Asur Kraliçesi Semiramis
Mezopotamya toplumlarından kalan belgelerin çoğunda erkek yöneticilerden söz edilirken kadınlar yalnız anne, eş, kardeş veya kız evlat olarak anılmakta bu da onların ataerkil yapıya sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. Asur belgeleri kadının önce babasının evlendikten sonra da kocasının ya da kayınbabalarının denetiminde olduğunu göstermektedir. Kadının yalnızca adı var demek yanlış olmaz. Kocası savaşta esir alınmışsa en az iki yıl bekler, tekrar evlense de eski kocası gelirse dönmek zorundadır. Kadınlar bunlardan dolayı yıllarca evde oturarak kocalarını beklerdi. Kürtaj büyük suçtu hatta ağır cezaları vardı. Kadın hırsızlık yaparken yakalanırsa kocası tarafından kulakları ya da mağdur tarafından burnu kesilirdi. Evli kadın tek başına dışarıya sadece başını örterek ve peçe takarak çıkabilirdi. Evli olmayan kadın, köle ya da hayat kadınları başlarını bağlamaz, bağladıklarında dayak yerlerdi. Karısını zina halinde yakalayan koca isterse aşığıyla ikisini öldürebilir, adamı hadım edebilir, karısının burnunu kesebilir ya da yüzünü dağıtabilirdi. Esas karısı, ikinci karısı ve kuması olabilirdi. Saraylı kadınlar için de sıkı denetimler vardı. Saray mensubu, saray kadınlarından birisiyle konuşmak istediğinde yedi adımdan fazla yaklaşamazdı. Yanında birisi olmadan bir erkekle saray kadını karşılaşırsa ikisi de öldürülürdü.
Toplum içerisinde Asur kraliçesi Sammu-ramatda özel bir yerdedir. Asur kralı Y. Samsi Abad’ın karısıdır. Babil kökenli olduğu kanısı yaygındır. Bazı Babil geleneklerinin Asur’a Semiramis sayesinde geldiği düşünülmektedir. Kocasının ölümüyle, küçük yaştaki Adad-niari’nin küçüklüğünden dolayı yönetimi ele alıp beş yıl naiplik yapmıştır. “Dört Bir Tarafın Efendisi” unvanıyla anılır. Urartularla, Medlerle, Suriye beylikleriyle mücadele içinde olmuştur. Genelde Asur kraliçeleri sefere (askeri) katılmazken o katılmıştır. Onun amacı kendi ülkesi Babil’in kültürel düzeyine getirmektir Asur’u. Büyük bir otoritedir. Mezopotamya sulama sistemleri konusunda önemli işler yaptırmıştır sel baskınlarına karşı. İlk kez bir kadın geleneklerin dışına çıkarak yönetimde bu kadar etkilidir.
Askalonlu tanrıça Derketo (Mezopotamyanın İştar’ı) ile ölümlü bir Suriye’linin kızıdır. Aphrodite ona kızdığı için bu ölümlü erkeğe aşık eder. Ardından Derketo Semiramis’i doğurur ancak bu yaptığından utanarak sevgilisini öldürür, Semiramis’i terk eder ve sonra kendisini bir göle atarak balığa dönüşür. Annesi terk ettikten sonra çobanlar tarafından bulununcaya kadar güvercinler onu kanatlarıyla ısıtarak korurlar ve yakınlardaki kulübelerden gagalarında taşıdıkları sütle beslerler. Semiramis biraz daha büyüyünce güvercinler bu çobanların peynirlerini alıp getirmeye başlarlar. Bir süre sonra adamlar peynirlerin azaldığını fark edip kuşları izleyerek muhteşem bir güzellikte bebek olan Semiramis’i bulurlar. Onu alıp saraya ait bir sürünün baş çobanı olan Simmas adındaki çocuksuz birine götürürler. Simmas Semiramis’i evlatlık edinir ve kendi kızıymış gibi özenle büyütür. Semiramis’e Suriye dilinde “Güvercin” anlamında olan bu ad verilir. Büyüdüğünde diğer tüm genç kızlardan çok göz alıcı güzelliğe sahip olacaktır. Yıllar böyle geçerken Semiramis büyür ve artık meşk edecek zamanı gelmiştir. Vali ve komutan olan Onnes gezideyden güzelliğinin büyüsüne kapılarak onunla evlenir ve Ninive’ye götürür. Semiramis Hypates ve Hydaspes adında iki erkek evlat doğurur. Kocası üzerinde hakimiyet kurarak fikir ve icraat konusunda etkiler. Baktra’ya sefer düzenler lakin kalesi çok sarp tırmanılması inanılmaz güçtür. Bu yüzden kuşatma bir türlü sonuç vermez. Kuşatma uzayınca çok özlediği karısını çağırır. Lakin o dönem kadınların tek başına seyahat etmesi hele ki seferdeki orduya gitmesi mümkün değildir. Cinsiyetini gizleyerek yani bir erkek kılığında oraya ulaşır askerlerin onun kadın olduğunu anlamaması gerekir. Geldiğinde kaleye kimsenin saldırmadığını oradakilerinde bekleyen askerlerin yerlerinden ayrıldıklarını fark eder. Dağlardaki tecrübeli askerlerle tırmanarak kaleyi ele geçirmeyi başarır. İlk kez birisinin karısı veya bir anne olmak yerine bir birey olarak karşımıza çıkması olarak yer alması çok önemlidir. Semiramis güzelliği, cesareti ve zekasıyla kralın dikkatini çekecektir. Kral komutan Onnes’ten karısını ister. Onnes kafayı yiyerek kendini asar. Semiramis kraliyet onuruna nail olur. Kral Ninos’tan Ninyas adında oğlu olur ve kısa süre sonra kral ölür yönetimi Semiramis ele alır. Ölen kocası için dağa benzeyen görkemli anıt mezar yaptırır. Ciddi imar faaliyetleri yaptırır. Kentin ortasına Zeus tapınağı inşaa ettirir. Birden fazla saray yaptıracaktır ve gücünü göstermek için saraya gücünü göstermek için av sahneleri gösteren sanat eserleri yaptırır. Bir rivayete göre kocasının yaptıkları ile onu faaliyet olarak geçmeye çalışır. Artık asla evlenmez ama askerleriyle dolu dizgin aşklar yaşar. Fakat birlikte olduğu bütün sevgililerini öldürür. Büyük bir ordu’yla Media’ya doğru yola çıkar. Mısır’ı geçerek Libya’nın büyük kısmını egemenliğine alıp Etiyopya’ya geçer. Ve işleri yoluna koyunca Baktraya geri gelir. Verimli toprakları ve değerli madenlerinden dolayı Hindistan topraklarına göz dikip oraya sefer düzenlemeyi kafasına koyar. Nehir gemileri yaptırır bu sefer için. Sahip olduğu filler Hintlilerinkinden azdır. Hayvanların benzerlerini yaptırır. Üç bin koyu renkli sığırı toplatır. Etlerini işçilere dağıtır, derilerini yüzdürüp içlerini samanla doldurup diktirir ve fillere benzetir. Bir deve taşıyordu bunları ve bir kişi sorumluydu. Uzaktan fili andırıyorlardı. İki yıl içerisinde hazırlatır teçhizatı üçüncü yıl kuvvetlerini çağırır. Hint kralı duyunca yenilgiye uğratmak için güçlerini toplar. Elçiler göndererek bunun yanlış olduğunu sebepsizce hakaretler edip ele geçirdiğinde çarmıha gerdireceğine yemin eder. Mektubu okuyan Semiramis gülüp geçer. Uzunca süre çarpışırlar. En sonunda Semiramis galip gelir. Hint kralı korkup kaçıyormuş gibi yapar gerçekteki amacı Semiramis’in nehri geçmesini sağlamaktır. Semiramis keyiften mutludur, köprüyü yaptırıp ordusunu karşıya geçirir ve Hint kralının tuzağına düşer. En önde fil maketleri ilerler. Hileyi öğrenir Hint kralı, ona sığınan ve yakalanan askerler itiraf ederler bunların maket olduğunu. Kral cesaretlenir ve savaş düzenini tekrar alır. Kralın filleri herkesi ezip geçer. Semiramis ordusu büyük bir bozgun yaşar. Kral Semiramis’i önce kolundan okla ardından mızrak atışıyla sırtından yaralar. Fazla yara almayan Semiramis kaçar. Maalesef ki ordusunun üçte ikisini kaybedecektir bu çarpışmada. Semiramis köprünün halatını kestirir ve Hintliler karşıya geçemez. Hint kralı da nehri geçemeyecektir. Esir değiş tokuşuyla Semiramis Baktraya döner. Semiramis hem savaşçı hem de dul bir kadındır yok edilmek için önemli iki özelliğe sahiptir. Kraliçeyi oğlu bir hadımın yardımıyla ortadan kaldırmak ister fakat ceza vermek yerine ona hükümdarlığı teslim eder. Ve insanların arasından kaybolur, tanrıların arasına karışır. Bazı efsanelere göre onun bir güvercine dönüştüğünü ve büyük bir güvercin sürüsüyle beraber uçup gittiğini söylerler. Hindistan dışında tüm Asya’ya hükmettikten sonra 42 yıl kraliçe olarak tahtta kalan kraliçe 62 yaşında ölür. Bazı yazarlar onun çok güzel bir hetaira (entelektüel hayat kadını) olduğunu Asur kralının ona vurulduğunu anlatır.
Kendisinde bahseden eserlerden en eskisi ünlü tarihçi Heredotos M.Ö.5. yüzyılda eserinde onun için Babildeki kalelere ve tapınaklara pek çok güzellikler katan iki kraliçeden söz ederek ilkinin Semiramis ikincisinin Nitokris olduğunu söyler. Semiramis’in Nitokristen beş kuşak önce olduğunu ve ovayı kaplayan sulama kanalları yaptırdığını aktarır.
Ve gelelim Van ilimizle ilgili Semiramis hikayesine..
Gerçekte Urartu kralı Minua’ya ait bu sulama kanalının halk arasında bugün bile efsaneleşmiş bir biçimde “Şamram (Semiramis) kanalı” olarak anılmasıdır. Bu hikâyeye göre, yakışıklılığıyla nam salmış Armenia kralı Ara’ya âşık olan “şehvet düşkünü Şamiram (Semiramis), kocası Ninos’un ölümünden sonra Ara’yla evlenmek için
defalarca elçiler ve armağanlar gönderir. Ancak Ara isteklerine kulak vermez ve Şamiram bir
orduyla onun üzerine yürür. Umutsuzca âşık olduğu Ara, Ararat ovasında gerçekleşen bir
savaşta ölür. Bundan sonra Şamiram Armenia’da bir saray yaptırıp buraya çekilir ve yönetimi
Zoroaster adlı birine bırakır. Şamiram birçok yeri gezip dolaştıktan sonra acı bir göle gelir (Van Gölü) ve bunun kıyısındaki dağı görür... Kayalığın güneyinde ve doğusunda geniş bir vadi uzanmaktadır; vadide dağlardan derelerle gelen ve kaynaklardan fışkıran bolca içme suyu vardır. Şamiram her şeyi iyice kontrol ettikten sonra Assur’dan ve diğer boyun eğdirilen ülkelerden çekirge sürüsü gibi on iki bin işçi ile altı bin taş, ağaç, bakır ve demir ustasının getirilmesini emreder. Birkaç yıl içinde bronz kapılı ve oldukça sağlam duvarlarla çevrili muazzam bir inşaatı tamamlar. Şamiram kentte çeşitli renkte taşlardan iki-üç katlı, bazı kısımları balkonlu birçok güzel bina yaptırır. Kentteki park ve bahçelerin sulanması amacıyla nehirden bir kol getirtir. Nehrin diğer kısmını da kentin yakınlarında bulunan arazilerin sulanması için gölün sol ve sağ kıyısına yönlendirir. Kentin doğu, kuzey ve güney yanlarını birçok yapının yanı sıra meyve bahçeleri ve gölge veren ağaçlarla dolu koruluklar, üzüm bağları ve teraslı bahçelerle süsleyerek buralara pek çok insan yerleştirir. Kayalık kısmın üzerinde bulunan kentte yapılan bütün bu olağanüstü işler birçok kimsenin hayal ve tarif bile edemeyeceği kadar güzeldir. Ayrıca kimsenin tırmanamayacağı tepeyi duvarlarla çevirdikten sonra orada esrarengiz ve insana korku veren bir saray yaptırır, öyle ki içeride neler olup bittiğini kimseden öğrenmek mümkün değildir. Kalenin doğu kesiminde demirin bile iz bırakamayacağı kadar sert olan yüzeyde yatak odalarından ve uzun odalardan oluşan çeşitli yapıları kayalara oydurtur. Kalemle balmumu üzerine yazar gibi kaya duvarının tüm yüzeyine çok sayıda yazı işaretleri kazıtır. Bu kayanın görünümü bile bakanları şaşkına çevirmektedir.
Yeni yorum ekle