Sevgili Arsız Ölüm ve Gerçek Barışın Peşinde: Yoksulluk, Adaletsizlik ve Yanı Başımızdaki Direniş

Kültür

 

 

Sevgili Arsız Ölüm ve Gerçek Barışın Peşinde: Yoksulluk, Adaletsizlik ve Yanı Başımızdaki Direniş

 

Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanını yıllar önce ilk okuduğumda, yoksulluğun insanı nasıl ezdiğini hissetmiştim. Sendikamın okuma grubu için kitabı tekrar elime aldığımda, hikâye çok daha derin bir yankı buldu bende. Belki günümüzün bitmek bilmeyen ekonomik krizleri, artan eşitsizlikler, cinayetler, her türlü şiddet, hepimizi köşeye sıkıştıran baskılar bu hissi daha da güçlendirdi belki de yaş almanın getirdiği farkındalık. 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne denk gelen günlerde okumak ise bambaşka bir boyut kazandırdı. Barışın ne anlama geldiğini yeniden düşündürdü bana. Barışı sadece savaşın durması değil; yanı başımızdaki her türlü haksızlığa karşı verilen mücadelede de gizli buldum. Günlük hayatımızda sessiz sedasız sürdürdüğümüz o küçük, ama önemli direnişlerde…Barış, aslında her gün yaşadığımız bu küçük savaşlarda saklı.

Latife Tekin, yoksulluğu sadece cebin boş olmasıyla tanımlamıyor. Yoksulluk, ruhumuzu ezen, kimliğimizi silmeye çalışan bir varoluş krizi gibi. İlk okuduğumda beni en çok etkileyen karakter olan Dirmit, bu kez çok daha tanıdık bir figüre dönüştü. Patriyarkal düzene ve yoksulluğa karşı verdiği sessiz ama inatçı mücadele sanki hepimizin içindeki bir çığlık. Dirmit’in mücadelesi, aslında yanı başımızdaki her mücadeleyle iç içe. Kadınların, işçilerin, yoksulların, sokaktaki canlıların, dışlananların verdiği savaşı onun gözlerinde görüyorum. Sahiplenilmemiş, üzeri kapatılmış, görmezden gelinmiş, yeterince konuşulamamış, anlaşılamamış, biraz eğri büğrü, biraz eksik, oldukça güçlü ve samimi…

Sevgili Arsız Ölüm, hepimizin hikâyesi. Feminist bir direnişin kalbinden doğuyor; kadınların, işçilerin, yoksulların ve dışlanan herkesin sesini duyuruyor. Bu direniş öyle büyük devrimlerle de başlamıyor, daha sessiz, daha derinden, ama bir o kadar inatçı. Sabah otobüste karşılaştığımız, yorgun yüzlerinin ardında kocaman bir öfkeyi saklayan kadınlarla, hep susturulmaya çalışılan işçilerin sohbetlerinde, kendi evimizin dört duvarı arasında belki sessizce ama hiç yılmadan büyüyen bir isyanla şekilleniyor. Dirmit’in mücadelesi aslında bizim mücadelemiz; görmezden gelinmiş, belki küçük sanılmış, bastırılmak istenmiş ama hiçbir zaman boyun eğmeyen, hepimizin içindeki o inatçı ses, hiç susmayan o güçlü direnç. O ses, toplumun en görünmez kılınan ama en güçlü olan kadınların hikâyelerinde kök salıyor.

Eğer Sevgili Arsız Ölüm’ü hâlâ okumadıysanız, elinize aldığınızda nasıl derinden etkileneceğinizi şimdiden söyleyebilirim. Bu kitap, öyle baştan sona hızla okunup geçilecek bir roman değil; her satırında durup düşüneceğiniz, hissettiğiniz yerlerde bir nefes alıp devam edeceğiniz bir hikâye. Yoksulluğu, direnişi, kadın olmanın ne demek olduğunu en çıplak haliyle anlatıyor. Herkesin bir kez olsun derin derin okumasını, satır aralarında kendi sesini bulmasını içtenlikle tavsiye ederim.

 Yaşasın kadınların direnişi, yaşasın eşit ve özgür bir dünya için verdiğimiz mücadele!

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.