Meliha YILDIRIM’ın Ankaralı Yazarları Yazar Sevil KESİMAL Söyleşisi

Edebiyat

Meliha YILDIRIM’ın Ankaralı Yazarları

Yazar Sevil KESİMAL Söyleşisi

 

Merhaba, sevgili arkadaşım. Uzun zamandır yazdığını biliyorum. Ne hissediyorsun yazarken? Korku mu, mutluluk mu ya da kendini o ana mı bırakıyorsun?

Sevgili Meliha evet, uzun zamandır yazıyorum. Ancak, 2019 yılında yayımlanan ilk öykü kitabımda yer alan öykülerin neredeyse on yıllık bir zaman diliminde yazılmış öyküler olduğunu dikkate alırsak yayınlatma konusunda çok da istekli olduğum söylenemez.

Şimdi senin sorun üzerine yeniden düşündüğümde, korkuyor muyum acaba, dedim kendi kendime. Yazarken kapıldığım hislerin mutlulukla pek ilintisi yok. Kendimi ana bıraktığım oluyor ama o da oldukça kontrollü bir bırakış; kurduğum dil ve üslup üstüne kafa yormadığım bir anıanımsamıyorum.

Yazmak, yaşamdan biriktirdiklerimi gözden geçirdiğim, sakladıklarımın gün yüzüne çıktığı, kendimle ve hayatla hesaplaştığım, unutuşa terk ettiklerimle yüzleştiğim ve tüm bunlardan yeni bir gerçeklik yarattığım bir süreç. Zaman zaman korkuya kapıldığım oluyordur ama sanırım ben yazmanın iyileştiren, özgürleştiren yanına tutkunum.

 

Günlük olayları kolaylıkla kurguya çevirebiliyor musun? Yoksa senin konuların yazmayı düşündüklerin hayatın akışından başka şeyler mi?

Bu soruna yanıt vermek benim için oldukça zor.

Aslında günlük olayları kurguya çevirmek benim temel izleklerimden değil. Ancak kimi zaman hikâyenin kendi gerçekliği kurgusunu beraberinde getiriyor, kimi zaman da anlatıya uygun olarakyeni bir yaşam kurguluyorum.

Dönem anlatısı yazdığımdazaman ve mekân günlük olaylarla daha belirgin, anlatının bir parçası haline geliyor.Kahramanın yaşadığı kentler, yürüdüğü caddeler, dolandığı sokaklar, yaşadığı evler, sığındığı yerler metnin atmosferini oluştururken belleğe işaret ediyor. Bellek dediğimde de işin içine günlük olaylarla birlikte tarih, politika ve zamanın ruhunun dahil olması kaçınılmaz elbette.

İkinci kitabım olan İndigoGünlükleri’nde ise günlük olaylar anlatının bütününde daha farklı bir anlayışla yer aldı. Metni anı/günlük izleği oluşturacak şekilde kaleme aldım. Olay örgüsü ve dil bütünlüğünü gözeterek günlük olaylar kurguladım. Yazım sürecinde anlattıklarımın ne kadarının yaşanmışlık ne kadarının kurgu olduğu önemini yitirdi; sonuçta anlatmak istediğim hikâyeler yeni bir gerçekliğin içinde yerini aldı.

İlk yazman gerektiğine nasıl ve ne zaman karar verdin, seni tetikleyen ne oldu?

Anlatma isteği, diye kısacık bir yanıt vermeliyim.

İnsan evladının, bir türlü gideremediği o tamamlanmamışlık hissinden olsa gerek. Yoksa hayatı yeniden kurgulamaya gerek var mı?

Bize edebiyat yolculuğunu ve kitaplarını anlatır mısın?

Yazı yolculuğum Ankara’nın edebiyat ikliminde şekillendi. Çalışma hayatımın sürdüğü yıllarda Ankara’daki edebiyat etkinliklerinin takipçisiydim. O yıllarda Bilim ve Sanat Kitabevi’nin alt katında, pazar günleri “Öykü Saati” adıyla öykü seansları yapılmaya başlamıştı. Zamanla, yurt içinden ve yurt dışından yazarların bir araya geldiği Ankara Öykü Günleri’ne dönüşen bu seanslarda çok değer verdiğim öykü yazarlarıyla tanışma, ilk yazdığım öyküleri okuma cesareti buldum.

Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği’nin kurulması sürecinde de çalışma hayatından ayrılıp derneğin faaliyet gösterdiği alanlarda üstlendiğim görevleri yerine getirdim.

Şu ana kadar yayımlanmış iki kitabım var. Bilim ve Sanat Yayınları tarafından Dut Kokusu adlı öykü kitabım 2019 yılında, İndigo Günlükleri adlı kitabım ise 2021 yılında yayımlandı.

 Henüz bir kitapta yer almayan öykülerim Edebiyat Nöbeti, Bozkır Şiir ve Yaşam gibi dergilerde yer aldı.

 

Yazmayı günlük hayatın içinde düzenli bir şekilde yapabiliyor musun?

Hayatımın bu döneminde okumak ve yazmak tek uğraşım. Okuma uğraşımı belirli bir disiplin içinde sürdürüyorum ama yazma pratiğim için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Yazmak benim için daha karmaşık yollardan geçiyor. Çok kolay yazan, yazabilen biri değilim. Günlük yaşam, ekonomi, siyaset pratiğinden soyutlanmakta zorlanırım. Öyle zamanlarda, çalışma masamın başına oturmaktan vazgeçmem ama daha çok okumaya ağırlık verip iyileşme anını beklerim.

 

Ankara’da olmak senin için özel bir anlam ifadeediyor mu?

Ben Ankara’da doğdum, büyüdüm.Kısa bir süre dışında da tüm hayatım Ankara’da geçti.Kentin ruhunun üzerime sindiğinin farkındayım. Bunun içini kim nasıl doldurursa kabulüm.

Zamana tanıklık açısından düşünüldüğünde,hep bildik bir kentin sokaklarında dolanmanın hüzünlü bir yanı vardır. Mesela ben Ankara Çayı’nın üstünün kapatılmadığı yıllarda, bahar aylarında taşkınlar yaşandığını hayal meyal olsa da anımsıyorum. Bugün müze olan Ulucanlar Cezaevi’ne görüşe gitmişliğim var. Ihlamurların ya da At Kestanelerinin gölgelediği bulvarları uzun yıllar arşınladım. Ve bunların tamamı benim anlatımın bir parçası. İlk öykü kitabımda yer alan parçalı bir öykünün isminin Ankara’da Zaman olduğunu,yeni öykü dosyamda yer alan Zat İşleri Müdürlüğü isimli öykümün Ulus, Posta Caddesi civarında geçtiğini söylersem ne demek istediğimi anlatmış olurum.

Öykülerindeokura dokunan kendinde bir şeyler bulacağı durumlar var. Bu kimi zaman bir dut ağacının gölgesinde. İnsan arketipleri kendine iyi bir yer buluyor. Onları başarıyla kurguya çeviriyorsun. Bunun nedenini neye bağlıyorsun?

Yazmak hayata kimsenin bakmadığı bir yerden bakmayı, anlattığınız ne olursa olsun ustalıklı davranmayı ve incelik göstermeyi gerektiriyor. İnsan arketipleri söz konusu olduğunda onlara alan açmayıve taraf tutmamayı önemsiyorum.

Metnin kurgusal yapısına, üslubuna, anlatıdaki zaman kipine dair en ufak bir şüphe duyduğumdaanlatıyı adım adım yeniden örmekten kaçınmıyorum. Aynısı karakterlerim için de geçerli. Karakterin hikâye bütünlüğü içinde hâlâ söyleyecek sözü olduğunu hissettiğimde kulak kesilip o eksik cümle tamamlamadan öyküye son noktayı koymuyorum.

Öykülerimde, gerçek mekânlar ve olaylar yanında, gerçek kişilere de yer veriyorum. Elbette onaylarını alarak. Gerçek isimlerini kullanmamış olsam bile.  Kurgumun sunduğu olanaklar içinde anlatının bir parçası olmaları, yokluklarına olduğu kadar, varlıklarına da saygı duruşu anlamına geliyor benim için.

 

Aklında yazmayı düşündüğün ama beklettiğin meselelerin var mı? Bunuöykümde ya da romanımda anlatmalıyım dediğin yoksa hemen yazar mısın onu?

Beklettiğim meselelerim var elbette.

Yazmanın bana öğrettiği önemli bir şey de telaşa kapılmamak. Aklıma gelen ilk fikre kapılıp gitmek de hikâye açmaza girdiğinde vazgeçmek de benim yapacağım şey değil. Sürekli sorguluyor, o hikâyenin neden zihnimde dönüp durduğunu anlamaya çalışıyor, çalakalem yazı denemeleriyle heba etmiyorum.

Yazdığım öykülerin çoğu yıllardır zihnimin bir yerlerinde uykudaydı, biliyordum orada olduklarını. Hiç ummadığım bir zamanda, hiç düşünmediğim bir kurgu ile anlatının odağına yerleştiler.

Pandemi dönemine dair kaleme aldığım bir metin var. Bugün, ara ara okuduğumda asla o günkü dil ve üslupta yazamayacağımı şaşkınlıkla görüyorum. İyi ki ertelememiş, tavsiyelere kulak tıkayıp sıcağı sıcağına yazmışım. Bekletiyorum, çünkü aklımdan, kalbimden geçen kurguyu henüz bulamadım.

 

Ben sizi yıllardır Ankara Öykü Günleri Derneği’nden ve edebiyat dünyası içinde görüyorum,çeşitli etkinliklerde karşılaşıyoruz. Yıllar içinde gözlemlerin ne diye sorsam?

Evet, iyi ki Ankara’daki etkinlikler hâlâ sürüyor ve iyi ki karşılaşıyoruz.

Yıllar içinde mekânlar değişti, yüzler kimi zaman değişti kimi zaman değişmedi, mevzular ise aynı. Gönül ister ki geniş katılımlı, zengin içerikli etkinliklerin sayısı artsın. Yine de zaman zaman beni iyi hissettiren, samimi bir çabayla oluşturulmuş etkinlikler oluyor. Onlara denk gelirsem ne mutlu bana.

Çok teşekkür ederim içten yanıtların için.

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.