Feyha Özsoy - Özgür Renklerin Ressamı

Sanat

Feyha Özsoy - Özgür Renklerin Ressamı

Gülseren Sönmez

.

Sanatçıların yaşamını incelerken yalnızca yaptıkları resimleri değil, o resimlerin ardında biriken zamanı da değerlendirmekte yarar olsa gerektir. Feyha Özsoy böylesi uzun bir sanat yolculuğunun temsilcilerinden.

1932 doğumlu sanatçı, çocukluk ve gençlik yıllarından başlayarak Ankara’nın değişen yüzüne tanıklık etmiş; 1969’dan bu yana şövale başında geçirdiği yarım asrı aşkın bir zaman dilimi boyunca tanık olduklarını, anımsadıklarını hep tuvale taşımış. Lütfü Günay’ın öğrencisi olarak Türk Amerikan Derneği Resim Atölyesi’nde sekiz yıl sürdürdüğü çalışmalar, onun sanat anlayışının oluşmasında önemli bir temel oluşturmuş.

1977’den bu yana açtığı kişisel sergiler, yarışmalarda kazandığı ödüller ve yapıtlarının farklı kurumların koleksiyonlarında yer alması, Feyha Özsoy’un Türk resim sanatındaki uzun soluklu varlığını göstermekte. 1992 yılında Kültür Bakanlığı ve Ordu Valiliği tarafından düzenlenen yarışmada aldığı birincilik ödülü de bu yolculuğun önemli duraklarından biri olsa gerek.

Feyha Özsoy tabloları, Ankara’nın yalnızca sokaklarını, yapılarını, ağaçlarını, insanlarını yansıtmıyor; aynı zamanda kentin hafızasını da taşıyor. Onun gözünden Ankara, değişen ve dönüşen bir kent olmaktan öte, yaşanmışlıkların biriktirdiği kıymetli bir hatıralar alanıdır. Bu nedenle sanatçımızın tablolarını izlerken yalnızca bir manzara görmeyiz; geçmişten günümüze uzanan bir zaman duygusuyla karşılaşırız.

Ankara Hamamönü, Dikmen Keklik Pınarı, Bolu Büyük Camii, Şafakla Gelen adlı eserlerinin Ankara Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda yer alması kent hafızası bakımından anlamlıdır. Bu yapıtlar, sanatçının kişisel dünyasından çıkıp bir dönemin görsel belleğinin parçası hâline gelmiştir.

Feyha Özsoy’un sanatında dikkat çeken önemli özelliklerden biri, doğaya ve yaşadığı çevreye duyduğu içtenliktir. Resimlerinde doğa yalnızca izlenen bir görüntü değildir; insanla birlikte yaşayan, değişen, hatırlayan ve zamanın izlerini taşıyan bir varlıktır. Onun resimlerinde bir ağaç yalnızca ağaç, bir sokak yalnızca sokak değildir. Her figürün ardında bir öykü, bir hatıra, bir insan sıcaklığı yer almaktadır.

Sanatçımızın dünyasının anahtarı, 2012 yılında yayımladığı Yaşadım, Ankara’m Şahidimdir adlı anı kitabının adında gizli olabilir belki de.

“Ankara’m şahidimdir…” Bu söz, yalnızca bir anı kitabının adı değildir. Aynı zamanda bir sanatçının kendi yaşamına, sanat yolculuğuna, yaşadığı kent Ankara’ya bıraktığı bir tanıklıktır.

Feyha Özsoy, Ankara’nın değişen yıllarına yalnızca şahit olmamış; o yılları resimle belleklerimize kaydetmiştir. Kentin değişen yüzünü, insanlarını, mimarisini, doğasını kendi sanat duyarlığından geçirerek gelecek kuşaklara taşımıştır.

Sanatçımızın yaşamında dikkat çekici olan bir başka şey de Özsoy için sanatın hiçbir zaman geçici bir uğraş olmamasıdır. Resim sanatı, onun için hayatın kendisiyle birlikte yürüyen uzun bir yol olmuştur. 1977’den başlayarak sürdürdüğü sergiler, yarışmalarda kazandığı sergileme hakları, Devlet Resim ve Heykel Sergilerinden DYO’ya, TBMM’den çeşitli kamu kurumlarının resim yarışmalarına uzanan sanat yolculuğu ve yapıtlarının çeşitli ülkelerde koleksiyonlarda yer alması, bu sürekliliğin somut göstergeleridir.

Sanatçının gerçek değeri yalnızca ulaştığı sayılarda aranmamalı. Asıl değer, resim yapmaya devam edebilmekte; zamana yenilmeden, yaşanan her dönemi sanatın diliyle yeniden yorumlayabilmekte yatsa gerek.

Feyha Özsoy’un sanat yaşamına baktığımızda süreklilik belirgin biçimde göze çarpıyor. Özsoy’un yaşamı, Cumhuriyet Türkiye’sinin sanat serüveninin küçük ama değerli bir parçasıdır. Sanatçımız, Ankara’da sanatın kurumsallaşmaya başladığı, yeni sanatçı kuşaklarının yetiştiği dönemlerden günümüze uzanan sanat köprülerinden biridir. Lütfü Günay gibi Türk resim sanatının önemli isimlerinden birinin öğrencisi olması, Özsoy’u yalnızca bir sanat eğitiminden geçirmekle kalmamış; aynı zamanda Ankara sanat ortamı içinde yetişen bir kuşağın temsilcisi haline getirmiştir.

Feyha Özsoy’un sanatını değerlendirirken onu yalnızca kadın ressam olarak tanımlamak yeterli olmasa gerek. O, cumhuriyet Ankara’sının sanat ortamında kendi sanat kişiliğini, kendi resim dilini oluşturmuş bir ressamdır. Bunu da büyük bir sükûnet ama süreklilik içinde başarmıştır.

Sanat dünyasında kimi isimler parlak çıkışlarıyla, kimileri yenilikçi arayışlarıyla, kimileri bir dönemin güçlü temsilcileri olmalarıyla anımsanır. Feyha Özsoy’u ise farklı kılan, yarım asrı aşan sanat ömrünü sürekli üreterek sürdürebilmiş olmasıdır.

1969’dan günümüze uzanan uzun sanat yolculuğunda Feyha Özsoy; değişen Ankara’yı, değişen Türkiye’yi, değişen sanat anlayışlarını izlemiş, kavramış, özümsemiş ve kendi sanat dili içinde yeniden yorumlamıştır.

Feyha Özsoy’un özelliklerinden biri, Fovizmin renk özgürlüğünü, Dışavurumculuğun duygu yoğunluğunu, Anadolu peyzajının şiirsel hafızasını kendi resim dünyasında el ele tutuşturup buluşturmasıdır. 

Özsoy doğayı olduğu gibi tuvaline aktarmaz; doğayı gördüğü, yaşadığı, hissettiği biçimiyle resmeder. Bu nedenle onun tablolarında renkler yalnızca nesneleri tanımlayan araçlar değildir; atmosferi, ışığı ve ruh halini yansıtan başlı başına bir anlatım dilidir. Bu yönüyle Feyha Özsoy’un resminde Fovist anlayış, yalnızca parlak ve özgür renk kullanımı ile değil, rengin duyguyu taşıyan temel unsur haline gelmesi ile de kendini gösterir.

Sanatçımız farklı kuşakları, sanat kurumlarını ve değişen sanat ortamlarını tanımış; bu birikimi kendi resim anlayışı içinde yoğurarak özgün bir çizgi oluşturmuştur.

Yıllar ilerledikçe sanatçımızın bedensel gücü azalsa da resme olan bağlılığı azalmamış; fırçasını, tuvalini elinden hiç bırakmamıştır. Resim sanatı, onun için yalnızca bir uğraş değil, hayatla kurduğu en güçlü iletişim biçimlerinden biri olmuştur.

Feyha Özsoy tabloları, yaşanmışlıklarla dolu uzun bir ömrün pırıl pırıl tanıklarıdır. Her resmin ardında bir zaman, her manzaranın içinde bir hatıra, her ağacın, her yapının, her insan figürünün ardında sanatçının dünyaya bakışından süzülmüş bir duygu vardır. Ankara onun resimlerinde yalnızca bir şehir değil; gençliğinin, yaşadığı yılların ve değişen zamanın belleğidir.

Belki de Feyha Özsoy’un sanatını değerli kılan en güzel şey de budur: Özsoy, hayatı resimlere dönüştürmüş ve o resimler hayatının tanığı haline gelmiştir.

Türk resim sanatına yarım asrı aşkın süre emek vermiş, Ankara’nın sanat hafızasına tanıklık etmiş ve kendi dünyasını renklerle anlatmış sanatçımızı gelecek kuşaklara tanıtmak, aynı zamanda bir dönemin görsel hafızasını geleceğe taşımak anlamına da gelmektedir.

Kimi sanatçılar yalnızca eser bırakmaz; bir zaman dilimi bırakırlar. Feyha Özsoy da sanatseverlere yarım asırlık bir zaman diliminin tanıklığını bırakıyor: Ankara’nın, Anadolu’nun, sanatın ve uzun bir ömrün içinden süzülerek…

Ve 94 yaşını geride bıraktığı günümüzde Feyha Özsoy kendini hâlâ yapıtlarıyla ifade ediyor. Onun için yaş almak, resimden uzaklaşmak değil; biriktirdiği zamanı, hatıraları ve duyguları renklerle yeniden anlatmaktır.

Feyha Özsoy resim sanatı, geçmişi günümüze ve geleceğe taşıyan rengârenk bir tanıklıktır.

.

GAZİ MUSTAFA KEMAL - BÜYÜK KARAR, 1995

Bu resimde en güçlü unsur, Atatürk ile atının neredeyse tek bir kütle halinde bütünleşmesidir. Atın başı ve gövdesi kompozisyonun ön tarafını dolduruyor; Atatürk atının üzerinde, sakin fakat son derece belirgin bir figür olarak yer alıyor. Burada sanatçı yalnızca tarihi bir kişilik portresi çizmiyor. Atatürk’ü hareket halinde bir tarih fikriyle resmediyor. Atın güçlü ve kararlı duruşu, önündeki kırmızı alanlar ve özellikle mavi atmosfer, resme dramatik bir gerilim kazandırıyor.

 

.

ANKARA BENTDERESİ'NDE KAR, 2001

Resmin ilk bakışta en güçlü etkisi, karla örtülmüş Ankara yerleşiminin geniş bir panorama içinde verilmesidir. Ancak sanatçı burada yalnızca bir kış manzarası kurmuyor; eski Ankara’nın dokusunu, evlerini, yollarını, ağaçlarını ve mahalle hayatını bir hafıza görüntüsü haline getiriyor.

Yapılar yamaç boyunca basamaklanarak uzaklara doğru ilerliyor. Ön plandaki yol, izleyicinin gözünü resmin içine taşıyan güçlü bir perspektif oluşturuyor. Beyaz kar, tüm kompozisyonu birleştirirken; toprak sarı, kahverengi ve kiremit tonları ile karın içinden eski Ankara’nın sıcaklığını çıkarıyor. Mor-mavi gökyüzü, beyaz karla çok güçlü bir karşıtlık kuruyor.

Özellikle karın rengi dikkat çekici. Özsoy beyazı tek bir renk olarak kullanmıyor; mor, mavi, sarı ve gri dokunuşlarla karın üzerine ışığın ve havanın değişen etkisini taşıyor. Böylece kış soğuğunda bir şiirsellik oluşuyor.

Feyha Özsoy tablolarının Ankara’sı, yalnızca görülen bir kent değildir; yaşanan, hatırlanan ve zamanın içinden yeniden çağrılan bir şehirdir. Bu karlı manzarada beyazın sessizliği, eski Ankara evlerinin sıcaklığı ve mor gökyüzünün hüznü birleşerek sanatçının belleğinde saklı bir Ankara’yı günümüze taşıyor.

.

GAZİ MUSTAFA KEMAL - KURTULUŞ SAVAŞI, 1983

Halkla bütünleşmiş Atatürk sağ tarafta, son derece belirgin. Sol tarafta ise geniş bir beyazlık, kar ve boşluk yer alıyor. Bu boşluk aslında resmin sessiz kahramanlarından biri. Türkiye haritasını andıran coğrafya, kompozisyona vatan fikrini getiriyor.

Atatürk'ün bastonu ile kararlı yürüyüşü, savaşın ortasında adım adım ilerleyen kumandanı ve ülkenin geleceğini kuran lideri ifade ediyor.

.

KAR MI YAĞDI ORALARA, 2014

Kar mı Yağdı Oralara tablosu, Feyha Özsoy’un kış manzarasına yaklaşımının başka bir yönünü göstermekte. Burada doğa daha geniş, daha şiirsel ve daha masalsı bir karakter kazanmış.

Resmin merkezinde büyük bir ağaç yer alıyor. Ağacın dalları beyaz, turuncu ve yeşilimsi tonlarla işlenmiş. İlk bakışta gerçeküstü denilebilecek kadar olağandışı bir renk ilişkisi var. Ancak bu renkler resmin bütününe öylesine doğal biçimde yerleşmiş ki, izleyici bir süre sonra ağacın gerçekten böyle görünüp görünmediğini sorgulamayı bırakabilir. Renk, gerçekliğin açıklaması olmaktan çıkmış ve gerçekliğin kendisi hâline gelmiştir.

Bu tablo bize Feyha Özsoy manzara resimlerinin yalnızca doğayı anlatmadığını; insanın doğa içindeki yerini de düşündürdüğünü gösteriyor.

.

O YEŞİLLER, BEYAZLAR, 2007

Feyha Özsoy’un beyazlı, yeşilli natürmortunda masa üzerindeki birkaç yalın nesne, sanatçının fırçasında sıradan bir düzenleme olmaktan çıkarak güçlü bir renk ve ışık kompozisyonuna dönüşüyor. Kompozisyonun merkezinde yer alan beyaz örtü, üzerindeki vazolar ve iki farklı formdaki kap, resmin bütününü birbirine bağlayan sakin bir zemin oluşturuyor.

Resmin en dikkat çekici yanı yeşil ve beyazların çevresinde gelişen renk ilişkisi. Beyazlar tek bir beyaz değildir; pembe, mor, sarı, mavi ve yeşil dokunuşlarla sürekli değişir. Yeşiller de aynı biçimde yalnızca doğanın rengi olarak kullanılmamış, ışığın etkisiyle sarıya, turkuaza ve mavimsi tonlara açılmıştır.

Resimdeki renkler nesneleri tanımlamaktan çok, onların duygusal atmosferini kurmakta. Özsoy nesneleri değil, onların ışık ve renk içindeki ruhunu resmetmiş; beyazı renklerle çoğaltmış, yeşili de doğanın ötesinde bir duyguya dönüştürmüş.

Bu natürmortta Feyha Özsoy sanatının önemli bir özelliği hissediliyor: Gördüğünü yalnızca aktarmak yerine, gördüğünün kendisinde bıraktığı duyguyu resmetmek. Bu nedenle meyveler ve kaplar gerçeklikten kopmadan hafifçe soyutlanan, renk ve fırça hareketinin egemen olduğu bir anlatıma ulaşmış.

.

MÜZİĞİN PARMAKLARDAKİ RENGİ, 2002

Bu tabloda en dikkat çeken unsur, kadın figürüyle çalgının neredeyse yekpare bir forma dönüşmesidir. Viyolonselin kuvvetli kırmızısı, beyaz giysili figürün önünde büyük ve sıcak bir renk kütlesi oluşturmakta. Çalgı yalnızca resmedilmiş bir nesne olmaktan çıkmış, kompozisyonun duygusal merkezini oluşturmakta.

Feyha Özsoy burada müziği ses üzerinden değil, renk ve hareket üzerinden görünür kılıyor. Kadının yüzünde gösterişli bir ifade yok. Bakış ve beden bütünüyle müziğe yönelmiş durumda. Bu nedenle eser bir konser sahnesinden çok, müzisyen ile müzik arasındaki mahrem ilişkiyi anlatıyor. Ressamın, figürü akademik ayrıntılarla tanımlamaktan ziyade renk lekeleri ve belirgin fırça hareketleriyle kurması da eserin dış gerçeklikten çok duyguya yöneldiğini düşündürüyor.

.

ORADA TA UZAKLARDA KAR, 2004

Bu resimde Feyha Özsoy’un kar manzarasına yaklaşımı ilkin sakin ve dingin görünse de bakışlarımız resmin derinliğine nüfuz ettikçe hayli güçlü bir renk dünyasıyla karşılaşıyoruz. Karın beyazlığı bu tabloda sessiz ve tekdüze bir beyaz değil. Yeşiller, turkuazlar, maviler, koyu lacivertler ve toprak tonları beyazın içine karışmış ve manzaraya neredeyse düşsel bir atmosfer kazandırmış.

Özellikle sağdaki turuncu-kahverengi ağaç son derece dikkat çekici. Soğuk beyazlar ve yeşiller arasında bu sıcak renk, resmin âdeta duygusal merkezini oluşturmuş. Feyha Özsoy burada doğayı hissettiği gibi boyamış.

Bu yönüyle tablo Matisse ve Fovizm ile önemli akrabalıklar göstermekte. Fransız ressam Matisse için renk, nesnenin doğal rengine bağlı kalmak zorunda değildir. Bir ağacın yeşil olması gerektiği için yeşil boyanması şart değildir. Ressam, rengin kendi başına bir duygu taşımasına izin verebilir. Feyha Özsoy tablolarında da benzer bir özgürlük hissediliyor. Sanatçımızın renkleri doğadan bütünüyle de kopmuyor. Doğanın gözlemlenebilir gerçekliğinin hâlâ resmin temelinde yer aldığı görülüyor.

Orada ta Uzaklarda Kar tablosu, Feyha Özsoy’un karı bir doğa olayı olmaktan çıkarıp hafızanın görüntüsüne dönüştürdüğü eserlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

..

SICAK SEVGİNİN DİNGİNLİĞİNDE, 2003

Feyha Özsoy’un sevgi tablosu çok farklı bir anlatı dünyasına açılıyor. Ön planda birbirine sokulmuş iki insan figürü bulunurken, arkada evler, ağaçlar, tepeler ve geniş bir gökyüzü görülüyor. Burada insan ile doğa birbirinden ayrılmıyor; figürler peyzajın içine yerleşiyor ve doğanın bir parçasına dönüşüyor.

Kompozisyonun en güzel özelliklerinden biri derinlik... Ön plandaki koyu kahverengi, turuncu ve siyaha yaklaşan renklerden, arkadaki beyaz evlere ve mavi-mor gökyüzüne doğru göz ilerliyor. Özellikle soldaki turuncu ve kızıl bitkisel biçimler, iki figürün çevresinde âdeta koruyucu bir örtü oluşturuyor.

Figürlerin birbirlerine yaklaşması resme belirgin bir sevgi, yakınlık ve sığınma duygusu kazandırıyor. Bu resimde Feyha Özsoy'un anlatıcı yönü özellikle güçlü. Bir olayı ayrıntılarıyla açıklamıyor; izleyiciye bir ruh hali yaşatıyor. Dolayısıyla eser, iki sevgilinin görüntüsünün ötesinde insanın başka bir insanda bulduğu yakınlığın resmi olarak da okunabilir.

Gülseren Sönmez

Eylül 2026

.

,

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.