Etten Yazilmiş Bir Şiir
Aynur Türk/2025
Kan,
her sabah
bir meyve suyu gibi sunulur oğluma.
Bardakta değil,
damarımda,
içimde,
bir sözcük gibi pıhtılaşmış.
Kadın mıydım, anne mi, yoksa
bıçağın saplandığı yere
adını yazan bir şiir miydim?
Gözlerimden fer kaçtı o sabah.
Bir film,
bir kavurma sahnesi,
bir diz kapağına saplanan bıçak gibi
girdi rüyama.
Beni doğurmayan çocuk
beni tüketti.
Etimin tadını
şeftali gibi kabuklarıyla çiğnedi,
gözlerini kırpmadan.
Sonra gülerek dedi ki:
"Bu vişne suyu değil mi anne?"
Mutfakta kurban bayramı sabahı
yoktu.
Vardıysa da
ben yoktum.
Yalnızca tırtıklı bir bıçak vardı,
adı REMTA.
R80 milimetrelik dönen bıçakla
saat gibi doğradım uykusuzluğumu.
Benim bacağımda
ev yapımı bir ülke kurdum:
Derisi bayrağım,
eti anayasa.
Oğlum çöpe attı beni.
Ama kurtlar yemin etti.
Onlar beni unutmayacak.
Gözümün feri yerine geldiğinde
bir lokma eksilmişti benden.
Artık bir yanım eksik,
ama bütünlüğüm daha anlamlı:
Kendimi yedim.
Kendimle doydum.
Ne kanım kaldı
ne doğurduğum günkü sevinç.
Ama sesim hâlâ damarlarda yankılanıyor.
İç kanama gibi şiir sızıyor her yerimden.
Gün gelecek,
Remta reklamlarında
benden bahsedecekler:
“Evde et yoksa,
anne etiyle yapılmış kavurma tarifini deneyin.”
Ve bir yıldızla bitirecekler:
*“2 yıl garantili yalnızlık.”*
Ben yazmadım bu şiiri.
Şiir beni yazdı.
İçimdeki annenin
boğazını keserken
şahit oldu kelimeler.
Yeni yorum ekle