Hiçliğe Yakın
Bazen hiçbir şey yapmak istersin.
Ne bir yere yetişmek, ne bir cümleyi tamamlamak, ne de bir duyguyu açıklamak…
Sadece durmak.
İşte o an, hiçliği alır ve yavaş yavaş büyütürsün içinde. Yalnızlığını beslersin fark etmeden; kimsesizliğini, kimseye ihtiyaç duymayan bir sessizliğe dönüştürürsün. Yunus Emre’nin asırlar öncesinden fısıldadığı gibi, insan bazen akışın içinde erir; ses azalır, varlık sadeleşir.
Hiçliğin Tadı
Ey hüzünlü ruhum.
İhtiyar budala.
Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
Umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
İşe yaramaz beygir
Uzan olduğun yere dayanmasını bil.
Sönmeyen yanı var mı dünyanın...
Ruhum, acılarını örtün.
Ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.
Yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak
Artık ne kavganın tadı
ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.
Elveda kavalın türküsü
Flütün iççekici elveda
Somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
Ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..
Ruhum sevgili baharının bitti.
O çılgın kokuların tükendiği zamandır..
Ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya
Issız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor
Geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi
Gerek yok sığınmaya
Ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi
Ruhum dünyanın çığlarını çağır.
Seni sarıp döne döne götürecek zamandır.
Çeviri:Erdoğan Çalak ve Ertuğrul Başer
Hiçliğin ortasında, sesin en kısık olduğu yerde bulursun kendini. Dışarıda hayat bütün gürültüsüyle sürerken, içeride derin bir suskunluk vardır. Mevlânâ’nın “hiç olma” çağrısı, bu suskunluğun içinden geçer; fazlalıklar döküldükçe insan kendine yaklaşır.
Tam da bu noktada, şiirlerimi yazarken hissettiğim gibi, hiçlik bir boşluk değil; insanın kendini en çıplak hâliyle dinlediği bir eşik olduğu geçiyor zihnimden. Öyle ya, varlığımız geri çekildikçe, kalp daha net konuşuyor sanki.
İçinden bir ses yükselir insanın usulca… Kalbinden çıkar, kulaklarına kadar gelir. İstersen duyarsın, istersen kulak vermezsin. Çünkü bazen duymak cesaret ister; kendi sesiyle yüzleşmeye hazır değildir.
Belki de bu yüzden hayat hep aynı yerden ilerlemez aslında. Kimi zaman kalbinle yol alırsın; kimi zaman ise kalbin geride kalır. Sen yürürsün, o durur. Araya sessizlikler girer, mesafeler uzar…
Ama bu bir kayboluş değildir. Hiçlik, yok olmak değil; fazlalıklardan arınmaktır. Kendini susturdukça, içindeki asıl sesi duyarsın. Ve belki de en gerçek yolculuklar, hiçbir şey yapmadığını sandığın anlarda başlar.
Peki ya siz bu sessizliğin içinde kendinize rastlamaya hazır mısınız?
Hiçsizliğe
Tanrı sen ne kadar güzelsin
bir hiç olarak
ormansın belki bilmiyorum
belki ormanda bir ağaçsın şuncacık
bir pazartesi günüsün
insanları dupduru edemeyen
bütün karayollarında ve demiryollarında
gider gelirim bütün dünyada
ama biliyorum Kırşehir'de mezarsın
bir kilisesin Kapadokya'da
sözgelimi yumurtada zarsın
ustasın sabahları yapmada
en katı yoklukları koyarak insanın içine
akşamüstlerinde biraz gaddarsın
sular ve zamanlar kararırken
ne yapalım
bari bağışlayalım birbirimizi.
Turgut Uyar
Eser Ceran Erdi
Yeni yorum ekle