Minimalizm ve Heykel Sanatı

Görsel Sanatlar

Minimalizm ve Heykel Sanatı

Ufuk Güneş Taşkın*

 

zorbatv.dergiResim1-Görsel  İsimsiz, Donald Judd, Galvaniz Demir, 457.2 x 101.6 x 78.7 cm, 1967

1960’lı yıllarda ortaya çıkan Minimalizm sanatta temel amaç olarak görülen anlatı, temsil ve doğayı yanılsama gibi özellikleri hiçe sayarak, nesnelerin olabildiğince sade ve basite indirgemiş hallerini kullanan modern bir sanat akımıdır. Sanat nesnesi üzerinde tüm dikkat dağıtıcı ve eğretilemeye yol açacak öğeleri ortandan kaldıran Minimalistler, objenin salt estetiğini izleyiciye sunmuştur. Mekan ve sanat nesnesi kavramları bağlamında birbirinden beslenen minimalist heykeller bulundukları ortam içerisinde farklı boyutlar ve bakış açıları yaratır.

Minimalizm kullandığı sade nesnel dil sayesinde, sanatsal yapıtların izleyici ile fenomenolojik bağlamda kurdurduğu ilişkiyi pekiştirmiştir. İzleyici Minimal sanatta karşısında duran objenin saf gerçekliğinden haz alır. Minimalizm’ in ortaya çıkışı sanat nesnesinin sert seçkinci bir zümreye hitap etmesinin yanlış olduğunu savunur. Heykel sanatında minimalizm diğer plastik sanat alanlarına kıyasla sanatçılara daha fazla özgürlük alanı açmıştır. Kent yaşamının dinamikleri içerisine uyum sağlama çabalarına rağmen izleyiciyi şaşırtacak oldukça farklı bulundukları çevrede oldukça soyut yapılar olarak biçimlenirler.

Minimalizm 1960’ lı yıllarda ABD’ de gelişen en aza indirgenmiş basit geometrik formlardan oluşan sanat eserleri ile genel karakterini kazanan bir soyut sanat biçimidir. Türk dil kurumuna göre Minimalizm: “Sözcük anlamı, Fransızca kökenli “minimum” sözcüğünden türemiştir. Minimum, sözcük anlamı “Bir şey için gerekli en az veya en küçük miktar (derece, nicelik)” olarak tanımlanırken, matematikteki ifadesi ise, “Değişken niceliğin inebildiği en alt basamak, asgari, minimal” şeklinde tanımlamıştır. (TDK, 2020)

zorbatv.dergiResim2 Görsel Carl Andre, “9 x 27 Napoli Rectangle”, 253 Adet  50 x 50 cm, Metal Plaka
Minimalizm sanatın kendine ait olan gerçekliğe sahip olması gerektiğini ve herhangi başka bir şeyi taklit etmeye ihtiyaç duymadığını savunur. Genelde sanatın var olan dünyayı, insanları, doğayı ve benzeri şeyleri taklit ederek his duygu gibi kavramları izleyiciye deneyimletmek ve yansıtmak olduğuna inanılmaktadır, ancak Minimalizm bünyesinde dışsal hiçbir gerçekliği bulundurmak istemez. Akım izleyiciye son derece saflaştırılmış bir güzellik algısı sunar ve yalnızca önlerinde duran kendilerine sunulmuş objeler ile etkileşim kurmasını bekler. Böylece yapıtın bulunduğu ortam, mekan, materyal ve işin biçimi sunulan tek gerçeklik haline gelir. Bu bağlamda minimalist sanat kendi düzeni, uyumu ve saflığı içerisinde başka hiçbir şeye benzemeye çalışmadan gerçekte var olanı kendisi olarak temsil etmektedir.

Minimalizmin 1960 ile 1970’ li yıllar arasındaki gelişimi kavramsal sanatın gelişimi ile bağlantılıdır ve benzerlikler taşır. Her iki harekette ortaya çıkışlarında dönemin mevcut sanat yapıtı anlayışına gerek üretimi gerekse sergilenmesi bakımından sanat nesnesi kavramına verilen önemin yanlış olduğunu ve bu durumun seçkinci bir sanat sever kitlesi oluşturduğunu savunmaktadır

Minimalist sanatın bu kadar etkili olması ve ses getirmesi kökeninde estetik anlamda getirdiği değişiklik olmuştur. Gelişen teknolojinin beraberinde getirdiği hızlı oluşumların toplumlar üzerinde yarattığı yoğunluk hissi, stres ve gürültü minimal sanatın vücut bulmasında önemli rol oynamıştır. Sunduğu sakin, saf ve düşünmeyi işaret eden yapısı ile Minimalizm, yapıtları plastik sanatlarda her şeyin özü olan geometrik soyutlamaların sadeliğinde sunar. Böylelikle formun içeriğe dönüşmesi başlamış formalist bir yaklaşımla figürasyon ve göz alıcı unsurlar minimalizmin sanat nesnesi anlayışından uzaklaştırılmıştır. Eskiye sırt çeviren minimalistler gündelik hayat ve sanatı birbirinden ayıran çizgiyi ortadan kaldırabilmek için üç boyutlu nesneler yapmışlardır. 

“Minimal Sanat anlayışı kapsamına giren heykellerde sadece en basit ve en yalın biçimlere ya tek başlarına ya da birbirlerinin peşi sıra yer verildiği görülür. Ne var ki Minimal sanat anlayışıyla yapılan heykellerdeki sözü edilen özellikler, şaşırtıcı yanılsamaları ve o güne kadar dikkatimizi çekmemiş görsel özellikleri sergiler.  Bu konuda da birçok sanatçının eğilimi, özellikle 1966 yılında açılan sergiler sonunda bir sanat hareketi içinde bir araya getirilmiş bir isim altında toparlanmıştır.” (Lynton, 2009)

Minimalist sanat, olabilecek en basit formları kullanılarak açık ve sadeliğin verdiği hazzı ortaya koyarken daha kompleks yapıtlarda boyut olarak büyük ölçeklerin kullanılması ile aynı etkiyi yakalar. Yapıtlar genellikle kaidesiz ve sade bir biçimde sergilenirken çalışmalar üzerinde sergilenen objenin öz benliği dışında dikkat dağıtacak hiçbir müdahale ve estetik kaygı bulunmaz. Minimalist çalışmalarda kullanılan malzemelerin işlenişi geleneksel yöntemlerin aksine kaynak, vida ve monte etme gibi modern yöntemler kullanılarak yapılır. Minimalist Sanatta malzeme olarak ayna, çelik, alüminyum, tuğla, floresan ışık benzeri gündelik nesnelerin en doğal halleri materyal olarak kullanılır düzen ve simetrinin temel olarak alındığı yapıtların olabildiğince nesnel olmaları gerekmektedir. Sanatçıların kişisel ifade ve anlatılarını yapıtlara dahil etmemeleri için renk, çizgi, şekillerin kullanımı sınırlandırılmıştır. Bu sayede yapıtlarla karşı karşıya kalan izleyici kompozisyon, konu ve anlatım gibi öğeler ile çok fazla dağılmadan direkt olarak nesneyi deneyimleyebilmektedir. 

Resim3 Görsel  Richard Serra, Zamanın Maddesi, 130 x 24 metre, 1994-2005.

zorbatv.dergi“Minimalist heykelde malzeme değişime uğramaz ve kendi niteliğini olduğu gibi ortaya koyar.  Hacim ve biçimler yalın ve geometriktir. Üç boyutlu çalışmalara yönelen çok sayıda ressamın geleneksel heykel sanatının sorunlarıyla uğraşmadan Minimalist yapıtlar ürettikleri görülmektedir. Bu sanatçılar heykel alanını zaten iyi tanımadıklarından, biçimin ifadesi, içyapının dışa yansıması ve yapıt üzerinde sanatçının kişiliğini yansıtan izlerin varlığı gibi özelliklerle ilgilenmemiştir. Buna karşın kendilerini normal ya da dev boyutlarda gerçekleştirdikleri küre, silindir, küp, gibi temel biçimler ve yalın figürlerle sınırlamışlardır” (Germaner, 1997)

1960’lı yıllarda Minimalizm bağlamında çalışmalar üretmeye başlayan sanatçılar ilerleyen süreçte, Kapalı alanlarda mekan ile bütünleşen büyük heykeller üretmiş ve mekan içerisinde ölçek bağlamında etkileyici çalışmalar ortaya koyuştur. Sanatçılar herhangi bir estetik kaygı ve amaç barındırmaksızın çalışmaları kapalı veya açık mekanlara yerleştirmiş, formların nasıl gözlemlendiğiyle ilgilenmiştir. Sanat yapıtında betimlemelere ve nesnelere yüklenmiş anlamlara imkan tanımayan minimalistler, bu çabayı sanata karşı bir hakaret olarak görmüştür  çünkü onlara göre sanat ne ise o olmalıdır. Minimalizm doğayı yapıtların birer tamamlayıcısı olarak düşünür ve ideal bütünlüğü bu sayede sağlarlar. Bu bağlamda yapılan nesneler geometrik bir denge içerisinde ritimlidir. 

Figürasyon ve heykelin geleneksel yöntemlerini dışarıda bırakan minimalizm, heykel mekan algısında farklı bir tavra bürünmüş ve mekan kullanımını sanat eseri ile bağlantılı biçimde ele almıştır. Minimalist yapıtlar içinde bulunacağı mekana göre biçimlenir. Sakin ve hareketsiz tavırları sayesinde bulundukları alanda algı kırılmaları yaratırlar. Bu bağlamda mekanların sıradan alışıla gelmiş kullanımlarının yerini mekanla bütünleşen heykeller alır. Bu sayede mekan heykelin bir parçası haline gelmiş olur. Sahip oldukları geometrik yapı sayesinde heykeller bulundukları alanların merkezi haline gelebilir. Heykeller gündelik yaşam içerisinde mekanların mimari planları ve insanların hayat akışlarıyla ilişkiye girerek müdahalelerde bulunabilir. Minimal heykeller kaideye ihtiyaç duymamalarından ötürü üzerlerinde yürünebilme veya içlerinde dolaşabilmek gibi tecrübeleri bizlere sunmaktadır. Bu sayede mekan heykele, heykel ise mekana anlam kazandırmaktadır.

Dünyanın sürekli artan hızı içerisinde nesne, obje veya kavramların salt gerçeklik ve anlamını gözler önüne seren Minimalizm, basitlik ve sadelik gibi enstrümanları kullanarak yalnızca sanatta değil insan hayatının birçok farklı alanında karşımıza çıkmaya devam edecektir.

Kaynakça
Germaner, S. (1997). 1960 Sonrası Sanat Akımlar, Eğilimler, Gruplar, Sanatçılar. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Lynton, N. (2009). Modern Sanatın Öyküsü. istanbul: Remzi Kitapevi.
TDK. (2020). https://sozluk.gov.tr. https://sozluk.gov.tr: https://sozluk.gov.tr/?kelime=an adresinden alındı

*Heykeltıraş

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.