Gel Pisi Pisi_1...
Konaktaki kedilerin, kibirli, kaprisli bir ev sahibi gibi davranmalarından, evin her köşesini başına buyruk, pervasızca kullanmalarından, tüm yaşam alanlarını işgal eden ve adı konulmamış bir hâkimiyet ve tahakküm kurmalarından artık illallah etmiş olan evin beyi, gayet kararlı bir biçimde, Yunanca ailuros (kedi) ve phile (seven) kelimelerinden türetilmiş olan "ailurofile" (ailurofil) kelimesi karşılığı olan kedi sever tanımının dahi yetersiz kaldığı, genellikle çok sayıda kediyle yaşayan, hayvanlara derin bir bağlılık duyan kadınları tanımlamak için kullanılan popüler bir tanımlama olan (cat lady) "kedi sever kadın" kavramının daha uygun düştüğü hanımına yüksek perdeden ‘’Hamımmm, hanımm, son kez, evet son kez soruyorum, net ve tek bir cevap istiyorum.Ya ben, ya kediler?’’ Şeklinde aşırı kostaklanarak, tek tercihli bir soru soran Kostak Bey’in hanımından aldığı cevabı çok mu merak mı ediyorsunuz?
Müsaadenizle cevabı vermeden önce kısaca biraz maziyi eşeleyelim.
****
Kediler neden Pisi Pisi denince dikkat kesilip yanımıza gelirken, pist denilince de yanımızdan kaçar? Evlerimizin ve çevremizin ayrılmaz parçası olan can dostlarımızdan olan kedilerin insanlıkla olan münasebetini kısaca bir değinelim istedik. Bu konuya değinmemizin sebebi evde beslediğimiz üç tane kediden tabii ki kaynaklanmıyor, geçen gün Türk Edebiyatının modern anlamda ilk hikâye örneklerini kazandıran Sami Paşazade Sezai’nin (1859-1936) ‘’Küçük Şeyler’’ adlı minik hikâye kitabını okurken, üç sayfalık Kediler ile ilgili kısacık bir hikâyesini okuyunca, birden aklıma düştü ve neden kediler ile ilgili bir şeyler yazmayayım diye düşündüm. 
Kedilerin mazisini birazcık eşeleyince Kedilerin neden kendine has özellikleri olduğunu, diğer memelilerden karakter olarak neden ayrıldığını, kibirlerinin, kendilerini neden aşırı beğendiklerinin altında yatan gerekçeleri zannımca birazcık da olsa bulmuş gibiyim.
Kedilerin yaradışsal en temel özellikleri ve diğer memelilerden ayrılan en belirgin özellikleri, modern memelilerin evriminde ‘’Kedi paterni’’ yani hangi tür ve ırka ait olduğuna dair bilgi, çok erken dönemlerde belirginleştiği ve pek çok memeli türünün ataları birbirinden neredeyse ayırt edilemezken kedilerin milyonlarca yıl önceki atalarının şimdiki tipik kedi biçimine oldukça yakın bir hal aldığı ve çok az değiştiği görülmüştür. Yani nasıl diyeyim, kedilerin bu kibirlerini ve diğer canlı türlerden farklı olduklarını bilmeleri büyük ihtimal bu ilginç evrimsel muhafazakârlıklarına, milyonlarca yıl önceki özelliklerini kıskanç bir biçimde korumalarına borçlular gibi.
Muhtemelen de dost meclislerinde, çatı aralarında, ağaç tepelerinde, mahalledeki diğer tür hayvanlarla muhabbet ederken ‘’ hadi kardeşim hadii, boş yapmayın, sizin hepinizin ortak atası, balık mıdır deniz canlısı mıdır nedir? Hepiniz aynı cinsten mi geliyorsunuz nedir?Sizin cemaziyelevvelerinizi en ince ayrıntısına kadar biliyoruz, bakın bizim milyon yıl önceki atalarımız da aynen şimdiki halimiz gibi, biz çok ama çok farklıyız ’’ diye konuşsalar inanın çoğu insan buna inanır ki ben inanıyorum artık, korkusuzca şuursuz bir halde devasa, ayısından tutunda timsahına, köpeğine, kobra yılanına ve dahi bir çok yırtıcı hayvana Bal Porsuğu gibi kafa tutmalarından belli değil mi, farklı bir cins oldukları?
Kedigillerin (Felidae) ilk ataları günümüzden çok değil 33.7- 55 Milyon yıl önce Eosen devrinde Viverridae familyasından türediği ve Kedigillere ait en eski kalıntıların Fransa’da bulunan Oligosen çağından kalmış olan 34 milyon yıllık fosillerin olduğu bilinmektedir. Bu fosillerde Kedigillerin en eski atası olarak Proailurus cinsi görünmektedir. Ev kedisi büyüklüğündeki bu kedi neredeyse 30 milyon yıldır hemen hemen hiçbir önemli bir evrimsel değişim göstermediği bulgulardan anlaşılmaktadır.
Proailurus, büyük ölçüde ilk "gerçek" kedi ve tüm kedi ailesinin atası olarak kabul edilir. Günümüz kedigillerinin son ortak atasının 25 milyon yıl önce ortak bir ataya sahip olduğu düşünülür. Yaban kedisi (Felis Silvestris), yaklaşık 5 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Felis cinsinin en eski kalıntıları (9 milyon yıllık), Felis Lunensis türü olarak Asya'da bulunmuştur. Felis Silvestris yani yaban kedisi hemen hemen 5 milyon yıldır çok da bir değişikliğe uğramadığı, İtalya’da bir maden ocağında 1.8 milyon yıl öncesine tarihlenen Felis Silvestris izlerine rastlandığı bilim çevrelerinde anlatılmaktadır. 
Mahalle arasında kediler ve diğer sokak hayvanlarının yapmış oldukları geyik muhabbetinde kedilerin atalarıyla gurur duyup milyonlarca yıldır hiç değişmediklerinden dem vurup diğer hayvanlara kibirlenip onları hor görüp üstünlük taslamasına alınan diğer bir hayvancık, ‘’abi, sen yok sizin atanız aynı cins, yok bizim atamız milyonlarca yıldır hiç değişmeden bugünlere geldik falan diyorsun da, geçen gün bizim büyük abiler, Rüstem Abinin kahvesinde çanaklı okey oynarlarken duymuştum, aslında kediler dâhil hepimizin ortak atası kertenkele mi neymiş, hatta bu kediler var ya, yılan soyundan geliyor, gözlerine baksanıza yılan gibi dik mercekli, bu insanları hele hele kadınları hiç anlamıyorum ki, koyunlarında resmen yılan besliyorlar da hala farkında değiller dediydi, buna ne diyorsun? ‘’ diye kontra bir söylem gelince bizim Sarman Bey elindeki yarıya kadar içilmiş uzun Samsunu sağ patisiyle yere atar ve ‘’ Oğlum bak cahil cahil konuşup asvalyalarımı (Muhtemelen İzmirli bir kedi galiba) attırma, bak şimdi sana anlatayım da Rüstem Abinin kahvesindeki o sizin, sabahın köründe bedava otobüs kartıyla akşam ezanına kadar mahalle mahalle dolaşıp, Üsküdar ya da Ulus meydanında gölgedeki bankta akşama kadar boş beleş oturan dayılara benzeyen arkadaşlarına biraz hava at bakem’’ der ve başlar miyav, miyav anlatmaya;
‘’Bak güzel kardeşim bundan hemen hemen tam 340 milyon yıl öncesinden bahsediyorum, kara ortamına uyum sağlamış sürüngene, kertenkeleye benzer adına da Amniyot denen bir ortak ata vardır, tüm memeliler, sürüngenler ve kuşların bilinen ilk ortak atasıymış bu Amniyotlar, daha sonraki geçen çok uzun yıllar neticesinde bu Amniyotlar iki türe evrilmiş, bir kolu Sinapsid’leri, diğer bir kolu ise Sauropsida’ları oluşturmuş. Memeliler yani bizler Sinapsid kolundan türemişiz, sizin yanlış olarak bildiğiniz kedilerin atası zannettiğiniz sürüngenler ise Sauropsida’dan türemişler.’’ diye milyonlarca yıllık süreci bir paragrafta özetlemiş bizim bilge Sarman.
Daha sonra iki şekerli ama oldukça demli çayından bir fırt çekip Uzun Samsun paketinden bir tane daha sigara çıkarır ve Zippo’suyla havalı havalı yakar ve neden gözlerinin yılan gözü gibi dikine mercek olduğunu kaykılarak anlatmaya başlar.


‘’Bak bizim büyük amcaoğlu, aslan, kaplan, leopar falan onların gözleri bizim gibi değil, yuvarlaktır, neden, çünkü biz yılanlar, sürüngenler gibi gece avlanıp pusu kurarak avlanırız, bizim dikey göz bebeklerimiz diğer göz bebeği şekillerine göre daha geniş bir görüş alanı ve mesafe algısı sağlar ve avımızı aniden yakalamamızı sağlar, ayrıca loş ve karanlıkta çok iyi görmemizi sağlarken çok parlak ışıkta ise gözümüzün kamaşmasını engeller. Ama aslanlar, kaplanlar, leoparlar öylemi? Onlar ise gördüğü avı koşarak yakalayarak avlarlar (aktif avcılar) ve o yüzden de göz mercekleri yuvarlak olarak kalmıştır.)



Biz Kediler yılanlar ve timsahlar benzer şekilde avlandığımız için gözlerimizde benzer şekilde evrimleşmiş. Bu göz benzerliği de bundan, yakınsak evrimleşmeden kaynaklanıyor‘’diye yapılan bilimsel açıklamadan çok da tatmin olmayan ve okey masasında yancı olarak beleşe içtiği oraletinden bir yudum daha fırtlayan bizim kuçu tekraren ’’ama yılan gibi de tısslıyonuz oğlummm, demek ki sizin atanız sürüngen bir yılannn, yalan mı de bakayım şimdi bağa,’’ diye cahilliği ile övünen çizgili tişört giyen dayı misali böbürlenen kuçuya dönerek, ‘’bilmezsin ama yine de bir netice alamayacağımı bildiğim halde sorayım sana, yatay çizgili tişörtünün sol cebinde kısa Maltepe taşıyan sevgili kardeşim, sen hiç ‘’Yakınsak Evrim denen bir kavramı duydun mu hiç? Tabii ki duymadın ve nedense hiç şaşırmıyorum değil mi?‘’ Diyerek kedilere has üstenci bakışıyla kuçuya bir bakış atar ve devamında meramını anlatmaya başlar.
Bir bilge, bir duayen gibi olayları tane tane anlatmasını hayran bakışlarla dinleyen bizim diğer hayvancıklara hitaben konuşmasına devam eden Sarman Bey ‘’ Yakınsak evrim kısaca anlayacağınız şekilde anlatıvereyim; geçmişte ortak ataları benzer türden olmayanların, aralarında yakın akrabalık bağı bulunmayan farklı türlerin, benzer çevresel koşullar ve doğal seçilim baskıları nedeniyle birbirinden bağımsız olarak benzer fiziksel özellikler veya adaptasyonlar geliştirmişlerdir. Yani güzel kardeşim,son ortak ataları, kanatsız bir canlı olduğu halde farklı tür olan sürüngenlerden gelen kuşlar ile memeli türden gelen yarasa ile çok farklı bir tür olan böcekler farklı tür olsalar da bu türler zaman içerisinde ihtiyaçlardan dolayı benzer özellikler kazanıp birbirlerinden bağımsız şekilde kanatlar geliştirerek güçlü bir uçuş yeteneğine sahip olmuşlardır’’ diye olayı açıkladıktan sonra kafası karışan arkadaşların konuyu daha iyi anlamaları için daha çarpıcı bir örnek daha verir bizim Sarman Bey.
‘’Aynı uçma yeteneğini kazanmaları gibi birde yüzme yeteneği olayı var ki, o nu da anlatmadan geçmeyeyim, Ortak ataları aynı olmayan memeli bir tür olan balina ve yunuslar ile geçmiş ataları balık olan köpek balıkları benzer ortamlarda yaşadıklarından ihtiyaç olan yüzme becerilerini son derecede geliştirmişlerdir.’’ Diye konuya açıklık getirince bizim kuçu kuçu anlamamış bir biçimde ‘’ Eeee, yılan gibi tıslamada neyin nesi oluyor? diye Sarman Beyi aklınca sıkıştırmak ister. Bunun üzerine Sarman Bey ‘’ Neyse o olayı da anlatayım da sonra eve gideyim, sevgili sözde sahibem akşam yemeğim için,sırf ben çok seviyorum diye özel yaş mama almış bir gideyim de mamamı yiyeyim, sizin gibi ıslatılmış bayat ekmek yiyemem, hem karizmama da yakışmaz dimi, hem de beni oldukça merak etmişlerdir ‘’, diye havası basar ve başlar konunun devamını anlatmaya; ’’ Kardeşim Tıslamanın en önemli amacı karşı tarafı korkutmak ve uzaklaştırmaktır. Yılanlar savunma taktiği olarak tıslarlar ve bu özellikle küçük, zehirsiz yılanlar için faydalıdır. Tıslayan bir yılan, daha büyük ve daha tehlikeli bir düşman izlenimi verebilir Yılanların savunmadaki başarısı düşünüldüğünde, bu sesi taklit etmek biz kediler için avantajdır. Yani evrimsel süreçte yılanların etkili savunma sesini biz kediler kendi davranışlarımıza uyarlamışız ya da daha açıkçası, onların bu yeteneğini öğrenerek taklit etmişiz gibi düşünün ‘’ der ve hiçbir şey anlamamış olduğu o anlamsız gözlerinden belli olan kuçunun enine çizgili tişörtünün sol üst cebinde ki kısa Maltepe’den bir dal alır ve yaş mamasını yemek üzere sahibi olduğu eve doğru giderken sözde sahibesi ama özde kölesi olan hanımefendinin hazırladığı damağına uygun tattaki yaş mamasını yemek üzere eve doğru CatWalk (Özellikle moda dünyasında oldukça revaçta olan ve mankenlerin ürün tanıtımında yapmış oldukları Kedi yürüyüşü) yaparak gider.

Evet geçmişi ayrıntılı ve derinlemesine anlatan ve oldukça yorulmuş olan, kölesinin hazırladığı somon balıklı leziz yaş mamasını yedikten sonra kendisini sevdirmek üzere kölesinin yumuşak, dolgun göğüslerinin arasında kıvrılıp uyumaya meyleden Sarman Bey’den sözü alalım ve biraz daha yakın geleceğe doğru sayfaları karıştıralım.
Scientific American'a göre, insanların yaşadığı hemen hemen her yerde bulunan ve Dünya'daki en popüler evcil hayvan olan kediler hakkında 2007'deki genetik bir çalışma, evcil kedilerin milattan önce 8000'lerde, Orta Doğu'da, Mısır’da ve Anadolu’da yaşamış olan Afrika yaban kedisi (Felis Silvestris Lybica) soyundan türediğini ortaya çıkarmıştı. Bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış olan kedilerin iki cins vahşi kediden, Afrika Yaban Kedisi (Felis Silvestris Lybica) ile Avrupa Yaban Kedisi (Felis Silvestris Silvestris)’den türediği tespit edilmiştir. Ayrıca Sputnik haber ajansının Nature Ecology&Evolution dergisinde yer alan analize dayandırdığı habere göre Felis Silvestris Lybica isimli vahşi kedilerin günümüzdeki kedilerin atası olduğunu açıklarken, bu kedilerin Anadolu'dan 10 bin yıl önce dünyaya yayıldığını da ifade etmişti. Avrupa Yaban kedisi Felis Silvestris acaba ünlü çizgi film kahramanı ve küçük sarı kanarya Tweety’nin devamlı peşinde koşan siyah beyaz renkli yani ‘’Smokinli kedi’’ (Tuxeedo Cat) bizim Sylvester’in büyük büyük dedesi olmasın sakın olmasın.

Aynı dergiye göre kedilerin evcilleşmesi için de, kedilerin başlangıçta kendi kendilerine evcilleştiğini, çiftçilerin yanında zaman geçirip, köylerde ufak kemirgenleri yiyip, insanlarla iyi ilişkiler kurduğu yorumunu görünce, aslında bu olay için hiç de şaşırmamak gerekir, eğer bizim bildiğimiz manyak kedilerse evcilleşecekseler de bunun kararını kendilerinin vermesi kadar kedi ruhuna yakışan başka bir şey olmadığına inanırım.
Diğer evcil hayvanların aksine, yukarıda belirttiğimiz gibi kediler kendi kendilerini evcilleştirmişlerdir. Sebebi ise, kendi çıkarları için insanlara yakın olmayı tercih etmeleri gösterilmiştir. Kedilerin bilinen bu doğal bencilliği, kedi davranışının temelini oluşturmuştur. Her ne kadar evcilleştiğini zannettiğimiz kedi diğer evcil hayvanlar gibi uysal ve insana alışık olsa da bağımsız ve hatta vahşi olma özelliklerini koruduklarını yaşadıklarımızdan anlayabiliyoruz. Hatta bazı bilimsel araştırmalar ışığında kedilerin hala tam olarak evcilleştirilmediği ve evcilleştirme sürecinin devam ettiğini söyleyebiliriz. Kediler bilindiği gibi genellikle yalnız yaşarlar ve köpekler, sırtlanlar gibi sürü hayvanı değildirler. Becerikli, cesur ve zeki kediler kendi başlarının çaresine bakmaya muktedirler ve hiç kimseye de muhtaç değillerdir.
Diğer evcilleşmiş hayvanlardan farkı, yeni ortama derhal uyum sağlamaları ve istediklerinde ise bu ortamı terk edip doğadaki vahşi yaşama tekrardan dönebilmeleridir. Yeni ortamlarına uyum derecesini ve başarısını şu örnekle açıklamak bilmem yeterli olur mu? Genellikle kedileri hep kalorifer, soba, odanın sıcak noktalarında umarsızca uyurken görürüz ve sıcağa karşı hep bir tercihleri vardır. Ancak soğuya karşı uyumları hayret verecek bir seviyede olduğunu görmek insanı şaşırtmıyor dersek pek de inandırıcı olmaz. Soğuk hava depolarında dayanıklı fareler ile mücadelede kullanılan kedilerin bir kısmı soğuğa dayanamazken bazıları derhal ortama uyum sağlamışlar ve bir sonraki yılda tüylerinde inanılmaz kalınlaşma görülürken doğan yavruların da tüyleri resmen kürk haline geldiği görülmekte.
Hayatlarına kendileri yön verebilirler. Doğada sadece üreme mevsiminde bir araya gelirler. Yalnız yaşamayı sever, toplumda bulunmaya çok da gönüllü değildirler, canı istediği zamanlar dışında da itaat etmeyi sevmezler. Bu nedenlerden dolayı kedinin insanlarla yakınlaşması köpek ve diğer hayvanlardan çok daha sonra olduğu görülmektedir.
Kedilerin nasıl ve nerede evcilleştirildiği hakkında birçok araştırmalar çok uzun zamandır sürmekte ise de kedinin evcilleştirilmesi ile ilgili gizemli hava henüz ortadan kalkmamıştır.
Kediler Antik Mısır'da tapılan hayvanlar olduğundan beri, genellikle orada evcilleştirildiklerine inanılır, ama Neolitik dönem kadar eskiye dayanan evcilleştirme örneklerinin de olma olasılığı vardır.
Antik kökenleri tam olarak bilinmese de evcil kedinin kökenleri en az 9.500 yıl öncesine, Orta Doğu'da tarımın başladığı dönemlere kadar gider. Bugün, İsrail'in Batı Şeria topraklarında bulunan tarihi Jericho (Arapçası: Eriha) şehri civarında yapılan Neolitik Devire ait kazılarda zamanımızdan 9500 yıl öncesine ait Afrika Yaban Kedisi Felis Silvestris Libyca türüne ait kemik ve diş parçaları bulunmuştur.Ayrıca M.Ö. 2000 yıllarına ait kedi kalıntıları, İndus Vadisindeki Harappa’da da bulunmuştur. Ancak bu hayvanların evcilleştirilmiş olduğu hakkında kesin bir kanıt yoktur ve büyük bir olasılıkla yiyecek ya da kürkü için öldürülmüş olan vahşi kediler olduğu iddia edilmektedir.
Bu konuda fikir oluşmasına yarayan bir diğer husus da 1983 yılında Güney Kıbrıs'ta, bundan 9500 yıl öncesine ait bir kazıda, bir kediye ait olduğu tespit edilen bir çene kemiği bulunmuş olmasıdır. Bilinen bir başka gerçek de Kıbrıs adasında hiçbir zaman vahşi kedilerin yaşamamış olduğudur. Bu durumda, bu kedinin ancak deniz yolu ile insanlarla birlikte Kıbrıs'a gelmiş olacağı sonucuna varılmaktadır. Arkeologlar, insanların o günkü basit teknelerine etrafa saldıran, tırmalayıp parçalayan vahşi bir kediyi alarak yola çıkıp, yeni yerleşim yerleri aramaya kalkışmalarının düşünülemeyeceği noktasından yola çıkarak, bu kedinin ehlileştirilmiş bir kedi olduğu konusunda hemfikirdirler.
Çin'de bulunan yaklaşık 5.300 yıllık fosil kayıtlarına göre de günümüzün evcil kedisi cüssesinde kediler tarımla uğraşılan bölgelerde tahılla beslenen kemirgenleri avlıyorlardı. Bu bulgulara dayanılarak kedilerin, zararlıları avlamaları için, çiftçiler tarafından beslendikleri veya varlıklarına müsaade edildiği düşünülür. Kediler Çin'de 5. ve 6. hanedanların döneminde (yak. MÖ 2465-2150) kutsal sayılmakla birlikte, bu dönemde henüz evcil olup olmadığı kesin olarak bilinmez.
Kedilerin evcilleşme öyküsü aslında oldukça basittir ve karşılıklı faydalanma, kazan-kazan anlayışına da çok uyar. Bunu kısaca şöyle özetlemek mümkündür. İnsanlar geçmişin göçebe, Avcı-Toplayıcı yaşam tarzından uzaklaşıp, toprağa bağlanmış ve tarımsal topluluklar olarak yerleşik hayata geçmişler. Ürettikleri ve tüketemedikleri artı ürünleri biriktirme ve depolama ihtiyacı oluşmuş, fazlalık ürünler çeşitli vasıtalarla depolanınca çok doğaldır ki fare, sıçan ve diğer kemirgenlerin dikkatini kısa sürede çekmiş ve bu hayvanlar insanların bulundukları yerleşim yerlerine hızla göç etmesine neden olmuştu. Bu fare ve kemirgenlerin artan nüfus sayısı da tabii ki bu hayvanlarla beslenen kedi ve kuyruksüren (Firavun faresi, kemirgen popülasyonunu kontrol altında tutmaya yardımcı olarak tarıma fayda sağlarlar. Ayrıca zehirli yılanları avlayarak da ekosisteme katkıda bulunurlar.) gibi hayvanların gece boyu pusu kurup anca bir kelebek yada çekirge avlayan kedilerin de iştahını kabartmış ve yerleşik hayata geçen insanların yaşam alanlarına doğru g.tün g.tün yanaşmaya başlamışlar.
Depolanan tahıllara çok büyük zarar veren kemirgenlerin, kediler tarafından yendiğini fark eden insanlar, kediler tarafından yenilebilir ev artıklarını evlerinin yakınlarına bırakarak kedilerin dikkatini çekmeye ve onları çevrelerinde tutmaya başlamışlar. Kediler için de bu eşsiz bir fırsat olmuştu. Böylece hem insanların verdiği yemekler hem de kendi avladıkları kemirgenler onların yaşamlarını kolaylaştırmıştı. Sonuç olarak, kediler ile insanların karşılıklı çıkarları uyuşunca ortak yaşamın temelleri de atılmış oluyordu.
Evcilleşmenin ilk kıvılcımları atılmış ancak ilk defa kimler tarafından kedilerin evcilleştirildi birçok tartışmaya neden olmuştu. Ancak araştırmacıların büyük çoğunluğu, tarihi belgelere dayanarak kediyi ilk olarak Mısırlıların evcilleştirdiğini kabul ederler. MÖ 2600 yılına ait olan Mısır tanrısı Ti’nin mezarında kedinin tasmalı olarak resminin bulunması, bu kedinin evcilleştirilmiş olmasa da en azından vahşi bir kedi olmadığını göstermekteydi. MÖ 1900 yılına ait bir mezardan çıkarılan kedi kemiklerinin yanında küçük süt kaplarının bulunması, bu konuda daha inandırıcı bir kanıt olmaktadır.
Yukarıdaki bilgilerin ışığında, kedinin ilk evcilleştiği yerin Eski Mısır ve ilk evcilleştirenlerin de Mısırlılar olduğu sonucu çıkarılmaktadır. Bu kanının ortaya çıkmasında Mısırlıların kediyi kutsal saymaları, dini törenlerde kullanmaları ve onu tanrı olarak görmelerinin etkisi büyüktür. Her ne kadar kedinin ilk Mısır’da evcilleştirildiği iddia edilse de bazı araştırmacıların daha farklı görüşleri olduğu görülmektedir.
Yerleşik hayata geçilip kedilerin tarımla uğraşan insanların yanlarına geldiklerini yukarıda bir nebze bahsetmiştik. Tüm arkeologların kabul ettiği gibi, Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan Mezopotamya insanlığın tarım yaptığı ilk yerdir. Bu bölgede birçok uygarlık kurulmuştur. Bunlar içinde Sümerler ayrı bir yer tutar. Çünkü Sümerler MÖ 4000’ li yılların sonunda hemen hemen 6 bin yıl önce yazıyı bulmuşlar ve hemen hemen her şeyi kayıt altına almışlardı.
MÖ 3000 yıllarında yazılmış olan bir tablet Edmund I. Gordon isimli bir araştırmacı tarafından yapılan çevirilerde kedi ile ilgili bir atasözünün bulunması kedinin evcilleştirilmesi konusunda oldukça ilginç bilgiler sunmaktadır. Çevirisi yapılmış olan tablette geçen atasözü şu şekilde tercüme edilmiş;
‘’Bir kedinin düşünmesi,
Bir Firavun faresinin (kuyruk sürenin) harekete geçmesi,
Kedi düşününceye kadar Firavun Faresi atlar.’’
Bu atasözünün geçtiği tabletin çevirisine dayanarak, kedinin evcilleştirme sürecini ilk başlatan kavimin Sümerler olduğu ileri sürülebilir. Bulunan tabletin MÖ 3000’li yıllara ait olması ve bunun bir atasözü olmasından dolayı, kedinin evcilleştirilmesi ile ilgili şimdiye kadar bilinen en eski belge olduğu ilk kez Dr. Tarık Özçetin’in doktora tezinde ifade edilmiştir. Ayrıca Türkiye’de Sümeroloji biliminin kurucularından olan B.Landsberger adlı bilim insanı, Mezopotamya Faunası adlı kitabında, Sümerlerin fare avcısı olarak kediyi kullandıklarını da belirtmiştir.
Kedi ile ilgili arkeolojik bulguların araştırılması sırasında Anadolu’da da evcil kediye ait izler olduğu saptanmıştır. Ankara’nın doğusunda Yozgat yakınlarındaki Alişar’dan (Ankuva) çıkarılmış olan kedi başı şeklindeki bir kap MÖ 1740 yılına aittir.
Halen Ankara’da “Anadolu Medeniyetleri Müzesinde” sergilenen bu kedi başı rhyton Anadolu’da Asur Ticaret Kolonilerine (Karum) ait alanda bulunmuştur. Temelini Sümerlerin kurduğu Mezopotamya kültürünün Anadolu’daki uzantısı olan Asur Ticaret Kolonileri MÖ 2000 - 1800 yıllarında var olmuşlardır. Müzede heykeli olan bu kediyi günümüzdeki örneklerinden ayırt etmek oldukça güçtür. Mısırdaki örneklerle karşılaştırıldığında (Mısır resimlerinde görülen kediler çok daha ince yapıda olup yüz hatları çok daha keskindir) oldukça farklı bir yapıda olan bu kedinin Anadolu’ya özgü bir kedi olduğu söylenebilir. Bu kedilerin Ankara ve Van Kedilerinin ataları olması da olasıdır.

Tarım toplumuna geçip de üretilen ürünlerin fazlası için depolanma ihtiyacı oluşunca, depolarda bulunan tahıllara bu seferde fare ve diğer haşerat musallat olur. Bu sıçan ve haşerat da muhtemelen ‘’ ulan iyi ki bu insanlar yerleşik düzene geçiş yapıp tarım toplumuna dönüştü de ürettikleri fazla mahsulü depoladılar, bize de gün doğdu, eskiden olsa bir ot kökü için saatlerce, günlerce sağda solda zaarın iti gibi dolaşıyoduk, şimdi depolarda açık büfe kahvaltı misali, yediğin önünde yemediğin ardında, hiçbir çaba harcamaksızın istediğin tahılı ye’’ diye düşünmüş ve bu olaydan dolayı bir hayli mutmain olmuşlardır herhalde.
Ancak bu filmin diğer bir tarafı da kediler ve diğer avcı hayvanlar, misal Firavun faresi dediğimiz (Kuyruk süren) hayvanlar içinde bu tarım toplumuna geçiş aynen fareler gibi onlar içinde bulunmaz bir fırsat, bir açık büfe ortamı sağlamış oluyordu. Tahıl deposuna dadanan fareler, bizim kedi ve firavun faresi(Kuyruk Süren) için bulunmaz nimet olmuştu. Aynen bir ot kökü için dolaşmak istemeyen ve depolara dadanan farelerde kediler için zahmetsiz bir öğünedönüşmüşlerdi.
İnsanlığın yerleşik hayata geçmesi bu hayvanlar için bir yeni besin zinciri oluşturmuştu. Depolardaki tahıla musallat olan ve beleşe tahılla karın doyuran yığınla fare ve bu beleş yemeğin etrafındaki yığınla farenin dolaştığı yerde hiç zahmetsiz avlanmak durumunda kalan kediler için mükemmel bir ziyafet sofrası haline gelen farelerle dolu depo ortamı oluşmuştu.
İnsanlığın yerleşik düzene ve tarımsal yapıya geçmeleri Tabii ki yaradışsal olarak bencil ve çıkarcı kediler için bulunmaz bir nimet olmuş ve bu durumu hemen kendi lehlerine çevirmişler, ilk evcilleşme rolüne bürünen kedi abimiz hemen, kravatsız olarak giydiği siyah takım elbiselerinin altına beyaz çorap ile beraber giydiği kundura ile depo sahibi insanlara gidipelinde sallandırdığı tespih ile muhtemelen ‘’ sayın abicim sizin bir yıl emek verdiğiniz buğdayları bu fareler dadanıp emeğinizi çatır çatır yiyorlar, müsaade edin de sizi biz koruyalım, bir şey istemeyiz, karın tokluğuna çalışırız’’ deyip ret edemeyeceği bir teklifte bulunup insanların yanına sokulmuş olabilirler. Bu teklif ilk başlarda kediler için cazip gelir ancak bazı bilge kediler ‘’ Oğlum biz gece dolaşıp, pusu atıp avlanan hayvanlarız, şimdi bu açık büfe kahvaltı tarzındaki ortam bizi bozmasın, racona ters olmasın, sonra bu insanların kölesi durumuna düşmeyelim, bir fare için’’ dediği ancak bu ilk teklifi veren ve sanki evcilleşiyormuş triplerine giren bizim kedi ‘’ Olur mu öyle şey bebeğim, fırsat ayağımıza gelmiş, bak bir tane fare avlayacağız diye sabahlara kadar aç biilaç pusularda beklemekten gözlerimizin haline bir baksana, gece bir tane haşerat göreceğiz diye göz bebeklerimiz yılan gözüne döndü, millet de zannediyor ki biz sürüngenler ailesindeniz, bilmiyorlar ki bir lokma için günlerce pusuya yatıp nasibimizi beklemekten bu hale geldik. Biz depoya musallat olan fareleri avlayacağız hem avare avare yatıp beleşten avlanacağız hem de depo sahibinin tahılları zarar görmeyecek. Yani Win-Win, anlayacağın şekilde hem biz kazanacağız hem de depo sahibi.
Evcilleşme rolüne iyice ısınan kedi söze devam eder. ‘’Biz, dediğin, korktuğun şekilde insanların kölesi olmayacağız bilakis onlar bizim kölemiz olacak, nasıl mı? Bak şu ileride kayanın başında mal mal duran sakallı biri varya, mal değneğinin önde gidenidir o, birde onun hemen ilerisinde biri daha var, uzun saçlı, yeşil gözlü ince belli, estetik mi estetik, endamı endam olan biri varya, işte esas bizim hedef kitlemiz o, o tanrıça gibi güzeller güzeli kişiye yürücez, yıllar sonra o güzel kişiye kadın diyecekler, mal değneğine de erkek diyecekler, işte ilk önce onun, kadının gönlünü, sevgisini kazanacağız ve kazandığımız sevgi ile o kadını bizim bağımlımız haline getireceğiz, resmen kedi bağımlısı haline gelecek ve bu vesile ile de yavaş yavaş ileride de insanlık bizim kölemiz haline dönüşecek.’’ Diye devam edince bilge kedi de ‘’ Eeee o mal değneği dediğin adam nasıl bizim kölemiz olacak, kadınları sadece köle edersek?’’ diye çetrefilli bir soru sorunca bizim cingöz kedi ‘’ Bebeğim, bebeğim n’olur, n’olur lütfen no panic, lütfen endişelenme, Olummm bu mal değnekleri varya zaten bu kadınların kölesi olacak ilerleyen yıllarda, bakma şimdi güçlüler ellerinde mızrak, hem avlanıp, hem tarlayı neyin sürüp, ürün elde ediyorlar, tahminim ileride biz görmeyiz de bizim torunlar mutlaka görecek, o kadınların kölesi olacak o mal değnekleri. Biz, kadınların gönlünü fethedip onları ilerleyen yıllarda yavaştan yavaştan kendimize köle edince metazori o mal değnekleri de bizim köle envanterine dâhil olacaklar ve hatta öyle bir hale gelecekler ki ‘’ Ya ben, ya kediler’’ diye, tercih edilmelerine kadar bu kölelik ilerleyecek. ’’


Geleceği çok iyi analiz eden kedimiz konuşmaya devam ederken onu can kulağı ile dinleyen bilge kedi de zevkten dört köşe haline gelmiş ve anlat anlat heyecanlı oluyor valla, o günlerde yaşamak isterdim diye gevrek gevrek gülmeye başlamıştı. Bizimanalatikkedi olayları anlatmaya devam ediyordu; ‘’ olum akıllı ol, yattığımız yerden besleniyoruz işte, ne bir tane çekirgene ne de bir kelebek için günlerce dolaşıp aç bilaç dolaşacağız, bak her şey açık büfe ya da Van kahvaltısı gibi envai çeşit yiyecek önümüzde olacak, sonra bizi aklınca kullandığını zanneden bu insanı asıl biz köle yapacağız, güzel günler ileride, hiç çalışmadan en kaliteli kurusu, yaşı çeşit çeşit bol proteinli mamaları porselen tabaklarda önümüze getirecekler, tuvaletimizi bile evin içine getirecekler, mis kokulu, toz yapmayan çeşit çeşit hazır kumlar getirip önümüze sunacaklar, ne öyle köy yerindeki dışardaki tuvalet misali, sokaklarda mı yapacağız tuvaletimizi, bu köleler özel tuvalet bile hazırlayacaklar bize, taze, PH’ı en kalitelisinden su içmemiz için değişik sistemler yapacaklar, dereden, sokaktaki su birikintisinden su içmeye paydos artık’’ deyince bilge kedinin gözleri parlar ve ‘’ Valla mı, ne zaman olacak bu güzel günler, kaloriferin altında miskin miskin yatıp somon balıklı yaş mama konservelerini yiyeceğimiz günleri sabırsızlıkla bekliyorum ’’ diye meraklı meraklı bizim cevval kediye sorar ve gelecek güzel günlerin hayalini gözlerinde canlandırır.
Bizim cevval kedi, hadi ismi de Cevo olsun ‘’ Eee biraz zaman alacak gibi, sen şimdi depoya git de depodaki buğdaya dadanan şu sıçanlardan üç beş tane yakala bir tane de bana ayarla, ha bide unutmadan yakaladığın fareden birini de deponun sahibine ver ki yaptığımız işin önemini iyice idrak etsin, hadi bakemm bi dal da Uzun Tekel 2000 cigarası pasla da keyfimiz yerine gelsin dimi’’ dediklerini duyar gibiyim.
Cevo Bilge kediyi dinledikten sonra ‘’ yaa birader, biraz önce birşeyler söyledin, sıcağı sıcağınasana heee dedimde, kalorifer nedir, yaş mama konservesi de neyin nesi’’ diye konuşunca bilge kedi de cevaben ‘’ yaa kardeşim o kadar ileriye dönük bir vizyon sundun, geleceğe öyle bir gerçekçi bir projeksiyon tuttun ki,ufkumu o kadar çok açtın ki bende dayanamadım bir iki kehanette de ben bulanayım dedim’’ diye sürrealist bir söylemde bulunur.
Bilge kedi açık büfeden 3-5 fare almaya giderken bizim Cevo’da kendi kendine, bizim bilge kedi ne dedi anlamadım ama neyse dedikten sonra, cigaradan derin bir nefes çeker ve ‘’ Ulan şaka maka ama tembelliği’de bulmuş olduk, bu tarıma geçme işi insanlığın büyük buluşu olsa da biz kedilerin bu evcilleşme takiyesi gelecek nesilleri bir hayli rahatlatacak ve ciddi ciddi tembelliğin kitabını da yazmış olacağız, hatta bu kitabın adı da ‘’Tembel Sarman Kedi Garfield’ mı olsa? Gerçi bu ismi versek millet anlamaz ki, Garfield ‘da kim? Diye sorarlar, gerçi bende bilmiyorum ki ne demek Garfield; işte birden aklıma geldiydi, neyse’’ diye düşünmeden de edemezCevo bunları düşünürkende ‘’ Yaa bu Tekel 2000’ni de iyice bozmuşlar, ne güzel cigaraydı ilk çıktığında, resmen Malbuş’u ekarte etmişti, şimdi sıradan bir hale gelmiş’’ diye kendi kendine homurdanır.

Cevo, diğer bilge kedinin depodan hiçbir zahmete kapılmadan avladığı farelerden birini öğle yemeği niyetine afiyetle yedikten sonra ocakta yanan odun ateşinin ortama yaydığı sıcaklıktan rehavete kapılır ve kaykılarak oturduğu çekyattan, içtiği cigaranın külü yere düşmesin diye itinayla biraz önce içmiş olduğu keyif çayın tabağına yavaşça silkeler, içli içli derin bir nefes çeker ve bilge kediye doğru, ‘’ bak abicim,I Have a Dream’’ der ve geleceğe dair tüm hayallerini anlatmaya başlar, Cevo’nun konuşmasından bir şey anlamayan bilge kedi, boş boş bakar ve ‘’Cevo ne demek o ‘’I Have a Dream’’, yoksa doğru mu anladım, insanları köleleştireceğiz derken binlerce yıl sonraki insanın insanı köleleştirdiği gibi insanlık suçu mu İşleyeceğiz? ‘’ diye telaşla Cevo’ya yalvaran gözleriyle bakar. Cevo’da yavaşça çekyattan doğrulur ve ‘’ Olur mu? Öyle şey bebeğim, biz insan mıyız ki, böyle bir mezalime ortak olalım, ben insanları köle edeceğiz derken mecazi anlamda köle kelimesini kullandım, köleden kastım, sevgi kölesi haline getireceğimizden bahsetmiştim o kadar, kula kulluk ettirmek biz hayvanlara göre değildir, biz yeri gelir can düşmanımız köpekle bile can ciğer kuzu sarması olur, bizden çok korkan farelere dahi arkadaşlık elini uzatırız, bu kölelik olayına çok uzun yıllar ama çoook uzun yıllar sonra çok kral bi abimiz el atacak, hissediyorum, adını da şimdiden koyalım mı? Martin olsun.Bide yanına Luther’i, koyalım, olsun Martin Luther, soyadı da sıfatına yakışır biçimde King olsun dii abi, çok da yakışır valla kral abimize.’’ Diye sözü bitirince bilge kedi’de, Cevo’ya ‘’ abiii yaaa, sende az kral değilsin hani valla ‘’ der, Cevo’da estağfurullah abi olur mu öyle şey deyip konuşmaya devam eder ve ‘’ Bu insanların başına ne geliyorsa bu yerleşik hayattan geliyor. Neymiş ürettikleri fazla ürünü saklıcaklarmış, işte ne güzel hem avlanıp hem topluyordunuz, güzel güzel geçip gidiyordunuz, bak şimdi artı değeri saklıcaz diye ne badireler başlarına gelecek, ne çileler çekecekler de haberleri yok, demedi demeyin valla’’ der ve konuyu kapatır.
Neyse, konuyu çok dağıtmayalım, kedilerin evcilleştirilmesi tarihsel bulgular ışığında Mısır ve Mezopotamya bölgesinde olduğu anlaşılıyor. Daha doğrusu kedi kendini evcilleştirmesine karar verdiği bölge tarımsal faaliyetlerin başlamasıyla yerleşik hayatın başladığı yerlerde gerçekleştiği anlaşılıyor. Yerleşik hayat ve tarım, bilindiği üzere ‘’Verimli Hilal’’ dediğimiz diye bilinen ve Türkiye’den, Irak, İran ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanan bölgede yaşandı. Üretilen ürünlerin tüketim fazlasının depolandığı yere hücum eden kemirgenler ile onların baş belası olan kedilerin de bölgeye yanaşması sonucunda insan ve kedilerin karşılıklı dayanışması neticesinde şimdi evlerimizin ayrılmaz parçası olan kedilerinde insanla olan ilişkisi başlamış oluyor.
Mısır’da ya da Sümerlilerin İlk evcilleştirdikleri varsayılan vahşi kediler Afrika kedisi Felis Lybica'dır. Ehlileştirilmiş bu kedileri, Fenikelilerin, Akdeniz'in muhtelif yörelerindeki kolonilerine götürdükleri, buradan da İtalya'ya taşıdıkları anlaşılmaktadır. İtalya'dan Avrupa kıtasına geçen bu kediler, Avrupa'nın vahşi kedisi Felis Silvestris ile birleşip ikinci bir kol olarak Dünya'ya yayıldıkları öngörülüyor. Daha sonraları, deniz ve kara ticaretinin yeni boyutlar kazanması ile gelişen nakliyecilik sayesinde dünyanın hemen her noktasına ulaşıp çoğalmışlardır. Değişik iklim şartları, gıda rejimleri ve diğer etkenlerle bugünkü kedi türleri ortaya çıkmıştır.
Diğer başka araştırmacıların iddiası ise kedilerin Vikingler tarafından dünyaya yayıldığıdır. Baltık Denizi'nde 7. yüzyılda ölmüş olan bir kedinin incelenmesi sonucunda genetiğinin Mısır kökenli kedilerle aynı olduğu ortaya çıkmıştı. Genetik incelemeleri tamamlayan uzmanlar, günümüzdeki evcil kedilerin ağırlıklı olarak antik Mısır ve Türkiye'deki kedilerden genlerini aldığını ifade etmişlerdi.
Sputnik haber ajansının Nature Ecology&Evolution dergisinde yer alan analize dayandırdığı habere göre günümüzdeki kedilerin iki esas genetik soydan geldiği belirlendi. Bilim insanları, Felis Silvestris Lybica isimli vahşi kedilerin günümüzdeki kedilerin atası olduğunu açıklarken, bu kedilerin Anadolu'dan 10 bin yıl önce dünyaya yayıldığını ifade etti.

Kaliforniya Üniversitesi kedi genetiği uzmanı Leslie A. Lyons, çeşitli cinslerdeki kedilerden topladığı DNA örnekleriyle kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdi. Lyons ve ekibinin araştırmaları kısaca şu şekilde özetlenebilir, kediler tarımın başladığı Verimli Hilal’de Orta Doğuda evcilleşmeye başlamış, verilerine göre özellikle Türkiye’nin kedilerin ortaya çıkmasının başlangıç yeri olduğunu iddia ediyor ve kedilerin giderek evcilleşmesi önce Türkiye’de başladıktan sonra, göçler ve diğer insan hareketleriyle birlikte kediler de dünyanın başka yerlerine gittiğini ifade ediyor.

Büyük vizyoner, öngörü sahibi analatik düşüncede çığır açan bizim Kedi Cevo, evcilleşmenin ve dolayısıyla da tembelleşmenin kitabını yazar ve soydaşlarının gelecekte on numara keyfe keder bir yaşam sürmelerinin yolunu da açar. Koyun postuna bürünmüş kurt misali evcilleşme oyunu ile insanlığın bağrına sığışan ve geleceğini garanti altına alan kedilerin sonraki yaşamlarına bir bakalım, ne gibi atraksiyon peşinde koşmuşlar ne gibi badireler atlatmışlar, Cevo’nun izinden gidenler saraylarda tapınaklarda birer tanrı misali itibar görüp keyif çatıp yaşarlarken bir kısmı da bağnaz düşüncenin kurbanı olup diri diri yakılmışlar ve çok acı çekmişler sebebini bilemeden. Kısaca bu süreçleri görmeye çalışalım bakalım..
Vizyoner lider kedi Cevo’nun anlaşılır ve çok da basitçe milyonlarca yıllık evrimleşmenin ve evcilleşmenin ana hatlarını, kedilerin nasılda farklı bir tür olduklarını ve isteyerek ve taammüden sırf kendi istedikleri için evcilleştiklerini bu dünyaya keyif ve tembellik için geldiklerinin itirafını kedi Cevo’dan dinledik.
Eveeet, insanlığın içine sığınarak onların ayrılmaz bir parçası, dostu, yol arkadaşı, kimi zaman yalnızlığımızı paylaştığımız bir can dostumuz olan kediler bakalım günümüze kadar ne maceralar yaşamış, tarihte, mitolojide, inanç sistemlerinde ne gibi rol almışlar, kimi zaman tapınılan olmuşlar, tanrı/tanrıça gibi itibar görmüşler, kimi zaman ise cadılıkla ilintilendirilip ne olduklarını dahi anlamadan katledilmişler.
Yazımızın konu başlığı olan gel Pisi, Pisi’den yola çıkacak olursak, nerede bir kedi görsek, özellikle sokakta çoğu zaman geçerli bir söylem olan Pisi, pisi sözünü kedilere ilettiğimizde neden kediler hemen tepki verir?
Pisi pisi, Türkçede genel olarak kedileri çağırmak için kullanılan bir seslenme veya ünlem olduğu bilinen bir şeydir ve hemen hemen en büyüğünden en küçüğüne tüm insanlarımız kedilere bu şekilde sesleniriz. Bir çay bahçesinde, ya da bir lokantada eğer çevremizde bir kedi varsa ki çok büyük bir ihtimal mutlaka dolaşırlar, eğer bir küçük kız çocuğu varsa hemen elindeki yediği gözlemeden bir parça vermek için nereden öğrendiyse hemen, kediye doğru gel Pisi, pisi diye seslenir ve kedicik hemen onun yanına gelir.
Pisi, pisi söylemi, bilinen tarihi ile Osmanlı döneminden beri kedilere sevgiyle söylenen bir çağırma, kedilerin dikkatini çekmek ve onları yanınıza çağırmak için çıkardığımız, tekrarlanarak söylenen bir sestir. Kediler yüksek frekanslı seslere oldukça duyarlıdır. "Pisi pisi" derken çıkardığımız tiz ve ritmik sesler, doğadaki küçük kemirgenlerin veya böceklerin çıkardığı hışırtılara benzer. Kedilerin bu sese dönüp bakması, genellikle refleks ve zamanla oluşan şartlanmanın birleşimidir.
Kedilerin duyma yetisi ve kulaklarının hassasiyeti, tartışmasız hayvanlar âlemin en gelişmişlerinden biridir.Kediler yüksek frekanslı, ince ve tekrarlayan sesleri insanlardan çok daha iyi duyar
İnsanların işitebildiği ses aralığı yaklaşık 9.3 oktav iken, kediler bu konuda çıtayı 10.5 oktava kadar çıkarıyor. Üstelik bu sadece genişlik değil, hassasiyet anlamında da bir fark yaratıyor. Kediler, yüksek frekanslı sesleri çok daha net algılayabiliyor; hatta 64.000 Hz’e kadar çıkan tiz sesleri duyabiliyorlar ki bu, insanların algılayabileceği sınırın üç katı.
Dr. Mikel Delgado ve Ingrid Johnson gibi uzmanlara göre bu hassasiyetin temel nedeni, avcılık içgüdüsü. Kediler, doğada yapraklar arasında kıpırdayan bir farenin çıkardığı en küçük sesi bile kaçırmadan yakalayabilmek için evrimsel olarak bu yeteneği geliştirmişler. Üstelik kulaklarının dış kısmını bağımsız şekilde hareket ettirebilmeleri sayesinde, sesin yönünü anında tespit edebiliyorlar. Bu tarz sesler onlara hem av seslerini hatırlatır hem de merak duygusunu tetikler. Bu yüzden “pisipisi” dediğinizde, kedilerin hemen kulaklarını oynatarak dikkat kesilmesinin "esbab-ı mucibe" si bu olmalı.
Eeeee, ne manaya geliyor şimdi Pisi, pisi?
İşte burada konu, avcılık refleksine bağlanıyor. Pisi pisi sesi, doğada kedilerin dikkatini çeken bazı seslerle benzerlik taşıyor. Örneğin kuru yapraklar arasında dolaşan küçük bir hayvanın çıkardığı hışırtı, cırcır böceklerinin tiz ötüşü veya kemirgenlerin minik hareketleri...
Hepsi de kediler için potansiyel bir av anlamına geliyor. Bu yüzden insanlar tarafından çıkarılan bu yüksek frekanslı ve kesikli ses, kedinin beyninde 'Dikkat, hareket var!' alarmını ağrıştırıyor. Aslında kediniz size doğru geldiğinde, sizi özlediği için değil; ‘'Oradaki şey acaba bir av olabilir mi?' diye merak ettiği için harekete geçiyor olabilir.
Pisi kelimesi için, neden pisi kelimesi kullanıldığını biraz merak ettiğimizde karşımıza etimolojik olarak, Anadolu ağızlarında ve çevre dillerde kedi anlamına gelen "pisik" veya "pısing" kelimelerinden türediği çıkmaktadır. Ayrıca kediler birçok dilde yer alan keskin 's', 'ş', 'ç' veya 'ts' gibi yüksek frekanslı seslerekarşı oldukça hassaslar. Bu tiz ve keskin veyüksek frekanslı sesler, doğadaki küçük kemirgenlerin veya böceklerin çıkardığı hışırtı seslerinebenzediğinden,kedilerin doğal avcılık içgüdülerini harekete geçirir ve bu seslenmeye yani Pisi,pisi sesine hemendikkat kesilirler.Çünkü bu tiz sesin ardından mutlaka bir yiyecek geldiğini çok zeki kedilerimiz yıllar öncesinden çoktan öğrenmişlerdi. Ayrıca günümüzde insanlarla çok sıkı fıkı olduklarından bu çağrı sesi hem yiyecek geleceğini hem de sevgi/şefkat verileceğini öğrendiğinden her halükarda bu ses tonu onlara pozitif yönde şartlandırma sağlamaktadır. Kalın sesler ise tam tersine, kediler tarafından tehdit olarak algılanıyor.
Zekâları hiç de küçümsenmeyecek olan Kediler daha doğar doğmaz bu sese insanlar tarafından şartlandırılır. "Pisi pisi" dememizin ardından her seferinde yemek verildiğini veya okşandığını gören kedi, bundan sonraki her "pisi pisi"de aynı şeylerin olacağını öğrenir. Bunu Pavlov'un köpeğine benzetebiliriz, çan sesi duyan köpeğin ağzından salya akmaya başlaması gibi.
Ancak biraz önce yukarıda bahsettiğimiz gibi, genellikle bu şartlanma daha çok sokak kedilerinde gelişmiştir. Evde beslenen tembel kediler bu sese çok da kulak asmazlar gibi, çünkü onlar için bir kıymeti harbiyesi yoktur bu sesin, onlar zaten mamalarını hazırlayan köleleri olduğundan yapraklar arasında dolaşan bir haşeratı simüle eden sesin şimdilik pek bir besin değeri yoktur ve o yüzden de o eski aç günlerinde kulak kesildiği pisi pisi sesine çok da itibar etmez. Amaa, ama bir yaş mama konservesini açmaya görün, en arka odada elbise dolabının en üstünde ya da ona yüklüce bir paraya almış olduğunuz uyku sepetinde değil de dolabın içindeki rahatsız bir ayakkabı kutusunda şuursuzca uyuyan kedimiz o yaş mama konserve açılma sesine çıldırır ve derhal olay mahalline ivedilikle intikal eder.

Şimdi biz, bizden olan kedilere bizim kültürümüzde yaşamış olan kedilere pisi, pisi değimiz de çok doğaldır ki bize dönüp bakıyorlar. Eğer ki biz yurt dışına çıktığımızda oradaki bir kediye pisi, pisi diye seslensek muhtemelen bu kedi bize hiçbir tepki vermeyebilir, ya da kedimizi yurt dışına çıkarsak orada kültür şoku yaşayabilir, çünkü her ülkenin kültüründe kedilere karşı farklı bir çağrı sesi vardır.
Birkaç örnek vermek gerekirse; Romanya; Pis Pis, Litvanya; Kiss Kiss, Avustralya; Puss Puss, Hollanda ;Poes Poes , Rusya; Kis Kis , Ukrayna; Kiits Kiits , Macaristan;Tsits Tsits , Arjantin; Mis Mis , Sırbistan; Mats Mats , Amerika; Kiti Kiti , Polonya; Kitsçi Kitsçi , Fransa; ‘’Minou,Minou, Almanya ; Miez Miez , Letonya; Minka Minka, Çin; Miao Miao , Tunus; Beş Beş, Azerbaycan ; Piş Piş,Japonya ise ilginç bir şekilde Neko Chan Oide, şeklinde özetlenebilir. Japonya haricinde tüm ülkelerin kedileri benzer seslere tepki vermeyi öğrenmişlerse de Japon kedilerini anlamakta biraz zorluk çekiyor gibiyim, o nasıl bir anlayıştır, hadi diğer seslere bakınca ikileme ve benzer tekrarlamalar varken Japonya’da ise ‘’ Neko Chan Oide’’!!??, Kardeşim Japonya’da yapraklar arasında dolaşan haşeratlar bu şekilde mi? Ses çıkarıyor da Japon kedileri bu şekildeki seslenmeye kulak kabartıyorlar, anlaşılır gibi değil hani.
Kediler doğduğundan itibaren öğrenmiş olduğu ve akabinde mama ve sevgi geleceğini bildiği Pisi,pisi sesine alışmışken benzer bir ses tonu olan ‘’ Pistt’’ sesinden neden o kadar çok korkarlar tabii ki çok doğal olarak hemen merakımızı celp etti.Aslandan, ayıdan ve hatta timsahtan korkmayan, timsahın ağzındaki avlandığı yiyeceği bir pençe darbesiyle korkusuzca çalan kedi hayrettir ki bir Pissttt sesinden oldukça korkuyor. Bunun sebebi;
Kediler, hassas ve duyarlı doğaları gereği çevrelerindeki ani değişimlerden veya belirli uyaranlardan korku duyabilirler. Bu korkular, genetik yatkınlık, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler ya da alışık olmadıkları durumlarla karşılaşmalarından kaynaklanabilir. Kedilerin korkuları, onları koruma içgüdüsüyle hareket etmelerine neden olur ve bu nedenle bazen tepkileri abartılı görünebilir. Ancak bu tepkiler, onların doğasında var olan hayatta kalma mekanizmasının bir parçasıdır.
Kedilerin en yaygın korkularından biri yüksek ve ani seslerdir. Özellikle elektrik süpürgesi, havai fişekler veya gök gürültüsü gibi gürültüler kedilerin ani bir şekilde kaçmasına ya da saklanmasına yol açabilir. Bunun nedeni, bu tür seslerin kedilere tehlike sinyali vermesi ve kendilerini güvende hissetmemeleridir.
Pisst sesinden de benzer nedenlerle korktuğu söylenebilir. Kediler "pist" sesinin genellikle tıslama sesine benzemesinden ve ani/sert tonla seslenilmesi nedeniyle tehdit algısı zannedip ürküp kaçarlar. Bu ses onların doğasında tehlike veya uyarı anlamı taşır."Pist" sesi, kedilerin kavga ederken ya da korktuklarında çıkardığı tıslama sesine çok benzer. Pist sesinin ani ve sert tonla çıkarılması halindekediler bu sesi duyduklarında kendilerini uyarıldığını veya tehlikede olduklarını hissettikleri için bu sesten ürküp ortamdan kaçmayı, kediliğin raconundan sayarlar.
Neyse, biz bu dört ayaklı, kuyruklu, hassas kulaklı, keskin gözlü canlılara ‘’kedi’’ diye isim takmışken diğer ülkeler acaba ne isim takmışlar diye de merak etmiyor da değilim hani. Öncelikle biz Türkler kedi çağırma seslenişini Pisi Pisi olarak yaparken bu kelimenin de hemen hemen tüm eski Türk lehçelerinde kedi manasında Pisi’den geldiğini öğrenmek bir hayli keyifli geldi bana. Çağırma sesi, kedi adıyla uyumlu olması çok tutarlı geldi. Bazı ülkelerde misal Fransızlar kediye ‘’Chat’ derlerken kedi çağırmaya ‘’Minou, minou, İspanyollar Kediye ‘’gato’’ derken çağırmaya ‘’Mis, mis’’, Sırplar kediye ‘’maçka’’ derken kedi çağırmaya ‘’Mats, mats’’, Ruslar kediye ‘’Kot’’ derken çağırmaya da ‘’Kis,kis’’, Flemenkçe’de kedi ‘’De Kat’’ diye adlandırılırken kedi çağırma sesi ise ‘’Poes, poes’’ olarak seslendirilmekte ve kedi ismiyle, çağırma söylemi arasında Türkçe gibi bir uyum olmadığı görülmekte. Gerçi bu farklılığa da kim kafa yorar orası da ayrı bir mesele.
Bizim kedi diye adlandırdığımız bu canlılara diğer ülkeler nasıl bir isim bulmuş bir de ona bakalım.
Memeli, Etçil Felidae (kedigiller ) familyasından olan hayvanlara verilmiş genel isimlendirme olan Kedi isminin menşeine bakacak olursak; anlaşıldığı üzere Kedinin büyük olasılıkla evcilleştirildiği Bereketli Hilal topraklarındaki (Anadolu, Mezopotamya, Orta Doğu, mısır vb.) isimlendirmeler birbirine çok yakın gibi.
Kedi sözünün Ermenice gadu/katu veya Rumca gati (=kedicik, kedi) sözlerinden Türkçeye geçmiş olması mümkündür. Yunanca gáta sözü de, Anadolu Rumlarınca dile getiriliyordu. Yunanca gati (=kedicik) sözünün de aynı kesim tarafından kullanılmış olması doğaldır. İtalyanca gatta (=dişi kedi) ve gatto (=erkek kedi) ayrımı vardı. Latince catta, Gürcüce kata, Çerkezce kettu, Katalanca ve Danca kat, Rusça ve Lehçe kot, İspanyolca ve Portekizce gato, Norveççe katt, İsveççe cat, Arapça qit ya da qitta, Almanca Katze, İngilizce cat, Fransızca chat, Bulgarca kótka, Sanskritçe ōtu, Sindhice kitty, Maltaca qattus, Galce cath sözleri ‘kedi’ karşılığında ifade edilmektedir. Kedi sözü, Çincede ses taklidine istinaden māo diye ifade edilmektedir, Korece goyang-i, Japonca neko, Farsça garbeh, Latince Feles, ve daha bir çok ülke dilinde benzer yada farklı isimlendirmeleri görüyoruz.
Yukarıda da yazdığımız gibi kedi ismi Bereketli Hilal coğrafyasında doğmuş veMuhtemelen Afro-Asyatik kökenli olduğu da bölgedeki ülkelerin kediye vermiş olduğu isimden ortaya çıkıyor. (Nubyaca kadis, Berberice kadiska, her ikisi de "kedi" anlamına gelir). Arapça qitt "erkek kedi" de aynı kökenden geliyor olabilir.
Günümüzde neredeyse evrensel bir Avrupa kelimesi olan bu kelime, Avrupa'da Latince catta (yaklaşık MÖ 75), Bizans Yunancası katta (yaklaşık MÖ 350) olarak ortaya çıkmış ve yaklaşık MÖ 700'de Latince feles'in yerini alarak kıtada genel kullanıma girmiştir.
Antik çağın merkezini oluşturan coğrafyalarda kedi adının nasıl okunduğunu, söylendiğini biraz olsun görmüş olduk. Bizim Türkler Orta Asya’da ve yayıldıkları coğrafyalarda bu sevimli baş belası hayvancığa ne isim vermişler bir de ona bakalım.
Eski Türkçe döneminde ev kedisi için kullanılan kedinin tarihî karşılığı, Kaşgarlı Mahmut’un Divani Lügati Türk’de Çetük / Çetik diye geçerken diğer Türk boylarının kediye ekseriyetle taktığı isimler sırasıyla, pişik, mısık, müşük, pisi, bişey,mırş ~ mırıt;pırıs, mıjık,pusuk, puşuk;püşük, mişih, meş’uh, pişäk ~ pişak,möşük. Olduğunu Ertan Beşli’nin ‘’Eski Ve Orta Türkçe Hayvan İsimlerinin Etimolojisi’’ adlı doktora tezinden öğrenebiliyoruz.
Evrimini, evcilleşmesini, adını öğrendik, bir de ne gibi özellikleri varmış bizim şu kedinin,
Öncelikle ruhuna, kibrine, üstenci bakışına yakışacak şekilde, çok bir zorunluluğu olmadığı takdirde ayak yapıları hep ileriye gitmek için evrilmiştir. Geri vites kavramını çok da benimsememiş gibiler. Eğer ki, kumunu, mamasını, yatacağı yeri, kozmetik ve medikal bakımını, veteriner desteğini sağlayacak ve her zaman emrine amade bir hizmetlisi, köleleştirdiği bir sahibesi varsa 20 yıldan fazla yaşayabilirler.
Normalde kedi ömrü ortalama 15 yıl olduğu bilinmekte, tabii ki köleleştirme furyasında geç kalmış, herhangi bir eve kapağı atamamış yurdum kedileri ise yaşaması biraz daha tesadüflere bağlı gibi, bazen kader yüzlerine güler hiç olmazsa bir ciğercinin kedisi de olabilirler ve Orhan Veli’nin şu ünlü dizlerinde olduğu gibi keyifli bir ortamı olabilir. ‘’Uyuşamayız, yollarımız ayrı; Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi; Senin yiyeceğin, kalaylı kapta; Benimki aslan ağzında; Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.’’

Kedi tüyünden 2,3 kat daha kalın olan Burun bölgesinde üst dudağın yanlarından çıkan bıyıklar(Latince adıyla vibrissae) yine kedi tüyüne kıyasla üç kat daha derine gömülüdürler. Kökleri sinir sistemi ile ilinti halindedir. Bıyıklar tarafından algılanan bir hareket hemen köklerden sinirlere ve oradan beyine iletilerek alınacak aksiyon konusunda bilgilendirme ve uyarı işlevi görür.
Kediler bir şey içerken dillerini inanılmaz bir hızla kullanırlar. Dil hızla suya dalar ve çıkar. Bir anlamda fillerin su içmesine benzer. Ağız suya değdirilmez, su dil aracılığıyla ağza taşınır. Kedilerin dili zımpara gibidir. Üzerinde onlarca küçük odacık ve diken gibi uzantılar(papilla konikalar) vardır ve su içme sırasında bu odacıklar su havuzcuklarına dönüşür. Suya dalan dilin üzerindeki odacıklar su ile dolar ve taşımada dökülmemesi için dil ağza doğru bükülür. Dil lapa yiyeceklerin yenmesinde de aynı işlevi görür, ayrıca kemik üzerinde kalan et parçalarını kazıyıp yemesini sağlar.
Kedi beyni 20 ile 30 gram arasındadır. Ama diğer memelilerle kıyaslandığında beyni bedenine göre en büyük olan memelidir. Söz gelimi kediler, kendilerinden çok daha iri olan aslanlarla kıyaslandığında daha zekidirler. Öte yandan kedigiller ailesindeki canlıların beyin yapısı inanılmaz derecede benzerlik gösterir.
Kediler mükemmel bir kulağa sahiptirler. İşittiklerini tek tek ayrıştırıp değerlendirebilirler. Metrelerce uzaktaki bir böceğin yürüyüşünün ya da saklanan bir farenin soluğunu duyabilirler. Hassas işitme ve görme duyuları vardır. İnsan kulağının duyamadığı yüksek frekanslı ses titreşimlerini kaydederek çok hafif sesleri duyarlar. İşitme kediler için hem güvenlikleri hem de avlanmaları için önemlidir. Kediler insanlardan da köpeklerden de daha iyi işitirler. İnsanlar 20 kHz’e kadar sesleri işitirken köpekler 40 kHz’e kadar sesleri işitir. Ama kediler için bu sınır 60 kHz’dir.
"Kedi Gözü" deyimlere geçecek ve çeşitli adlandırmalara girecek kadar hayranlık uyandırır. Kediler gözleri ve görme yetenekleri ile ayırt edilirler. Bir kedinin gözü doğumdan 7 ila 10 gün sonra açılır. İki ay içinde de gerçek rengini alır. Bir kedinin gözleri, saldırıda yara almaması için göz kapağının içerisindedir ve avı gözleyebilmek için geniş ve büyüktür.Gözlerinin uzaklık duyarlılığı yüksek ve keskindir. Karanlıkta insanlardan 6 kat daha iyi görürler.
Kediler etoburdur. Sindirim sistemleri eti etkin biçimde işleyecek şekilde evrildiğinden, bitkisel ürünleri zor sindirirler.Kediler arada sırada mevcut besinlerine ilaveten çim yemeyi tercih edebilirler. Çim, kediler için folik asit kaynağı ve sindirim sistemindeki tüyleri kolay atmak için bir lif kaynağıdır. Ev ortamında ise birçok bitki kediler için zehirleyici ve tehlikelidir.
Kediler etobur yani etle beslenirler, ancak İbn-i Haldun’un çok önemli bir, jeo-politik bir söylemi vardır ‘’Coğrafya kaderindir’’ diye. Etle beslenen bizim Cevo ve arkadaşları yaşadığı yerler eğer bizim gibi coğrafya ise, yemeklerden arta kalan, yenmeyip çöpe giden gözlemeden tutunda, taze fasulyeye, bulgur pilavından, salçalı düdük makarnasına kadar ne kadar evsel yemek var hepsini tecrübe etmiş ve çoğu zamanda onlara mahkûm olmuşlardı.
Yüzyıllarca balıkla beslenen martıları bile vapurdan attığımız simit ile hamur işine ve dolayısıyla tembelliğe alıştırdığımız deniz kuşları birer, birer obez olmuşlar ve birçoğu da Omega-3 eksikliğinden hasta olmuşlardı. Karaköy iskelesinde vapurun kalkmasını en az yolcular kadar martılarda heyecanla beklemekte ve her vapur seferi martılar için bir öğün olmuş gibiydi. Bilmem belki de aralarında şöyle bir konuşmada yaşanmış olabilir ‘’ Rıfkı Abi hadi Sarayburnu’nun ucuna dalalım, balık akını olacak birazdan, ne zamandır böyle balık akını olmamıştı hasret kaldık istavrite, hamsiye, hadi bi uçup varalım o akıntı üstüne’’ İskelenin demirinde güneşlenen ve yerden bulmuş olduğu Kısa Camel izmaritinden bi fırt çeken Rıfkı Abi ‘’Ne uçucamlan oraya kadar, bide akıntıya karşı dalacam buz gibi suya, bi tane yalandan istavrit için, bak birazdan Kadıköy vapuru kalkacak, takılırım peşine, vapurun kıç tarafına gelen yolcular ha bire simit atıyolar, nereden baksan 5,6 simit yerim, karnımı da bi güzel doyururum’’dese vallahide da inanırım yani. (

Geleneksel deniz mahsulleriyle olan beslenme tarzını tembelliğe kurban eden ve ha babam beyaz undan, dandik margarinden yapılagelen, vapurlardan yolcuların attığı simit ve poğaçaya alışan Rıfkı Abiyi yakın zamanda görenler onun biraz zayıfladığını ve bunun nedenini sorduklarında ‘’ Abicim, nerde o eski günler, her vapur seferinde neredeyse iki günlük simit yiyiyorduk, o kadar çok simit atan oluyordu ki bazen beleşe dayanamayıp vapur peşinden Yalova’ya kadar vapurun ardından uçuyorduk, ama değiyordu da kardeşim, şimdi nedendir anlamıyom, vapurda ki yolcular değil martılara simit atmak kendileri de yemiyor, bi simit 2026 fiyatıyla olmuş 25 lira, adam bize atmaktansa kendi yiyo, bize de boş beleş uçmak kalıyo, imanıma dinime valla aç karnına, Karaköy, Haydarpaşa, Kadıköy arasında uçmaktan mecalim kalmadı, serçe kuşuna döndüm zayıflıktan, zafiyet geçiriyorum valla, ama sevgili kardeşim bir şeyi de itiraf etmeliyim, ne hikmetse öyle bir alıştık ki şu simide, binlerce yıldır deniz mahsülleriyle beslen biz martılar bile artık balıktan nefret eder hale geldik, illa ki o nalet susamlı simit olacak, resmen simit müptezeli olduk valla, simit yemediğim zamanlarda elim ayağım, yani kanadım titriyo resmen, dinine yandığımın simidine öyle bir alıştım ki, inan akşam yengen evde balık kızartıyo değil yemek, kokusuna dahi dayanamıyorum, o kadar yani ’’ diye konuşurken görenlerin olduğu iddia ediliyor.

Ülkemizde ve benzer ülkelerde herhangi bir eve kapağı atmış efendi pozisyonuna terfi etmiş kediler çok doğaldır ki, her türlü hizmeti ayaklarına kadar geliyor, kurusu, yaşı, vitaminlisi, somonlusu, tavuklusu her türlü yemden ortaya karışık beslenirken, fırsat eşitliğinden faydalanamayan makûs talihli garibanlar da dediğim gibi, hamur işlerinden tutunda, yeşil sebzeye, her türlü bakliyata karşı sindirim sistemleri etçillikten yurdum insanı moduna evrimleşmiş ve birer Hint fakiri haline dönüşmüşlerdi.

Her yönüyle incelenmeye değer bir can dostu olan kediler mazide hangi toplumlarda ve hangi pozisyonlarda görev almışlar bir de ona bakmak lazım.
Devam Edecek_1.Bölümün SONU
KAYNAKÇA:
- https://onedio.com/haber/kediler-neden-tipki-yilanlar-gibi-tislar-1314837
- https://www.reddit.com/r/AskScienceDiscussion/comments/uti5mq/why_is_it_that_cats_have_the_same_looking_eyes_as/?tl=tr
- https://www.evrensel.net/haber/324258/kediler-dunyaya-anadolu-ve-antik-misirdan-yayilmis
- https://yesilscience.com/tr/biyolojik-optimizasyon-yakinsak-evrim/
- https://www.litter-robot.com/blog/why-do-cats-hiss-cats-and-snakes/
- https://www.indyturk.com/node/58201/ya%C5%9Fam/kediler-dünyaya-türkiyeden-yaylmıs
- https://www.hurriyet.com.tr/dunya/kaliforniya-universitesi-kedilerin-anavatani-turkiye-8482144
- https://onedio.com/haber/ikinci-dunya-savasi-nda-uc-gemi-kazasindan-sag-kurtulan-efsanevi-kedi-oscar-1282635
- https://www.posta.com.tr/yazarlar/sadik-gultekinle-dogru-tercih/batan-her-gemiden-kurtulan-kedi-2885617
- https://listelist.com/batmaz-sam-kedi-gemi/
- https://eksiseyler.com/batan-uc-savas-gemisinden-sag-kurtularak-tarihe-gecen-kedi-batmaz-sam
- https://eksiseyler.com/1963te-uzaya-cikan-ilk-kedi-olarak-catstronaut-unvanini-alan-kedi-felicette
- https://www.space.com/…51-on-this-day-in-space.html
- https://onedio.com/haber/onlar-vazgecilmez-dostlarimiz-tarih-kitaplarina-konu-olan-en-unlu-11-kedi-1069938
- https://medium.com/@erdidemir/tanpınarın-kedisi-3a4e7cf2c6be
- https://www.kedici.com.tr/post.php?pId=3847&ptype=blog
- https://www.hurriyet.com.tr/gundem/kadinlarin-kedi-tutkusu-39025834
- http://www.mitolojivesembolizm.com/kedi.htm
- http://symbols.ehibou.com/cat/
- http://www.wisdomportal.com/Cats/CatSymbolism.html
- https://dusunbil.com/dunyadan-ornekleriyle-kedigil-mitolojileri/
- Özhan Öztürk. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınları. Ankara, 2016
- Dünya Folklor ve Mitolojisinde Kedi ile ilgili İnanış ve Öyküler
- https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/kedi-sevgisiyle-bilinen-pisili-baba-merhametiyle-yuzyillardir-dillerde/2381698
- https://www.bursadabugun.com/haber/selcuklularin-kedi-turbesi-1766512.html
- https://www.ensonhaber.com/hz-peygamberin-kiymetli-kedisi-muezz-h10997556
- https://onedio.com/haber/kediler-neden-onlari-pisi-pisi-diye-cagirdigimizda-kosarak-gelir-1286383
- https://www.cnnturk.com/yasam/kedi-ile-ilgili-hadisler-peygamber-efendimizin-kedi-ile-ilgili-sozleri-2096547
- https://www.memurlar.net/album/2740/islam-da-ozel-bir-hayvan-kedi.html
- https://sorularlaislamiyet.com/maymun-kedi-kopek-gibi-hayvanlarin-yaratilisindaki-hikmet-nedir
- https://webtv.akittv.com.tr/haber/islamda-kedinin-yeri-hukmu-ve-ebu-hureyre-ra-609
- https://medium.com/@akittv/islamda-kedinin-yeri-hükmü -ve-ebu-hureyre-r-a-873365900a99
- https://onedio.com/haber/icerik-ureticisi-gizem-bilig-anlatti-farkli-ulkelerde-kedi-nasil-cagirilir-1350380
- https://www.webtekno.com/kediler-neden-pisi-pisi-sesine-tepki-verir-h121146.html
- https://aksozluk.org/kedi
- https://www.nisanyansozluk.com/kelime/kedi
- https://www.gazeteduvar.com.tr/hayat/2018/03/07/turkiye-neden-kedilere-takintili
- https://listelist.com/tarihte-ismi-bilinen-ilk-kedi-nedjem/
- https://forum.callofwar.com/index.php?thread/29513- Kedilerin tarihçesi ve Mısır tarihindeki önemleri
- https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ankara-kedisi-marquezin-kitabina-konu-olmustu-155018
- https://clubangoraturc.eu/son-histoire/
- https://www.alikaramanhoca.com.tr/haber/tanzimat-edebiyati-sanatcilari
- https://daragacisanat.com/2024/01/08/hirrename-namik-kemal/
- https://kedici.com.tr/post.php?ptype=blog&pId=1710, Kedinin Tarihsel Gelişimi, Dr. Tarkan Özçetin,
- https://kedici.com.tr/post.php?pId=2738&ptype=blog, Kediler nasıl Evcilleşti, Dr. Tarkan Özçetin,
- Ankara Kedilerinde (Felis Catus Angorensis) Dış Yapı, Tüy, Büyüme, Gelişme Ve Üreme Özellikleri Üzerine Araştırmalar Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi S.Tarkan Özçetin Zootekni Anabilim Dalı Ankara 2007
- https://www.alikaramanhoca.com.tr/haber/tanzimat-edebiyati-sanatcilari
- https://daragacisanat.com/2024/01/08/hirrename-namik-kemal/
- Müberra Yüksel Koku İzleri Kedilerin Adeta Gazeteleri Gibidir. https://panorama.khas.edu.tr/koku-izleri-kedilerin-adeta-gazeteleri-gibidir-144,
- https://www.guinnessworldrecords.com/world-records/greatest-mouser
- https://onedio.com/haber/kediler-neden-onlari-pisi-pisi-diye-cagirdigimizda-kosarak-gelir-1286383
- TDK Güncel Türkçe Sözlük: “Pisi”, kediyi çağırma sesi olarak tanımlanır.
- Nişanyan Sözlük: “Pisik”, Türkiye’nin çeşitli ağızlarında “kedi” anlamında kullanılır.
- https://onedio.com/haber/icerik-ureticisi-gizem-bilig-anlatti-farkli-ulkelerde-kedi-nasil-cagirilir-1350380
- https://www.webtekno.com/kediler-neden-pisi-pisi-sesine-tepki-verir-h121146.html
- 
- 
- 
- https://aksozluk.org/kedi
- https://www.nisanyansozluk.com/kelime/kedi
- https://www.quora.com/How-did-cats-get-their-name-What-is-the-origin-of-the-name-cat-Why-were-other-animals-not-named-in-a-similar-way
- https://www.gazeteduvar.com.tr/hayat/2018/03/07/turkiye-neden-kedilere-takintili
- https://listelist.com/tarihte-ismi-bilinen-ilk-kedi-nedjem/
- https://forum.callofwar.com/index.php?thread/29513-kedilerin-tarih%C3%A7esi-ve-m%C4%B1s%C4%B1r-tarihindeki-%C3%B6nemleri/
- https://www.bigcattr.com/blog/icerik/kediler-nelerden-korkar
- https://www.webtekno.com/kediler-neden-pisi-pisi-sesine-tepki-verir-h121146.html
- Ertan Besli, T.C. İstanbul Üni. Sos. Bil. Ens. Doktora Tezi Eski ve Orta Türkçe Hayvan İsimlerinin Etimolojisi İstanbul 2010
- https://www.quora.com/How-did-cats-get-their-name-What-is-the-origin-of-the-name-cat-Why-were-other-animals-not-named-in-a-similar-way
- https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-1387/orta-cagda-kediler/ Yazan : Joshua J. Mark, Çeviren: Batuhan Aksu 06 Şubat 2022
- https://www.worldhistory.org/trans/tr/2-466/kedilerin-tarihi---gecmisten-gunumuze-kediler/
- https://www.bbml.org.uk/r-34-airship-first-to-make-atlantic-double-crossing-by-air-july-1919/
- Carl Van Vechten, Evdeki Kaplan, Kedilerin Kültürel Tarihi, (Çev. Yasin öner), Liberus Kitap, 2026, 1. B. İstanbul
- https://animals.howstuffworks.com/animal-facts/kiddo-the-cat.htm
- https://www.haber7.com/kultur/haber/417321-napolyonu-70-kedi-tarihten-nasil-sildi
- https://tamilandvedas.com/2012/08/14/the-story-of-hypocritical-cat/ (İki yüzlü,riyakar kedi hikayesi)
- https://www.dusunuyorumdergisi.com/ramayana-destani/
- turkedebiyati.org/ramayana-destani/
- https://wannart.com/icerik/23942-iskandinav-mitolojisi-freya
- https://www.thecollector.com/freyja-norse-goddess-facts/
- https://www.thecollector.com/frigg-important-norse-goddess/
- http://www.mitolojivesembolizm.com/kedi.htm
- Uyuyan kedi. Yazar: Gerald Hausman, Çeviren: Zeynep Şenel Gencer, Kaynak: Ancient Origins
- Osmanlı Medeniyetinde Hayvan Sevgisinin Mesleğe Dönüşümü: Mancacılık,Metin MENEKŞE
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Tarih Bölümü,SDÜ Fen-Edebiyat Fak. Sos. Bil.Dergisi, Nisan 2022,
- https://www.fikriyat.com/galeri/yasam/osmanlida-hayvan-sevgisine-dair-detaylar/2
- Priscilla Mary Işın, Yabancı Seyahatnamelere Göre Osmanlı Kültüründe Hayvan Hakları ve Hayvan Sevgisi, II. Ulusal Veteriner Hekimliği Tarihi Ve Mesleki Etik Sempozyumu, 24-26 Nisan 2008 / Konya,
Yeni yorum ekle