Heykel Sanatı

Özet

Heykel sanatı tıpkı dil gibi insanın kendini biçim ve formlar aracılığı ile sanatsal bir yolla ifade etmesini sağlar. İlk çağlardan beri var olan heykel sanatı insanoğlunun geçirdiği değişimler ile birlikte sürekli yeniden şekillenmiştir. Heykel antik çağlarda ilk ortaya çıkış sebebi olan yaşamsal içgüdülerden zaman içerisinde sıyrılmış ve insanın kendini ifade etme arayışları halinde estetik ve duygusal bir işleve sahip olmuştur. ilk çağlarda kadının doğumu ve bereketi sembolize ettiğine inanılmıştır. Bu bağlamda Anaerkil yapıda Ana Tanrıça inancı tüm medeniyetlerde yaygınca görülür. Ana Tanrıça ve kadın bedeni formu tarihte yapılan ilk heykellerde karşımıza çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Heykel, işlev, Antik çağ, Ana Tanrıça.

Görsel Sanatlar

Antik Çağlarda Heykel Sanatının İşlevi ve
Ana Tanrıça Heykelleri


İnsanoğlu tarih sahnesine ilk adımını attığı günden bugüne etrafında var olan doğayı ve içinde yaşadığı dünyayı anlamlandırmaya çalışmıştır. Heykel sanatı da tarih boyunca insan için ilkel heykelsi objelerden, günümüz modern sanatına toplumun ve yaşamın biçim dili olmuştur. Tüm çağlarda ve dönemlerde heykel sanatı yaşama ait duygu, kültür ve dinamikleri günümüze taşıyarak varlığını sürdürmektedir. Evrimsel süreçte kendi el becerisini ve alet kullanma yeteneğini geliştiren insan hayal gücünü de zaman içerisinde işin içine katmış bu sayede görkemli yapıtlar ortaya koymuştur. 

Heykelin işlevi tarihte sürekli gelişim içerisinde dönüşümler geçirmiştir. İlk olarak mağara duvarlarına çizilen resimler ve heykelsi objeler, insanın dönemin gündelik yaşamında barınma, beslenme ya da vahşi doğada karşılaşabileceği tehlikelere karşı hayatta kalma içgüdüsü ile ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Primitif süreçte heykele, değişkenlik gösteren coğrafyaya uyum sağlamak ve korku yaratan canlılara karşı korunma güdüsü ile doğa üstü işlevler yüklemiştir. 

Heykel sanatının tarihte ilk örneklerinin ortaya çıktığı dönem Paleolitik Çağ ya da diğer bir söyleyişle Eski Taş Çağı olarak bilinmektedir. İnsan eliyle yapılmış bilinen en eski heykelsi obje 300.000 ve 500.000 tarihlerinden günümüze gelen Berekhat Ram Venüsü ve Tan-Tan Venüsü’dür. Dönemin ilkel aletleriyle şekillendirilen heykelsi objelerin Orta Aşölyen dönemine ait olduğu tahmin edilmektedir. 

M.Ö. 40.000 yıllarında Üst Paleolitik Döneme gelindiğinde mamut dişine oyulmuş aslan başlı bir erkek figürü olan “Lion Man of the Hohlenstein Stadel” isimli bilinen ilk heykel örneği ile karşılaşırız. Ancak benzeri az sayıda olan heykel örnekleri dışında döneme ait heykellerde genellikle kadın figürlerine rastlanmaktadır. Bunun sebebi ise Anaerkil toplumda kadın, doğum, bereket, verimlilik gibi konuların kutsal kabul edilmesidir. Paleotik ve Neolitik çağlara hakim olan inanç yaşamı ve doğayı yarattığına inanılan Ana Tanrıça İnancıdır. Bu sebeple dönemin heykelciklerinde yüzlerin belirsiz bırakılmalarına rağmen vücut ve organlarından rahatlıkla kadın bedenine sahip oldukları anlaşılmaktadır. Heykellerde Doğurganlık, abartılı modele edilmiş cinsel organlar, dişiliği ve üretimi sembolize eder. Dönemin hayvan heykellerinde esas alınan doğanın birebir taklidi kadın heykellerinde görülmez. Heykeller form itibari ile sahip oldukları anlamsal ve biçimsel yorumlamalardan dolayı temsil ettiği inanış ve kavramların diğerlerinden farklı olduğu düşünülmektedir. Tarih öncesi heykellerden öğrenildiği üzere ilkel yaşam topluluklarında koşullar farklılık göstersin ya da göstermesin din kavramları kadın bedeni üzerinden kurgulamıştır. 

“Avrupa, Asya, Kuzey Afrika ve Amerika kıtasının özellikle bugün Meksika, Guatemala, Belize olarak bilinen ülkelerinde kadının doğurganlığının ve yeryüzündeki üretimin sembolü olarak kutsandığı üretilen sanat örneklerinden anlaşılır. Bu durum insanın kültürel gelişmesinin belirli bir evresinde yaratılışla ilgili konularda birbirinden bağımsız zaman ve mekanlarda aynı sonuçlara ulaşabildiğini gösterir.”1 

zorbatv.dergi

Paleotik Çağın bitimi ile Neolitik Döneme (Cilalı taş devri) geçiş tarım ekonomisini de beraberinde getirmiştir. Bu dönemde insanoğlunun bereket, verimlilik arayışından dolayı özellikle hamile ya da doğum yapan kadın pozları heykellerde sıklıkla görülür. Tarımı ve yerleşik yaşama geçiş ile kurulan kentlerin koruyucusu olarak Ana Tanrıça kabul edilir. Kadın, yaratıcı güç ve Anaerkil yapı bu dönemde kutsanır ve ön planda tutulur. Ana Tanrıça inanışı denildiğinde akla gelen en önemli yapıt şüphesiz 1908 yılında Avusturalya’da bir demir yolu inşasında bulunan “Willendorf Venüsü” dür. (Tetikçi, 2015) Kireçtaşından yontulan figür 11cm yüksekliğindedir ve üzerinde kırmızı aşı boyası görülmüştür. Willendorf Venüsü’ nün sahip olduğu abartılı vücut stilizasyonu ve imgelem bağlamı ile estetik bir amaç güdülerek üretilen en eski sanat yapıtı olduğu düşünülmektedir. Heykelin göğüsleri üzerinde görülen yatay çizgiler tanrısal besleyiciliği simgeler. Diğer bir belirgin özelliği ise karnındaki göbek deliğinin dikkat çekici olması ve vulvasının geniş üçgen formda belirgin biçimde Antik Çağlarda Heykel Sanatının İşlevi ve Ana Tanrıça Heykelleri 
yapılmasıdır. Benzerlerinin aksine Willendorf Venüsü çıplaklığını mimik ve jestleri ile örtme çabası içerisinde değildir. Sahip olduğu şehvet ve kutsallığı tamamen sergiler biçimdedir. 1Özi Huntürk, Heykel ve Sanat Kuramları, KİTABEVİ, İstanbul, 2011, 33

Mezopotamya’ya gelindiğinde Ana Tanrıça’nın yerini Kybele kültünün aldığı görülmektedir. Mezopotamya’da Hitit Devri’nin başlangıcından Roma Çağının sonlarına doğru iki leopar arasında oturan ana tanrıça figürleri ile karşılaşılmaktadır. Bu yabani hayvan betimlemeleri Anadolu tanrıçası Kybele’nin vahşi aslan veya leoparlarıdır. 

zorbatv.dergi

Cybele (Yunanca Kybele), Büyük Ana ya da sadece Ana olarak bilinen tanrıçadır. Ana Tanrıça’ya ait şiirler, övgüler, dinsel anıtlara antik Yunan ve Roma’da rastlanır ama ana vatanı Anadolu’dur. En kalıcı ve en karakteristik özellikleri Orta Anadolu’da Phrygia’da şekillenmiştir. (Roller, 2014) 

Neolitik döneme ait Çatalhöyük ve Halıcılar bölgelerindeki kazılarda çıkarılan Kybele heykellerinin Anadolu’da Ana Tanrıça inancının kanıtları olduğuna inanılır. İnsanoğlu ilk çağlarda bereket, korunma ve verimlilik sağlayacağı inancına dayanarak yaptığı heykelleri kadının doğurganlığı ve toprağın bereketi ile ilişkilendirmiştir. Bu bağlamda kadın ana tanrıça yani toprak anadır. 

Neolitik çağ içerisinde el becerisi ve kullanılan aletlerin gelişmesi ile mermer ve granit gibi taşlarda kullanılmaya başlanmıştır. Volkanik taşların sert ve keskin yapılarından dolayı kullanılan aletler bu malzemelerden yapılmamıştır. Günümüzde ŞanlıUrfa Göbeklitepe’de bulunan ve bu aletler ile yapılmış 10.000 yıl öncesine ait anıtsal boyutlarda yontu kabartmalar yer almaktadır.
 
Sonuç 
Heykel tarih serüveninde çağlar boyunca insanın kültürel, sosyal yaşantılarını, inanışlarını ve korkularını bir sonraki nesillere aktaran önemli bir araç olmuştur. Heykelin antik çağlarda sahip olduğu işlev korunma, beslenme, hayatta kalma gibi temel güdüler iken, Neolitik Çağ ile tarım ve yerleşik hayata geçen insan heykele daha ruhani bir işlev yüklemiştir. Aynı dönemde heykellerde insan müdahalesi stilizasyon ve estetik kaygının çoğaldığı gözlemlenmektedir. Kadın ve temsili imgeler tüm antik çağlarda medeniyetler arasında her zaman kutsal yerini korumuştur. Ana Tanrıça ve Kybele heykelleri dönemin Ataerkil’den önce Anaerkil inanış modelinin var olduğunu ve kadının toplumdaki yerinin üst konumda olduğunu bizlere göstermektedir. 

Kaynakça 

Özi, H. (2011). Heykel ve Sanat Kuramları. İstanbul: KİTABEVİ. 
Roller, L. E. (2014). Ana Tanrıçanın İzinde (Anadolu Kybele Kültü). İstanbul: Homer Kitapevi.
Tetikçi, İ. (2015). Gelenekten Günümüze Aktarımlar "Venüs". Yıldız Journel Of Art And Desing, 41-50
 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.