Bir Pilot, Çok Ölüm

Kültür

Bir Pilot, Çok Ölüm

Murat Özsoy

 

Yazarımız Selin Tozkoparan, BİR PİLOT ÇOK ÖLÜM adlı kitabını, yaşayan ve ebediyete intikal etmiş olan helikopter pilotlarına ithaf etmiş. Tutku dolu kitabını Tozkoparan 2019’da İzmir’de kaleme almış.

Derin ile Göksel’in aşklarını anlatıyor kitap. Derin’in kahramanı Göksel Albay, genel maksat helikopter pilotudur. Çok yıllar önce Göksel’in ilk öptüğü kızdır Derin. Okul çıkışında dudağına dudaklarını değdirivermiştir. Sevdiği kadını hep beklemiştir Göksel; otuz yıl beklemiştir…  

Ve artık tüm bekleyişler sona ermiştir... Göksel’in kullandığı helikopter düşmüş, Derin’in Albay’ı şehit olmuş, yüreklere gömülmüştür…

Kahramanını yitirişi ardından Derin paramparça olur. Oysa beraber yaşlanacaklardı. Seksen yaşında bile Derin, el ele sevgilisiyle yürüyen bir kadın olacaktı. Derin’in yüreği artık un ufaktır, düşen helikopterin tüm parçaları gibi…

Derin’e göre bir helikopter pilotunun, birlikte olduğu kadının son aşkı olması muhtemeldir. Hani bazı insanlar vardır ya, unutamazsınız, kimseye benzemezler, muadilleri yoktur. İşte onlar öyle bir iz bırakıyorlar hayatınızda… Helikopter pilotu olmak, pilot olmakla açıklanabilecek bir şey değildir. Okyanus kıyısında oturan biri ile İzmir Körfezi’nde oturan birinin fırtına algısı nasıl birbirinden çok farklı ise, helikopter pilotluğu da diğer hava araçlarının pilotluğundan öyle farklıdır Derin’e göre. Pilotluğun şiddetini ve yeteneklerini arttıran bir araçtır helikopter. Dünyanın en riskli meslekleri sıralamasında helikopter pilotluğu üçüncü sıradadır. Pilotların helikoptere her binişlerinin, son binişleri olabileceği bile düşünülür…

Kahramanı Göksel bir keresinde şöyle demiştir Derin’e: 2.500 metre yükseklikte, kayaların üzerine teker değdirerek ikmal yapmamız da gerekebilir. Düşün ki o yükseklikte, karda, soğukta görev yapan askerimiz var bizim. İkmal gitmese ne olur halleri bir düşün! Ben genel maksat helikopter pilotuyum… Taarruz helikopter pilotları ile kıyaslanınca, benim riskim solda sıfır kalır...

Derin, sevdiği adamın doğuşudur, sevincidir, güneşidir, kadınıdır… Ay yüzlüsü, neşesi, umudu, ilacıdır. Otuz yıllık aşkıdır.

Saatler 09.11’i göstermiştir. Kahramanın kullandığı helikopter düşmüş, Derin’in güneşi batmıştır. Kahramanın ay yüzlüsü karanlıktadır artık. Gözlerine depderin bir acı oturur Derin’in…

O, Göksel’in çocukluk aşkıydı. Göksel, bir mücevheri kutusundan çıkarıp yerine koyar gibi kalbine yerleştirmişti Derin’i. Ay yüzlüsünün içindeki en karanlık mağaraların girişlerindeki buzları eritmişti Göksel. Derin’in eksik olan parçası işte oydu. Ve Derin, eksik parçasını bulmuştu. Tamamlanmak ne demek, ait olmak ne demek, Derin artık biliyordu.

Oysa ne tuhaftı… Derin senelerce herkese “Aşk diye bir şey yoktur... İhtiyaçların örtüşmesidir… Yalnızlık korkusudur...” dememiş miydi?

Vatanını da, Derin’ini de son nefesine kadar sevmişti Göksel… Vatanı için ölmüştü. Harbiyeli Şeref Yemini etmişti o.

Şeref, namusum,

Dürüstlük, karakterim;

Sevgi, insanlığım;

Vazife, amacım;

Vatan, her şeyimdir;

Bu sözlerime bağlı kalacağıma, Harbiyeli olarak teminat verir,

Asil Türk milletinin huzurunda ant içerim.

Göksel verdiği her sözü tutar. Harbiyeli o! Paşamla aynı okuldan…

“Paşam görüyor musun olanları? Göksel’i bilirsiniz siz. Sizden başka kahramanı olmayan Göksel, kahraman oldu Paşam…”

Göksel, Mustafa Kemal’i şu sözlerle anlatmıştır ay yüzlü Derin’ine:

Hayal bile edemeyeceğimiz kadar zor şartlarda kendini o kadar iyi yetiştirmiş, donanımlı bir asker ki Paşa... Hakkında her okuduğum kitaptan sonra hayranlığım daha bir artıyor. Çoğu insandan tanıdıkça uzaklaşır insan; bir seni, bir de Paşam’ı tanıdıkça daha çok, daha çok seviyorum… Hayal et Paşamızın yaşadığı yılları. Bir savaş bitmiş, diğeri başlamış… O yıllarda yaşadığımızı ve Miralayından aylarca mektup beklediğini düşün… Yaşıyor mu? Şehit mi oldu bilemeden…

Ankara’dadır Derin. Yıllar sonradır… Bir aşk, bir ölümden sonradır... Cebeci’de Şehitlik’tedir.

Mezar taşlarını okur… Pek çoğunda “Şehit Pilot” yazar ya da Derin sadece onları görmektedir. Şehit pilot isimleri, kırmızı Ayyıldızlar… Gözleri kararır Derin’in... Şehit ailelerinin “Vatan Sağ Olsun!” deyişleri... Türk devlet geleneği… Ordu-millet anlayışı… Ülke bekasının güvencesi Ordu… Asker herkesin çok kıymetlisi…

Bu ülkenin Yunus Emre’si var, Mustafa Kemal’i var. Acıyı bal eyleyenleri var. Derin’e göre Göksel de acıyı bal eylemeyi bilirdi. Ve şimdi Derin’in balı yüreklere gömülmüş, kendisi acısıyla bir başına kalmıştı…

Derin’in gözünde Göksel, zaten yaşarken de kahramandı. Kahramanıydı onun. Göksel’in göğüslediklerini gördükçe, kendi sorun ettiği şeylerden utanmıştı.

Şöyle diyordu Derin, Göksel’in ardından: “Vatan nasıl sevilir? Bir insanı sever gibi aslında... Orasını sevip burasını sevmezlik etmeden… İyisiyle kötüsüyle, tüm kusurlarıyla, eksikleriyle sevebilmektir sevmek. Biz sevmeyi biliyorduk seninle. Sevdik biz birbirimizi…”

- Evet, Albayım hal böyle iken, ülkemizde herkesin bildiğini iddia ettiği, ama konuşulamayan tek yabancı dilin İngilizce olmadığı aşikârdır. Sevgi de bir yabancı dil gibidir, bizimki gibi bir Orta Doğu ülkesinde... Ya hiç bilinmez ya da çat pat konuşulur. Ama Albayımız öyle mi? Onun ana dili sevgi dilidir…

Göksel! Ağacım, yiğidim… Benim gibi hoyrat ve dikenli bir insanı, içimdeki varlığından haberim bile olmayan yumuşacık bir kadın yapmıştın.

Bir gün bile ne beni ne annesini ne de oğlunu kırmıştır Göksel. Bir tanem, ilk ve son aşkım, en akıllı halimle âşık olduğum tek adam… İçime, ruhuma, hayatıma, anılarıma sinen tek adam… Âşık olmak?  Bu nasıl geldi başımıza? 45 yaşından sonra… Ve birbirimizden kopmasak da birbirimizi unutmasak da neredeyse otuz yıl sonra birbirine tekrar âşık olmak…

Herkese merhamet etti, bir kendine etmedi Göksel. Hayatındaki bütün görevlerini eksiksiz yaptığı gibi, başkalarının görevlerini de yaptı, yüklerini taşıdı. Bir an bile tereddüt etmeden, sorgulamadan... Dünyasındaki her şey ve herkes için bir sorumluluk hissetti ve emek sarf etti.

Derin, Cebeci Şehitlik’te kahramanı Göksel’i ziyaret eder, mezar toprağına saçından bir lüle bırakır. Yanında Göksel’in en yakın arkadaşı vardır. Taarruz helikopter pilotu Sezgin, şöyle der Göksel’in ardından Derin’e:

-Şanslı adam! Bir kahraman olarak öldü, âşık bir adam olarak öldü. Mutlu bir adam olarak öldü, çok mutluydu seninle…

Şehitlik ardından Anıtkabir’in yolunu tutar Derin. Kahramanı, Paşası Mustafa Kemal’e döker içini:

Ankara’nın taşına bak

Gözlerimin yaşına bak

Uyan uyan Gazi Kemal

Şu feleğin işine bak…

Paşam,

Derin ben... Göksel şehit oldu, biliyorsunuzdur zaten. Şehitlik’ten geliyorum, size de uğramak istedim…

Göksel’i bilirsiniz hayatı boyunca önce aklından ve vicdanından, sonra da sizden başka rehberi olmadı. En son okuduğu kitap bile sizinle ilgiliydi. Siz son günlerinizde “Ankara’ya gidelim, ne olacaksam orada olayım.” diyordunuz ya. İkinize de olan İstanbul’da oldu Paşam. İkiniz de Ankara’dasınız şimdi. Ben her sene geleceğim Göksel’e ve size, ömrüm yettikçe artık…

Göksel bana kendi kıymetimi gösterdi, daha da önemlisi yaşattı. Aşk böyle bir şey değil mi ki zaten?  İnsanın kendi varlığının güzelliğini yaşayabilmesi değil mi? Siz de âşık olmuştunuz, bilirsiniz Paşam…

 

Kahramanı Göksel’le vedalaşma zamanı gelmiştir Derin’in:

Albayıma,

Kucağımda kaldı hayat
Gömsem gömülmez,
Yaşasam içime sinmez.
Susuyorum...

Unutmak!
Ne büyük mutluluk!
Hatırlamak olmasa...

 

Edip Cansever ne güzel söylemiş: Ne gelir insan olmaktan başka elimizden…

.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.