E.C.E:“Gerçeği düşlerimle yıkadım” diye bir sözünüz var. Sizin düşünceleriniz, düşleriniz hep yeni kalıyor. Şiir yazarken kendinizi yeniden mi yaratıyorsunuz? Şiir ve Arife Kalender buluştuğunda neler oluyor?

A.K: Şiir, gerçek ve düşün karışımından başka nedir ki? “Yağmur yüzümü kırbaçlıyor” dediğimizde: Yağmurun gerçekliği ve onun kırbaç olarak şiddeti düş ile gerçeği birleştirmiyor mu?

 

Yaşam değiştikçe şair de değişir. Bu yaşam bana yetmiyor. Çirkinliklerde fazla azaldığımı, gücümün bir şeyleri değiştirmeye yetmediğini duyumsuyorum. Oysa sonsuz boyutlardaki evrende görülmeyi, yazılmayı bekleyen neler var…Daha fazladünyadaki her şeyi tanımaya açlık duyuyorum. Buna bilme, öğrenme, yazma oburluğu denebilir. “Yaram derinde” olsa da her sabah dünyayı görme arzusuyla uyanıyorum, böylesi ülke koşullarında bile. Şiirime su veren de bu. Yoksunluklarımda bile sinekten yağ çıkarmaya çalışıyorum. Bu durum her koşulda arayışımı artırıyor, hayatı didik didik etmemi sağlıyor. Yeni şiir biçimleri, söylemler deneyişim de bunlardan olmalı. Arada, geri dönüp baktığımda: Her temada, her biçimde yazdığımı görüyorum. Bunu, şiire borcummuş gibi algılıyorum. Ömrümü şiire adadım ve şiirin önüne başka bir şey koymadım, yetmez mi? 

 

E.C.E:Egemen güçlerin yarattığı korku ve yasaklar ortamı şairin duygu ve düşüncesini etkileyerek yani edilgen kılarak şiirini pasifize ediyor mu?

A.K: Dış çevre şairi etkiler.“İnsan yaşadığı yere benzer” diyor ya E.Cansever. Yetmişlerde her taraf yangın yeri, kan gölüyken; bizler aşk-sevda şiirleri yazmaya biraz utanırdık.Baskı ve zulüm;şiirlerimizde direngenlik, savaşım olarak yansırdı. Bugünlerde dergilerdeki çoğu şiirlerde karamsarlık ve hüznü görüşümüz de koşulların sonucu. Ama şiir bir karşı duruş, çelişki ve olumsuzluklara tepki olarak doğduğuna göre; her zamankinden daha çok umuda, yaşama, sahip olduklarımızı korumaya gereksinimimiz var.Şiirin değiştirme ve dönüştürme gücü de bu karşı duruştan gelir. Şiir dayatılan koşullara muhaliftir ve karşı duruşunu dil ile yapar.“Sonbahar Durağı”nda:

“Sonbahar’dan geçerek kışa gidiyorum/lodos kıyıları tırmalıyor, az mı çarptık duvarlara/gölgemi öğrendim Pir Sultan’ı da/bir meşe dağ başında isyanımdan su içer”

E.C.E:Yeni kitabınız Tenden Gömleküzerine birkaç soru sormak isterim elbette. Şiirleriniz hep diri ve sıcacık.Bu bitmeyen şiir kaynağı nereden geliyor?Kaybolan hayatları aradığınızı, özlediğinizi düşünüyorum ne dersiniz? Hem sanki şehre de İstanbul’a da küsmüş bir haliniz var. Bu yüzden mibu “İstanbul var ya“ şiirinizde bu kadar ölümü nereye sığdırsam usta!” diye sesleniyorsunuz?

“baktılar martı, mehtap ve rakı

çokşarkı, azekmek, bolrüya/

gemilerdolusuzamanlarataşıdı/

bu İstanbul varya/

yükledigöçlerimi, sinemadaoynattı/

sattıakşamlarımıucuz/

ömrümüyontayontaazalttı…”

Trenleringurbetoluşundan, meydanlardan, panzer seslerinden, kesilenağaçlardan, buğdaydan, kömürden, devrimden, korkudan, aşktansözediyorve “insangölgevesudanbaşkanedirki” diyerekhayatasesleniyorsunuz. Sanki seslenmedeğil de bubirçığlık. Ne çokanılarbirikmişsizde?Vetaşıyorsunuzkendinizden! TendenGömlekadlıkitabınızıokurken ben de taştımruhumdan.Taşlarıokuyan, kuşlarlakonuşan, göçükaltındakalanlarınsesinesarılanbirduyarlılığınşiirleribunlar…

 

“rüyanıdeğiştir / sözcüklerindibiboş”

 

diyorsunuz. Su gibiakıyorşiirleriniz, okudukçadaha da çoksusuyorinsan.

 

“İyikivarsınızağaçlar, iyikikuşlar, pınardasu/havalandırıniçimizinavlusunu…”

 

Bazen de karamsarbirbulutabakarkenbuldumkendimi?Ne dersinizyanılıyormuyum?

 

A.K: Şiirinyerle, zamanlafazlabağı yok bence.Onuistediğinizyere, zamanavekimliğeoturtabilirsiniz.Küsmekbanagöredeğilveşiirimin de konuşkanolduğunusanıyorum. Ancakşairbircanlı, birbireyolduğunagöre;acı da bizimişimiz, hüzün de.

TendenGömlek’inadınıkoyarken; gövdemizinartançizgilerindeyaşadıklarımızınkırışığınısezinledim.Çocukyüzümüzbirgömlekise; ergenlik, gençlik, ortayaşveyaşlılıkyıllarınagelenekadarkaçgömlekdeğiştirdik, kaçyüz? “Gömlek” şiirimde:

 

Bikoşugidipgeleyimdemiştim/gövdemizinkırışığında nice gömlekeskittik/ kuşlarbildiğimizkuşdeğil, biblomuyuzodalarda/kalkdolaşalımbiraz. Anılarıyanına al da”

 

dediğimgibi.Kitabınadındanharaketle, baştasöylediğimgibi: halkfelsefesinden, inançsöylencelerindenyararlandım. Tasavvuftave Alevi felsefesinde “Binbirdondagörünmek, don değiştirmek (Farklıkimlikvekişiliklerdevarolmak) deyimlerisıkkullanılır. Ben de ‘gömlek’ sözcüğüyle hem

yaşamdaki (tensel, tinsel)değişkenliğe hem de mistiksöylenceleregöndermeyapmakistedimbubaşlıkla.

 

E.C.E:Şiirleriniziokurkeninsanınsınırsızbirdünyadakaybolasıgeliyor. Ayrıca, haikularyazdığınızıbilmiyordum.Sahineden haiku?Zamanınhızlıakmasındanmı?Yoksa“Irmağındenizekavuşma” arzusu mu bu?

“Kirazlarauzandım

birkuşsesi, birkuş

ormanbüyüdü/

Yaprağınhaberi yok

annesikovacakdalından

rüzgâresmese de/

Denizkumlarıdövdü

sürüdüsaçlarından

acısıgörünmüyor”

 

A.K:Azönce de ifadeettiğimgibi; destandanbeyitlere, üçlüklerden, düzyazışiire, kısadanuzuna, diyalogşiirlere, türkülerdenrengalara…dek her şiirtürünüdenedim. Dahaönceden de Haiku yazmayıdenemiştim.Şiir, kendibiçiminişairesöyler.‘Benişöyleya da böyleyaz’ der.Haikulardaiçimdekişiir “bunu da böyleyaz” dedi.

E.C.E:Sormakistediğimbirşeydaha var. Bir şair olarak edebi mirasınızı nasıl hayal ediyorsunuz? Gelecek nesillerden bir okurunuzla karşılaşıp sohbet etme şansınız olsa, o kişiden eserleriniz hakkında nasıl bir cümle duymayı arzu ederdiniz? Kısacası, gelecekte eserlerinizin nasıl anılmasını isterdiniz?

A.K: Ülkemizin içinde bulunduğu koşullar belli. Yayınevleri birer birer kapanırken, internet ve yapay zekâ çalışmaları gerçek sanatı ötelemiş, okuma oranları düşmüşken bir edebi miras düşünü kuramıyorum. Eserlerimin başka kuşaklarca, başka dillerde okunup değerlendirilmesini isterim. Ancak sanatların yarınlara kalma şansını da ulusların öznel koşulları belirliyor. Savaşlar ve yokluklar her şeyi yakıp yıkarken; Sapho gibi(zamanları aşarak) yarınlara varmasını beklemek bugünkü koşullarda zor gözüküyor. Amacımız dil aracılığı ile insana varmak, sonraki insanlara da ulaşması bir dilektir sadece.  

E.C.E: KıymetlicevaplarınıziçinçokteşekkürederimArifeKalenderhocam. İyikivarsınız…

 

.

EserCeranErdi

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.