Bir Alman Çocuk Doktorunun Günlüklerinde “Anadolu’da Tren - 1937”

Felsefe

Bir Alman Çocuk Doktorunun Günlüklerinde “Anadolu’da Tren - 1937”

Prof. Dr. Nejat Akar

Ord.Prof. Dr. Albert Eckstein, 12 Haziran 1935 tarihinde Düsseldorf Çocuk Kliniği'nin başkanıyken, Adolf Hitler tarafından görevinden alınan bir çocuk doktorudur (1). Eckstein, kendisine uygun bir iş ararken, aynı yıllarda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin kuruluş planlamaları yapılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, kendisine, Ankara’ya gelmesini ve Tıp Fakültesi Çocuk kürsüsünü kurması teklifini yapar. Eckstein teklifi kabul eder ve ailesi ile birlikte Ankara’ya gelir. 15 yıl süreyle Ankara Numune Hastanesi’nde çocuk hekimi olarak çalışır. 1945 -1949 yıllarında Ankara Tıp Fakültesi Çocuk Kürsüsünün kuruluşunu gerçekleştiren Prof. Eckstein, 1949 yılının sonunda Türkiye'den ayrılır ve Hamburg Üniversitesi Çocuk Kliniğine döner, 1950'de de büyük olasılıkla bir kalp krizi nedeniyle vefat eder (1,2).

Ord. Prof. Dr. Albert Eckstein 1937 yılında, Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın önerisiyle Anadolu’yu dolaşır; anne-çocuk sağlığı konusunda araştırmalar yapar, bu arada da Anadolu’yu, Anadolu insanını fotoğraflar ve hazırladığı raporu bakanlığa verir. Bu seyahate ait bir  de günlük tutar. Bu günlükler, Düsseldorf Üniversitesi arşivindedir ve Türkçe’ye çevrilmiştir (2,3).

.

Eckstein, Anadolu’yu dolaşırken, tren yolculukları sırasındaki izlenimlerini de günlük notlarında aktarır. Ben bu günlüklerde yer alan bazı istasyonların bu günümüzdeki görüntülerini fotoğrafladım.

.

ANKARA'DAN YOLA ÇIKIŞ  (20. Temmuz 1937,  10: 05)

Tren, Ankara istikametinden doğru  yol almaya başladı. İlk gördüklerimiz, yarılmış izlenimi veren tek tip, alçak dağlarla çevrili bozkırlar.  İnsan yok, köy yok.  Vagonda dört kişi, çok rahat bir yolculuk yaptık. Dr. Selahattin, Ankara’da Magnus’un yanında asistanlık yapmış Amasya’da dahiliye uzmanı Dr. Fazlı).  Pencereden serin bir rüzgâr esiyordu. Yozgat’a varmadan hemen önce tren yolu dar bir girişi takiben tahılla bezeli, verimli bir ovaya açılıyor.                                                                             Küçük Yozgat’ta mola verdik. Herkes trenden inip, beraberinde getirdiği kil kapları, istasyon çeşmesinde kaynak suyla doldurdu. Küçük Yozgat’tan bir kaç kilometre ötede tekrar güneşin yaktığı bozkırlar. Dağlar tekrar yükseliyor. Suyun akış yönünü gösteren ağaçlarla kaplı yeşil bir vadi. Tren homurdanarak ilerliyor. Virajdan aşağı doğru iniyor. Bozkır karakteri gösteren bir ovaya açılıyor. Görüş mesafesinde hiç köy yok. Hiç insan yok. Hayvan sürüsü yok. Sadece trenden ürküp uçuşan bir kaç çift keklik.                                                                                                 İki arada sık sık ağaçlar var. Trenin sık sık durduğu istasyonlar, tek bir binadan oluşuyor. İstasyonların çoğu küçük; ama iyi bakımlı bahçeleri var. Her mola verişte şu sahne tekrarlanıyor: İnsanlar, temiz su temin etmek için su kaplarıyla çeşme önünde sıralanıyorlar. Tren, aprona yanaştıkça, satıcıların varlığı dikkati çekiyor. Trenden indiğimizden beri hava iyice ısındı.                       Saat 2:30 gibi Kırıkkale’de güzel, yeni yapılar. Askeri fabrika. Mola sırasında istasyonda kabinin ısısı gölgede 31 derece. Ova gittikçe genişledi ve verimliydi. Devasa tahıl tarlaları, arka planda yine dağlar; zaman zaman yükseklikleri,  görüşü daraltan dağlar. Zemin ve yerdeki taşlar mordu. Harman, tarlalardan çoktan kalkmıştı ve istasyonda büyük tahıl öbekleri vardı. Arada sırada sığır ve koyun sürüleri. İstasyonda, önce kendimize bir kahve içme izni verdik.

 

            SAMSUN (28 Temmuz 1937)  Birer kahveden sonra Samsun trenine bindik. Arka taraflarda oturanlar yumuşak koltuklarla sarsıntısız bir seyahat yaşadılar. Saat 7’ye doğru Samsun’da olacağız.    Havza’yı biraz geçince tren tutmaya başladı. Yaklaşık bir saat sonra yükseklikler hep daha sık ağaçlarla dolmaya başladı, sonra da koyu meşe ve kayın ormanlarını gördük. İnsan bu alışılmadık manzaraya bakmaya doyamıyor! Köyler, tuğla çatılı evleriyle oldukça sert görünüyorlar. Tarlalardan hasat edilmiş ürünleri toplayan çiftçi kadınlar, manzaranın güzelliğinin güçlendirdiği beyaz bir ihtişam içindeler.

.

            AMASYA (2 Ağustos 1937)   Bugün Amasya’ya yola çıktık. Önce verimli ağaçlarla dolu dağların arasından bir yolu izledik. Sonra dağların uzaktan sınırladığı bitmek bilmez bir ovaya çıktık, her yer hasat edilmiş tahıl tarlaları. Tek tük köyler. Amasya’ya varmadan az önce vadileri bereketli sarp dağlar başladı. Dağlar şekil ve yükseklikleri itibariyle Oberbayern’deki “Steinerne Meer”i anımsatıyorlar. Vadilerdeki yumuşak yeşilin ağaçlarla yaptığı kontrast görülmeye değer. Saat 1.30’a doğru Amasya’ya vardık. Burada tren istasyonunda kimse yok, pek de kötü olmayan Şefik Oteli’ne gidiyoruz. 

.

            KAYSERİ  (9. Ağustos 1937) Tren istasyonunda alışıldık telaşımız vardı, (haftada 2 kez) trende tek bir yataklı vagon olduğu için tıka basa dolu trende rahat bir gece geçirebildik. Saat 6’ya doğru vardık, kendiliğimden uyandığım iyi oldu çünkü yataklı vagonun kontrolörü iyi horluyordu ve sanırım benden dolayı uyandı. Vardığımızda bizi ilk Erciyes selamladı (4000 M) , gerçekten Alpler izlenimi veren ve zirvesinde hala kar olan bir dağ. Trenden indiğimiz istasyon oldukça düzenli görünüyordu.

.

              NİĞDE (13 Ağustos 1937) Saat 8’de trendeydik. Niğde’ye gitmekte olan bir tren. İkinci sınıf vagonda geniş 4 koltuk ve onbir başka yolcu vardı fakat oldukça rahattı. Bir kez daha burada insanların ne kadar kibar ve düşünceli olduğunu gördüm, böyle bir durumda bile herkes diğerlerinin rahatını olabildiğince korumak için çaba sarf ediyor. Birkaç dönemeci saymazsak yolumuz dümdüzdü ve bozkır karakterinde geniş bir ovanın içinden geçtik. Bir sefer bir tuz gölünün yakınından da geçtik. Yolda pek çok deve gördük. Çevreleyen dağlar ve önlerinde yeşil vahalarıyla köyler.

.

            ADANA (17 Ağustos 1937) Toros ekspresinde, saat 7.30’da Niğde’yi terk ettik. Dağ yollarından en güzellerinden biri, yüksek, dolomit taşı gibi sert kaya duvarları, yamaçlar ağaçlık. Derin vadiler. Etekleri yer yer oldukça dar. Geçitlerde 1500 m yükseklikte yetişen üzümler, mısır ve zeytinler. Deniz kenarında çobanların ve göçebelerin siyah çadırları, yanları açık ve üslerinde sadece güneşlik var.     Tren öyle bir hızlayükseklere tırmandı ki, her göz açıp kapayışımızda yutkunmak zorunda kaldık. Tren yaklaşık 3 km’lik dev bir tünelin içinden geçti! Saat 12’ye doğru Adana’da olacağız. Orada bunaltıcı bir sıcaklık var, gölgede 30 derece, insan zar zor nefes alıyor. Gaziantep’e yataklı vagonda gidemeyeceğimiz için burada gecelemeye karar verdik.

            MERSİN  (25 Ağustos 1937) Ameliyat şart olursa Adana’ya naklediliyor hastalar. (trenle 3 saatlik yol!) Akşam Adana’ya yolculuk ve orada konaklama.

            GAZİANTEP  (26 Ağustos 1937) Saat 12’de Toros ekspresi ile Fevzi Paşa’ya. Orada 4 kişi sürücü koltuğunda Gazi Antep’e gidiyoruz. 90 km’lik yol, 6 saatte. Mecbur. Kötü yollar fakat dağlar arasında muhteşem bir yolculuk, arada bir arıza çıkıyor, nihayet Gaziantep’e 5 km kala benzinimiz bitiyor. Fakat sonuçta gece saat 11 buçukta buraya vardık. Kısacık yolumuzda tam 4 tane kurt, sakince patikada duruyorlar! Hotel Ali Veli’de rahatça konakladık ve şiş kebapçıda kendimize şiş kebap ziyafeti çektik.                                                                                               (29 Ağustos 1937)  Saat 9 buçukta arabayla Narlı’ya doğru yola çıkıyoruz, saat 10’a doğru oradayız ve tren istasyonunun kafesinde Adana-Konya trenini bekliyoruz. Harika yıldızlı bir gece, arada sırada karanlıklardan bir eşek ya da bir deve kervanı çıkıyor, yolumuzdaki çalılar farların ışığında hayalet gibi görünüyorlar.                                                                                              Adana’ya yaklaşmışken uyandık. Oradan aynı trenle (30.8.) Konya’ya devam ettik. Torosların arasından harika bir yolculuk, dönüş yolunda tüneller insana daha uzun ve daha sıcak geliyor. Tren ağzına kadar dolu, çünkü burada herkes az bir para karşılığında büyük bir pazar olan İzmir’e gidiyor.                                                                                                                                                                                                                                                         

            KONYA (30 Ağustos) Akşam 10’a çeyrek kala Konya’ya vardık, şehir çok aydınlık, sevinçli bir heyecan içinde kalabalıklar sokaklara dökülmüş; çünkü bugün Zafer Bayramı ( Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması.) Tüm sokaklarda dans ediliyor, erkekler, kendinden geçmiş gibi kösün ve davulun tok sesi ve klarnetin tiz tonları eşliğinde durmaksızın aski halk oyununun güçlü ritmiyle dans ediyorlar, büyük bir kalabalığın etrafında dönüyorlar.                                                              (Eylül 1937 ) Akşam saat 9.00 da Afyonkarahisar’a gideceğiz.. Tren istasyonunda kalabalık hoş vakit geçiriyor. Fakat biz şanslıyız, yataklı vagonun sonundaki kompartımanı alıyoruz, böylece iyi dinlenmiş bir şekilde Afyonkarahisar’da oluyoruz.

.

            AFYONKARAHİSAR (3 Eylül 1937) İstasyona kadar olan modern şehir Ankara’nın Yenişehir stilinde, eski şehir bol camii ve minarelerle ve köşeli caddeleriyle yokuş boyunca uzanıyor.

            ESKİŞEHİR (6 Eylül 1937) Saat 6’ya doğru Eskİşehir’e yolculuk. Oldukça tek düze bir bölge. Eskişehir’in yakınlarında dağlar daha sarp bir biçim alıyor. Seyahatimiz boyunca ilk kez yarım saat rötarla geldik.    (7 Eylül 1937)  İşte böylece “Anadolu Gezisi 1937” yi de geride bıraktık. Yarın  (9.9) öğlen 1’de Toros Ekspres ile İstanbul’a gideceğiz.       (9 Eylül 1937) . Saat 1’de Toros Ekspresi ile son etap olan İstanbul’a gidiyoruz.

 .

Kaynaklar

1. Nejat Akar, Bozkır Çocuklarına bir Umut, Dr.Albert Eckstein, Gürer Yayınları, İstanbul, 2008.

2. Nejat Akar, Alp  Can. Aysu Oral. Ord. Prof. Albert Ecktein ile Anadolu’da 15 Yıl 1935-1950, Ankara Üniversitesi Kültür Yayınları . Genişletilmiş 2.baskı. Ankara, 2017

3. Nejat Akar, Pelin Yargıç. Anadolu Notları-1937. Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 2009

 

(Fotoğraflar : Nejat Akar)

Foto Galeri

Yorum

Hulya Ozsut (doğrulanmamış) Pa, 14 Haziran 2026 - 20:03

Eckstein in gozuyle 1937 yilindaki anadolu topraklarinda tren gezisini ,bugunun Nejat Akar in cektigi tren istasyonlari kareleriyle birlestirmek cok etkileyici bir sunum olmus.Tesekkur ederiz Nejat hocam.

Sevgi Gozdasoglu (doğrulanmamış) Pa, 14 Haziran 2026 - 21:04

Prof .Dr.Nejat Akar hocanın,tren istasyonlarının günümüzdeki fotoğraflarına hayran kaldım.
Prof.Ecktein'nın anlatımı da çok güzel.
Nejat hocayı içtenlikle kutluyorum.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.