Meliha Yıldırım’ın Ankaralı Yazarları Yazar Melike Uzun Söyleşisi

Edebiyat

Meliha Yıldırım’ın Ankaralı Yazarları

 

Yazar Melike Uzun Söyleşisi

Ankara içe dönük bir şehir, yazara gerekli olan en önemli özellik.

Melike Uzun

.

-  Merhaba,Melike Uzun. Uzun zamandır yazıyorsunuz. Yazarken ne hissediyorsunuz? Korku mu, mutluluk mu ya da kendinizi o ana mı bırakıyorsunuz?

“Sükûnet” diye ifade edebilirim yazdığım zamanlardaki hâlimi.

- Toplumsal ya da günlük olayları kolaylıkla kurguya çevirebiliyor musunuz? Yoksa sizin konularınız, yazmayı düşündükleriniz hayatın akışından başka şeyler mi?

Her olayı, ânı, yaşantıyı kurguya çevirebilirim ancak göz önündeki olayları, sıcak gelişmeleri ve travmaları yazıya dökmek etik ve estetik sorular ve sorunlar taşır. O yüzden beni anlamadığım biçimde etkileyen durum, söz veya bakışları kafamda başka  bir şeye dönüşünceye kadarevirip çeviririm.

- İlk yazmanız gerektiğine nasıl ve ne zaman karar verdiniz, sizi tetikleyen ne oldu?

Böyle bir ilk an yok sanırım. Kendimi bildim bileli yazma isteğim oldu. Başarısızlık korkusu ve başka nedenlerle bunu hayatımın odağına oturtamıyordum. 2007’de Notos’a gönderdiğim öykü yayımlanınca devam ettim.

- Bize edebiyat yolculuğunuzu ve kitaplarınızı anlatır mısınız?

Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Yazdıklarımı yırtıp attığım, sildiğim bir dönemin ardından 2010’da öykülerimi Ateş Öyküleri başlığında kitaplaştırdım. Yine o dönemde 2020’ye kadar çeşitli mecralarda, internet sitelerinde, BirGün Kitap’ta eleştiri yazdım. 2014’te Kürar adlı öykü kitabım ve 2017’de Soğuk Temiz isimli romanım yayınlandı.  Bir süredir şiir de yazıyorum ve yayımlatıyorum. Şu anda çekmecemde basılmamış bir romanım ve bir şiir dosyam var. Bir romanım da bitmek üzere.

- Yazmayı hayatın içinde düzenli bir şekilde yapabiliyor musunuz?

Düzenli yazdığım bir dönemin ardından bu, uzunca bir süre sekteye uğradı. Şimdi yine her gün mutlaka masa başına oturuyorum. Bir satır bile olsa her gün yazıyorum.

- Ankara’da olmak sizin için özel bir anlam ifadeediyor mu?

Evet, Ankara benim evim. 10 Ekim patlamasından sonra şehirle ilişkim bir süre nefret, kaçma isteği düzlemine taşınsa da daha güçlü bir bağlılıkla geri döndüm. Ankara içe dönük bir şehir, yazara gerekli olan en önemli özellik.

- Kitaplarınızda,okurun kendisinden bir şeyler bulduğu meseleler var. İnsana dokunan, kendi sıkıntılarını düşünme fırsatı veren bir taraf.Bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?

Birinci nedeni duygudaşlık, yazdıklarım çoğunlukla kuru bir tekniğe değil, içimi sızlatan durumlara dayanıyor, dolayısıyla bu durumlar aracılığıyla duygudaşlık kurulabiliyor. İkincisi edebiyata yüklediğim anlamla ilgili,  okuduklarımdan ve edebiyattan beklediğim insanın kendini arama, irdeleme, anlama çabasına eşlik etmesi.Yazdıklarım, edebiyata yüklediğim anlamla   uyumlu demek ki.

- Aklınızda yazmayı düşündüğünüz ama beklettiğinizkonular var mı? Bunuanlatmalıyım dediğinizya da onu hemen yazar mısınız?

Evet, bekleyen çok konu var. Konu kütüphanem var. Kimi yazılacak, kimi kütüphanede kalacak muhtemelen.

- Sizinle ilk defa 2014 yılında AnkaraCermodern’de imza gününüzde tanıştık. Daha sonra çok sevdiğim veedebiyat dünyası içinde takip ettiğim yazarlardan biri oldunuz.Yıllar içinde gözlemlerinizi bize anlatabilir misiniz? Bunca yıl içinde Türk Edebiyatı’nda sizin için değişen ne oldu? Ya da her şey aynı mı sizin için? 

Teşekkür ederim. Değişen şeyler edebiyat ve edebiyatla uğraşan kişilere bağlı olmaktan çok dünyanın ve benim geçirdiğim dönüşümle ilgili. Pandemi ve sonrasındaki büyük değişimi göz ardı edemeyiz. Hem dünyada hem kişisel yaşamlarımızda hiçbir şey tutkuyla bağlanacak kadar önemli değil gibi. Bir de büyük bir görsel bombardıman altındayız. Videolara boğuluyoruz, dizi filmlere boğuluyoruz, yazı önemini kaybetti gibi geliyor bana, kimsenin bir eleştiriyi okumaya sabrı yokmuş gibi. Bu durumda tutku ve heyecan azaldı hepimizde. İşte bundan sonra sükûnet devrede. Belki de olması gereken bu.

- Günümüzde sayıları gittikçe artan edebiyat atölyeleri var. Amacı yazmak isteyene bir şeyler öğretmek olan bu atölyeleri de düşünerek.  Sizce yazarlıkla yetenek arasında bir ilişki var mı yoksa öğrenilebilir mi?

Herkes gitar çalmayı öğrenebilir, gitar çalabilir, ama herkes bu konu da uzmanlaşmaz. Yazmak da öyle, atölyelerde öğrenilir, öğrenilsin, ama bunu hayatın odağı haline getirmek ayrı mesele.

- Melike Hanım yazarlıkla ilgili günde kaç saat çalışıyorsunuz?

Masa başında yazmayı kastediyorsanız iki saat, ama her alanda okuma, düşünme ve izlemeyi  de dahil edersek günümün çoğunu alıyor.

- Çok okudukça kendinizi daha yalnız hissediyor musunuz? Yalnızlaşmayı nasıl görüyorsunuz?

Bence yalnız hissettiğimiz için çok okuruz,   yalnızlaşma okumanın sonucu değil. Tam tersi okuduklarımı paylaşacağım insanlar bulup sosyalleşiyorum. Günümüzde böyle bir durum var, çağımızın olumlu yanlarından biri okuyarak sosyalleşme.

- Önceden plan mı yaparsınız bundan sonra ne olacak, öykü ya da roman gibi?

Hayır bu konuda plan yapmıyorum.  Son yıllarda çok az öykü yazdım. Anlatmak istediklerim  öykü formatına  uymuyordu, ama planlı bir seçim değil. Hiç düşünmediğim halde şiir yazmaya başladım, bildiğiniz ilhamla oldu bu. Yarın öbür gün de öyküye yoğunlaşabilirim.

- Her okurun merak ettiği bir soruyu ben de sorayım. Hikâye yazmak mı zordur roman yazmak mı?

İkisi de zor değil. Roman  talepkâr, zamanınızı ve dikkatinizi talep ediyor.  Öykü ise ustalık sergilemenizi istiyor.

- Yazarlık işinden para da kazanılmıyor, niye yapıyorsunuz bu işi diye soranlara ne diyorsunuz?

Ciddiye almıyorum 😊 Misyonum bu, yazmak.

- Hangisinden daha çok okumaktan mı zevk alıyorsunuz, yazmaktan mı?

İkisinden de çok zevk alıyorum, yazmazsam da okumazsam da mutsuz oluyorum.

 

Çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Foto Galeri

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.