Suyun Hafızasına Yazılmış Suretler
50. Sanat Yılında NİLGÜN AYŞECİK ÇEVİK Resimleri Üzerine Bir Değerlendirme
Kadir ŞİŞGİNOĞLU(Sanat ve Müze Yazarı)
Sıradan bir yaşamı gönüllü olarak reddeden sanatçı; yaşamı süresince tercihlerinin bedelini fazlasıyla öder.Ödediği bedeller çoğu insanın hayatında keşkelerle ifade edilirken, sanatçı;bireysel olarak sürdürdüğü varlık savaşında arkasına dönüp pek bakmaz.Onun savaşı gelecekte var olabilme savaşıdır.Bütün benliği ile verdiği varlık savaşında duyduğu,kendi estetik varoluşunun kaygıları onu gündelik yaşamın küçük hazlarından uzaklaştırır.
Özgürce üretmek ve sanatsal kariyer planlaması açısından ülkemizde sanat yolculuğunu bir kadın,eş veanne olarak sürdürmek, dezavantajlıbir durum sayılır.Birçok öğrencinizin hayatına dokunacak idealist biröğretmen olarak mesleğinizi sürdürüyor ve sanatın etkileşim ve gelişim potansiyelinin yüksek olduğu büyük kentlerden uzak yaşıyorsanız kuşkusuz bir başka dezavantajı yaşıyorsunuzdur. Bu sınırlar içinde sürdürülen sanat yolculuğu sansasyonel sanatsal başarı hedeflerine sizi ulaştırmayabilir,kuvvetli bir manifestoya bağlı, kabul edilebilirliği yüksek sanatsal başarı hedefiniz gerçekleşmeyebilir.Ama "Sanat yolculuğunda önce insan olmak" yolunu tercih etmiş isenizyolda olmanın keyfini ve hazzını, planlanmış bir başarıya tercih etmiş olursunuz.
Sanatsal Süreçte Empati,Samimiyet ve Gönül Bağı
Sanat; uzun yıllarda deneyimlenmiş, teknik bir beceri gerektiren derin bir insani eylemdir.Sanat yolculuğunda ‘’önce insan olmak’’ tercih ettiğiniz bir yönelim ise; kendi sanatsal olgunluk sürecinde önce kendi ruhunuzu, duygularınızı ve insanlığınızı anlamanız gerekir.Budurumu; aslında sanatçının içsel yolculuğu olarak tanımlarız.İçsel yolculuktaki samimiyet sanatçının hayatının içinden süzülen özgün formlarla görünür olabiliyor ise,izleyici ile sanatçı arasında "gönül bağı" kurulur. Samimiyet, duygu, empatiyi kişisel dönüşümün temel unsuru olarak kabul edip,sanatınızın merkezine koyduğunuzda teknik; bu insani özü ifade etmenin sadece basit bir aracı olur.
Sanat yolculuğunun başlangıcında tercih ettiği,geleneksel sanatlarımızdan ‘’ebru’’ tekniğine uzun yıllardan beri yeni boyut kazandırmaya çalışıyor Nilgün Ayşecik Çevik.Tekne içindeki suyun duruşu kadar sakin, mütevazi, adanmış yaşam biçimi ile memleketi Çorum’da sanat eğitimciliğinin yanında kendi sanatsal çalışmalarını da birlikte sürdürüyor.Ebru sanatının yüksek toplumsal kabul edilebilirliği,sosyal ve bireysel empati gücüsayesinde öğrencilerinin ve yaşadığı kentin kültür ve estetik dünyasında kalıcı bir yer edinmiş.Hayatına dokunduğu farklı meslek gruplarından çok sayıda öğrencisi Çorum’un yakın geçmişinde, bugününde ve geleceğinde söz sahibi olmuşlardır.15-20 yıl kadar önce, plastik sanatlar adına çöl ikliminin yaşandığı kentte kendisine destek veren arkadaşları ile birlikte açtığı izden giden çok sayıda genç ressamın ve sanat eğitimcisinin varlığı, sanat danışmanlığını yaptığı yerel yönetimin yedi yıllık çalıştaylar sonrasında Türkiye’de ilk kez oluşturduğu ‘’Çorum Belediyesi Sanat Müzesi’’ kentte oluşturduğu mütevazi kimliğin saygınlığının sonucudur.Sanat, insan hayatında hem bireysel hem de toplumsal rollere sahiptir. Bugün Çorum da Kültür ve Sanat konuşuluyor ve bu alanda projeler üretiliyor ise doğru insanların, doğru zamanda, doğrumekanda bir araya gelmeleri sayesindedir.Nilgün Ayşecik Çevik’in sanatı ve kimliği ile Çorum’lu hemşehrilerinde oluşturduğu gönül bağı bu sonucun mayası olmuştur.
Ebru Teknesindeki Döngü Yeni Estetik Boyut
Ebru’nun; kesin olmamakla Çağatayca’da hare- damarlı anlamına gelen ‘ebre’ sözcüğü ile Farsça ‘eb/ab’(su) ile‘ru’(yüz-yüzey) kelimelerinin bir araya gelmesi ile oluşan ebru sözcüğündendilimize yerleştiği söylenebilir.Teknik olarak ebru;geven özü (kitre) ile yoğunlaştırılmış su yüzeyinde, özel boyaların fırça veya çeşitli araçlar yardımıyla oluşturulan şekillerin kağıt veya farklı yüzeylere aktarılmasıyla oluşturulan geleneksel bir Türk kağıt süsleme sanatıdır. Suyun yüzeyindeki harekete bağlı olarak oluşan hareler, damarlar, dalgalanmalar, gözeler her seferinde tekrarlanamayan yepyeni eserler ortaya çıkarır.Sabırla, sevgi ile hayal gücü ilesuyun renk ile dansını izlemek yeni yaratımlar için ilham verir.
Köpürmüş suda dinlendi amansız kasırga tohumu, Doğudan gelen bir / suyun üzerinde yazılı kaldı adım.”(Enis Batur)
Hayatın kaynağı olan su;doğumu, bereketi, saflığı, arınmayı, öfkeyi, gücü,tazeliği, şifayıtemsil eder: Türk mitolojisinde insanların kaderlerini belirlediğine inanılan göksel ruh “suyla”; ay, su ve güneşin parçalarından yaratılmıştır.‘’İnsan, su ve sanat, tarih öncesi çağlardan beri birbirine sıkı sıkıya bağlı, yaşamın ve kültürün temel taşlarını oluşturan üç unsurdur. Su yaşamın devamlılığı, sanat ruhun beslenmesi, insan ise bu iki unsuru anlamlandıran varlıktır.’’ Ama her insanın yaşamı dünyaya ve insanlığa anlam ve değer katacak derinlikte olmayabilir.
İnsanlar vardır; derin bir okyanus... İlk anda ürkütür, korkutur sizi. derinliklerinde saklıdır gizi, Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız; Yanında kendinizi içi boş sanırsınız. (Can Yücel)
Nilgün Ayşecik Çevik; suyun ve rengin ahenkli dansını tual yüzeyine aktarıp, yeni bir estetik önermeye dönüştürmek istemiştir.Başlangıçta ebru tekniğinin tual yüzeyine akseden kendine özgü deseninin geleneksel sınırları içinde kalmasını istediği çalışmaları yapmıştır.Bir süre sonra aldığı ‘resim eğitimini dışarıya yansıtma arzusu’ ebru zemin üzerinde belli belirsiz yeni görsel imgelerortaya çıkarmıştır. Resimde yeni bir nesnenin resim yüzeyine dahil olması hiç te kolay olmaz. Sanatçı önce düşünsel olarak onu hazmetmek, sonra teknik olarak problemi çözmek zorundadır.Zaman içerisinde Türk Kültür Dünyası ve Kültür Mirası farkındalığı, mistik bir yaşam felsefesininuzantısı olarak düşünce dünyasına giren tasavvuf düşüncesi ebru zeminli resimlerine yeni kimlik kazandırmıştır. Resimlerin altlarında açıklama metni yerine kullandığı bazı lirik dizeler kendi ruhsal meditasyonunun yansımaları olduğu gibi şair bir ruhun da yansımasıdır.
Sessiz adımlarda gizli hevesle vardır. Oysa nefis ipinde çocukça bir tuzak barınır,Kalp titrer heves utanır.
Uzunca bir zamandan beri‘ebru’nun desen zenginliğinden vazgeçtiğimavi, mor, lacivert renklerin hakim olduğu,ince hareli yüzeylerde kontrast renk ilişkileri ile ele aldığı görsel imgeleri kompozisyonun ana unsuru olarak görüyoruz. Bu imgeler bazen süslü tropik balıklara, deniz yıldızlarına, deniz atlarına, deniz kabuklarına, bazen bir ağaca, kuşa, kediye bazen de; kültürel mirasımız sembol mimari yapılara dönüşüyor.Zengin dokulu ‘ebruli ‘zemin üstünde açık koyu ilişkileri içinde hangi nesneyi, hangi imgeyi,hangi sureti koysanız yadırganmayacak bir sonuç ortaya çıkıyor.
Kültürel Mirasa ve Suyun Hafızasına Saygı
Sanatçı yaşadığı doğaya, ülkesine, milletine, birlikte yaşadığı toplumuna ait yüksek duyarlıkları olaninsandır.Buradan aldığı izlenimleri yaşantı süzgecinden geçirip kendi hafızasına kaydeder.İnsanın, toplumun hafızası olduğu kadar her şeyin bir hafızası vardır.Taşın, toprağın, suyun…. Her hareket, her oluşum kaydedilir.
Suyun da hafızası var: İçimde yosun tutmuş tüm taşlar bana söyleyemediğiniz sözler kadar.. (Turgay Uçeren)
Japon bilim insanı Dr. Masaru Emoto, su üzerine yaptığı ilginç deneylerle uzunca bir süreden beri "suyun hafızası" olayını ilk kez ortaya atan isimlerden biri. Her su damlasının birbirinden farklı ve eşsiz bir yapıya sahip olduğunu fark eden Dr. Masaru Emoto, "Suyun bilgi toplama gibi bir özelliği olabilir mi?" sorusundan yola çıkarak deneyler yapmışancak bilimsel bir kanıt ortaya koyamasada; ne kadar seyretilirse seyreltilsin içindeki canlılık unsurlarını kaybetmediği görülmüştür.Suyun hafızası olduğunu düşünenlere göre su, yüzlerce yıllık birikimi ve o anki titreşimleriyle insan hayatını etkiliyor.Nilgün Ayşecik Çevik;Anadolu’nun ve Türk uygarlığının köklü kültür hafızasını, Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Ebru sanatımızla birleştirerek yeni bir estetik önerme oluşturuyor.
‘’Kültürel hafızaya saygı, bir toplumun geçmişten getirdiği değerleri, gelenekleri, sanat eserlerini, tarihi mekânları ve yaşam biçimlerini koruyarak gelecek nesillere aktarma bilincidir. Bu kavram, sadece fiziksel kalıntıları değil, aynı zamanda yaşayan kültürel pratikleri ve ortak belleği de kapsayan, kimlik sürekliliğini sağlayan bir vefa ve sorumluluk anlayışıdır.’’ Bu vefa sorumluluk anlayışı Nilgün Ayşecik Çevik’in resimlerinde suyun hafızasına yazılmış suretlerle canlı bir estetik eyleme dönüşmüştür.
Suyun içinde gördüğün dışarıdan yansır suyun dışında aradığın içindedir nasılsa… (Ahmet Ertan Mısırlı)


Yeni yorum ekle