Söyleşi: Suna Baykam Sapan

Gülsin Onay
Gençler Önce Kendisi Olmayı Öğrenmeli…
-Gülsin Onay bir piyanist olarak Türkiye'nin en büyük ismidir. Kendisinin öğrencilik yıllarında imkânlar daha kısıtlıydı, hocalara ulaşmak, çalışmak ve kendini kanıtlayıp kariyer yapmak daha zordu; bir plak alıp dinlemek bile büyük meseleydi. Şimdi özellikle internet ile birlikte hayat hızlandı ve her şeye erişim kolaylaştı. Bunun gençlere artıları ve eksileri neler olabilir?
Gençlere kendilerini geliştirmeleri ve müzikal kariyerlerini yönetmeleri için ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
Sevgili dostlar, öncelikle zorbatv.com’a ve siz değerli müzikseverlere bu içten soruları için çok teşekkür ediyorum. Hepsi o kadar güzel ki, sanki uzun bir sohbetin ortasında devam ediyormuşuz gibi hissettim.
İnternetin ve teknolojinin genç piyanistlere getirdiği artı ve eksileri yıllardır gözlemliyorum. Artısı çok büyük: Eskiden bir Horowitz kaydını bulmak için aylarca bekler, yurtdışından sipariş verir, geldiğinde ise paha biçilmez bir hazine gibi dinlerdik. Şimdi bir tıkla tarihî kayıtlar, masterclass’lar, partisyonlar, hatta ders videoları elinizin altında. Bu inanılmaz bir zenginlik. Eksisi ise tam da bu bolluktan doğuyor: Seçicilik ve derinlik kaybı riski. Her şey çok kolay elde edildiği için “zor olan”ın, emekle kazanılanın kıymeti bazen unutulabiliyor. Gençlere tavsiyem şu: İnternet sizin hizmetkârınız olsun, efendiniz değil. Dinlediğiniz her kaydı, izlediğiniz her masterclass’ı eleştirel kulakla dinleyin, “Ben olsam burada ne farklı yapardım?” diye sorun. Ve lütfen, lütfen sabırlı olun. Bir eseri gerçekten “öğrenmek” hâlâ yıllar alıyor; YouTube’da 10 farklı yorumu art arda izlemek, o eseri yorumlayabildiğiniz anlamına gelmiyor.
- Kendisi dünyadaki pek çok festivalden onur konuğu olarak davet alıyor ve yarışmalarda jüri olarak yer alıyor. Buralarda gerçekten etkileyici üst düzey genç yorumcular keşfediyor mu yoksa sadece herkesin birbirine benzediği, öznellikten yoksun yorumlar mı görüyor? Bunu Gülsin Hanım'a sormak istedik zorbatv.com/ZorbaTVdergi olarak…
Kariyer yönetimi konusunda ise tek bir cümleyle özetleyeyim: Kendinize ait bir ses bulun ve onun peşinden gidin, kimsenin kopyası olmaya çalışmayın. Menajerler, yarışmalar, sosyal medya… hepsi araç. Asıl mesele sahnede o sessizlik olduğunda, piyanonun başında sadece siz ve müzik kaldığınızda ne söylediğiniz. Genç piyanistlere sık sık şunu söylüyorum: “Instagram’da 100 bin takipçiniz olabilir ama salon boşsa bunun anlamı yok.” Önce müziğinizle insanları büyüleyin, gerisi kendiliğinden gelir.
- Chopin yorumlarınız eşsiz. Bizler Chopin'i sizden dinleme ayrıcalığını seviyoruz. Sizi Chopin ile bu kadar bütünleştiren nedir Gülsin Hanım? Başka hangi besteciye kendinizi yakın hissediyorsunuz?
Chopin… Ah, Chopin benim ruhumun en derin yerinde yaşayan biri. Onu çalarken sanki içimde yıllardır sustuğum bir dil birden konuşmaya başlıyor. Chopin’in müziği hem çok kırılgan hem inanılmaz güçlü; bir yandan aristokrat, bir yandan isyankâr. Onun mazurkalarında Polonya’nın ezgilerini, valslerinde Varşova’nın eski zarafetini buluyorum. Bu yüzden belki de benim için Chopin “yabancı” değil, aksine çok tanıdık. Yakın hissettiğim diğer besteciler… Saygun tabii ki birincisi, sonra Bach (onsuz nefes alamam), Beethoven’in geç dönem sonatları, Schumann, Ravel, Debussy…
Genç Türk bestecilerin yeni parçalarını da büyük beğeni ve ilgiyle izliyorum.
Yarışmalarda ve festivallerde karşılaştığım gençler… Evet, maalesef zaman zaman “fabrika ayarları” gibi birbirine çok benzeyen yorumlar duyuyorum. Mükemmel teknik, kusursuz temizlik ama ruh nerede? Bazen jüri odasında içimden haykırmak istiyorum: “Durun, biraz risk alın, biraz çirkin çalın ama kendiniz olun!” Neyse ki hâlâ mucizeler oluyor. Mesela birkaç yıl önce bir yarışmada 17 yaşında bir çocuk Chopin’in 2. Sonat’ını öyle bir yorumladı ki, cenaze marşı bölümünde salonun tamamı dondu. O an anladım ki hâlâ bireysellik ölmemiş. Öznellik hâlâ mümkün, yeter ki cesaret olsun.
- Gülsin Hanım, Türk müziğinin en önemli isimlerinden Adnan Saygun'un öğrencisi olmuş ve onun eserlerini kendisiyle çalışma şansı yakalamış. Adnan Bey size neler kattı Gülsin Hanım?
Adnan Saygun Hocam… Onu anlatmak sayfalar yetmez. Bana sadece piyano çalmayı değil, Türk olmanın ne demek olduğunu, toprağın sesini nasıl müziğe aktaracağımızı öğretti. Onunla çalıştığımız yıllarda etütlerini, Prelütlerini, Konçertolarını, Yunus Emre Oratoryosunun partisyonunu birlikte didik didik ettik. Bir keresinde “Gülsin,” dedi, “Batı tekniğini aldık diye kendi ruhumuzu kaybetmeyeceğiz. Bu müzik Anadolu’nun dağlarından, obalarından geliyor.” O cümle hayatımın dönüm noktası oldu. Saygun bana “yerli” olmayı öğretti, ama asla dar anlamda değil; evrensel olurken köklerimi unutmamayı.
- Bach'tan 20. yüzyıla uzanan çok geniş yelpazede eserler yorumlayan bir piyanist olarak repertuarınıza katmak istediği yeni eserler var mı?
Repertuvarıma yeni eserler… Evet, sürekli ekliyorum!
Özellikle Oda Müziği eserleri.
Sevgili müzikseverler, sizin sevginiz ve ilginiz olmadan hiçbirimiz sahnede olamazdık. Chopin’i, Saygun’u, Bach’ı sizinle paylaşabilmek benim için en büyük mutluluk. Umarım bir gün bir konserde buluşur, aynı sessizliğin içinde birlikte nefes alırız.
Çok teşekkürler ZorbaTVdergi ’ye, en içten sevgilerimle…
Yeni yorum ekle