Doğanın Efendisi Pan

Sanat

Doğanın Efendisi Pan

Bazı yazarlar Pan’ıPenelope’unHermes ya da Odysseus’un oğlu olarak anlatır. Fakat başka yazarlarda onu Apollon ve Penelope’nin çocuğu olduğunu söyler. Kökleri ise Pan’ınŞamanik ve animistik inançlara kadar gider aslında. Homerik ilahilere göreyse Pan tanrıların habercisi Hermes’inDryops’un(Kadim bir dağ Tanrısı) isimsiz bir kızının çocuğudur.

Hermes günlerden bir gün dağlarda gezerken Dryops’un güzeller güzeli kızını görüp ona kör kütük aşık olur. Bugünden sonra artık kalbi bu kız için atacaktır. Ve hemen bu alımlı ve çekici kızla evlenmek ister. Gelin görün ki bu kızla evlenmek hiçte kolay değildir. Güzelliği dillere pelesenk olan kızımız bir o kadar da asidir. Fakat tanrı Hermes kafasına koymuştur ne olursa olsun onun gönlünü kazanıp evlenmek istemektedir. Bunun için hemen ölümlü kılığına girip Dryops’un hizmetine çoban olarak girer. Bilmediği bir iştir ama sevdiği için katlanır. Çünkü bunları yaparken kızı her zaman görmektedir. Yakınında gördükçe aşkı daha da artar. Ne yapar eder kızın kalbine girmeyi başarır ve babasını ikna ederek evlenirler. Kısa bir süre sonra da hamile kalan kızımız dillerden uzun yıllar düşmeyecek bir doğum yapar. Bebek doğduğunda gökyüzü çıldırmışçasına sesler çıkartır. Doğurtan ebe çığlıkla odayı terk eder. Doğan şey hiçbir canlıya benzememektedir. Bebeğin ayakları keçi ayağı ve iki adet boynuza sahip, yüzünde gür sakalları vardır. Anne de korkar bebekten ve istemez. Hermes içeride olanları duyduğunda hemen odaya girer. Bebek şen kahkahalar atmaktadır. Hermes’in kalbi bebeğe ısınır ve o da gülmeye başlar. Bebeğini alıp sahiplenir. Bu ölümsüz yaratığı ve tanrıyı ölümsüz tanrılara göstermek için çok heyecanlanır. Onu alıp tanrıların yanına götürür. Tanrılar şaşırır ama hepsi sevecenlikle yaklaşırlar. En çokta bizim deli Dionysos ilgilenir. Bebeğe “Pan” adını verirler. “Her şey, hepsi” anlamına gelen. Sebebiyse o hepsinin kalbine, neşe ve sevinç getirmiş olmasıdır. Hakedenlereneş, sevinç huzur verirken haketmeyenlere de dehşet korku verir. Tanrıların yüce katında yaşamak istemez kırlarda, çayırlarda ve doğa da yaşar. Ve çoban tanrısı olarakta yer edinir.

Artemsi’e av köpekleri veren Pan’dır ve Apollon’a kehanetin sırlarını da aktarmıştır. O doğanın eril yüzüdür. Çirkindir tanrı ve insanlara göre sebebiyse basittir aslında çünkü doğanın ta kendisidir. O insaneli değmemiş “herşey’dir”. O bizlere doğada hayatta kalmayı hatırlatır. Pan, dağ keçisinin ihtişamının ve heybetinin bedene bürünmüşlüğüdür. Keçiler gibi süzülürken alemler arası seyahat eder. Hem avcıdır hem de flütüyle neşesini kaybetmeden dans ederek gezen bir tanrıdır.Pan hala yaşamaktadır ve fısıldar tutkuyu, neşeyi ve dansı. Ona kulak vermek kendi doğamızla uygar zihnimiz arasında denge kurmaktır. Keltlerde “boynuzlu olan” olarak mağaralarda yaşar ve avcıdır. SümerdeDumuzi, Roma’da Faunus, Hindularda Pashupati, Finlerde Tapir, Slavlar’da Tanrı Veles olarak varlığını gösterir.

Onun yaşam alanı, yaşlı ulu ağaçların kökleri, karanlık mağaraların dehlizleri, vahşi akan nehirlerin kenarı, ormanın insan eli değmemiş derinlikleridir. Doğaya zarar verirseniz onun gazabından asla kurtulamazsınız. O bize herşeyinbirbrine bağlı olduğunu ve bizim de bunun bir parçası olduğumuzu anlatmaktadır. Vahşi doğada varlığını toynaklarının sesiyle gösterir. Toynaklarıyla yeraltına, yeryüzüne ve tanrılarına katına çıkabilir. Bilinmeyen yüksekliklere çıkabilmesi onun hava durumunu tahmin etmesini sağlar.

Altaylarda ise demir boynuzlu, gök yeleli bir kutsal keçi, insanlara gelmiş ve tufan olacağını söylemiştir. Tunceli’de ise hızlı ve atik hareketlerinden dolayı Hızır’ı simgeler. Keçi boynuzları ile betimlenmesi erilliktir. Tamamen çıplaktır genelde, o tüm inşa edilmiş şeylerin ötesinde olan doğadır. Aslında o bize her ne kadar medeni olursak olalım içimizde mutlaka bir hayvanı ve primitif tarafımız olduğunu gösterir. En şehvetli halimizde bile yanımızdadır. Helenler libidosu yüksek insanlara “Keçi gibi kokuyor” derler bizde de nitekim “Azgın teke” ifadesi vardır. Libido ve Pan ikilisi önemlidir çünkü Pan’ın erekte penisle birçok yerde gösterilmiştir.

Yolların, kavşakların ve patikalarında koruyucu tanrısıdır. En sevdiği şey neşeyle flütünü çalıp dans ederek gezmektir. Diğer sevdiği şeyse ormanların, patikaların kenarlarına saklanıp yolcuları korkutmaktır. Muhakkak öğlen saatlerinde gölgede kayanın dibinde, yaşlı ağacın altında bir mağara ya da su kenarında biraz flüt çalıp uyurdu. Antik dönemde özellikle çobanlar ve gezginler “Pan uykuda” diyerek ses çıkarmazlardı. Çünkü eğer uyanırsa çok kızar o kişileri ebedi düşman ilan ederdi. Mağaralar ve doğal alanlar onun kutsal alanlarıdır. Ona adanmış kutsal alanlardan biri de Anadolu’da Cennet-Cehennem mağaraları olarak bilinen Mersindeki obruklardır. Vahşi avcıdır aynı zamanda. Keskin gözleri sayesinde vahşi hayvanları avlamaktadır. Çobanların tanrısı olduğundan sürülerin bulunması ya da kaybolmaması için dua edilen ve adak verilen bir tanrıdır. Süt veren koyunlardan bazıları Pan’a adak olarak verilmiştir. Sümer’de Dumuzi olarak çoban tanrıda sonrasında İsa’da görürüz “iyi çoban” tanımlamasıyla. Çobanlığın peygamberlik mesleği olarak geçmesinin sebebi budur. Dans eden, flüt çalan Pan heykelcikleri oldukça yaygındır. Pan kainatın hakimi ve düzenleyicisidir.

14 Şubat aslında Lupercalia isminde Pan’aRomadaki adıyla Faunus’a adanmıştır doğurganlık ve arınma bayramıdır. Burada dans çiftleşme dansıdır. Çiftleşmek için gösterişe ihtiyaç vardır. (Düğünler mesela günümüzden). Pan rahipleri şehirlerden kötü ruhları kovup şehri arndırırlar. Sağlık, bereket ve doğurganlık gelmiş olurdu. Bu özel günde kurban edilmiş keçi derisini, çıplak şekilde üstlerine giyerek önlerine çıkan insanları sembolik anlamda kırbaçlamak suretiyle şehirde gezerlerdi. Özelikle doğurganlık isteyen kadınlar kırbaçlanmak için sokaklarda gezerdi. Ayrıca adanan keçilerin kanları da insanların alınlarına hem kötülüğü def etmesi (Faunus yani Pan’ın gücüyle) hem de iyi bir yaşamın sürülmesiydi. (Gelinlere ve kurbanda çocuklara kan sürülmesi).

Apollon’un müziği güneşin, göğün ve aklın müziğiyken; Pan’ın müziği ormanın, mağaranın, dağların, köylerin ve kalbin müziğidir. “Panik” kelimesinin kökeni ona dayanmaktadır. Köşe ve kuytularda saklanıp korkuttuğundan dolayı eski Yunanca’da “Panikos” “orman ve ıssız yerlerde aniden duyulan korku” anlamını taşır. Aşırı şehvetlidir. Doğadaki herşeyin sonsuz üremesini temsil eder. Flütüyle insanları dansa, neşeye, şehvetli ezgileriyle ise doğurganlığa çağırır. Hititlerde Dingir Lama-Lil, kırların koruyucusu boynuzlu tanrıdır. Aydın, Uşak ve Afyon müzelerinde Pan ile ilgili eserler bulunur. Batı Anadolu ve özellikle Dionysos ile ilgili tapınım olan birçok yerde kendisine rastlanır. Köy seyirlik oyunlarının kökeni buraya dayanmaktadır. Aşırılıklarıyla kendisinden söz ettiren Pan birçok efsanenin başkahramanıdır. Atinalılar ve Perslerin karşı karşıya geldiği Marathon Savaşında Pan, Atina’ya koşan atletle karşılaşır (günümüzdeki maraton koşularının ilham kaynağı bu koşudur) ve aralarında geçen konuşmadan sonra Pan, Pers ordusunun içine girmeyi kabul eder. Orunun içine girerek onları paniğe uğratan pan bununla savaşın kazanılmasında etkili olur. Atinalılar Pan’a minnetlerini ödemek için onun adına tapınak yaptırırlar.

Ve şehvetlerin zirvesi olan Pan’ın bir efsanesine kulak verelim.

Pan’ınSyrinks adında bir periye karşı beslediği platonik aşktır. Ona delice aşık ve sahip olma arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Bu güzeller güzeli peri çirkin Pan’a karşı aşk değil korkunç varlık olarak görmektedir. Israrcılıkta sınır tanımayan Pan bir gün deliler gibi aşık olduğu perinin yanına gidip aşkını ilan eder ve beraberlik teklif eder. Syrinks bunu reddeder ve kaçmaya başlar. Syrinks kaçar ve Pan kovalar. Artık o kadar koşmaktan hali kalmayan Syrinks gölün kenarında durmak zorunda kalır. Göldeki perilere seslenerek kendisine yardım etmelerini ister. O sırada PanSyrinks’in yanına gelir tam sarılacakken su perileri onu su kamışına dönüştürür.Kendisini kamışa sarılmış bulan Pan ne olduğunu anlamaz çok şaşırır. O anda rüzgar çıkar ve Pan’ın sarıldığı kamışlar ağıda benzer ezgiyle inleme sesleri çıkarır. Syrinks’in bu hale geldiğini anlayan Pan, kamışları kesip bal mumuyla birbirine bağlar. Bundan böyle “Pan flüt” ya da “Syrinks flütü” çağlar boyunca ezgilere can olur. Ne acıdır ki Syrinks kamış olsa da Pan’dan kurtulamamıştır.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.