Nerden Aklıma Geldiyse
Türklerin Denizcilik İle İmtihanı_III
Atalarımızın yaşamak için kurduğu otağına, obasına, Doğu tarafındaki en yakın deniz olan Çin
Denizi’ne mesafe nerden baksanız 2,3 bin kilometre, onun da önünde 21,500 kilometrelik ünlü,
muhteşem Çin Seddi var ki onu aşıp denizi görmek neredeyse imkânsız gibi.



Güneydeki en yakın deniz ise, devasa Hint Okyanusu’ydu. Ona da kavuşmak için, Pakistan,
Hindistan, Çin, Nepal ve Butan;dan geçen 2400 km. uzunluğundaki sıra dağ zincirinin buzullarını vedünyanın en büyük, en yüksek sıradağları ile Dünyanın en yüksek zirvesi olan Everest&;i (8848 m)barındıran Orta Asya’yı Hint Okyanusu’ndan ayıran Himalaya’ları aşmak gerekir ki denemeye bayaa
bir cesaret isterdi.

Kuzey Buz Denizi’nin, Sibirya buzullarının soğuğunu içinde barındıran, bozkırın o soğuk, sert ve bıçak
gibi keskince esen Poyraz rüzgârına karşı, obasındaki en korunaklı, en mutena yere kurduğu
çadırında, ocağa yakın bir yerde, keçi kılından çift sıra dokunmuş çulun üzerine serilmiş keçeye,
kaykılarak uzanmış ve mabadını da köz haline gelmiş odun kömürlerinin yandığı ocağa doğru çevirmiş
bir halde, su katmadan, seyreltmeden sek olarak içtiği kımızın rehavetiyle de olsa gerek, oluşturduğu o
sıcak konfor alanını terk edip de, ‘’şimcik bu sıcak ortamı bırakıp da, o soğuk, sarp, buzullar
içerisindeki o sıra dağları kim ve neden aşıp denizi görmek için o kadar da zahmete katlanır ki? ‘’Diye
düşünmüş olan atalarımız, o denize doğru bir maceraya atılmaktan, çok da şey etmemek lazım diye
vazgeçmiş olabilirler bence.
Batıda ise görebildikleri en geniş geniş su havzası olarak da Baykal Gölü, biraz ileride Aral Gölü çok
zorlarlarsa da belki bazı denizlerden büyük ancak bir iç deniz gibi göl olan Hazar Gölü yer alırken,
kuzeylerinde ise birer buz deryası olan ve hiçbir canlının yaşamak için çok da gönüllü olamayacağı ve
nedendir bilinmez, orada yaşayan Eskimoların neden ve niçin orada yaşadıklarını anlayamadığımız
Kuzey Buz Denizi ile çevrili olan, atalarımızın yaşadığı, Tanrı’nın Türk’e ismini verdiği, Türklerin
anayurdu, ata toprağı, baba ocağı Altay Dağları ve civarı bulunuyordu.

Türklerin Anayurdu, Altay Dağları ve çevresinde bulunduğu karasal iklimin tüm özelliklerinin hüküm
sürdüğü Orta Asya’nın sahip olduğu uçsuz bucaksız steplerini, bozkırlarını yurt edinmiş atalarımız,
içme ve günlük kullanım ihtiyacı dışında su için ki İbni Fadlan’ın ünlü ‘’Seyahatname’’ adlı hatıratında,
Şamanizm öğretisi gereği o bölgede yaşayan atalarımız için, su kutsal sayıldığından tabu olarak
algılandığı, suyu kirletmemek gerektiği, vücudu, elbiseleri suda yıkamanın yasak olduğu, suda
yıkanmanın kötü ruhları celp edip şimşeklerin, yıldırımların çakmasına sebep olacağına inandıklarını
aktarırken, suyun yere dökülmesinin suç olduğunu, Cengiz Yasası’nda yıkanmanın yasak olduğunu,
anca elini ve yüzünü su ile yıkayabileceğini de ayrıca aktarırken eski Şamanistlerin elbiselerini
yıkamadıklarını, giyebildikleri kadar giydiklerini, insanın su kullanmasının, yıkanmasının büyü sebebi
olacağına inandıklarını da belirtmiş. Bu vesileyle çok doğal olarak Orta Asya’daki atalarımızın suyla,
ırmakla, gölle ve tabiatıyla, olmadığı ve göremedikleri için de denizle pek bir haşır neşir
olamadıklarını, suyla münasebetlerin de oldukça mahdut sınırlar içerisinde geliştiğini anlayabiliyoruz.
Denizlere olan mesafenin çok fazla olması, denize ulaşmanın önünde çok sarp, geçilmesi imkânsıza
yakın doğal engellerin olması ya da Çinlilerin yaptıkları gibi insanüstü yapay engellerin yani Çin
Seddi’nin ilerleme mihverlerinin önünde engel teşkil etmesinden (Çin Seddi Türkler için çoğunlukla
engel olamamış ve MÖ 200’lerde Ünlü Türk Komutanı Mete Han’ın önünde Çin Seddi engel vazifesi
görememişti.) mütevellit Türklerin yaşam tarzında Deniz ve Denizcilik kültürü neredeyse yok gibiydi.
Türklerin denizcilik ile ilgili ilk çabaları: İndus Nehir Savaşı.
Türkler, denizciliği ile tanına gelmiş, Fenikeliler, Yunanlılar, Vikingler, İtalyan, Portekiz ve İspanyollar
gibi denizci bir toplum değil, üzengiyi icat ederek üzerine bindikleri, hükmettikleri atlar ile Çin
Denizinden Avrupa’ya kadar olan eski Dünyayı fethetmiş karacı özellikleri olan bir millettir.
Türkler anayurtlarını yavaştan yavaştan MÖ Hunlar ile hareketlenen ve sonrasında 4. Yüzyılda
kavimler göçü ile başlayan ve devamında 6-11. yüzyılda hızlanan göçler ile yerlerini yurtlarını terk edip
yeni yurt arayışlarına girişmişlerdi.
Valla bu arayışın sebeplerinden biriside muhtemelen Oğuz Bey’in karısı Hayal Nispet hatunun
başından çıkmış olabilir. Bir Pazar sabahı kahvaltısını yapmış, bir keyif sigarası olarak Uzun
Samsun’unu tüttürüp, son derecede keyif içerisinde, obasının başında kımızını içip atının kuyruğunu
temizleyip atını tımarlarken, saçı başı dağılmış, eteğine yapışmış bir çocuk, kucağında emzirdiği
bebesi ve karnında taşıdığı çocuğu ile karısı Hayal Nispet Hatunun, ‘’bak Oğuz’cum millet deniz
kıyılarında sefa sürüyor biz hala bu bozkırının göbeğinden üç beş keçinin peşinde koşup, bir artı bir, kıl
çadırlarda torun torba cümbür cemaat yaşayıp, iki halı örüp bir kaç kilo tulum peyniri, iki bidon kurut
(kuru yoğurt) yapacağız diye gençliğimiz çürüyor. Bak Kıpçaklara, Kumanlara gelin giden emmimin
kızı, bana her ay Karadeniz kıyılarından, her şey dâhil Şen Oba plajlarından beni çatlatırcasına elinde
limonata şezlongda uzanmış halde, güvercinle story atıyor, Bir Kıpçak, Kuman, Hun Beyleri kadar
olamadınız, onlar ne güzel deniz kıyılarına göçtüler biz kaldık burada dağların arasında, yok 24 boyun
beyiyim, yok Üçok’lar bana tabi ben ne dersem o olur diye kostak kostak bütün gün meralarda boş
beleş dolanıyon, adam gibi bi Bey olsan çoktannn sahil boylarında hiç olmazsa bir kooperatiften yazlık
neyin alırdık’ ’ diye her gün Zetina dikiş makinesi gibi Oğuz Beyin kafasını dikince, muhtemelen Oğuz
Bey de obasını, budununu derhal acil toplantı koduyla toplayıp güneye denizlere doğru bir göç yolu
haritası ama özellikle deniz olan yerlere bir acil göç planı yapmış olabilir.
Oğuz Bey’in yardımcıları ‘’ Aman beyim siz bilirsiniz ama, etrafımızdaki dağlar demirden, kısılıp kaldık
buralarda, bu Ergenekon’dan çıkışımız neredeyse imkansız ‘’ demeleri üzerine Oğuz Bey’de,
overlokçu gibi devamlı kafasına zig zag dikiş atan Hatununun dayanılmaz dırdırından yılmış bir
biçimde ‘’ Ben anlamam demirden, gümüşten dağlar ile çevrildiğimizden falan, ne yapıp edelim aşalım
bu dağları, ateş yakıp eritir misiniz, tünel mi kazarsınız? Mancınıkla tek tek bizi dağların üzerinde aşırır
mısınız bilemem artık, Bir an önce kurtulalım bu yerden, daral geldi bana bu Bozkırdan, şöyle efil efil
esen bir deniz kıyısına neyin varalım’’ diyerek Hayal Nispet Hatunun şerrinden kurtulmak için böyle bir
buyruk vermiş olabilir.
Oğuz Bey bu imkansız olan emri verdikten sonra bir taşın üzerine çömelip uzun Samsun’unundan bir
dal çekip, derin derin ciğerlerine çekerken ‘’ Ulan tevekkeli değil, aşılamaz denen Çin Seddini Mete
Han dedemiz hiç gözünü kırpmadan, ardına bile bakmadan nasıl da aşmış, ya da kahramanımız
Kürşat, bir gece yengeyle tartışma sonrası ceketini alıp hırsla çadırından çıkarak o gecenin kör
saatinde acilen 40 adamını alıp ölümüne Çin sarayına boşuna gitmemiş’’ diye bu dünyada eşi benzeri
olmayan kahramanlıkların hangi saikle yapıldığını düşünmekten de alıkoyamaz kendini.
Büyük Selçuklu Padişahı Melikşah büyük fetihlere çıkarken çadırda kendisini uğurlayan eşi Terken
Hatun’un muhtemelen ille de deniz kıyılarını fethet darlamasından sonra, o gazla 1087 yılında
Antakya’ya ulaşmış ve sonra Samandağ’a Akdeniz kıyısına kavuşunca, Büyük Selçuklu Devleti’nin
sınırlarının, babası Alp Arslan’ın döneminden çok daha genişlemiş olduğundan dolayı Allah’a
şükrederek muhtemelen denizi görmenin ve de Terken hatuna vermiş olduğu sözü hatırlayınca müthiş
heyecanlanmış ve o heyecanıyla kılıcını üç kez denize daldırmış ve “İşte Tanrı, Doğu Denizi’nden Batı
Denizi’ne kadar olan yerlerin hâkimiyetini bana verdi.” sözlerini söylemiş. Emrindeki askerlere
Akdeniz’den kum almalarını emrettikten sonra Merv şehrine dönerek babasının burada bulunan
mezarına gitmiş ve “Ey babam Alp Arslan sana müjdeler olsun, henüz bir çocuk olarak bırakmış
olduğun oğlun dünyayı baştanbaşa fethetti.” Demiş ve muhtemelen daha sonra Akdeniz sahillerinden
getirdiği kumu denizlere ulaşmanın, kavuşmanın bir nişanesi olarak en ünlü ve etkili eşi, Karahanlı
soyundan gelen ve devlet yönetiminde büyük rol oynayan Terken Hatuna sunmuş ve karşılığında dabir takdir neyin beklemiştir. Muhtemelen de Terken Hatun büyük bir memnuniyetsiz bir tavırla ‘’ ben
napayım Samandağı’ndaki sahil kısmını, bak Emir Çaka Beyin hanımı İzmir Urla ve Foça’da sahil
evlerinde villa almış sen gelmişsin bana Samandağı’ndan neyin ileride mültecilerle dolacak olan yerleri
almışsın dediğini hisseder gibiyim. Neyse biraz mizahla kurguladığımız bazı tarihi olayları geride bakıp
Türklerin denizle olan mücadelerine devam edelim.
Güneye doğru gelmiş Türklerden şimdiki İran’ın doğusu ve Afganistan’ın batısı civarında hüküm süren
Farsi bir devlet olan olan Samaniler’de, Samanî Emîri Ahmed b. İsmâil tarafından satın alınan Türk
kökenli bir "gulâm" (asker/köle) köle olarak getirilmiş ve daha sonrasında göstermiş olduğu
başarılardan dolayı ordu komutanlığı yapan ve Sarayda nüfuzunu arttıran Alp Tegin, 10 Şubat 961
tarihinde Samanî emiri tarafından en yüksek askeri makam olan "Horasan sipehsâlârlığı"na ( en az1000 kişinin komutanı) getirilmişti.

Daha sonra saraydaki çekişmelerden istifade ederek iktidar mücadelesi veren Alp Tegin, kendisine
doğru gelen 16.000 kişilik orduya karşı harekete geçerek Belh ile Hulm arasındaki,
yer tutar ve 3.000 kişilik ordusuyla muharebeyi Nisan-Mayıs ;de kazanır ve Gazne;ye doğruyürüyerek 4 aylık bir çaba sonucunda 12 Ocak Gazneyi ele geçirip, Gazne Devletinin temelini
atar.Her ne kadar devletin kurucusu Alp Tegin olsa da Gazneli Devleti hanedanlığının tam anlamıyla
kuruluşu, ünlü Gazneli Mahmud’un babası, Alp Tegin’in damadı Kayı Boyu’ndan olan Sebük Tigin
döneminde mümkün olmuştur. Devlet kurulmuş ve devamında birçok taht kavgasından sonra
Padişahlığı 998 yılında Sebuk Tigin’in oğlu Mahmut ele geçirmişti.
Tahta oturan Gazneli Mahmut, kuzeyindeki diğer bir Türk devleti olan Karahanlılar ile antlaşma yapıp
kuzeyini emniyete aldıktan sonra ‘’ Cihat’’ mefküresi ile 1000 yılından itibaren ilk Hindistan seferine
başlamış ve İslam dinini bu ülkede yaymak için 1027 yılına kadar 17 sefer düzenlemişti. Hindistan’ın
kuzeyi ve iç kısımlarına kadar fetihlerde bulunmuş ve fethettiği yerlerde İslam dininin yayılmasına
hizmet etmiş ve bazı tarihçilere göre de şimdiki Pakistan-Hindistan ayrılığının temellerini bu fetihler
neden olmuştu. Hatta Kabil;in doğusundaki putperest Afganların 1019 yılında Gazneli Mahmut’un
düzenlediği sefer ile itaat altına alınarak Müslüman yapıldığını tarih kitapları yazar.

Selçuklulara kadar Türklerin denizlerle dolayısıyla da denizcilikle ilişkisi yukarıda bahsettiğimiz şartlar
nedeniyle oldukça sınırlıydı. Horasan ve Maveraünnehir (Seyhun, Ceyhun Nehirleri) bölgelerindeki
akarsular üzerinde ticaret yapmak ve yolcu taşımak amaçlı gemiler kullanılması ile balıkçılık dışında
denizcilik ile ilgili pek bir girişimleri olmamıştı.
Tarihteki belki de ilk Türk Deniz Savaşı Hindistan Fatihi Gazneli Mahmut zamanında yaşanmıştır.
Gazneli Mahmut, Hindistana yaptığı en meşhur seferlerden biri olan 16. Hint Seferini Somnat;a yapar.
8 Ocak da kuşattığı Somnat şehrini aldıktan sonra, ait kutsal bir putu kırdırarak, tapınakta
ezan okutur. Gazneli Mahmut, son ve 17. Hint Seferini, Somnat dönüşünde ordusuna saldıran, yol
kesip hırsızlık yaparak asayişi bozan, Kuzey Hindistan ve Pakistan;da geleneksel olarak tarımla
uğraşan bir kast, topluluk olan Çat’ları (Jatt, Jaat) cezalandırmak amacıyla Multan’a doğru ilerlemiştir.
Oldukça savaşçı olmalarının yanında denizcilikte de usta bir halk olan ve İndus Nehri;nin iki yakasına
da hakim durumdaki Çatlar ile savaşabilmek için Sultan Mahmud, Multan’da 1400 gemiden oluşan bir
donanma yaptırmıştır.
Yaptırdığı gemilerin her birinin önüne ve yanlarına düşman teknelerini parçalamak için sivri demir
çubuklar ve her gemiye mürettebattan başka yirmi okçu (tirendaz) ve neftçi yerleştiren Sultan
Mahmud’un donanması, İn dus Nehri üzerinde gerçekleşen savaşta Çat’ların dört bin gemiden
oluştuğu rivayet edilen donanmalarını cidden askeri bir deha sergileyerek yaptığı nehir savaşını
kazanmış ve Çat’ları hezimete uğratmıştı. Çat’ların bir adaya yerleştirdikleri aileleri ile hazinelerinin
bulunduğu ada da ele geçirilmiş ve Çat’lar ağır bir cezaya uğratılmıştı. Çat’lardan ele geçen yerlere
Sultan Mahmut komutanlarından Ahmed B. Yınal Tegin;i vali tayin etmiş ve Gazne&;ye geri dönmüştü.

Sultan Mahmut, bu seferlerle ülkesinin sınırlarını Ganj Nehri&;ne kadar genişlemiş ve Hint ülkesinde
yıllarca sürecek olan Türk hâkimiyetinin temellerini atmıştı. İndus Zaferi, nehir üzerinde yaşanan bir
savaş sonucunda elde edilmesi sebebiyle ilk deniz zaferi olarak kabul edilmese de bir Türk donanması
tarafından kazanılan ilk zafer olması sebebiyle Türk tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur.

Türklerin, Gazneliler ile İndus Nehir Savaşı ile başlayan ve sınırlı bir şekilde devam eden deniz ve
denizcilikle ilgisi daha sonra Selçuklulara geçmişti. 1040 yılında Gazneliler ile Selçuklular arasında ki
Dandanakan Savaşında Gazneliler yenilince, Büyük Selçuklu Devleti siyasi ve askeri gücünü bu
coğrafyada arttırırken Gazneliler içinde yıkımın başlangıcı olmuş ve 963 yılında kurulmuş olan Gazneli
Devleti zayıflayarak 1187 yılında yıkılıp tarihin arka odasında yerini almıştı.
Türklerin denizcilikle ilgisi, Selçuklu beylerinden İzmir bölgesinde bir beylik kurmuş olan ve Türklerin ilk
Amirali unvanını çok da haklı olarak almış olan Emir Çaka Bey ile 1081 yılında başladığı bilinse de,
işin doğrusu çok daha önce başladığıdır. Türklerin denizcilik ile ilgisi, Gazneli Mahmut’un İndus nehir
savaşından sonra, Emir Çaka Beyden neredeyse 31 yıl kadar önce, şimdilerde ABD- İsrail ile İran
arasındaki başlamış olan savaşta oldukça ismi geçen ve dünya ekonomisini direkt etkileyen Hürmüz
Boğazı civarında yaşanmış olan Türklerin ilk deniz aşırı harekâtı olan Umman seferi olmuştur.
Büyük Selçuklu Padişahı Çağrı Bey, 1040 yılındaki Dandanakan Zaferiyle Gaznelileri yenmiş ve ele
geçirdiği büyük toprakları genel bir uygulama olarak hanedan üyelerinin yönetimine bırakmış ve Tabes
vilayeti, Kirman Bölgesi ve Kuhistan havalisi, Çağrı Bey’in büyük oğlu, Alp Arslan’ın abisi, Kara Arslan
Ahmed Kavurd Bey’in payına düşmüştü.
Büyük Selçuklu kısa süre içinde hudutlarını genişleterek batıda Anadolu ve Suriye’ye dek hâkimiyet
kurmuşlardı. Güneyde, Basra Körfezi kıyılarına kadarki arazinin zaptıysa Kavurd Bey tarafından
gerçekleştirilmişti. Lût Çölü’yle Hürmüz Boğazı arasında uzanan Kirman Bölgesi’ni 1048 yılında ele
geçirmeye başlayan Kavurd Bey, takip eden birkaç yıl içinde Hindistan-Yakın Doğu ticaret yollarının
üzerinden geçtiği ve denizle iç bölgeleri birbirine bağlayan bu bölgeyi tamamen ele geçirmiştir.
Böylece Kirman’da Selçuklu Türk Devleti’ne bağlı bir Meliklik yani Selçuklu İmparatorluğuna vasal, ona
tabi bir devlet kurulmuştu.
Kirman, İran’ın güneyinde bir eyalet olan ve bugünde merkezini oluşturan şehrin adıdır. İran’ın merkezi
çölü olan Deşt-i Lût’un güney batısında bulunan Kirman, doğuda Belucistân ve Sistan, kuzeyde
Horasan, kuzey batıda İsfahan ve batıda Fars illeri ile çevrilidir. Güneyde ise, Fars ve Umman
körfezleri ile sınırlanmıştır.
Melik Kavurd, ülkesini kalkındırmak için dikkatini zengin ve çeşitli hazinelerle dolu Umman’a çevirmişti.
Bölgenin zapt edildiği harekât sırasında Hürmüz Adası’nı da alarak denizlere ilk adımı atmıştır. Boğazı
geçmek sıradaki hedef olarak belirlenmiştir. Kavurd Bey’in maksadı, Kirman&;ın güneyindeki kıyı
bölgelerinde hâkimiyet sağladıktan sonra, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki deniz ticaret yollarını
kontrol altına almak şeklinde kısaca özetlenebilir. Şehir Büheyvilerin kontrolü altındaydı. Ancak
Umman’a ulaşmak için Selçukluların denizden geçmeleri gerekmekteydi ve Türklerin, Gazneli
Mahmud’un 1026 yılında İndus Nehir savaşında ki olaydan başka hiçbir denizcilik ile ilgili tecrübesi
yoktu.
Bunun için Kavurd Bey Hürmüz emiri Bedr İsa Caşu ile anlaşarak askerlerini Umman’a geçirmek için
gemiler hazırlamasını istedi, hazırlanan gemiler ile Umman sahillerine geçti. Selçukluların Umman
sahilinde görülmesi Büveyhi hâkimi Şehriyar’ın hiç̧ beklemediği bir durumdu, bu nedenle hazırlıksız
yakalandı ve kaçmayı tercih etti. Bu durum karşısında Kavurd Bey hiç bir mukavemetle karşılaşmadan
Umman’a hâkim olmuştu. Kavurd Bey’in Umman Deniz seferi, Selçukluların Hürmüz Boğazı&;nı
geçerek Arap Yarımadası;nın güneydoğusuna ulaşan ilk Türk devleti olmasını sonucunu doğurmuş ve Türk denizcilik tarihinin ilk denizaşırı seferlerinden biri olması nedeniyle bu geniş coğrafyada Selçuklu
Türk hâkimiyetinin pekiştirilmesini sağlamıştır.
Umman’ın fethiyle Selçuklu tarihinde ilk defa deniz aşırı bir sefer gerçekleştirilmiş ve bu seferi
düzenleyen Kavurd Bey ise Selçuklu hatta daha geniş bir perspektifte çok da haklı olarak Türk
tarihinde ilk deniz aşırı sefer düzenleyen kişi unvanına sahip olmasını sağlamıştır.
Önce Gazneliler devamında Kirman Selçuklularıyla Büyük Selçuklunun hâkimiyeti altına alınan
Hürmüz Boğazı ve Körfezi daha uzun yıllar, Selçuklunun yıkılmasından sonra 1500 lü yıllara kadar
Portekizlilerin bölgeye gelinceye kadar 500 yıl kadar Harzemşahlar, Akkoyun, Karakoyun, Safaviler ve
nihayetinde Osmanlı devletleri ile Türk hâkimiyetinde kalmıştı.
Kavurd Bey’in küçük kardeşi Alp Arslan 1071 yılında Malazgirt Meydan Muharebesi ile Selçuklunun
ilgisini batıya doğru yöneltmesiyle Anadolu’ya göçen Türk boyları, gerçi planlanmış bir devlet politikası değil de yurt arayan Türkmenlerin akınlarıyla Anadolu çok kısa bir sürede Türkmenlerin yeni yurtları olmuştu.
Anadolu’daki Türk varlığı ve denizciliğine geçmeden önce çok kısaca Kuzey Afrika’daki Mısır, Filistin,
Suriye ve devamımda Hicaz bölgesinde hüküm sürmüş diğer Türk devletlerinin denizciliğinden
bahsetmesek biraz eksik kalırdı diye düşünüyorum.
Türklerin Orta Doğuya bilinenin aksine 1071 yılında değil çok daha önceleri 9.yüzyılda geldikleri bilinen
bir vakadır. Mısır’da, Buharalı Tolun’un oğlu olan Ahmet bin Tolun 868 yılında Abbasilerden
bağımsızlığını kazanmış ve bağımsız ilk Müslüman Türk Devleti olan Tolunoğulları Devletini
kurmuştu. Tolunoğulları zamanında savaş ve ticaret gemileri, Ravza Adası, Akkâ, Dimyat ve
İskenderiye’deki tersanelerde inşa edilmiş ve kısa zamanda, Tolunoğulları donanması, savaş gemisi
dışında yani, taşıma ve ticaret maksatlı kullanılan gemiler haricinde yaklaşık 100 savaş gemisinden
oluştuğu bilinmekteydi.
873 yılında Ahmed Bin Tolun’un Abbâsîler tarafından kendisi üzerine gönderilen Mûsâ b. Boğa el-
Kebîr komutasındaki orduya karşı donanmayla da tedbir alması, daha devletin bağımsızlığını tam
anlamıyla ilan etmeden donanmaya önem verdiğini göstermektedir. Kısa bir süre de olsa Doğu
Akdeniz’de denizcilik faaliyetlerinde bulunmuştu. Tolunoğulları Devleti de, diğer Türk Devletlerinin
kıskandıran akıbetini paylaşmış ve iç çekişmeler neticesinde 905 yılında Abbasiler&;e bağlı bir Türk
komutan olan Muhammed bin Süleyman tarafından yıkılmıştır.
Tolunoğulları Devletinin yıkılmasından sonra Abbasilere bağlı olarak, Fergana bölgesinden gelen bir
Türk ailesine mensup Muhammed bin Toğaç’ın kurmuş olduğu ve Fergana hükümdarlarına verilen
;şahlar şahı anlamına gelen Türkçe/Soğdca kökenli ‘’İhşid’’ unvanından adını alan, Mısır, Suriye ve
Hicaz (Mekke-Medine) bölgesine hâkim olan ilk Türk devleti olan İhşîdîler (935-969) de kısıtlı bilgiler
ışığı altında denizciliğe önem verdikleri bilinmektedir.
Muhammed Bin. Togaç, Tolunoğulları döneminde yapılan Ravza Adası’ndaki tersanenin bir kısmını
Fustat’a taşıtmış ve savaş gemileri inşa ettirmişti. İhşidiler, Suriye ile Kızıl Deniz ve Nil nehri
üzerinden Nubyalılara karşı yaptıkları seferlerde deniz gücünü etkin olarak kullanarak Nil nehri,
Akdeniz ve Kızıl Deniz ile çevrili Mısır’da hakimiyeti de donanma sayesinde ele geçirmişlerdi.
Büyük Selçuklu Devletine bağlı olarak 1127 yılında Musul’da Oğuz Türkmenlerinin Afşar boyuna
dayanan İmadüddin Zengi tarafından kurulmuş olan Musul Atabeyliği daha sonra oğlu Nureddin
Mahmud Zengi döneminde (1146-1174) Suriye ve Mısır fethedilmiş, Nûreddin Mahmud Zengî
döneminde Musul Atabeyliği en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Fırat‘tan Hemedan‘a Diyarbekir‘in
kuzeyinden Aden‘e kadar genişlemişti. Nurettin Zengi’nin en yakın askeri ve komutanı olan Selçuklu
sarayında yetişmiş olan Selahattin Eyyübi, Zengi Devleti’nin Mısır valisi olmuştu, Nurettin Zengi 1174
yılında ölünce Eyyübi Devleti, Zengi Devletinin yönetimini devralmıştı.

Eyyübi Devleti; Mısır, Hicaz, Yemen ve Kuzey Afrika’da 1171-1462 yılları arasında hüküm sürmüş bir
Türk-İslam devletiydi. Devletin kurucusu Selâhaddîn Eyyubi, Zengilerin bir komutanıydı. Dolayısıyla
Eyyubiler, Zengîlerin devamıydı.
Mısır ve Suriye-Filistin kıyı şeridindeki hâkimiyeti ele geçirebilmek için, Fâtımîlerin denizcilik mirasını
devralan Eyyubiler denizcilik faaliyetinde çok ciddi girişimlerde bulunmuştu. Sicilya Normanlarının
Mısır’a düzenledikleri deniz seferleri üzerine Selâhaddîn Eyyubi, 1177 ve 1181 yılları iki kez
donanmayı teftiş etti ve donanmanın güçlenmesi için, silahlarının yenilenmesine ve daha nitelikli
personel alınmasına karar verildi. Donanmanın mali işleriyle görevli olması için gelir kaynakları
bağlanarak “Divanü’l-Ustûl” kuruldu. Bu çalışmalar neticesinde Eyyubi donanması, Kudüs Krallığı ve
Trablus Haçlı Kontluğu’nun hâkim olduğu Akdeniz kıyılarına başarılı harekâtlarda bulunmaya başladı.
Eyyubi donanmasının merkezi Mısır’dı. Yemen, Filistin ve Suriye sahillerinin ele geçirilmesinden sonra
Beyrut, Cebele, Lazkiye, gibi liman şehirlerinde küçük savaş gemileri vardı. Fakat bu liman şehirlerinin
Haçlılar tarafından ele geçirilmesiyle limanlarda bulunan deniz gücü ortadan kalktı. Esas donanma ise
Mısır’da bulunmaya devam etmişti.
Selahattin Eyyübi’nin 1193 yılında ölmesiyle zayoflayan devletin yerine diğer bir Türk Devleti olan
Memlüklüler 1250 yılında kurulmuştu. Tarihte resmi olarak devlet isminde Türkiye adını kullanan ilk devlet Memlüklülerdi. Ed-Devletü’t-Türkiyye (Türk Devleti) adını kullanmışlardı. ; adını taşıyan ilk
devlet Göktürk Devleti;dir (552-745), ancak resmi isminde ;Türk Devleti ; ifadesini ilk kullanan devlet
Memlüklerdir.) Memlüklüler denizcilikte çok güçlü olmasalar da 1426 yılında Sultan Barsbay
döneminde düzenlenen seferle Kıbrıs Krallığı mağlup edilmiş ve Kıbrıs vergiye bağlanmıştı. 16.
yüzyılın başlarında Portekizlilerin Kızıldeniz ve Hint Okyanusu&na girmesiyle, Memlükler bölgeye
donanma gönderdi. 1509;da Portekizlilerle denizde mücadele etmişlerdi. Ancak memlüklülerin deniz
gücü kara gücüne oranla daha zayıf olduğu bilinen bir gerçekti. Zaten 1517 yılında Osmanlı Devletinin
Mısırı fethiyle Memlük donanması da Osmanlı donanmasının bir parçası
olmuştu..
Anadolu’da Tüğrk denizciliğine gelmeden önce son olarak Büyük Selçuklu Devletinin denizcilikle ilgisi
Hürmüz Boğazındaki Melik Kavurd’un Umman Seferi haricinde denizden daha çok coğrafyaya bağımlı
olarak Akarsu ve nehirlerde cereyan etmiştir.
Sultan Alp Arslan’ın (1064-1072) hükümdarlığı döneminde nehirlerde gemicilik faaliyetlerinin
bulunduğu söylenebilir. Alp Arslan, Şubat 1064’te Rey’den batı yönüne hareket halindeyken Nahcivan
yakınlarına geldiğinde, gemilerden köprü yapılmasını emrederek Aras Nehri’ni geçti. Alp Arslan’ın oğlu
Melikşah ve Vezir Nizâmü’l-Mülk de başka bir koldan Kars’ın kuzeydoğusundan batı yönüne ilerlerken
gemiler ve kayıklar yaptırarak Arpaçay Nehri’ni geçtiler.
Sultan Alp Arslan emrinde üç koldan devam eden Nahcivan seferi sırasında Melikşah komutasındaki
Selçuklu ordusu, Sürmeli’yi (Sürmeri) fethettikten sonra Vezir Nizâmü’l-Mülk de İslam kaynaklarında
“Meryem Nişin” olarak geçen, muhtemelen Şirak112 yakınlarındaki Marmaraşin’i kuşattı. Sağlam
surlara sahip olan şehrin yanından nehir geçtiği için Nizâmü’l-Mülk, kentin tamamen kuşatılması ve
fethi için gemi ve kayıklar yaptırmıştı.113 Nahcivan ve Kars bölgesinde nehirlerin bulunması Büyük
Selçuklular için engel değildi. Hızlı bir şekilde gemi ve kayık inşa edilmesi, Selçuklu ordusu içinde
denizcilikle uğraşan ustaların ve askerlerin bulunduğunu göstermesi açısından değerlidir.
Sultan Alp Arslan’ın son harekâtı olan Maveraünnehr Seferi sırasında Büyük Selçuklu ordusu, Ceyhun
Nehri’ni 24 günde gemilerin yan yana dizilip birleştirilmesi ile oluşturulan köprüden114 geçerek
Maveraünnehr’e girdi.
Anadolu’daki denizciliğimize kadar geçmiş zamanın Türk Devletlerinin denizciliğinin kısa bir
hatırlatmasını yaptıktan sonra,
Anadolu’daki Türk Denizciliğinin Milâdı, Amiral Çaka Bey;
Günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin denizcilik temellerinin atıldığı Anadolu’da ki ilk denizcilik
girişimlerine bir göz atacak olursak;
Anadolu’nun Türkmenlerin yeni yurdu olmaya başlayınca Anadolu Selçuklu Devleti ve kendine özgü
beylikler oluşmuş ve bu bağlamda ilk denizcilik faaliyetleri başlamış, önce Beyliklerden Emir Çaka
Bey’in 1081 yılında oluşturduğu donanma ve Anadolu Selçuklu Devletinin başı Süleyman Şah’ın
Halep üzerine sefere çıkarken İznik’te yerine “naib ve başkomutan” olarak bıraktığı vezir Ebu’l Kasım
zamanında başlamış olan denizcilik faaliyetleri ile Anadolu’daki Türklerin ve devamında Osmanlı’nın
ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin denizcilik alanındaki gelişmeleri bir sonraki yazımızda devam
edeceğiz.
Dünya denizcilik tarihine damgasını vuran Osmanlının son zamanlarında limanlarında yolcu ve yük
taşıma hakkının kapitülasyonlarla yabancılara verildiği, deniz fenerlerinin bile Fransızların işlettiği bir
durumdan Kabotaj hakkını söke söke yabancılardan geri alan Atatürk dönemi denizciliğine kısa bir göz
gezdireceğiz.
DEVAM EDECEK...
Kaynakça
Türkiye Selçukluları’nın Deniz Gücü, Uğur Vardarlı, T.C. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul – 2021
https://islamansiklopedisi.org.tr/kavurd-bey
https://www.kulturportali.gov.tr/portal/gazneliler
https://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Tarihi-Ansiklopedisi/Detay/KIRMAN-SELCUKLULAR/468
https://yandex.com.tr/yawiki/geography/Kirman_Sel%C3%A7uklular%C4%B1/0oCgpydXc0ODA1ODM
xGARlG8G2
https://mavivatan.net/selcuklu-devleti-ve-denizcilik-faaliyetleri
https://turkalemiyiz.com/Home/Getturkdevletleri?categoryid=9&aid=3104
https://turkdegs.org/genel/selcuklu-turklerinin-ilk-denizcilik-faaliyeti-umman-seferi/
https://m.star.com.tr/acik-gorus/bizans-caka-beyden-nasil-kurtuldu-haber-1584185
http://www.dzkk.tsk.mil.tr/…ce/cumhuriyetoncesi.asp
https://strasam.org/tarih/turk-tarihi/bizans-oyunlarinin-kurban-giden-buyuk-denizci-ilk-turk-amirali-caka-
bey-kimdir-3397#google_vignette
https://www.kirmizilar.com/kendini-bizans-imparatoru-ilan-eden-bir-turk-caka-bey/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sel%C3%A7uklu_Tersanesi
https://turkdegs.org/selcuklu-turklerinin-ilk-denizcilik-faaliyeti-umman-seferi/admin/
https://mavivatan.net/selcuklu-devleti-ve-denizcilik-faaliyetleri/
Fakirlik, Soğuk ve Türkler: Türk Olmayan Türklerin 1627’deki İzlanda Seferi ve Kuzey Avrupa’daki
Türk İmgesinin Kökenleri, Mehmet Talha KALKAN, Hitit Sosyal Bilimler Dergisi , Hitit Journal of Social
Sciences, Cilt | Volume: 17 • Sayı | Number: 3 Aralık | December 2024
Urla Özbek Köyü Sözlü Kültüründe Emir Çaka Bey Ve Fetihleri, Mehmet Işık, Hacettepe Üniversitesi
Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2023 Güz (39), 35-57
Alptegin: Köle Pazarından Gazne Tahtına Yrd. Doç. Dr. Erkan GÖKSU, Türk Dünyası Araştırmaları
Sayı: 191 Nisan 2011
Ekev Akademi Dergisi Yıl: 11 Sayı: 32 (Yaz 2007) 139 Gaznelilerin Hindistan Seferleri, M. Hanefi
Palabıyık
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2011/1, C. 10, Sayı: 19, Ss. 221-237. Kirman Meliki Kavurd
Bey’in Büyük Selçuklu Tahtını Ele Geçirme Teşebbüsleri , Nurulah YAZAR,
CAPPADOCIA JOURNAL OF HISTORY AND SOCIAL SCIENCES VOL.18-APRIL 2022 ISSN-2199-
353X Online Only At Http://Www.Cahij.Com/ KİRMAN MELİKİ KAVURD’UN BÜYÜK SELÇUKLU
DEVLETİ İÇİN ÖNEMİ, Ülkü ÇİFTÇİ,
KİRMAN SELÇUKLULARI TARİHİ Dr. MEHMET ALTAY KÖYMEN , Ankara, Dil ve Tarih - Coğrafya
Fakültesi Tarih Bolümü Tezi veren Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü.
Yazar: Hamza Kızılkaya Kaynakça: Selçuklu Devri – Prof.Dr. Abdulhaluk Mehmet Çay. Anadolu
Selçuklularında Denizcilik Faaliyetleri – Dr.Mustafa Gül – Dr. Mustafa Balcıoğlu
Tarihte Türk Denizcilik Faaliyetleri Ve Günümüz Limanlarının Gelişim Sürecine Olan Etkisinin
İncelenmesi,
Ünal Özdemir, 29.Nisan-01 Mayıs 2015 tarihinde Fatsa/Ordu’da gerçekleştirilen Türk Deniz Ticareti
Sempozyumu VII.Karadeniz Limanları, Türkiye Selçukluları Zamanında Denizcilik Faaliyetleri Ve Deniz
Ticari Antlaşmaları Adnan Akgün, Karatay Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı: 5, 2020 Güz,
Nûreddin Mahmud Zengî (1118-1174) ile Eyyûbîler Arasındaki Siyasi Münasebetler Between Nûreddin
Mahmud Zengî (1118-1174) Yaşar BEDİRHAN, Cansu YILDIZ, Türk & İslam Dünyası Sosyal
Araştırmalar Dergisi, 10 (37), 123-144.
Memlûk Devleti’nde Veraset Usûlü Yok Mudur? Fatma Akkuş Yiğit, Doç. Dr., İzmir Kâtip Çelebi
Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Tarih Bölümü, İzmir/TÜRKİYE,
Yeni yorum ekle