Bronzun Soğukluğu, Tarihin Sancısı,Knez Vladimir/Volodimir’in İki Yüzü:O Bir Rusyalı Mı, Yoksa Ukraynalı Mı?

KnezVladimir Anıtı Açılış Töreni, Kasım 2016, Moskova(http://en.kremlin.ru/events/president/news/53211)
Kremlin Önünde Bir Gövde Gösterisi
2016'nın kurşunî bir Kasım sabahında, Moskova'da toprağın altından değil, siyasetin hırsından yükseldi 20 metrelik Knez (Prens) Vladimir. Bir elinde haç, diğerinde kılıç... Ama bu kılıç, sadece geçmişin değil, bugünün sınırlarını da çizmek için oradaydı. Putin’in tekdüze sesinden dökülen "tek millet" masalı, Rus şair Fyodor Tyutçev’in o meşhur dizelerini hatırlatıyordu: "Rusya akılla anlaşılmaz / Arşınla ölçülmez büyüklüğü." Ancak bugün, o büyüklük "arşınla" değil, Kiev’deki heykelden bir buçuk metre daha yüksek inşa edilen bronzun kibriyle ölçülüyor.
Şevçenko’nun Çığlığı: "Volodimir" Bir Pranga Değildir!
Ukrayna cephesinde ise bu isim "Volodimir"dir; yani halkın hür iradesiyle seçtiği Avrupa ışığı... Ukrayna'nın ulusal şairi Taras Şevçenko, yüzyıllar öncesinden uyarır gibidir: "Gömün beni ve ayağa kalkın / Kırın zincirlerinizi!" Ukraynalı aydınlar için bu anıt, Moskova’nın kendi tarihini çalma girişimidir. Onlar için Volodimir, Bizans’ın kapısından geçerken arkasında bıraktığı karanlığı değil, Ukrayna'nın hür geleceğini kucaklamıştır. Dinyeper kıyısındaki eski heykel, Rusya'nın "yeni" ve "daha yüksek" heybetine karşı sessiz bir onurla durur; çünkü gerçek tarih, boy ölçüşmekle değil, kök salmakla yazılır.
Putin Dönemi: Öngörülemez Bir Geçmişin İnşası
"Rusya, geleceği belli bir ülkedir; öngörülemez olan yalnızca geçmişidir." Putin rejimi, tarihi bir kütüphane değil, bir cephanelik gibi kullanmaktadır. Büyük Rus düşünürü Soljenitsin’in eşi Natalya’nın "Tarihimize saygı duyalım" çağrısı, Kremlin’in o soğuk koridorlarında yankılanırken kaybolur. Rus yazar Dostoyevski’nin romanlarındaki "acı çekerek arınma" teması, bugün modern bir otokrasinin meşruiyet kalkanına dönüştürülmüştür. Tarih, artık gerçekleri aydınlatan bir meşale değil; Kırım’ın ilhakını ve sınır ötesi savaşları gizleyen devasa bir bronz gölgedir.
Otokrasinin Patrimonyal Kaderi
Büyük Yekaterina’nın mutlakiyet hırsı, bugün Putin’in şahsında modern bir kült haline gelmiştir. Aleksandr Puşkin’in "Bakır Atlı" şiirinde şahlanan atın altındaki o mağrur irade, bugün Kiev’i bir "sınır bölgesi" (Ukrayna) olarak gören tepeden bakışın ta kendisidir. Rusya, kendi güvenliğini komşularının zayıflığında ararken; Ukrayna şairi Lesya Ukrainka’nın dizelerindeki o "asla teslim olmayan ruh" ile çarpışmaktadır. Bronzdan heykeller dikilse de tarihin ruhu zincire vurulamaz.
Geleceği Esir Alan Geçmiş
George Orwell’ın kehaneti bugün Dinyeper ve Moskova Nehirleri arasında kanlı bir gerçeğe dönüşmüştür: "Bugünü denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar." Moskova’daki Vladimir anıtı, sadece bir kurucuyu değil, Rusya’nın bitmek bilmeyen imparatorluk açlığını temsil etmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki; kılıçla yükseltilen anıtlar, kalemle yazılan hürriyet türkülerinin karşısında her zaman soğuk ve dilsiz kalacaktır. Vladimir ya da Volodimir... O, birleştirici bir aziz olmaktan çıkarılıp, bir savaşın siperi haline getirilmiştir.
Ancak bu kılıç, sadece geçmişin değil, bugünün sınırlarını da kanla çizmek için oradaydı. Putin’in "tek millet" masalı, Tyutçev’in "Rusya akılla anlaşılmaz" dizelerini bir sığınağa dönüştürürken, aslında Aleksandr Dugin’in "Avrasyacılık" adını verdiği o karanlık eskatolojinin (insanlığın nihai yazgısını veya dünya tarihini sonlandıran olayları inceleyen teolojinin bir dalı) cisimleşmiş haliydi. Bu anıt, bir saygı duruşu değil, tarihin mülkiyetine el koyma girişimi; bir tür "tarihsel nekrofili"dir. Ölmüş azizleri, modern bir otokrasinin siperlerine sürmek, onları birer canlı kalkan gibi kullanmaktır.
Gogol’ün İkilemi: İki Nehir Arasında Parçalanan Bir Ruh
Bu tarihsel gaspın en trajik kurbanı ne Moskova’ya ne de Kiev’e tam anlamıyla sığdırılabilen Nikolay Gogol (Ukraynaca:Mıkola Hohol)’dür. Gogol, Ukrayna’nın bereketli steplerinde Kazak türküleriyle beslenip, St. Petersburg’un soğuk bürokrasisinde devleşirken, aslında Putin’in bugün yok saymaya çalıştığı o “gri bölge”nin ta kendisiydi.
Putin, Gogol’ü bir "Rus dehası" olarak rafa kaldırırken, onun içindeki Ukraynalı "küçük insan" çığlığını susturmak zorundadır. Gogol, Ölü Canlar’da Rusya’nın o durdurulamaz "Troyka"sını betimlemişti; ancak kendi ruhu Dinyeper’in hırçın suları ile Neva’nın sisli karanlığı arasında ebediyen bölünmüştü. Putin’in nefret ettiği şey tam olarak bu zengin belirsizliktir. Otokrasi netlik ister; oysa kimlik akışkandır. Putin, Gogol’ün o sancılı ikilemini bir balyozla ezip, ondan tek tip bir imparatorluk neferi çıkarmaya çalışmaktadır. Gogol’ün sonunda el yazmalarını yakması gibi, Kremlin de Ukrayna’nın özgün tarihini ateşe vererek ondan sadece Moskova’ya itaat eden bir kül yığını bırakmakistemektedir.
Bulgakov ve Dostoyevski: Kutsal Şehir’den Mesihçi Cinnete
Kiev doğumlu Mihail Bulgakov, Beyaz Muhafız’da Kiev’in o karlı ve asil ruhunu anlatırken şehri "Şehir" (Gorod) diye anardı; oysa bugün Moskova, o “Şehir”i bir uyduya indirgemek istiyor. Putin’in tarih anlayışı, Dostoyevski’nin romanlarındaki o "acı çekerek arınma" ve "Rusya’nın dünyayı kurtaracak tek güç olduğu" yönündeki Mesihçi hezeyanları, modern bir jeopolitik silaha dönüştürmüştür. Dostoyevski’nin Ecinniler’indeki o yıkıcı tutku, bugün "Rus Dünyası" (Russkiy Mir) doktriniyle komşu halkların egemenliğini yutan bir canavara dönüşmüştür. Tarih artık gerçekleri aydınlatan bir meşale değil; Kırım’ın ilhakını ve yıkılan şehirleri gizleyen devasa bir bronz gölgedir.
Şevçenko’nun Çığlığı ve Tunç Süvari’nin Kibri
Ukrayna cephesinde bu isim "Volodimir"dir; yani halkın hür iradesiyle seçtiği Avrupa ışığı. Taras Şevçenko, "Gömün beni ve ayağa kalkın / Kırın zincirlerinizi!" diye seslenirken, Moskova’nın o tunçtan ağırlığına karşı ruhun isyanını örgütler. Puşkin’in Tunç Süvari’sinde Deli Petro’nun atı altında ezilen zavallı Yevgeni gibi, bugün de tüm bir hakikat, Putin’in "patrimonyal kader" dediği o zorbalığın altında ezilmek istenmektedir. Ukrayna şairi Lesya Ukrainka’nın dizelerindeki "asla teslim olmayan ruh", Kremlin’in o kibirli bronzuna karşı en büyük siperdir.
Sonuç:Bronz Bir Tabut Olarak Geçmiş
Putin için Vladimir anıtı bir köprü değil, bir kapaktır; Ukrayna’nın Avrupa ile olan kadim bağlarının üzerine kapatılmış bronz bir tabut kapağı. Orwell’in kehaneti bugün Dinyeper kıyısında kanlı bir gerçekliktir: "Geçmişi denetleyen, geleceği de denetler." Ancak unutulmamalıdır ki; heykeller ne kadar büyükse, altındaki tarihsel temel o kadar kırılgandır.
Vladimir ya da Volodimir... O, birleştirici bir aziz olmaktan çıkarılıp, bir savaşın siperi haline getirilmiştir. Lakin kılıçla yükseltilen anıtlar, kalemle yazılan hürriyet türkülerinin karşısında her zaman soğuk, dilsiz ve eninde sonunda yıkılmaya mahkûm kalacaktır. Çünkü tarih, boy ölçüşmekle değil, kök salmakla yazılır.
FOTOĞRAFLAR:

Prens Volodimir'in 1853’de dikilen Dinyeper Nehri'ne bakan heykeli, Kiev.
Kardeşi Yaropolk'u öldürterek, Bizans İmparatorluğu’nun gönderdiği Vareg Muhafızları yardımıylaKiev'de iktidara gelen Vladimir, anlatılanlara göre hızlı yaşayan, hedonist bir kişiydi; birçok karısı ve yüzlerce cariyesi vardı. 988 yılında Ortodoks Hristiyanlığı benimsediğine inanılıyor; bu olay Slav Hristiyan kültürünün temellerini işaret ediyor. Aynı zamanda Büyük Vladimir olarak da bilinen 10. yüzyıl prensi, Kiev merkezli ilk doğu Slav proto-devletinin yöneticilerinden biriydi.Ortodoks Hristiyanlığın yayılmasında onun büyük katkısı olduğu kabul edilir.
Ukrayna'nın ve Rusya’nın ulusal kahramanıdır. Hayatı 2016 Rusya yapımı Vikingler filminde anlatılmaktadır.

Vladimir Büyük Anıtı, 4 Kasım Birlik Günü'nde, 2016’da Moskova'da açıldı.Tarihçiler hem Moskova'daki hem de Kiev'deki politikacıların, Büyük Vladimir'den başlayarak İkinci Dünya Savaşı'nın tartışmalı tarihine kadar uzanan bir süreçte, tarihi şahsiyetleri kendi çıkarları için kullandıklarını söylüyor. (Fotoğraf: Yuri Kochetkov/EPA)

Açılış konuşmasını bir başka Vladimir, Vladimir Putin yaptı. Konuşma sırasında canı sıkkın görünüyordu; sanki törenin bir an önce bitmesini istiyordu. Merasimin, Ukrayna Kırım'ının Rusya tarafından kısa süre önce ilhakını açıkça desteklemiş film yönetmeni Fyodor Bondarchuk tarafındanPutin’in mikrofona davet edilmesi ile planlanandan erken başlamasının nedeni de belki bu sıkıntıydı. Konuşmasını önündeki metni tekdüze bir sesle okuyarak yaptı. Putin, bu açılış tarihinin (4 Kasım) Rusya'nın Ulusal Birlik Günü olarak taşıdığı sembolik anlama dikkat çekti. Büyük Knez’in birbirinden farklı halkları, dilleri, kültürleri ve dinleri tek bir ailede bir araya getiren güçlü, birleşik ve merkezi bir devlet kurmak suretiyle Rusya topraklarını bütünleştirdiğini ve savunduğunu açıkladı.Putin, kökleri Kiev Rus Knezliği'ne kadar uzanan üç modern ülkenin (Rusya, Belarus ve Ukrayna) bu ailenin üyeleri olduğunu sözlerine ekledi. Bu ülkeler; Rus İmparatorluğu'nun ve Sovyetler Birliği'nin temelini oluşturan aynı Hristiyan ilkelerini, aynı kültürü ve dili paylaşan tek bir halk ya da milletti. Belirttiği husus, onun ardından konuşan Patrik tarafından da tekrarlandı: "Vladimir pagan kalmayı tercih etse ya da yalnızca kendi dinini değiştirseydi ne Rusya ne büyük Rus İmparatorluğu ne de çağdaş Rusya var olacaktı."Kısa ama farklı bir tondaki üçüncü ve son konuşmayı yazar Aleksandr Soljenitsin'in dul eşi Natalya Soljenitsina yaptı. Rusya'nın sarsıntılarla dolu 20. yüzyıl tarihinin ülkeyi böldüğünü ve tüm anlaşmazlıklarımız arasında hiçbir şeyin geçmişimiz kadar ayrışmaya yol açmadığını söyledi. Konuşmasına "Tarihimize saygı duyalım" çağrısıyla son verdi. Bu çağrı; onunla sadece gurur duymakla kalmamayı, kötülükleri temize çıkarmak ya da gözlerden uzak kalmasını sağlamak için halının altına süpürmek yerine, dürüstçe ve cesurca yargılamamız gerektiğini içeriyordu.PutinNatalya Soljenitsina’nın bu sözlerinden rahatsız olmuş görünüyordu…(http://en.kremlin.ru/events/president/news/53211)

Rusya'nın başlıca dini liderleri; Moskova ve Tüm Rusya Patriği, Katolik Kilisesi yöneticileri, Büyük Müftü ve Budistlerin başkanı rengarenk cübbeleri ile törene katıldılar. Bir elinde haç, diğer elinde kılıç bulunan bronz heykelin yüksekliği 20 metreden fazlaydı. Bu, komünizmin çöküşünden bu yana dikilen ve her biri 19. yüzyılın estetik değer taşımayan Rus üslubu ile yapılmış devasa Vladimir anıtları dizisinin sonuncusuydu. Büyük Knez’in diğer Rus kentlerindeki Belgorod, Vladimir, Astrahan, Bataysk ve Smolensk anıtları devlet tarafından ya da halkın bağışlarıyla yaptırılmıştı. Moskova'daki heykelin finansmanı da Kültür Bakanlığı, bir askeri tarih derneği ve bir motosiklet kulübü tarafından sağlandı. (Fotoğraf: Yuri Kochetkov/EPA)

Anıtı yapan Rus heykeltraş Salavat Sçerbakov, Moskova'daki atölyesinde Büyük Vladimir'in devasa heykeliyle birlikte. Sanatçı "Korkunç İvan’ın, Joseph Stalin'in veya hatta Büyük Petro'nun tarihsel rolü hakkında tartışmalar olabilir, ancak Prens Vladimir söz konusu olduğunda, o şüphesiz olumlu bir figürdür" dedi. (Fotoğraf: Yuri Kochetkov/EPA)

Anıtın tasarlanmış halinin Moskova Serçe Tepesi’ndeki temsili resmi.
Kaidesiyle birlikte 24 metreye ulaşan bu devasa anıtın önce, Lenin’in son zamanlarını geçirdiği, Moskova Devlet Üniversitesi yakınındaki Serçe Tepesi’ne yerleştirilmesine karar verilmiştir.Bu karara karşı on binlerce Rusya vatandaşıimza kampanyası düzenleyerek tepki gösterince anıtın Kremlin’in yakınına dikilmesi kararlaştırıldı.

Rus Askeri-Tarih Derneği'nin tasarladığı Prens Vladimir anıtı.
Anıt için farklı kurum ve kuruluşlardan çeşitli öneriler getirilmiştir.

Nasıl ki ABD’liler George Washington ve Benjamin Franklin’i kimliklerinin kurucu atalarından kabul ediyorlarsa, Ukraynalılarda resmi para birimleri 1 Grivna üzerinde resmi bulunan Volodimir olarak telaffuz ettikleri Prens Vladimir’i kurucu ata olarak kabul etmektedir.
Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında da Prens Vladimir, Ruslar ve Ukraynalılar arasında paylaşılamayan bir tarihsel figüre dönüşmüştür.
Cambridge Üniversitesi Slav Araştırmaları Bölümü profesörü Simon Franklin, “11. yüzyılda Rusya veya Ukrayna diye bir şey yoktu” demiştir. “Kültürel olarak, her ikisi de 10. ila 13. yüzyıllarda ortaya çıkan ve gelişen doğu Hristiyan varlığının mirasçılarıdır. Siyasi olarak ise, hiçbiri doğrudan siyasi bir mirasçı değildir.”
Franklin, Vladimir'in vaftizinin "muhtemelen" Kırım'da gerçekleştiğini söylese de yarımadanın erken Slav devletiyle hiçbir ilgisinin olmadığını ve Vladimir'in vaftizinden çok sonra da Bizans kolonisi olarak kaldığını belirtiyor. Bölgenin Rusya adına ilhak edilmesi ancak yedi yüzyıl sonra, Büyük Katerina'nın toprakları ilhak etmesiyle gerçekleşti ve böylece gerçek anlamda Rus İmparatorluğu'nun bir parçası oldu.
Yeni yorum ekle