"Meliha Yıldırım'ın Ankaralı Yazarları"
Yazar, Ayten KAYA GÖRGÜN SÖYLEŞİSİ

Yazmak yarayı görmek değil, o yarayı dert etmekle, kabuğunu kaldırmayı göze almakla ilgili.
Ayten KAYA GÖRGÜN
- Merhaba,Ayten.Eski bir yazar arkadaşımla söyleşi yaptığımın bilinciyle direk sorularıma geçiyorum. Yazarken çoğu zaman ne hissediyorsun? Korku, mutlulukya da hiçbir şeye takılmadan kendini o ana mı bırakırsın?
Hissettiğim o an ne yazdığımla da ilgili. Son zamanlarda nasıl yazdığım, neden yazdığım hakkında düşündükçe şuraya vardım. Rahat durumlarda, ortalık süt limanken yazamadığımı gördüm. Beni kaleme koşturan, tetikleyen öfkem, her ne kadar yazdıklarımda mizahi unsurlar olsa da genellikle bir sinirle çıkıyorum yola. Sonra yolda kalemle rahatlıyorum.
Yazarken kendimi o ana bırakmayı, kalemin peşinden gitmeyiyaza yaza, ustalarımın ayak izlerini takip ederek öğrenmeye çalışıyorum.
- Toplumsal ya da günlük olayları kolaylıkla kurguya çevirir misin? Yoksa seninyazmayı düşündüklerinhayatın akışından başka şeyler mi?
Tam da hayatın akışında karşılaştığım konuları, olayları yazarım. Öyle kaynayan bir kazandayız ki şöyle masaya oturup ah ne yazsam sıkıntısı çek(e)miyoruz. Genellikle gerçeği kurguya rahat çeviririm “Kişisel bir hikâyeden çıkışın tek yolu yazmaktır,” demiş MargueriteDuras.
- İlk ne zaman karar verdinyazman gerektiğine, seni tetikleyen neydi o dönem?Edebiyat yolculuğunu ve bunun ürünü olan kitaplarından bahseder misin?
Bence insan durup dururken resim yapmaz, şarkı söylemez; parmağına ipi dolamışken yeni bir desen oluşturayım diye yola çıkmaz. Yazmak da öyle. Durup dururken değil içeriden gelen, dışarının içerinin iklimini değiştirmesiyle içerinin o iklimle uyumlanması ya da uyumlanamaması.
Yazma yolculuğum alınmış, planlanmış bir yol değil. En azından bende öyle olmadı. Ama şu doğru olabilir:Şarkı söyleyemediğim, tiyatro yapamadığım için yazıyor olabilirim. Şimdiye dek çok da uzağa gitmeden iki roman iki öykü kitabı yazdım. Kendime bir yazardan çok hikâye anlatıcısı demeyi tercih ediyorum. Bazen yazarak bazen sözlü.
- Yazmayı hayatın içinde istediğin gibi düzenli bir şekilde yapabiliyor musun? Yoksa gündelik telaşlar moralini bozuyor mu?
Bu dört kitaba dek hep çalıntı zamanlarda yazdım. Emekli olunca, evlat kendine yetince zaman bana kalacak en azından daha rahatlayacağım diye düşünürken kadın olduğumu unutmuşum😊) Moralimin bozulduğu anlar oluyor elbette ama kendime seslenip “Hadi Ayten” diyorum “Hadi. Sen anlatmadan duramazsın.”
- Ankara’da yaşamanın senin için özel bir anlamı var mı?
Tüm griliğine rağmen Ankara’yı seviyorum. Çünkü sokaklarında, binalarında, yollarında izlerim var. En önemlisi birlikte büyüdüğüm, yolda karşılaştığım arkadaşlarım, yakınlarım burada. Herhangi bir semtine gittiğimde çat kapı geçebileceğim eşiklerin olması bana iyi geliyor. Yalnız ille Ankara’da demiyorum.
- Öykülerinde okurun kendisinde bir şeyler bulduğu gündelik gibi görünen konulara değiniyorsun. Fakat bunlar insana dokunan, kendi sıkıntılarını düşünme fırsatı veren konular. Bunun nedenini neye bağlıyorsun?
Az önce söylediğim gibi yolda neye denk geliyorsam, o gün canımı ne yakıyorsa ya da ne güldürüyorsa masaya döndüğümde onları yazıyorum. Sokakta insanların arasında olmayı seviyorum. Gittikçe tehlikeli olmasına rağmen insanlarla çabuk yaklaşır kaynaşırım, onların arasında çabuk kaybolurum. Üç gün gezip dördüncü gün topladıklarımı masaya dökerim. Belki de kendilerine ait bir şeyler bulmaları zaten onlardan topladıklarımı yine onların önüne bu kez başka bir formatta koymam. Onlar dediğimin içinde ben de varım.
- Aklında yazmayı istediğinama zamanının gelmediğini düşündüğün içinbeklettiğin konularvar mı? Ya da bunuanlatmalıyım deyip onu hemen yazar mısın?
Zamanının gelmediği değil de benim üstesinden gelemediğim üstünde çalıştığım metinlerim var. Belki de haklısın üstesinden gelemiyor olmamın nedeni zamanının gelmediğidir. Bazı durumlar beni heyecanlandırır hemen sıcağı sıcağına yazdığım çok olur.
- Seninleilk defa 2015 yılında Ankara Öykü Günleri Derneği’nde tanıştık. Yıllar içinde neler gözlemlediğini bize anlatabilir misin?Türk Edebiyatı’nda senin için değişen ne oldu? Ya da her şey aynı mı?
Her şeyin yerinde aynı kalması elbette mümkün değil. Bir kere hepimizin yaşantısı çok değişti. Her şeyi daha hızlı yaşar, tüketir olduk. Bunda sanırım elimizdeki telefonların, sosyal medyanın çok etkisi var. Hayatın akışı değişince sadece edebiyat değil tüm sanatsal üretimler, insan ilişkileri bundan payını alıyor.
Balık baştan kokar derler ya; ondandır hangi kapıyı aralasan koku yüzüne vuruyor.
- Günümüzde sayıları gittikçe artan edebiyat atölyeleri var. Amacı yazmak isteyene bir şeyler öğretmek olan bu atölyeleri de düşünerek. Sence yazarlık bu şekilde öğrenilebilen bir şey mi, yetenek ne kadar önemli?
Ustalar “Çalışmak her şeydir,” der, yolda ustalarımı doğrulayan çok örnek gördüm. Yüz kişi aynı malzemeyi kullanıp aynı yemeği yapar. Günün sonunda el lezzeti dedikleri şey ortaya çıkar. Bu, kalem için de geçerli. Yazmak yarayı görmek değil, o yarayı dert etmekle, kabuğunu kaldırmayı göze almakla ilgili. Atölyelere giden herkes yazar olamayabilir,gitar kursuna giden herkesin müzisyen olamadığı gibi.Eli lezzetli olup da tembel olan, kalemi körlenenler de var. Dünya geniş herkese yer var.
-Günde kaç saatini yazmaya ayırıyorsun?
Ne yazık ki hiçbir konuda disiplinli olamıyorum. İlaçları düzenli içemem, hiçbir şeyi üç günden fazla üst üste aynı şekilde, aynı zamanda yapamam. Gittiğim bir mekâna hep aynı yoldan gidemem. Yaptığım bir yemeğin bile standardı yoktur, aklıma bir şey eser hiç olmadık bir şeyi eklerim. Hal bende böyle olunca düzenli bir okuma, yazma saati yok. Bir gün dört beş saat okurum bir gün iki.
- Çok okudukça ve yazdıkça kendini daha yalnız hissediyor musun? Yalnızlaşmayı nasıl görüyorsun?
Kalabalık bir ailede iç içe büyüdüğümden olsa gerek, uzunca bir süre yalnızlığı sevmiyordum. Yalnızlığı pandemiyle birlikte sevmeye başladım desem yalan olmaz. Bunun, yazmak ve okumakla ilgisi olduğu kadar yaşla ve kendinle daha barışık olma hâliyle de ilgisi olabilir. Bütün bu sürecin getirdiği yalnızlık kaçış değil bir yüzleşme. Artık kendimle kalabiliyorum. Yalnızlaşmadan yalnızlığı sevmeye başladım. Çevreme baktığımda şunu da görmüyor değilim: Kişisel gelişim videoları, yayınlar yalnızlığı çok yüceltiyorlar. İşaretledikleri yollarda “Sen çok önemlisin. Sen biriciksin. Sen bir tanesin…” diye uzayıp gidiyor; kişi sonunda kendiyle çok doluyor. Şehrin değişen mimarisi de yalnızlığı büyütüyor. Bu yalnızlaştırma çok da masum gelmiyor.
- Kitapların yayımlandıktan sonra bir plan yapar mısın? Bundan sonra ne olacak, öykü ya da roman gibi? Veya yazmaya başlamadan önce her şeyi kafanda finale kadar kurgulayan yazarlardan mısın?
Aslında planlanmış gibi sıralama; bir roman bir öykü bir roman öykü oldu ama plan yok. Elime kalemi aldığımda beni oraya çağıran sesi takip ediyorum. Arıza Babaların Çatlak Kızları en başta bir öykü dosyasıydı. Hemen hemen bütün öyküler dergi yüzü görmüştü. Roman halini yayınevinin yönlendirmesi sonucu aldı ki bence de isabet oldu. Öyküleri romana çevirmem tamam yedi yıl sürdü. İlk öykümün yayımlanmasıyla kitap arasında tam on dört yıl var.
Baştan sona kurgulamam. Kurgulasam bile yolda şekil değiştirir. O son dakika buluşlardan çok keyif alırım.
- Yazarlık işinden para da kazanılmıyor, niye yapıyorsun bu işi diye soranlara ne diyorsun?
Yazmak bir iş değil, nefes almak gibi bir ihtiyaç. Ancak yazarlık bir iş ve bu iş bana para getirmiyor olabilir ancak türlü türlü dünyalarsunuyor önüme. Ayten’nin türlü hallerini çıkarıyor karşıma. En önemlisi de en iyi yaptığım şey yazmak. Başka türlüsünü bilmiyorum.
- Okumak her yazara çok keyif verir, sen de bu nasıl? Yazmanın önüne geçiyor mu okumak?
Okuduğum kadar yazmıyorum. Okudukçayazmamın anlamsızlaştığı anlar da çok oluyor. Keyif almadığım kitapları da zorlamıyorum. Artık bazı kitapları okumama hakkımı kullanabiliyorum. Bir daha bir daha okuduğum kitaplar oluyor. Bazı kitapların beni çağırdığını düşünüyor onlar karşısında direnmiyorum.
Çok teşekkür ederim değerli yazar arkadaşım.
Asıl ben teşekkür ederim. Yolda durmama, dönüp bakmama vesile oldun.
Yeni yorum ekle