Mehdi Ehevan-İ Sâlis(1928-1990) Ve Şiiri
"M. Ümid" mahlasıyla tanınan İranlı şair, yazar ve müzik araştırmacısı Mehdi Ehevan-i Sâlis’inşiirleri toplumsal içerikli, zaman zaman halkın yaşamındaki olayları konu alan niteliktedir. Aynı zamanda Horasan şiirinin sağlamlığı ve ağırlığıyla harmanlanmış epik bir üsluba sahip olan eserleri, yeni ve özgün tamlamalar içerir. Klasik Fars şiirinde oldukça yetkin olan şair daha sonraları "Yeni Şiir/NimaŞiiri" tarzına yönelmiş; her iki tarzda da çok önemli eserler kaleme almıştır.
Mehdi Ehevan-i Sâlis, 10 Mart 1928'de Meşhed'de dünyaya geldi. Babası Ali, aktarlık yapıyordu. Ali, Yezd eyaletinden Meşhed'e göç eden üç kardeşten biriydi; bu nedenle soyadlarını, "üç kardeş" anlamına gelen "Ehevan-i Sâlis" olarak belirlemişlerdi. Annesi Meryem ise Horasanlıydı.
Ehevan, ilköğrenimini Meşhed'de tamamladı ve 1941 yılında kaynakçılık eğitimi almak üzere şehirdeki Teknik Kolej'e girdi; 1947 yılında buradan mezun oldu. Gençliğinde müziğe ilgi duydu ve babasının hoşnutsuzluğunu göz önünde bulundurarak, gizlice tar çalmayı öğrendi.
Yirmi yaşına kadar Meşhed'de kalan Ehevan, teknik liseyi bitirdikten sonra Tahran'a geldi ve birkaç yıl Tahran civarında öğretmenlik yaptı. Ardından 1960'lardan itibaren Kültür Bakanlığı tarafından Milli Kütüphane'de görevlendirildi.
1990 yılında Ehevan-i Sâlis, Berlin'deki Dünya Kültürleri Evi'nin davetiyle Almanya'ya gitti; ayrıca İngiltere, Danimarka, İsveç, Norveç ve Fransa'yı ziyaret etti. Bu, onun İran dışına yaptığı ilk ve son yolculuğuydu. Gittiği her yerde büyük bir saygıyla karşılandı. Aynı yıl, 26 Ağustos 1990'da Tahran'da kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Naaşı, Tus'takiFirdevsi'nin Anıt Mezarı'na defnedildi.
Ehevan'ın ustalığı epik şiir alanındadır. Destansı temaları şiirinde kullanır ve bu temaların yönlerini metafor ve sembollerle süsler.
Bazı eleştirmenlere göre, M. Ümid'in zihinlerde bıraktığı imaj, şiirsel anlamda bir tür "peygamberlik" iddiasına yöneldiği, ideolojik olarak ise İran tarihi ile adalet yanlısı görüşleri harmanladığı yönündedir. Hatta bu durumun bazen ırkçı bir İranseverliğe dönüştüğü de iddia edilmiştir. Ehevan bizzat şiiri şöyle tanımlar: "Şiir, insanın peygamberlik bilincinin ışığında olduğu anlarda yaşadığı huzursuzluğun ürünüdür."
Ancak Ehevan bu ithamları kabul etmemiş ve şu ifadeleri kullanmıştır: "Ben geçmişe ve İran tarihine bakıyorum. Adalet takıntım var. Kafiyeyi bilen herkesin adalet takıntısı vardır. Kafiye, adaleti isteyen terazinin iki kefesidir... Ara sıra feryat ve öfkem de olmuştur."
Ehevan'ın 1950'li ve 60'lı yıllardaki şiirleri, dönemin fikri ve toplumsal dönüşümlerinin sanatsal bir penceresiydi. O dönemin birçok genç aydını ve sanatçısı, onun şiirleriyle hayata dair yeni bir bakış açısı kazandı. Mehdi Ehevan-i Sâlis, çağdaş İranlı şairler üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Sanatı; eski şiir geleneği ile Nima tarzını birleştirmesi ve geçmişe duyduğu özlemi işlemesi, onu özgün kılmış ve hem kendi nesli hem de sonraki kuşaklar üzerinde derin bir iz bırakmıştır.
Çağdaş İran şiirinin büyük ismi Mehdi Ehevan-i Sâlis, vatanına tutkuyla bağlı bir aydındı. Hayatını toplumcu şiire ve günümüz İran toplumunu sembolik bir dille resmetmeye adadı. Şiirleri, İran’ın milli geleneklerine bağlı olan şairin yaşadığı dönemin siyasi ve sosyal olaylarının bir aynasıydı; bu bağlılığın izleri eserlerinde açıkça görülür. Milli ve vatansever sembolleri kullanması, kadim İran kültürüne olan tutkusu ve şiirindeki epik üslup nedeniyle ona "İkinci Firdevsi" unvanı verilmiştir.
Başlıca eserleri
Erğanun/Org (1951): Şairin aruz ölçüsü ve klasik şekillere bağlı kaldığı ilk eseridir.
Zimistân/Kış (1956):Ehevân-i Sâlis'i üne kavuşturan, modern İran şiirinin sembolizm başyapıtlarından biridir.
Âhir-i Şâhnâme/Şahnâme’nin sonu (1959): Toplumsal değişim beklentilerinin boşa çıkmasını ve aydınların umutsuzluğunu anlatan şiirler içerir.
Ez ÎnAvesta/Bu Avesta’dan(1965): Şairin en olgun eserlerinden biri olarak kabul edilir.
Torâ Ey KohenBûm u BerDūstDârem/Seni Seviyorum Ey Kadim Vatan(1989): Yıllar sonra tekrar klasik şiir geleneğine dönerek büyük yankı uyandırdığı kitabıdır.
Örnek şiirleri
1. Yeter Bize
Eğer zaman, bu kafesten bizi azat ederse
Yeter bir testi şarap ve çengin sesi bize
Çiçekler açtı, bahçeler doldu taştı da
Lakin eriştiremedi bizi bir gül yaprağına
"Hava güzel, çimenler şahane" diyorlar ama kurumakta
Bizim gönlümüzde aşk tomurcukları ve heves çiçekleri
Bahar geldi gidiyor, biz ise zincirlere vurulu
Allah aşkına, bırakın bu kafesten bizi
Şaşarım; neden bizi incitmek için uğraşırlar
Kim görmüş ki bizden birine kötülük geldiğini?
Senin o asi, kara gözlerin sarhoş eder insanı
Ama şu bekçiler, boş yere tutuklamışlar bizi
Biz Zinderud ve Karun şarabıyla sarhoşuz
Ne alakamız olur Aras'ın o kıyılarıyla bizim?
Sanat çiçeğiyim ben; şu feleğin zulmüne bak sana;
Bir avuç diken ve çöpün eline mahkûm etti bizi
Yıldızımın tek dostu olan o gökten başka
"Ümid"in kimseden kalmadı başka bir ümidi asla
Zindan, Mayıs 1954[1]
2. özlem
Kimse lütufla göstermedi bana mahalleni
Belki rüyalarda görürüm hayalini
Böyle vefasız oldun ya benim gibi şaşkınla
Mezara götüreceğim a dost, sana olan arzumu
Kırık gönlümü bir de sen vurma cefa taşına
Doğru dur, sakın Allah kırmasın testini
Gel, bizim bağlılığımızı al ki
Değişmez cihanın varlığına bile, senin mahallenin tozunu
İçmem ayrılık vaktinde ölüm şerbetini
Senin onurunu koruyabileyim diye
Olmadı, bu deli gönül susmadı
Nerede ne zaman otursak senin bahsini açtı
Vuslat "Ümid"i ümitsizliğe döndü, yazık!
Kimse lütufla göstermedi bana semtini
Tahran, Dey 1327 hş.[2]
3. Gördüm onu
Ansızın gördüm sokakta benim vefasızımı
Sevinçten yine kaybettim elimi ayağımı
Aceleyle geçip gidiyordu gece bulutları
Ay gibi yıkanmıştı, o gönül çelen dilberin yanakları
Abanoz ağacından bir gül dalında, Ay ışığı gibi bir gül
Siyah elbiselerine ışık saçıyordu
Küçük kız kardeşiyle hararetli bir sohbetteydi
Yersiz gülüşlerini gizlemek için
Karanlıkların arasından parlıyordu boynu
Misk kokulu saçlarını savurduğunda
"Bundan sonra onu unutmalıyım" demiştim
Görünce onu, unuttum kendi dediklerimi
Gördüm ve gönül acılarım geldi bir bir aklıma
O Ay parçası, kendisine tutkun olanı görmese de
Bu ne zevk, bu ne ıstırap? Bu ne zor bir hal?
Sitem diliyle sordum kendi Tanrımı
Bana yaklaştığında "Selam a tanıdık dost" dedim
Dedim ama hiç duymadım kendi sesimi
Keşke tanısa beni o vefasız kız a "Ümid"
Ah, eğer yabancı kalırsa kendi dostuna!
Reşt,Ferverdin 1329 hş. [3]
4. Eylül Mehtabı
Bu gece, a gökyüzü, evimi şenlendirdin
Ay’ınla viran kulübeme yeniden can verdin
Eylül rüzgârı gibi, hatıralarımı çevirdin
Kulağıma fısıldadın, bir efsane okur gibiydin
Yine tazeledim yeminimi o perişan saçlı sevgiliyle
Yine bu gece divane gönlüme sözler verdim
Gönlün karışık arzularını yazdım yastığıma
Gece yarısı uçurup saldım onları boşluğa
Dedim a kelebek! Uç uzak diyarlara
Ben artık dönmem arzuların etrafında
Bu meyhanedeki gamın artık rengi kalmadı
Saki neşe saçarak dolduruyor kadehimi
A eylül ayının mehtabı! Bu gurbet zindanında
Yârin soğukluğunu görmezsin, ısıttın çenemi
Yine "Ümid" geldi, geldi bir daha dönmemek üzere
A gece meltemi! Haber ver bu gece o inci danesi sevgilime
Tahran, Eylül 1949[4]
5. Bir Öpücüğün Şekeri
Periler dün gece kapalı kanatlarımı açtılar
Öpücük ve şarapla beni üzüntü evinden çaldılar
O perdenin ardında, dün geceye dek bilmediğim
Nice gizli sırları bana anlattılar
"Sırların gizli evinin perdecileri, söyleme" dediler
Perdeyi araladıklarında beni kendimden aldılar
Susuz dudaklarıma bir pınar koydular
Dert ve kederi gönlümün gözünden silip aldılar
Sabaha dek aşkın ve gazelin odasında bir mum gibiydim
Periler bana nice güzel gazeller dinlettiler
Eski dostlar -hasret ve kederle- uzaktan
Parmaklarıyla hayretle işaret edip beni gösterdiler
Cennetin çalgıcıları, büyüleyici bir şekilde
Eteklerini savurarak bana bir nağme söylediler
Vay o sarhoşluk ve şaraptan beni öyle bir mest ettiler ki
Gül gibi tepeden tırnağa beni ektiler ve biçtiler
Dudağım dudağındaydı senin, gökyüzünden melekler
Hepsi gördü ve bu talihimden ötürü beni övdüler
"Ümid" daha ne desin, dün gece
Naz ve şarap, sevgili ve dudağı; hepsi benimleydi
Umuyorum; nasip olsun yine bu devlet
Gerçi bilirim, kıskanan gözler çoktur beni
(Tahran, Şubat 1955)[5]
6. Senin Arzunla
Senin arzunla ölmek, benim tek dileğim
Hızır'ın bekası bile benim bu yok oluşumu kıskanır benim
Kimse beni aşk yüzünden kınamadı gördüğünde
Senin yüzüne olan hayranlığımı anladı sadece
Gönlüm o buğday tenli cennet güzeline vuruldu
Bir put ki, sanki buğday tanesi gibidir ama bende yok
Bu puttan başkasına tapmam, o benim tanrımdır
Gönlüm bu tanrının elçisidir benim için
Senin o güzel yüzünü, ey canımın arzusu, gördüğümde
Başımla koşarak vardım yanına, felek ayağımı kırdı benim
Öyle ağladım ki gamdan, tıpkı İsfend bulutu gibi
Kıskançlık gözüyle izledi gözyaşlarımı
Binlerce gömlek yırttım gamın elinden
Hangi el dikebilir ki artık benim yırtık gömleğimi?
Acaba varlık sofrasına davetsiz bir konuk muyum
Ev sahibi ihmalkârlıkla unuttu yerimi?
"Yok!” diye bağırdığımda, Yok!"cevap geliyor
Felek bir dağ gibi ses veriyor nidama
Ne mutlu o güne ki, başım göğe erdi de
Bir gece coşkuyla ağıt yaktı evimde
En iyi gören en iyi işiten tanrı “Ümid” ancak yazık!
Ne duydu ne de gördü maceramızı bizim yazık!
Tahran, İsfend 1339 hş.[6]
[1]Şi’r-i Mehdî Ehevân-i Sâlis, I/19.
[2]Şi’r-i Mehdî Ehevân-i Sâlis, I/20-21.
[3]Şi’r-i Mehdî Ehevân-i Sâlis, I/20-21.
[4]Şi’r-i Mehdî Ehevân-i Sâlis, I/21-22.
[5]Şi’r-i Mehdî Ehevân-i Sâlis, I/22-23.
[6]Şi’r-i Mehdî Ehevân-i Sâlis, I/23-24.
Yeni yorum ekle