Erkeklik

Kuşaktan Kuşağa Erkeklik
Baba olmak, erkek olmanın anlaşılması en zor hallerinden biri. Baba olmak, bir erkek için,
“doğurarak anne olmak” bağlantısı kadar somut bir kavramayı olanaklı kılan bir durum değil. Farklı
olarak, baba olmak, çocuk ile babası olan erkek arasında doğrudan biyoloji yoluyla açık ve belirgin
bir ilişki olarak kurulamıyor; bir kadının(annenin) onayına ve kabulüne muhtaç niteliğine bağlı
olarak babalık belirsizlik riski taşıyor. Baba olmak, bu nedenle, bazı sosyal ve siyasal dolayımları
gerektiriyor; çoğu zaman ancak kırılgan, başarısız ya da sorunlu biçimde inşa edilebiliyor.
Baba Olmanın Mesleki Hukuki ve Kültürel Boyutları
Baba olmak çocuğun (ve çoğu zaman çocuğun annesinin de) geçimini sağlamak demek. Babalık
“geçim sağlama” ile bağlantılı olduğu ölçüde, her şeyden önce iş gücü piyasasında bir “konum”
demek ve bu konum babalığı istihdam/çalışma biçimi haline getiriyor. Geçim sağlamanın ötesindeki
babalık, çoğu zaman yasalar ile düzenlenen, devletin (kamunun) algıladığı bir “muhatap” olma
durumudur aynı zamanda. Baba olmak yasanın gözünde çocuklarına bakmakla ve eğitmekle
yükümlü vatandaş, yani “velayet ve vesayet” sahibi erkek demek.
“Geleneksel ’den “Modern’e:
“Peder” Yerine “Baba” Otoritesi mi?
Bugün gördüğümüz erkeklik modellerinin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı sorgulanırken,
kapitalizmin farklı dinamikleriyle toprağa bağlı üretimden kopuşa ve kentsel/endüstriyel topluma
katılmaya paralel gelişen olarak aile yapılarında meydana gelen değişimleri göz önüne almak
gerekir. Bu değişimler 19. yüzyılın başından itibaren kapitalist piyasanın gelişimi ile erkek
işgücünün sanayi işçisine dönüşümü ve tarımsal üretimin temel birimi olan “hane” işlevlerini
yitirmesi ile ortaya çıkmıştır. Bu dönüşümler sonucu üretim ve kamu alanlarının dışına itilen yeni
“modern aile” modelleri gelişmiştir.
Aile Modellerinin Değişimi
Aile modellerinin değişime erkeklerin aile içi otoritesindeki değişim açısından bakılırsa, baba-oğul
arasındaki iktidar mücadelesi/paylaşımının farklı gerçekleşme biçimleri ve pratikleriyle
karşılaşıyoruz. Bu bağlamda, hanedeki en yaşlı ya da güçlü erkeğin otoritesi altında cinsiyete ve
yaşa dayalı patriarkal hiyerarşilerin yerine, bir kadın bir erkek arasındaki aşka, mahremiyete,
sevgiye ve karşılıklı “gönüllü” bağlılığa dayalı, “modern ailenin” geçtiği iddiası yaygın kabul
edilmektedir.
Modern aile ve cinsiyet farklılığındaki kadın
Aslında “modern aileye” dayalı bir cinsiyet rejiminde, aile reisi olarak kocanın–erkeğin sahip
olduğu güç ve yetkileri göz önünde tutarsak yeni eril iktidarın tanımını daha net yapabiliriz.
Karısının faaliyet alanını denetleme/izin verme /onaylama otoritesi, çok eşliliğin açık ya da zımni
kabulüne cinsel özgürlük ve cinsel ahlakta erkek üstünlüğünü sağlayan çifte standarttır. Erkek
çocuklarına karşı aile, okul gibi yerlerde kayırma yapılması; erkek iktidarının kuruluşuna hizmet
eden iktidar stratejileri arasında modern aile de cinsiyete dayalı erkekleri ayrıcalıklı kılan yapısıdır.
Geçmişten Tek Başına Sorumlu Erkek Otoritesi mi?
Geçmişten tek başına sorumlu hale gelen erkek otoritesini babasından değil, modern bir toplumun
modern piyasa içinde kazandığı paradan alıyor ve buna dayanarak yeni bir erkeklik tarzı inşa ediyor.
Bir yanda, kapitalist sermayenin “aklı” olacak burjuva erkeklerin “bağımsız” birey ve egemen
vatandaş olarak tanımladıkları bir erkeklik inşası gerçekleştirirken, öte yanda, kapitalizmin yeni
üretici sınıfının erkek işçisi kapitalist piyasada kazandığı yeni konumla kendini, “kendi kaderini
yaratan özgür insan” olarak sunabiliyor.
Babanın Öldürülmesi Sembolizmi
Aslında endüstriyel makinaların uzantısı olan erkek kol gücüne dayalı üretim sisteminin temeli olan
“mavi yakalı” işçi, bir erkek olarak kendi kaderini kendi yaratma, kendi yolunu kurma özgürlüğü ile
birlikte kurulan yeni bir erkek üstünlüğü modelinin gelişimine yol açtı. Bu tarihsel dönüşüm, baba
otoritesine tabi erkeklerin geleneksel ataerkil dünyasından kopuşu ve bir tür “babanın öldürülmesi”
sembolizmini doğrulayan bir gelişmeyi tetikleyerek babadan oğula geçecek olan “eril” değerleri
sorunlu hale getirmiştir.
Babadan-Oğula Geçecek “Eril” Tahakküm, Erkeğin Kendi İktidarını
Kurması
Sürekli akışkan, kırılgan “erkeklik deneyimleri” erkekten erkeğe aktarılması ve öğrenilmesi için
sürekli yeni deneyimlerin ve pratiklerin icat edilmesi gerekiyor. Özellikle mülkiyet-miras dışı
kalmış, orta alt sınıf mülksüz erkekler açısından erkekliği kuran “başarı”, hazır olarak babadan
devralınacak bir miras değil; genç erkeğin bizzat kendi çabası ve başarısı sonunda kazanılacak bir
şey haline gelmiş durumda. Bu nedenle, ”bir aile sahibi” olmak ve onu geçindirmeyi başarmak
bizatihi kendine ait bir “iktidar alanını” sahip olmak anlamına geliyor. Bunu başaran her erkeğin artık
kendine ait otoritesini tesis edebileceği “kendi cenneti” oluşuyor. Bu durum onun başarılı bir erkek
olduğunu herkese kanıtlıyor.
Erkeklerin Aile Reisi Olarak Ayrıcalıkları
Türkiye’de erkeklerin “aile reisi” olarak sahip oldukları ayrıcalıklar ve para kazanan kişi olarak
ellerinde tuttukları karar verme yetkisi yakın zamanlarda Medeni Yasada yapılan değişiklikler ile
hukuken ortadan kaldırıldı. Evlilik içinde kadın ve erkek arasındaki sorumluluklar ve haklar eşit
olarak dağıtıldı. Buna rağmen erkeklerin para kazanma ve harcama yetkilerini ellerinde tutmaya
devam ediyorlar.
Türkiye’de Erkeklik
Egemen erkeklik değerlerinin Türkiye’de babalardan oğullara kolay geçmediği ve genç kuşak
erkeklerin çok ciddi bir erkeklik değerleri krizi ile karşı karşıya olduğu çok açıktır. Devredilen
erkeklik değerlerinde bir süreklilik değil de kırılmanın yaşanmakta olduğunu söyleyebiliriz. Erkek
arkadaş grupları, görsel imgeler, erkek eğlence dünyasının değerleri gibi birçok faktör bu erkeklik
değerleri üzerinde etkili oluyor. Yeni kuşaklar erkeklik değerlerini babadan çok bu tür faktörlerden
öğreniyor.
Farklı Babalık Modeli
Farklı erkeklik/babalık modellerinin her şeyden önce kır-kent ayrımına ve sınıfsal farkları oluşturan
eğitim ve aile biçimlerine dayalı “kültürel sermaye” ye bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Farklı babalık
modellerinin sınıfsal konumlarla çok yakından ilgisi vardır.
Alt Sınıf Babalar
Alt sınıf mensubu babalar egemen baba statüsünü kazanmada işlevsel olarak meslek edinme, para
kazanma yoluyla saygınlık elde etme fırsatları açısından diğerlerine göre dezavantajlıdır. Bu
nedenle de alt sınıf babalar diğerlerine göre çok daha kırılgan, riskli ve dolayısıyla da getirisi
arzulanan bir konumda olamıyor.
Alt Sınıf Babaların Hane İçi Stratejisi
Ailelerin terbiye düzeninden kendilerini sorumlu sayan erkekler gerektiğinde ailenin ekonomik,
duygusal sembolik şiddet kendilerinde buluyorlar. Alt sınıf erkekler evlerine geldiğinde koşulsuz
hizmet beklemek, aile bireylerinin hepsi üzerinde söz sahibi olmak, gerektiğinde kızıp şiddet
kullanarak kendini kontrol etmeyi düşünmeden hareket eder. Öfkesi geçince de hatalarını bilse de
ailesi tarafından affedilmeyi bekleyebilirler.
Üst Sınıf Erkek ve Aile
Üst sınıf aidiyetin babalar aracılığıyla oğullara aktarılması/öğretilmesi ise çok karmaşık süreçle
geçiyor. Özellikle “sermayenin aklı” olacak erkeklere öğretilmesi gereken erkeklik değerleri,
kurumsallaşmış ve incelenmiş ritüellerle donatılmış oluyor. Babanın kendi değerlerini oğluna
geçirmeye çalışması ve oğlunun da kendi yolunu keşfetmeye çalışması arasındaki gerilim modern
baba-oğul ilişkisinin temeli oluyor.
Öğrenilmiş Erkeklik Öğeleri
Babanın şiddet yanlısı, soğuk, duygusuz, kötü alışkanlıkları olan bir erkek olması, erkek çocukları
etkiliyor. Ayrıca çocuklar şiddeti video, TV ve diğer popüler kültür araçlarından öğreniyorlar.
Babalarını Anlatan Erkekler:
“Babamın kültüründe bir erkeğin kendini ifade etmesi ayıptı.”
“Ben babamdan daha demokratım… Babam biraz daha pederşahi tarzındaydı.”
“Babam kendisine benzememi isterdi… Bak benim gibi bürokrat ol. Bizim peder devamlı
memurluk ruh hali içerisinde kaldı yıllardır.
Babanın Açtığı Yaralar
Babanın kurmaya çalıştığı otoriteye karşın oğlun babadan beklediği sıcak, kabullenici, açık ve
dürüst babalık ve oğlunun hatalarına karşı kabullenici olmasını bekleniyor oğullar. Oğlunun duyusal
beklentilerine cevap vermeyen babaların oğulları sağlıklı erkek kimliğini geliştiremiyor. Bu
durumda babaya duygusal uzaklık, düşük özgüven ve kadınlara yönelik saldırganlık davranışları
oluşabiliyor. “Babamın açtığı yaralar” anlatısına dönüşüyor:
“Yatılı okul babamdan kaçma fırsatım oldu… Babam oldukça otoriterdi. Yatılı okula gitmem
ondan uzaklaşmam oldu ve ben buna çok sevinmiştim.”
“Babam bana destek olaydı bu kadar ezilmezdim. Babamdan sevgisizlik ve şiddet gördüm…”
“Babamdan hem nefret ederim hem severim…”
Baba otoritesinde mesafeler, ayrımcalıklar
Kendi babasının otoritesinden kurtulan erkek, eğer sadece karısı ve çocuklarından oluşan ve kendi
parasıyla geçinen bir “çekirdek” aile olarak yaşıyorsa kendini farklı ve değişmiş hissediyor. Bunun
adı demokrasi ya da zaman zaman “çağa uymak” oluyor. Ama çocuklarına gösterdiği ilgi ve şefkat,
korkulardan ve şiddetten arınmış değil. Çocuklarını şımartmamak adı altında, kendi babasına benzer
bir biçimde, yasaklama, engelleme ve şiddet kullanmayı meşru sayabiliyor.
“Çocuğum olunca babamı daha iyi anladım. Babam, akşam eve erken gel, şunu yapma bunu yapma
deyince “Ya bırak, sen ne bilirsin ki sen de ne bilirsin ki” diye düşünüyor insan. Ama şimdi
anlıyorum, benim iyiliğim içinmiş babamın her tembihi.”
“Çocuklarımla ilgilenirim ama benden
çekinirler.” “Ben çok demokratım ama mesafe
şart…"
Babasız erkekler
Bazı edebiyat eserlerinde, romanlarda; çağın gereklerini kavrayamayan babaların karşısında genakıllı
erkeklerin aydınlatan kurtarıcı rolünü heyecanla izleriz. Hatta çoğu roman kurtarıcısında genellikle
babasız (çoğu zaman yetim) erkeklerdir. Öte yandan babasız erkeklerin hayatta başarılı
olamayacakları, erkeklik rolünü hakkıyla ödeyemeyecekleri, hatta serseri, suç işleyen ve toplum
düşmanı erkekler haline gelebileceklerine inanılır.
Erkeğin kendini keşfetmesi
Öte yandan da babasız erkeklerin daha pozitif erkek kimlikleri geliştirebilmeleri annenin
sosyal–kültürel sermayesine bağlı görünüyor. Annesi babası olup ta yatılı okulda büyüyen erkekler
de kendi yolunu keşfetme, kendini özgür hissetme “kötü yola düşme korkusu” arasında gidip
geliyor. Ama yine de kendini “keşfe dayalı” büyüme önemli fırsatlar sunuyor genç erkeklere.
Anneler ve Oğullar
Oğullar nasıl bir erkek olacaklarını annelerinden öğrenebilir mi? Erkek egemen cinsiyet rejiminde
anne- oğul ilişkisi çok ikirciklidir: Anne-oğul hem birbirine sevgiyle yaklaşmalı hem de
uzaklaşmalıdır. Kadınlarla duygusal ilişkiler yaşamak ile onlara yüz vermek arasında gidip gelen
erkeklik değerlerinin çelişkili durumudur bu konum. Yetişkin erkek olmak hem kadınlardan
bağımsız olmayı hem de onlarla birlikte yaşamayı başarmayı gerektirir.
Ana kuzusu erkek olmak ve anne otoritesi
Erkeğin “ana kuzusu” olmak”, “anasının dizi dibinde oturmak” erkekliği “bozan” şeyler oluyor.
Diğer yandan da “ana gibi yar olmaz”, “ana kucağı”, “ana sevgisi” yüceltilmiş değerler vardır. Ama
şu açık ki, anne otoritesi erkeğin sakatlanması anlamına geliyor. Kadınlar tarafından bağımlı hale
getirilmek ile onlar tarafından sevilmek erkeklik inşasının zor, hatta imkânsız durumlarından biri.
Anneyi önemsemek erkeklik krizi yaratmazken, aşırı koruyucu anneden(kadından) uzak durmak
erkeği kurtaran bir tutumdur.
Erkeklik inşasının temel stratejileri
Erkeklerin kadınlara mesafeli durmaları erkeklik inşasının temel stratejilerinden biridir.
“Kadınlardan mesafeli durma” stratejisini aşabilen erkekler, erkeklik ve kadınlık rollerini daha
dengeli kılmayı başararak daha “demokrat” erkek olabiliyorlar. (Hite 1994’ten aktarılan Flood
2003b).
Değişen babalık: Babadan arkadaş olur mu?
En az iki kuşaktır kentli kültürüne yakın, orta sınıf aile ortamlarında yaşayan; okuyarak meslek
sahibi olmuş erkekler, kendi denkleri kadınlarla daha eşitlikçi ilişkiler kurarak, daha eşitlikçi aileler
inşa etmeye çalışıyorlar.
Geleneksel Erkeklik
Aile içinde erkeklik konumundaki yapılan değişimleri anlamak için yapılmış araştırmada
“geleneksel erkeklik anlayışı” ile “özgürleşmiş erkeklik” karşılaştırılırken erkeklerin koca/baba
temel özellikleri şöyle özetleniyor:
-Ailesinin geçimini sağlamadan sorumlu olmak, nazik ve anlayışlı olmasa bile para kazanmak
için azimli olmak.
-Şefkat ve ilgi konusunda kendisini geri tutmak.
-Futbol gibi rekabetçi hoşlanmayan erkekleri “gerçek erkek” olarak kabul etmemek.
-Başkalarının önünde ağlamaktan utanmak, başka erkeklere sarılmak.
-Evlilikte çocuklarla ilgilenmenin kadının olduğunu kabul etmek, (Harell 1990).
Özgürleşmiş Erkek
Yeni Baba Figürü
Rason’a göre “yeni babalık” imaj düzeyinde kalıyor. Orta sınıf iş adamları düzeyinde yaptığı
araştırmaya göre, ailesiyle vakit geçirmeye en eğilimli ve istekli babalar bile sekiz saatlik çalışma
gününü kendileri için “asgari zorunluluk” ve “kaçınılmazlık” olarak görüyorlar.
Yapılan araştırmalara göre bazı erkekler;
-Ben mutfağı keşfetmeyi çok severim.
-Yük eşime kalıyor ve ben bundan rahatsız oluyorum.
-Baba kız sohbet ederiz.
Babadan Oğula Geçen Deneyim:
Aile Şirketleri
Babadan oğula geçen bilgi ve iktidara ilişkilerinin gözlenebileceği en önemli alanlar, aile işletmesi
şeklinde yürütülen şirketlerdeki baba-oğul ilişkisi olarak karşımıza gelir. Babadan oğula geçen
çalışma anlayışı, iş disiplini, geçim ideolojisi iş dünyasının eril değerleri kuşaktan kuşağa
aktarılmasında neredeyse tek önemli alan olarak kalmış görülüyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Erkeklerin babalarına benzeme nedenlerinin çok farklı olduğu anlaşılıyor. Babadan oğula geçen
“tahakkümcü” rollerin yanı sıra öğrenilmiş “şiddet” ve “baba otoritesi” de yaygın olarak görülüyor.
“Değişen babalık” rollerinde ise eşitlikçi, sevecen babalarla özdeşlik kurma ve “ataerkil babalardan”
kopma aynı düzeyde önemli görülüyor. Baba otoritesiyle büyümüş erkeklerin kendi “çekirdek
ailelerini” kurduklarında da öğretilmiş erkeklik olgusunu babalarından öğrendiklerini kendi
çocuklarına uyguluyor. Kent kültüründen etkilenmiş erkeklerin ailesi ile eşitlikçi iş bölümü eşe
saygılı bir durum sergiliyor. Öte yanda, modern öncesinin paternalistik iktidarının aile reisi
erkeklere yüklediği ailenin bütün diğer fertlerini koruma-kollama görevinin yani paternate’nin
kırılmaya uğradığı ortamlarda, özellikle yeni kent yoksulları ve alt sınıf genç erkekler açısından
oldukça güvensiz, belirsiz ve kaotik koşullar oluşuyor.
Türkiye’de erkek egemen cinsiyet rejiminin değişim rotalarına bakarsak bunun modernliğin eşitlik
ve refah bahşettiği erkek kesimlerden çok, sorunlu kıldığı, dışladığı, reddettiği ya da ikincilleştirdiği
kesimlerden geldiğini görürüz. Kentli çoğul kültür ortamlarının erkeklere daha çok kendi seçtikleri
erkeklik yollarını yaşama fırsatı verdiği gerçek. Ayrıca eğitimin, karma cinsiyetli ortak yaşam
kültürünün, aileden gelen eşitlikçi terbiyenin, feminist kadınların yarattığı değişim dinamiklerinin
önemini görmek gerekir. Para kazanmak uğruna kendi insani tercihlerinden vazgeçmeyi reddeden,
iktidar kullanmayı reddederek insanlarla-özellikle kadınlarla-daha eşitlikçi ilişkiler yaşamayı tercih
eden erkeklerin görünmez varlıklarını açığa çıkarmak gerekli. Türkiye’de yeni gelişen sivil toplum
alanlarının erkeklere sunduğu “profesyonel olmayan yollardan para kazanma” olanağı farklı yollar
denemek isteyen erkekler için yeni yollar sunuyor. Ayrıca eşcinsellerin, vicdani retçilerin, savaş
karşıtlarının ve mevcut erkeklerin deneyimlerinin ne anlama geldiği tartışmaya başlanmalı.
Özetle hegemonik erkeklik çok zaman devam etmektedir.
Kaynakça:
Biricik, Alp (2008) “Çürük Raporu ve Türkiye’de Hegemonik Erkekliğin İnşası”. -( 2004)
“Kadınlaşma Endişesi”, “Doğunun Cinsiyeti”, Kör Ayna, Kayıp Şarkı içinde , İstanbul: Metis Kandiyoti,
Deniz (1997) “Ataerkil örüntüler: Türk Toplumunda Erkek Egemenliğinin Çözümlenmesine Yönelik Notlar” ,
s. 169-80; Erkeklik Paradoksları: Ayrımcılığın Yaşandığı Toplumlar Üzerine Bazı Düşünceler”,s. 181-201,
Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar içinde, çev. Aksu Bora ve diğ., İstanbul: Metis Sancar, Serpil(2008),“Vicdani Ret
ve Eril Şiddet”, Çarklardaki Kum Vicdani Ret, Düşünsel Kaynaklar veDeneyimler içinde , haz. Ö.H. Çınar ve
C. Üsterci, İstanbul: İletişim, s.135-42.-“Sepil Sancar ile Erkeklik Üzerine”, röportaj, Siyahi
sayı 8, Güz, 2006, s. 32-6.
Castelss, Manuel (1997), Kimliğin Gücü,çev. Ebru Kılıç, İstanbul: Bilgi Üniversitesi ,2006. Kandiyoti, Deniz
(1997), “Ataerkil Örüntüler: Türk Toplumunda Erkek Egemenliğinin Çözülmesine Yönelik Notlar”, s.
169-80; “Erkeklik Paradoksları:Ayrımcılığın Yaşandığı Toplumlar Üzerine Bazı Düşünceler”, s. 181-201,
Cariyeler, Bacılar,Yurttaşlar içinde, çev. Aksu Bora ve diğ.. İstanbul: Metis.
Maral, Erol (2004), “İktidar, Erkeklik ve Teknoloji”, Toplum ve Bilim, SAYI 101, Güz,s. 127- 43.
Sancar, Serpil (2008), “Vicdani Ret ve Eril Şiddet”, Çarklardaki Kum: Vicdani Ret. Düşünsel Kaynaklar ve
Deneyimler içinde, haz . Ö.H. Çınar ve C. Üsterci, İstanbul: İletişim, s. 135-42. Saraçgil, Ayşe (2001),
Bukalemun Erkek: Osmanlı İmparatorluğunda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde Ataerkil Yapılar ve Modern
Edebiyat, çev.. Sevim Aktaş, İstanbul: İletişim, 2005.
Selek, Pınar (2008), Sürüne Sürüne Erkek Olmak, İstanbul: İletişim.
Yeni yorum ekle