Mustafa Kemal Paşa İle Venizelos El Sıkışabiliyorsa…

Kültür

Mustafa Kemal Paşa İle Venizelos El Sıkışabiliyorsa…

NURİ ERTAN - Murat Özsoy Röportajı - 1996

Nuri Ertan: Çeşme Belediye Başkanı 1984-89, 1994-99

Bir Ömür ÇEŞME kitabının yazarı…

.

• Ege’yi, savaşın değil, sevginin yeşerdiği bir deniz haline getirmek şarttır.

• 1995-96 Kardak Krizi sırasında, iki ülkenin neredeyse savaşın eşiğine geldiği son derece kritik bir dönemde Çeşme'yi ziyaret etmekten çekinmeyen Yunanistan Komünist Partisi KKE Genel Sekreteri hanıma öyle bir karşılama düzenledik ki, bir gün sonra Atina’da Yunan basınına beyanat verirken, genel sekreter hanım, “Asil Türk halkı” tabirini kullanmıştır.

• Heyecanlı konuşmalarımız aynı, sıcakkanlılığımız aynı, ama maalesef hadiseler karşısında soğukkanlı olamayışımız da aynı. Hemen parlıyoruz, hemen netice almak istiyoruz. Bu da, kaçınılmaz olarak, her iki ülkeyi karşılıklı yanlışlara sürükleyebiliyor.

• II. Dünya Savaşı sırasında 1941’de Sakız Adası'nı bombalayan Hitler'in uçaklarından kaçan Yunanlarla, biz Çeşmelilerin ekmeğimizi paylaştığımızı o kadar iyi hatırlıyorum ki.

• Sakız’daki Yunan Ortodoks papaza şu öneride bulundum: “Çeşme'de eski bir kilise var. Papazlarınızla geliniz ve Çeşme'deki kilisede ayin yapınız". Sonra da ekledim, “bir müddet sonra da, bizim hocalarımız gelsin ve Sakız Adası'ndaki Osmanlı'dan kalma camide namaz kılsın”

Termal turizm, kelimenin tam anlamıyla, altın yumurtlayan tavuk olmasına karşın, biz termale nedense hiç mi hiç ilgi göstermiyoruz.

• Unutmayalım ki, geçmişte Portekiz’in güzelim Algarve sahilleri, çıkan bulaşıcı hastalık neticesinde, en az beş, altı sene turizm açısından felç oldu. Çünkü Algarve’de kanalizasyon denize akıyordu ve katı atık toplama tesisleri yoktu.

.

- Türk - Yunan ilişkilerinin dününü ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Milattan önceki tarihlerden itibaren Ege bir medeniyet ve dostluk denizi olmuştur. Oysa bugün Ege'nin iki kıyısında düşman kardeşler var. Her iki ülke de birbirine karşı her an patlamaya hazır birer barut fıçısı halinde. Her iki ülke de durmamacasına silahlanarak silah tekellerini zengin etme yarışında. Gelişen, değişen dünyada yılların düşmanlıklarının artık yerini dostluğa bırakmasının zamanı gelmiştir. Tarihe baktığınız zaman, Kurtuluş Savaşı'ndan yenik çıkan Yunanistan’ın uzun yıllar başbakanlığını yapmış olan Venizelos ile Mustafa Kemal Paşa el sıkışabiliyorsa, NATO çerçevesinde Menderes ile Karamanlis el sıkışabiliyorsa, gerek kültürel bakımdan gerek ekonomik bakımdan birbirine çok benzeyen bu iki halkın dost olmasından daha doğal ne olabilir ki…

- Yunan ada belediyeleri ile Türkiye'nin Ege kıyı belediyeleri arasındaki ilişkiler ne düzeyde?

- 1984-94 döneminde Dikili Belediye Başkanı, sonradan da CHP İzmir İl Başkanı olan Osman Özgüven Midilli Adası ile çok yoğun temaslarda bulundu ve bayağı da muvaffak oldu. Kanaatimiz odur ki, Yunan adalarının hemen karşı yakasındaki Marmaris, Bodrum, Kuşadası, Çeşme, Dikili, Ayvalık, Edremit gibi ilçelerimizin belediye başkanlarının Türk-Yunan düşmanlığının sona erdirilmesi için temaslara girişmesinde büyük yarar vardır.

.

- Çeşme - Sakız Adası yakınlaşması nasıl başladı?

- İki halk arasındaki bu güzel yakınlaşma, Yunanistan Komünist Partisi KKE üyesi bir gazetecinin, ikinci kez Çeşme belediye başkanı seçildiğim 1994'te beni ziyaretiyle başladı. O zaman henüz Kardak krizi yaşanmamıştı... Sohbete başlar başlamaz, 12 mil sorunu ve Kıbrıs'ı gündeme getirdiler. Devamlı kafalarını meşgul eden konu, Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki Yunan adalarını işgal edeceğiydi. Ege Ordusu'nun kurulma nedeninin Yunan adalarının işgaline yönelik olduğunu düşünüyorlardı. Onun için de devamlı olarak Türkiye'ye karşı dikkatli olmaları gerektiğine inanıyorlardı. Beni, Çeşme’de evimde ziyaret eden bu Yunan gazeteciyle tahminen iki saatlik bir görüşme yaptık. Sohbetimiz sırasında, bana hayli sert sözler de söyledi. Ama ben bütün bunları sabırla dinleyip hep hoşgörüyle karşıladım. “Türkler Yunanlara devamlı düşmanlık besliyor. Türklerin aklında Yunanistan'ı almak var. Niçin Kıbrıs'tan çekilmiyorsunuz? Siz Kıbrıs'ta işgalcisiniz!” gibi sert sözler söylemesine karşın, ben hep tansiyonu düşürmeye çalıştım. Yunan gazetecinin bütün bu sözlerini dinledikten sonra tek bir yanıt bile vermeksizin Yunan kameramanı ve gazeteciyi alıp evimizin hemen altındaki bir dükkâna götürdüm. Burada, muhtelif ülkelerin bayraklarıyla birlikte Yunan bayrağı da dalgalanıyordu. Bunu gösterdikten sonra, kendisine şunu sordum: “Sakız Adası Belediye Başkanı'nın evinin önünde ya da kentin bir başka yerinde Türk bayrağının dalgalanması mümkün müdür?". Yunan gazeteci görüp duydukları karşısında biraz şaşırmıştı. Kendisine şunu söyledim: “Biz, dünyadaki bütün insanlar gibi siz Yunanları da seviyoruz. Bakın, benim annem ve babam Sakız Adası'nda doğmasına rağmen ben Sakız’ı coğrafi olarak özlemiyorum. Benim özlediğim, Sakız’da yaşayan Yunan dostlarımız. Dolayısıyla siz de, anneniz, babanız ya da herhangi bir büyüğünüz Anadolu'da doğmuş dahi olsa, Anadolu'nun toprağını değil, dini ve ırkı ne olursa olsun Anadolu'da yaşayan bizleri özleyin”. Bu sözlerden sonra, Yunan gazetecide son derece ciddi bir değişim oldu. Ve işte ancak bu değişimden sonradır ki barıştan, dostluktan, kardeşlikten konuşmaya başlayabildik.

- Çeşme ve Sakız Adası belediyeleri arasında başlayan sıcak temasların, Türk-Yunan ilişkilerine olumlu katkıda bulunacağına inanıyor musunuz?

 - Kesinlikle inanıyorum. Bakın, ne oldu! Yunan gazeteci ile Çeşme'deki sohbetimizden iki ay sonra, Sakız’dan İzmir'deki Ortodoks Kilisesi'ne ayin yapmaya giden papazlarla Sakız Belediye Başkanı'nın da içinde bulunduğu bir kafilenin Çeşme'ye geleceğini tespit ettik. Hemen, Türk ve Yunan bayraklarının birlikte kullanıldığı bir baskı işlemini gerçekleştirdik. Yunanca "Sevgili Dostlarımız Hoş Geldiniz” yazıları yazdık. Okullardan öğrencilerin de katılımıyla, tahminen üç bin kişilik bir kitle sahilde toplandık. Bu karşılamanın ardından da sırasıyla Sakız Belediye Başkanı'na, kafiledeki papazlara ve bilhassa da gelen yaşlı gruba müthiş bir ilgi ve sevgi gösterisinde bulunduk. Bu sıcak karşılamamız, Sakız televizyonunda ve hatta Atina televizyonunda uzun uzun gösterildi. Daha sonra ben Yunan gazeteciye, “Bu çalışmalarımız sonunda, Türk-Yunan dostluğunda nasıl bir gelişme kaydedebildik?" diye sorduğumda, “Önceden, yüzde 10'luk bir Türk dostluğu vardıysa, Çeşme'nin bu sıcak karşılaması sonucunda yüzde 50'ye ulaştı denebilir” yanıtını aldım. Biz Çeşme Belediyesi olarak, bıkmadan Türk-Yunan dostluğunun geliştirilmesi çabalarımıza devam ettik. Ortodoks papazlar ve Sakız Belediye Başkanının ardından hemen Yunan folklor ekibini Çeşme'ye davet ettik. Yunan ekibi, Çeşme'ye geldiği zaman, Çeşme'de tek kelimeyle yer yerinden oynadı. Çeşme’de, onlara gösterilen dostluk ve ilgi, halkın onlarla kucaklaşması, onlara verilen hediyeler, onlarda Türklerin kendilerine düşman olmadığı ve belki de çok büyük dostluğu olduğu inancını yaşattı.

- Siz de Sakız'a iade-i ziyarette bulundunuz mu?

- Evet, 1996'da biz de, altı belediye başkanı ve iki kaymakamdan oluşan bir kafile halinde Sakız Adası'na gittik. Sakız Belediye Başkanı ile Ortodoksların din büyüğü olan ve despot olarak adlandırılan papazı ziyaret ettik. Sabah bir Yunan Kilisesi'ne gidip ayine katıldık, ayinden sonra da okunmuş ekmeklerden yedik. Tüm bu ziyaretlerimizle Yunan halkına, “bakın, biz sizin kilisenizi bile ziyaret ettik. Sizin düşmanınızın, sizin ibadethanenizde ne işi var? Biz sizin düşmanınız değil, dostunuz” mesajını iletmeye çalıştık. Bizi kabul eden despota şu öneride bulundum: “Çeşme'de eski bir kilise var. Papazlarınızla geliniz ve Çeşme'deki kilisede ayin yapınız”. Sonra da ekledim, “bir müddet sonra da, bizim hocalarımız gelsin ve Sakız Adası'ndaki Osmanlı'dan kalma camide namaz kılsın."

.

- Despot ne cevap verdi bu önerinize?

- “Atina'ya sormam lâzım” dedi. Ben de dedim ki, “Atina'ya sormanıza bile lüzum yok. Siz bir din adamısınız, dünyanın her tarafında ayin yapacak gücünüz mevcuttur. Biz de hocalarımızla gelirken Ankara'ya sormayı düşünmüyoruz ki”

- Sonuç olarak, “Çeşme'deki kilisede ayin ve Sakız Adası'ndaki camide namaz” önerisi gerçekleşti mi?

- Henüz değil. Despot şu ana kadar ne ayin yapmak için Çeşme'ye geldi, ne de bize bir cevap verdi. Bir süre sonra, Yunanların Kardak, bizim İkizce dediğimiz kayalıklar olayı gündeme geldi. Ocak 1996'da patlayan Kardak Krizi sırasında, Sakız’da yaşayan ve Çeşme ile ilk sıcak temasların kurulmasını sağlayan Yunan gazetecinin ne televizyon anteni kaldı kırılmadık ne radyosu!

- Kıranlar kimlerdi?

- Bunları yapanlar, Türk-Yunan dostluğunun gelişmesine tahammül edemeyen Sakız Adası'ndaki Yunan fanatiklerdi. Ancak, bu saldırılara karşın Yunan gazeteci hiç bir zaman yılmadı, çünkü kafasında iki halkın dostluğu vardı. Bakın sonra ne büyük bir gelişme oldu! Kardak olaylarının en kızgın döneminde Çeşme Belediyesi’ne bir faks geldi. Faksta şu yazıyordu: “Yunanistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Çeşme'de sizleri ziyarete gelmek istiyor”. Çok şaşırdık. Kardak Krizi sırasında, iki ülkenin neredeyse savaşın eşiğine geldiği son derece kritik bir dönemde Çeşme'yi ziyaret etmekten çekinmeyen Yunanistan Komünist Partisi Genel Sekreteri hanıma öyle bir karşılama düzenledik ki, bir gün sonra Atina’da Yunan basınına beyanat verirken, genel sekreter hanım, “Asil Türk halkı” tabirini kullanmıştır.

- Bu anlattıklarınız bir belediye başkanının su getirmek, çöp toplatmak, yol yapmak gibi alışageldiğimiz görevlerinin hayli dışında?

- Bizler gibi sahil belediye başkanlarının, bu saydıklarınız dışında bir başka görevi de, ülkesinin temel menfaati gereği, “komşu ülkelerle dostluğu pekiştirmek” olmalıdır. Biz yakında Yunanistan'la sportif ve sanatsal münasebetlere de başlıyoruz. Bizim engelli sporcularımız Sakız Adası'na gidecek ve oradaki engellilerle basketbol maçı yapacak. Bunun geliri de Sakız'daki engelli insanların ihtiyacı için harcanacak. Ardından, Türk ve Yunan folklorcuları Çeşme Cumhuriyet Meydanımızda, aynı kültüre sahip iki Ege insanının aynı müzikle, aynı enstrümanlar eşliğinde dans edeceği bir güzellik sergileyecekler. Sonra bizim sanatçılarımız, seramikçilerimiz, grafikerlerimiz Sakız Adası'nda bir sergi açacaklar. Bu sene bir Yunan heykeltıraş Çeşme'ye geliyor ve dostluk üzerine bir sergi açıyor. Mücadelemiz, büyük mücadeledir. Bu mücadelede yapılması gereken şudur: Türk-Yunan dostluğunu hazmedemeyen fanatikler bizi kapıdan kovsa pencereden, bacadan girerek, bu dostluğun düşmanlığa dönüşmesinden kimlerin ne çıkarı olduğunu her iki halka da bıkmadan anlatmamız çok ama çok önemlidir. Ege'yi savaşın değil, sevginin yeşerdiği bir deniz haline getirmek şarttır. İşte Ege kıyı belediye başkanlarının görevlerinden bir tanesi de bu olmalıdır.

- Diğer kıyı belediyeleri ile Türk-Yunan dostluğunun geliştirilmesi konusunda ortak girişimleriniz var mı?

- Yarımada Belediyeler Birliği olarak çevre bilincini yaymaya çalışıyoruz. Çevre Danışma Kurullarımız kanalıyla Yunanistan'ın Sisam, Sakız ve Midilli Adalarını da bu çemberin içine almaya çalışıyoruz. Bununla da yetinmedik. Edirne'nin Enez'inden başlayıp Muğla'nın Bodrum'una kadar devam eden ve içinde 31 belediyenin yer aldığı Ege Kıyı Belediyeler Birliğini kurduk. Edirne, Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Aydın, Muğla gibi vilayetlerde bulunan 31 belediye başkanı bu ülkelerin, bu halkların, bu kıyının, bu denizin menfaatleri için Türk-Yunan dostluğunun şart olduğuna inanan insanlar.

- Ege’deki düşmanlığın çevre üzerindeki olumsuz etkileri neler?

- Çeşme’nin o güzelim plajlarını düşününüz. Sakız Adası’nın önünden geçen bir Yunan gemisinin pis su ve mazot kalıntılarını denize dökmesiyle, rüzgâr Çeşme’ye doğru estiğinden, bir de bakıyorsunuz ki iki gün sonra Çeşme’de pislik yüzünden denize girme imkânı tamamen ortadan kalkmış. Çeşme sahillerinde ya da genel olarak Yunan adaları karşısındaki sahillerimizde, üzerinde Yunanca yazılı pet şişelerinden geçilmiyor. O zaman ne oluyor? Türk-Yunan düşmanlığı körüklenerek çevremizi, yeşilimizi, mavimizi, kısacası dünyamızı yok ediyoruz.

- Türk-Yunan düşmanlığını dostluğa dönüştürmenin yolu nedir?

- Tüm bu düşmanlıkları yapan fanatikleri, Anadolu kıyısıyla Yunanistan adaları arasındaki dostluğun, karşılıklı menfaatlerimize dayanan bir dostluk olduğuna inandırmayı başarabilirsek, tahminim odur ki biz, Türk-Yunan dostluğu meselesinde büyük bir aşama kaydedeceğiz. Sonraki aşamada, Ankara-Atina ilişkilerinin düzeltilmesi konusunda parlamento ve hükümetlere iş düşmektedir. Türk ve Yunan siyasetçilerinin bu ilişkilerin düzeltilmesinde son derece duyarlı davranmalarında, hemen feverana kapılmamalarında büyük yarar olduğu düşüncesini taşımaktayız. Şuna inanıyorum ki, kıyı belediye başkanları, bir açılım yapmak mecburiyetindedirler. Bakınız, ben bir Anavatan Partisi ANAP üyesiyim ama Yunanistan Komünist Partisi KKE Genel Sekreteri ile de karşılıklı meselelerimizi rahatlıkla ve dostça tartışabiliyoruz. Dünya dostluğu için, dünya barışı için bir kıyı belediye başkanına düşen görevi yapıyorum.

- Ege’nin iki kıyısında yaşayan insanların kültürü benzeşiyor mu?

- Çok samimi bir itirafta bulunayım, iki kültür arasında hemen hiç bir farklılık yok. Geleneklerimiz aynı, müziğimiz benziyor, el kol hareketlerimiz aynı, heyecanlı konuşmamız aynı. Demek oluyor ki, Ege’nin iki ayrı milletinde kültür bütünlüğü var. Heyecanlı konuşmalarımız aynı, sıcakkanlılığımız aynı; ama maalesef hadiseler karşısında soğukkanlı olamayışımız da aynı. Hemen parlıyoruz, hemen netice almak istiyoruz. Bu da kaçınılmaz olarak her iki ülkeyi, karşılıklı yanlışlara sürükleyebiliyor.

- II. Dünya Savaşı sırasında Alman bombardımanından kaçıp Çeşme'ye sığınan Sakızlılardan ziyaretçiniz oluyor mu hiç?

- II. Dünya Savaşı sırasında, biz bu insanlarla ekmeğimizi paylaşmıştık. Yunanlar Çeşme'ye sığındığında ben ufacık bir çocuktum. Ama Sakız Adası'nı bombalayan Hitler'in uçaklarından kaçan Yunanlarla, biz Çeşmelilerin ekmeğimizi paylaştığımızı o kadar iyi hatırlıyorum ki. Çoğu Sakızlı bunu unutamaz. 80 yaşında bir Yunan, Çeşme Belediyesi gazetesine gönderdiği yazıda "Ben 55 yıl önce geldiğimdeki sıcaklığın aynısını 55 yıl sonra da duydum" diyor. Demek oluyor ki, insanlar el sıkışıncaya kadar düşman olabilir, ama el sıkıştıktan sonra dostluk başlayabiliyor. Temenni ederiz ki Ankara ve Atina el sıkışsın, Yunan ve Türk milletleri eski düşmanlıkları unutup el sıkışsın ve dostluk başlasın.

- 30 yıldır turizm sektöründesiniz. Türkiye, turizmini yeterince çeşitlendirebiliyor mu?

- Maalesef hayır. Mesela bir av turizmi gereği gibi işlenememektedir. Yaban domuzu avcılığı çok çeşitli yerlerde yapılabilir. Toroslar keçi avcılığının kaynağı olmalıdır. Toroslar’ın altındaki bazı göller de özellikle ördek avcılığında çok iyi bir noktaya gelebilir.

Turizmin çeşitlendirilmesi bakımından Türkiye'de son derece ihmal edilen konulardan biri de termal turizmdir. Nasıl ki, kimi ülkelerin petrolü varsa bizim de çok zengin jeotermal kaynaklarımız var. Oysa çok tuhaftır, Mustafa Kemal Paşa'nın 1928'lerde gündeme getirdiği Yalova’dan sonra modern tesis olarak bir Balıkesir-Gönen tesisleri var, bir de İzmir termal tesisleri. Termal turizm kelimenin tam anlamıyla altın yumurtlayan tavuk olmasına karşın, biz termale nedense yeterince ilgi göstermiyoruz. Kırşehir, Simav, Gediz, Salihli, Sandıklı, Çeşme, Seferihisar, Gönen, Balçova ve Narlıdere gibi merkezlerde devlet muhakkak surette termali plânlamalıdır.

Sadece Çeşme Yarımadası'nda 247 çeşit botanik malzemesi olduğuna göre botanik turizmine de lâyık olduğu değeri vermemişiz. Önemli turizm çeşitlerinden bir tanesi de spor turizmidir. Gittikçe genişleyen tesislerimizle gerek İskandinav gerek Orta Avrupa’daki spor kulüplerinin Antalya yöresinde kamp yapması imkânına neden sahip olmayalım?

- Su, kanalizasyon gibi altyapı yatırımları tamamlanmadan turizmde patlama beklemek gerçekçi mi?

- Her şeyden önce neyin, nerede ve nasıl yapılacağını çok iyi tespit etmek mecburiyetindeyiz. Yatırımlarda bölgecilik yapılmaması lâzımdır. Turizm Bakanlığı’nın en önemli meselesi de turistik bölgelerdeki altyapı sorununun bitmesi olmalıdır. Altyapı sorununu İller Bankası’nın çözmesi mümkün değildir. İlke şu olmalı: “Kirleten öder”. Altyapısı olmayan bir ilçede turizm nasıl patlayacaktır? Hiçbir kıyı belediyesinin altyapısı 1996 itibarıyla tamamlanamamıştır. Ve öyle bir hal gelebilir ki başımıza, altyapının olmamasından dolayı deniz kirlenecek, çevre kirlenecek, bulaşıcı hastalıklar patlayacak ve işte o zaman turizm tamamen felç olacaktır. Unutmayalım ki, geçmişte Portekiz’in güzelim Algarve sahilleri, çıkan bulaşıcı hastalık neticesinde en az beş, altı sene turizm açısından felç oldu. Çünkü Algarve’de kanalizasyon denize akıyordu ve katı atık toplama tesisleri yoktu.

.

Nuri Ertan - Murat Özsoy Röportajı - Haziran 1996

Yorum

Mustafa Yılmaz (doğrulanmamış) Pa, 16 Kasım 2025 - 10:39

Türk Yunan dostluğunun önemine büyük katkılar sağlamış bir röportaj olmuş. Özellikle de Ege’de turizmin gelişmesine katkı sağladığına da hiç şüphe yok. Ve allatılmak istenen gibi, Önce iki halkın kaynaşması lazım.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.