Üç Masa
Akşam masasında iki bardak vardır. Biri Triger K.’nin adının baş harfiyle işaretlidir. Camı mattır; çok tutulmuştur, parmak izi tutmaz ama ısıyı tutar. Diğeri daha soğuk durur. El değmemiş gibi değil, geç bırakılmış gibidir. Biri kalkarken acele etmiş, masa yerinde kalmıştır.
Masaya her oturduğunda aynı masa değildir bu. Sabah masası pencereye yakındır; ışığı doğrudan alır. Akşam masası Kapıya yakındır; ışık daha kalın düşer. Aynı odada dururlar ama birbirlerine bakmazlar. Triger K. çoğu zaman ikisinin arasında kalır.
Bir zamanlar bu odada müzik çalardı. Ses yüksek değildi. Şarkılar baştan sona dinlenirdi; iğne sona geldiğinde çıkan o ince ses beklenirdi. Zencefil rendelenirken müzik geri çekilir, hamur yoğrulurken odaya yayılırdı. Triger K.’nin sevdiği parça çaldığında bardaklar masadan alınır, isimlerin baş harfleri şerefine birbirine değdirilirdi. Camdan çıkan ses kısa olurdu. Şarkı sürer sanılırken biterdi. Ardından zencefilli hamurun üzerine serpilirdi; parmaklar bir an durur, sonra devam ederdi.
Kurabiyeler tepsiden alındığında birlikte saymışlardı. Zencefilliler en sona bırakılmış: kenarı fazla kızaranlar, ortası çatlayanlar, altı biraz yananlar. Tepsinin köşesinde bir tanesi hep yamuk dururdu. Hamurdan değil, müzikten; karıştırırken ritmi kaçıran bir elin, evin içinde acele edilmeden yapılan küçük bir gecikmesinden. Plak iğnesi sona yaklaşırken biri hafifçe gülmüş, biri sandalyesini geriye itmişti. Tepsi masaya konmuş, olduğu gibi bırakılmıştı. Yamukluk, kimsenin düzeltme ihtiyacı duymadığı bir rahatlığın izi gibi pişmişti.
Şimdi koku vardır.
Un değil. Tarçının gölgesi de değil. Daha derinde, boğazı hafifçe yakan bir kök: zencefil. Zencefilli kurabiyenin metal bir kutuya sinmiş kokusu. Açıldığında değil; kapağı kapattıktan sonra kalan. Parmak ucuna değdi mi tutar, bırakmaz. Suyla çıkmaz. Bir zamanlar tırnak diplerinde kalmış, büyüdükçe can acıtan bir iz gibi.
Koku tam burada durur. Yükselmez, yayılmaz. Odayı doldurmaz; yalnızca bir noktayı işaret eder. Elin durduğu yeri. Bakışın kaydığı çizgiyi. Dürbünü henüz kaldırmamışsındır ama hangi yöne döneceğini bilirsin. Bazı şeyler bakılmadan önce olur. Suç, çoğu zaman, gözden değil kokudan başlar.
Dürbünü kaldırdığında görüntü bir an için yoktur; karşı pencere yerinde durur ama içi boşalmış gibidir.
Bakışını hemen geri çekmezsin. Dürbünden değil, odadan kaldırırsın gözünü. O an lambanın altındaki masa hafifçe ısınmış gibidir; hava ağırlaşır. Koku bir adım yaklaşır. Ne ses vardır ne hareket; yine de bir şey, çok yakından geçmiş gibi teninde kalır.
Nefesini tutarsın. Bırakırsın.
Bir.
Göğsün bir an için genişler, sonra hemen geri çekilir. Hava yetmez; fazladır. Nefes almakla vermek arasındaki fark kapanır.
İki.
İki dediğinde, beden sayıyı reddeder. Kalbin hızlanmaz; düzensizleşir. Isı boğazına çıkar. Koku keskinleşir. Zencefil artık uzakta değildir. Ağız içi yanar. Dil kurur.
Üç.
Beden buna izin vermez.
Çene kilitlenir.
Göğüs aşağı iner.
Ses çıkmaz.
Bu koku akşam masasına ait değildir. Mutfaktan da gelmez. Müziğin sustuğu, bardakların yerine bırakıldığı bir zamandan sızar.
Dürbün sabah masasına ait değildir. Masaya konmaz; konulursa eğri durur. Masadan alınmaz. Elinle yalnızca yana kaydırılır. Camı soğuktur; elde tutulursa ısınır, bırakıldığında bunu hemen geri alır. Kapının deliğinden bakar gibi tutulur; göz, tam ortayı bulmak için bir an fazla bekler.
Perde açıktır. Işık camın kenarında durur; içeri girmek için acele etmez.
Masanın başında biri oturur. Baş biraz sola eğilir. Parmaklar, çenenin altında bir noktada oyalanır; sanki orada unutulmuş bir şey varmış gibi. El geri çekilir, yeniden gelir. Görüntü düzgündür; rahatsız edici bir düzenle.
Ama burun gecikmiş bir izi alır. Önce ayırt edemez. Hava değişmemiştir, pencere aynı aralıktadır. Yine de boğazda ince bir yanma olur. Un değildir, tarçının gölgesi de değil; daha derinde kalan kök. Avuçtan düşen bir şey gibi, yere değil, içeriye.
Göğüs bir an için daralır. Nefes sayılmaz ama bölünür. El masaya gider, durur; geri çekilir. Kalp hızlanmaz, yer değiştirir. Sanki beden, içeride bir yere takılmıştır. O sırada masa ikiye ayrılmaz; zaman ayrılır. Kısa bir boşluk olur. Görüntü durur, koku kalır.
Bir.
Nefes alınır.
İki.
Nefes verilmez.
Üç gelmez.
El, bardağa uzanır ama dokunmaz. Camın soğukluğu daha önce gelmiştir. Sayı orada asılı kalır. Koku geçmez; yalnızca yeri değişir. O an beden öğrenir: bazı şeyler sayılarla tutulur, bazıları tutulmaz. Saymaya devam edilmez. Ama bedenikiye ayrılır.
Masanın başında biri oturur. Baş biraz sola eğilir. Parmaklar, çenenin altında bir noktada oyalanır; sanki orada unutulmuş bir şey varmış gibi. El geri çekilir, yeniden gelir. Görüntü düzgündür; rahatsız edici bir düzenle.
Ama burun gecikmiş bir izi alır. Triger K. hamuru yoğururken zencefili avucundan bırakırdı. Bardaklar birbirine değdiği anda düşerdi. O an hamur kararırdı. Tat, daha fırına girmeden yerini alırdı.
Dürbünle izlenen masada da iki bardak olduğunu bilir Triger K. Görmez ama bilir. Bazı fazlalıklar evler arasında dolaşır. Bir yerde kalmış olan, ötekine siner. Bardaklar konuşmaz; yerlerini korur. Camın üzerinde duran baş harfleri, eskiden olduğu gibi yan yana gelmek istermiş gibidir.
Parmaklarda kısa bir yanma kalır. Metalden değildir. El geri çekilir. Yanma yer değiştirir; avuçtan bileğe, bilekten dirseğe. Isı değil, geç kalmış bir iz gibidir.
Koridordan bir ses geçer. Baş kaldırılır. Ses gider. Baş daha sonra iner. Arada kalan o kısa sürede, zaman yer değiştirir ama iz bırakmaz.
Sabah masasında defter açılır. Kalem durur. Bir kelime yazılır: zencefil. Satırın başında değildir; ortasında da değil. Hamurun tezgahta beklediği yere yakındır. Mürekkep kururken kalem bir an daha bekler.
Akşam masasında hiçbir şey yazılmaz. Orada yalnızca izlenir. Dürbünün içindeki yer, bir zamanlar bardağın durduğu yerdir artık. Cam, insandan daha çabuk ısınır.
Bir an gelir. Baş kaldırılır. Gözler önce bir yere takılmaz.
Pencereye değil.
Odaya da değil.
Bakışın geldiği yere.
O anda görüntü yön değiştirir. Küçülmez; derinleşir. Camın içinden geçen yüz değildir. Gecikmiş bir bakıştır; yerine ulaşması zaman almıştır.
Saymaya devam edilir.
Bir: Sabah.
İki: Akşam.
Üç gelmez.
Kayıt durmaz.
Masa tektir.
Bakış yerini alır.
Yeni yorum ekle