İnsan Kendi Evinin Beyi Olunca...

Kültür

İnsan Kendi Evinin Beyi Olunca...

Yücel Feyzioğlu / 3.Yazı

Tanrı Dağlarının Bereketine Geri Dönmek...

Semerkant’a doğru çıktık yola. Önümüzde Semerkant ile Buhara... Acaba hangi zirveye ulaştılar son on iki yılda? İlk kez köylerden, çiftliklerden ve Fergana ovasının verimli topraklarından geçiyoruz. İlk kez Siri derya, (Seyhun) nehrinin, kanalların, Kara deryanın, Tanrı dağlarından gelen çayların üstünden geçiyoruz. İlk kez gördüğüm ceviz çeşitleri, bir kabuktan ikiz badem çıkması, kuru kaysının lezzeti şaşkınlığımı daha da artırıyor. Kırgızistan kadar olmasa da her yerde hayvan sürüleri var. Özbekistan, tıpkı Kırgızistan gibi sırtını Tanrı dağlarına yaslamış. Sular oradan geliyor, iklim değişiklikleri oradan, bereket, bolluk oradan ve tehlike de oradan. Suları tutumlu kullanmak, bereketi ebedi kılmak için Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın 5 devlet başkanı bir araya gelmişler. Ortak akıl mutlaka egemen olacaktır. Çünkü iklim değişikliği nedeniyle Tanrı dağları zirvelerindeki buzullar eriyor. En tehlikelisi de budur. Gezegenimizi korumak ve geleceğimizi güvenceye almak için yapılan Paris İklim Anlaşması'ndan çekilen Trump, dünyamızı adım adım tehlikeye götüreceği ilk günden belli oluyor.

Toprakları verimli kullanan ülkeler...
Geçtiğimiz yollarda işlenmeyen toprak yok gibi. Niyazov: “Bütün Özbekistan’da toprakların %30u pamuk ve buğday tarlalarıdır,” diyor. “Son dönemde sebze ve meyve daha da çoğaltılıyor, çünkü pamuk daha fazla su yutuyor. Tabii çöllerimiz de çok.”

Bir çiftliğin önünde duruyoruz. Çiftlik sahibi ufak tefek bir insan, ama çalışkan olduğunu ellerinin nasırından anlıyorum. Önünde durduğu kulübeden başlayarak pamuk tarlaları göz alabildiğine uzanıyor, pamuklar olgunlaşmış, hasat zamanı.

“Ne kadar toprağınız var?” diye soruyorum.

“50 hektar istedim, devlet verdi,” diye yanıtlıyor.

“Çok büyük bir toprak, 500 dönüm, işleyebiliyor musunuz?”

“Çalışıyoruz,” diyor. “Pamuk tarlaları, elma, üzüm, kavun, karpuz bahçelerimiz var.”

“Ürünlerinizi yeteri kadar satıp tüketme olanağınız var mı?”

“Ürünümüzü devlet alıp tüketiciye ulaştırıyor zaten. Sıkıntı yok.” Başkan Mansur Yavaş’ı düşünüyorum. O da Ankara’da böyle harika bir iş yapıyor.

“1991 Sovyetlerin dağılması ile her şey döküldü, üretim durdu, açlık işsizlik başladı. İnsanlar evde neleri varsa satılığa çıkardı, uyuşturucu yaygınlaştı. Ama 2007’den sonra her şey bir düzene girdi. Her geçen gün daha iyiyiz.”

Rehberimiz sözü alıyor: “Devlet yönetimi akıllı değildi, sadece gizli örgütlenmeyi güçlendirdi, insanları takip ettirdi. Bir akrabam da oraya girmek zorunda kaldı. Şimdi üniversitede ceza hukuku dersleri veriyor.”

“Ülkede %10 yabancı işçi var. Sovyetler döneminde herkese dar da olsa bir konut sağlanmıştı. Kentlerin su, kanal, yol gibi tüm altyapısını çözmüştü. Yeni bir atılıma geçecekken dağıldı. Çünkü insan haklarını, demokratik rahatlığı getirmedi. Kendi kendini yiyip bitirdi.”

Ben yine toprakların işlenişine dönüyorum. Devlet, 5 yıl süreli olarak veriyor toprağı. Eğer verimli bir çalışma yapılmazsa geri alıyor, çalışma verimli ve üretken ise süre uzatılıyor. Türkiye’ye de örnek olabilir bence. Sahipleri toprağı işlemiyorsa, onlardan alınıp işleyene kiralanmalı. (Hayali bile güzel)

Özbek çiftçiden ayrılmak zorundayız. “Durun, daha ikramımız olmadı,” diyor.

.

“Bak biz yirmi beş kişiyiz.”

“Olsun, söyle onlar da gelsin.” Çiftçi kardeşle Türkçe anlaşıyoruz. 6 ay burada kalsak, dil sorunumuz bütünüyle çözülecek. Toprakları işleyen ülkeleri görünce kıskanıyorum, ama Özbekistan’da sevindim.

Üretim yapılmayınca her şey pahalı oluyor. Birkaç örnek vereyim: Pirincin Özbekistan’da ortalama fiyatı: 2 kilo 38 TL, Türkiye’de 300 TL., Armut, 1 kilo 2-3 TL, Türkiye’de 100 TL, Patates 1 kilo burada 9,5, Türkiye’de yaklaşık 15-20. Et fiyatı burada kilo 140-165 TL arasında, Türkiye’de 900, TL. Ortalama gelir Özbekistan’da: 19-20 bin TL. Türkiye’de 23-24 bin TL. Kira Özbekistan’da ortalama 1000 (bin) TL, Türkiye’deki kiraları siz biliyorsunuz. 60 metrekare bir daire fiyatı Özbekistan’da 30 bin dolar, 100 metrekare ve üstü daire ise 60 bin dolar. Banka faizleri yıllık %17. Almanlar, “Ooo!” diyorlar. “Çok yüksek!” Çünkü Almanya’da ev kredisinin yıllık faizi %4-4,5.

“Yabancılar büyük kentlerde Özbeklere göre daha kolay ev buluyorlar,” diyor Niyazov. “Çünkü Özbekler 4 kişiyiz diyorlar, ev tutulduktan sonra bütün akrabalar cümbür cemaat o eve taşınıyor. Ben de Tatarım diyerek zor ev buldum.”

.

“Göl idim çöle çevirdin, balıklar terk etti beni, kuşlar da gitti...”

Özbek köylerinden geçiyoruz. Yıkık dökük ev yok, hepsi çatılı, badanalı, bahçeli. Herkesin kendi evi ve toprakları var. Çiftçiliğin yanı sıra isteyen yedek iş de yapıyor. 1960 yıllarından beri birçok su kanalının açılmış olması toprakları çok verimli kılmış, ama çevre sorununu birlikte getirmiş.

Yol boyunca Niyazov bize Aral belgeselini gösterip sorularımızı yanıtlıyor. Aral gölü Özbekistan ile Kazakistan’ın ortak gölü. Asya’nın 2. Büyük gölü olduğu halde % 90 oranında kurumuş. Göl, Aral ÇÖLÜ olmuş. Balıklar gitmiş, yılda 22 milyon ton balık tutulup işlenirken balıkçılık ölmüş. Balık tesisleri pas ve kir içinde. Bir zamanların tatil merkezi olan gölde çimerlikler kurumuş, toz ve kum yığınları var şimdi, oteller dökülmüş. Gemiler karada paslanmış, doğaya ayrı bir zehir saçıyorlar, kum fırtınaları ile paslar her yana yayılıyor. Gölün kıyısında olan Munyak kenti artık 150 km gölden uzak. Gölün kurumasıyla bölgedeki iklim de değişmiş. Yağmurlar azalmış, canlı varlıklar çekilmiş. Aral'a yakın tatlı su göletleri de Aral'la birlikte kurumuş. Aral'ın beslediği bitki örtüsü içerisinde yaşayan antilop sürüleri yeryüzünden silinip gitmiş, bölgede kuraklık hüküm sürüyor, yüzlerce kuş türü de uçup gitmiş...

Özbekistan ve Kazakistan hükümetleri büyük bir proje başlatmış. Ortaya çıkan çölün zararlarını engellemek için çalışma yapılıyor. Bir yandan gölü büyütme, bir yandan yantak ve saksavul fidanları dikerek çölü verimli hale getirme çalışması yapılıyor. Bu ağaçların kökleri yirmi metre derinlere giderek suyu bulabiliyor ve çölün yeşillenmesi sağlanıyor.

Öte yandan Aral'ın altında büyük petrol ve doğalgaz rezervleri bulunmuş ve bu yeraltı kaynakları sular çekilince fark edilmiş, çıkarmak hem çok daha hesaplı, hem de daha kolay olmuş. Rus petrol ve gaz firmaları Aral çölü üzerinde faaliyetlere başlamışlar bile.

Ayrıca kuzeybatı Kızılkum Çölü, içerisinde fazla yaşam barındırmasa da, ekonomik alanda büyük bir zenginlik taşıyor, zira yakın zamanda sadece petrol ve gaz kaynakları değil, aralarında altın, gümüş, alüminyum, bakır ve uranyum gibi minerallerin de bulunduğu anlaşılmış. Bölgede madencilik ve döküm işleme tesisleri kurulmuş. Gazli ile Mübarek kentlerinde gaz üretim merkezleri var. Bu kaynakların yanı sıra susuzluğa ve kuraklığa dayanıklı bitki örtüsü de hayvan üretimi için önemli doğal kaynakları oluşturuyor.

Rusya ile Çin her zenginliye el atıyor, sen neredesin ey benim güzel yurdum? Ne güzel dememiş mi ozan Hulusi Akmeşe:

“toprak ettin beni dala karıştın,
kökün bana kaldı çiçeğin ele
merde küstün namert ile barıştın,
ömrüm gazel oldu savurdun yele...”

“Rusya’dan korkmuyor musunuz?” diye soruyorum. Niyazov yutkunuyor. “Ama eskiden beri bağlantılar, ortaklıklar var. Ortak dil Rusça hâlâ devam ediyor,” diye cevap veriyor.

Kazakistan yazı dizisini bu sayfalarda yayımlarken dile getirdiğim önemli bir şeyin altını çizerek tekrar etmek istiyorum: Orta Asya’ya TERS GÖÇ başlatılmalıdır. Zaman yitirilmeden kardeş ülkelerle bir göç anlaşması yapılmalı. Diri ve arzulu gençler, iş bulmak isteyenler gözünü Batı’ya değil Orta Asya’ya çevirmelidir. Gidip Batı’da üçüncü sınıf insan olacağına bin yıl sonra anayurda geri dönüp, orada eşit kardeş yakınlığı göreceklerdir.

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.