İnsan Kendi Evinin Beyi Olunca...
Yücel Feyzioğlu / 2.yazı
“Tek bir dilek hakkım olsaydı...”
“Şu dünyada tek bir dilek hakkım olsaydı, onu da sana kavuşmak için kullanırdım,” demiş ozan. Ama Özbekistan’da o hakkı kullanmak kolay değil. Kavuşmanın koşulları var. Bakın rehberimiz Niyazov ne anlatıyor: “Evlilikler ortalama 25-30 yaş arasında yapılıyor. O da kolay değil, evlenecek kişilerden dört belge isteniyor.”
“Neymiş o?” diye herkes biraz tepkili biraz merakla Niyazov’un yüzüne bakıyor. Batılı mantığına pek uygun değil belgeli evlilik. Niyazov devam ediyor: “1. Psikolojik sağlık raporu. 2. Sarılık veya bulaşıcı hastalıkların olmadığına dair rapor, 3. Alkolik olmadığına dair belge.” Herkesin yüzünde yumuşama belirtisi fark ediyorum. Devamlı koşup otobüsün en önüne oturmakta mahir olan dr. hanım: “Doch, schön!” (Evet, güzel) diye onaylıyor, ancak ötekiler temkinli biçimde 4. Koşulu da duymak istiyorlar. Niyazov: “4. de dinî nikâh belgesi,” diyor. Yanımda oturan bir Alman arkadaş sesini yükseltmeden tepkisini belirtiyor: “Ne yani, evlenmek için papazdan izin mi alacağım? Anlamsız!” diyor.
“Evlenmeden birlikte bir evde yaşamak da yoktur Özbekistan’da. Otele gitseler, evlilik cüzdanı sorulur.” İşte bu kuralları hiç beğenmiyor Almanlar.
Niyazov bilgi vererek bizi Barak Han Medresesi'nin önüne kadar getiriyor. 16.yy’da Timur hanedanı Türkistan yönetimini Şaybanilere bırakmak zorunda kalınca Barak Han 1551-1556 yılları arasında Şaybanî hanedanının hakanı oluyor. İlk işlerinden biri medrese yaptırmaktır. Toplam 34 dershane, yanında mescit ve geniş iç avludan oluşan Barak Han Medresesi. 20.yüzyılın başlarına kadar aralıksız eğitim veren medresenin 1868 yılı depreminde mavi kubbesi zarar görmüş, yeniden bakımı yapılmış. Bugün zanaatkâr atölyelerine ev sahipliği yapıyor.1943 yılında bu medrese, Orta Asya din adamlarına yönetim binası olarak verilmiş. 1955-1963 yılları arasında yenilenmesi yeniden yapılıyor, 2006-7 yılında kentin İslami merkezi olan Hz. İmam Külliyesi ile birlikte yeni bir yenileme daha yapılmış. Orta Asya’nın yıldızları arasında bir yapıdır. Nişli giriş kapısının alınlığı ve destekleri çini mozaiklerle süslenmiştir. Bu yenilenme yapılırken kapıdaki kiremit kaplamanın altından medresenin ilk rektörü şair Ziyaeddin Vasfi'ye (1485-1556) ait şiirlerin yer aldığı çiniler bulunmuş. Taşkent'e ithaf edilen şiir şöyle başlıyor:
"Ah, cennet ile kıyaslamam seni,
Buraya yerleşen unutur cenneti,
Sonsuza dek burada kalmak ister,
Bir sonraki ülkeye sürüklenmektense,
Taşkent'te keyifle yaşamak ister...”
Barak Han’ın anıt mezarı da buradadır. Hz. İmam yerleşkesi ile iç içe.
Taşkent'in en uğrak yeri: Dünyaca ünlü "Hz. İmam Yerleşkesi"
Taşkent'e gelen yerli yabancı her turist için en önemli tarihi uğrak yeri Hz. İmam külliyesidir. Orta Çağ mimarisinin en güzel örneklerini ziyaretçilerine sunan külliye, Taşkent'in en ihtişamlı tarihi noktaları arasında yer alıyor. Kubbeler, müzeler, medreseler, minareler ve camilerle çevrili tarihi külliye, kendine özgü kimliği olan muhteşem yapılar topluluğudur.
Hz. İmam külliyesi ismi, 10.yüzyılda Taşkent’te doğmuş ve yaşamış Ebu Bekir Kaffal eş-Şasî adında çok bilinen bir din âlimine ithafen konulmuş.16.yüzyıldan sonraki dönemlerde din âliminin türbesi etrafında Barak Han ve Mudi Mübarek medreseleri gibi yapılar kurulmuş. Günümüzde külliyenin ana meydanında bayram namazları kılınıyor.
Barak Han Medresesi, külliyenin en eski yapılarından biridir. Medrese, mimarisi ile Semerkant ve Buhara’nın tarihi binalarını andırıyor. Giriş kapısının iki kenarına ve üzerine işlenen mavi desenler ve Kur'an-ı Kerim ayetleri, medresenin en belirgin özellikleridir. İlk Kur’an müzesi de buradadır. Hz. İmam ilk eğitimini bu kentte almış, genç yaşta Bağdat’a gitmiş, eğitimine orada devam etmiş, efsaneye göre Hz. Osman tarafından çoğaltılan Kur’an’ı Kerim’in bir nüshasını buraya getiren odur. Deriye Kufa Yazısı ve badem boyası ile yazılmış bu Kur’an günümüze kadar gelmiş dünyadaki en eski birkaç Kur’an’dan biridir. Bir efsaneye göre de Emir Timur Bağdat işgali sırasında insan kafalarından kuleler kurarken bu kutsal kitabı da getirmeyi ihmal etmemiş.
Biraz da Pazar Gezelim...
Başkentin hayatı, insanların çarşı ve pazarı doldurmasıyla canlanıyor. Burası (Horsu) yani Çarşı Meydanı'dır. Kentin nabzını biraz da orada tutuyoruz. Özbeklerin yaşam sevincinden etkilenmemek mümkün değil.
Pazar yerine giriyoruz. Devasa mavi kubbeli kapalı bir çarşı, her çeşit gıdayı ve giyeceği bulabileceğiniz bir yer. Fiatlara bakıyoruz: TL’ye çevirirsek, Tavuk eti kg. 92 TL, kuru kaysı 68 TL, elma 20 TL, peynir 40 TL. Sebze ve meyveler de çok uygun fiyatlarda. Kuru yemişleri lezzetli, hepsi Özbekistan’ın kendi yetiştirdiği ürünler. Kişi başına ortalama 600 Dolar aylık gelir düşüyor. Kiralar 20-50 Dolar arasında, elektrik 2, gaz 4 Dolar...
Çarşı Meydanı'ndan metroyla heyecan verici bir yolculuğa çıkıyoruz. Gideceğimiz yer: Bağımsızlık Meydanı'dır. Ancak Taşkent metrosu sıradan bir metro değil. Orta Asya'daki tek yeraltı demiryoludur ve son derece süslü istasyonları ile insanı şaşırtmaktadır. İster duvarlardaki Sovyet kozmonotlarının fütüristik kabartmaları ister tavanlardaki avizeler olsun - her bir istasyon kendine özgü tarzı ile sanatsal bir şaheser. Biniyoruz metroya. Genç kadınlar kalkıp bize yer veriyorlar. “Oturun lütfen,” diyorum, ama oturmuyorlar. Bilet ücreti 1000 Özbek Som’u, 2,75 TL’dir. Ali ŞirNevai durağı bir sanat eseri. Bağımsızlık meydanına çıkıyoruz. Parlamento ve bağımsızlık sütunları üstüne tünemiş leylekler... Bir yanda ise Güzel Sanatlar galerisi. Tapınak gibi bir galeri. Programımızda yok orayı gezmek. Çaktırmadan gruptan ayrılıp galeriye dalıyorum. Gerçekten harika bir karma sergi var. Beni bekleyenler kızmıştır mutlaka, olsun, bu sergiyi görmeye değdi. Dönünce eşim:
“Hep böyle yapıyorsun!” diye yine beni azarlamadan edemiyor. “Bari gittiğin yeri söylesen! Herkes seni bekliyor.”
Emir Timur caddesine çıkıyoruz. 10 km uzunluğunda dümdüz bir cadde. Daha önce adı Engels Caddesi olmuş, sonra Gorki Caddesi, arkasından İpekyolu Caddesi, şimdiki adı ise
Emir Timur. Marks Caddesine de yine Türkmen şairi Mahdumgulu’nun adını vermişler. Yahu bu bizim kaderimiz midir? Geçmişte isimleri değiştirmişler. Yabancı bir ülkeye gelmiş gibi oluyorsun. Köylerin, kentlerin, semtlerin ve yolların kültürüyle, dili, coğrafyası, dağı, ırmağı, yolu, gelenekleri ve masallarıyla insan belleğinde bir yeri var. Onları değiştirdin mi bellek silinmesi oluyor. Özbekistan eski isimleri vererek bellek tazeliyor.
Daha sonra Taşkent'teki Kutsal Kalp Katedrali'ni ziyaret ettiğimizde, Taşkent'in her zaman farklı din ve kültürlerin kaynaştığı bir İpekyolu kenti olduğunu yine fark ediyoruz.
Yeni yorum ekle