Öyle Çok Çingene Oldum ki Artık Ayıp Oluyordu.
Semiha Baysal
Hızır ve İlyas isimlerinin halk ağzında söylenme şekli olan hıdrellez, kökü İslâm öncesi eski Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu yaz bayramlarına dayanan, Hızır yahut Hızır ve İlyas kavramları etrafında gelişmiş bir halk bayramının adıdır. Bu bayram, merkezini özellikle Anadolu ve Balkanlar’ın, Kırım, Irak ve Suriye’nin teşkil ettiği Batı Türkleri arasında, bugün kullanılmakta olan Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs (eski Jülyen takvimine göre 23 Nisan) günü kutlanmaktadır. Hıdrellez, halk arasında ölümsüzlük sırrına erdiklerine ve biri karada, diğeri denizde darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ve İlyas peygamberlerin yılda bir defa bir araya geldikleri gün olarak kabul edilir.(Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)
Kış mevsiminin kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı şu günlerde baharın gelişini yazmak da akla nereden gelir diye düşünülebilir. Ancak ben bu yazımda HIDIRELLEZ adlı bir kitaptan bahsedeceğim ve ötekileştirilen bir topluluktan.
2022 yılında Livera yayınları tarafından basılan kitabın yazarı Velibor Çoliç,1964 yılında Bosnalı Çingene topluluğu içinde dünyaya gelmiştir. Bosna Savaşı’nın patlak verdiği 1992 yılında Sırp ve Hırvat birliklerinin taarruzları karşısında diğer pek çok Bosnalı gibi doğduğu topraklardan ayrılmak zorunda kalmıştır. Bosnalılar adlı eserindeki ifadesiyle “dinlerle, mezheplerle, tarihle, coğrafyayla ve en sonunda da üniformalarla bölünen Bosna’da ölümden başka birleştirici bir şey kalmayınca” bir süre diğer mültecilerle birlikte Hırvatistan’daki SlavonskiBrod Mülteci Kampı’nda tutulan Çoliç, buradan kaçarak sığınmacı olarak Fransa’ya yerleşmiştir.
Yazar ve serbest gazeteci olarak yaşamını sürdüren Çoliç’in Fransızca olarak yayınladığı kitaplardan biri olan HIDIRELLEZ 2014 yılında Brive Edebiyat Ödülünü kazanmıştır. Romanın çevirisini Suat Başar Çağlan yapmıştır. Yukarıda da bahsettiğim gibi 2022 yılında bizim edebiyat hayatımıza girmiştir.
Roman “hayatın selam vermek kadar basit” olduğu Strehaia adında bir köyde geçer.Yazarın ifadesiyle, Sırplar tarafından Bayramoviç, Arnavutlar tarafından Bayrami, Makedonlar tarafından Bayramovski şeklinde adlandırılmasından ötürü “Üç isimli köy” olarak da bilinen ve sakinleri Çingenelerden oluşan bu köyde ne cami ne de kilise vardır. Dolayısıyla hoca da papaz da yoktur. Bu sebeple cenazeler kaldırılırken çingene usulünce tören düzenlenmektedir. Bu köy yıllar içinde farklı farklı yönetim şekillerinin ya da devletlerin hâkimiyeti altında kalmıştır. Yüz evden oluşur. Köyde hemen hemen herkes müzikle ilgilenmektedir. Biz bu köydeki Çingenelerden hareketle Yugoslavya’nın 20.yüzyıldan 21.yüzyıla kadar uzananyaklaşık yüz yıllık hikâyesini okuruz.Savaşlar,despot yönetimler,katliamlar ve yoksulluk…
Roman, yaşamı boyunca her yerde ve hiçbir yerde; herkes ama aynı zamanda hiç kimse olan bir halkın romanı. Çingeneler… Onlar, Çingene denilmesin de “bıyıklı” desinler diye yıllarca bıyık bırakmış bir öteki… Onlar, her kavgada ölen, işkence gören… Çingene halkınınçilesine,trajedisine ve etnik kırımına tanık oluruz satırları okurken.Bu kırım, önce 2. Dünya Savaşı döneminde Hırvat Faşistler tarafından,sonrasında Yugoslavya’nın parçalanması nedeniyle ve en son da Fransa’daki bir göçmen yerleşim alanında.2000’li yılların başlarında, modern ve demokratik (!) bir devlet tarafından uygulanır. Onlar hep dışlanmış; herkesin yabancısı, herkesin ötekisi olmuş aşağılanmıştır. Ancak hiçbir dönemde savaşırken göremeyiz bu topluluğu.
Üç kısımdan oluşan romanda her bölümün merkezinde sırasıyla Aslan Çolero, Aslan Bahtalo ve Aslan ÇavaroBayramoviç yer alır. İlk bölümde Aslan Çolero’nunhikâyesi anlatılır ve 1945’li günlerde sona erer.İkinci bölüm hemen devamında başlar. Burada Aslan Bahtalo’nun hayatını 90’lı yıllara kadar okuruz. Üçüncü bölümde de Aslan Çavoro’yu 21.yüzyılın başlarına kadar takip ederiz. Kim bilir belki de bu üç kişi de aynı insandır. Çingeneleriçin bir kader halini alan ve yüzyıllardır süregelen ötekileştirme kaynaklı kimsesizlikleri, romanın bu üç karakteri üzerinden panoramik şekilde sunulmuştur. Kronolojik derinliği 1900’lerin başlarına uzanan roman, iki Dünya Savaşına, 1990’ların ilk yarısında patlak veren trajik Bosna Savaşı’na ve savaş sonrasına, 2000’lere şahitlik eder. Romanda aynı Çingene topluluğu içinde farklı dönemlerde yaşayan üç Aslan’ın, birbirlerinin reenkarneleri oldukları sezilmekle birlikte bununla ilgili açık bir vurgu bulunmamaktadır.
Kitap boyunca sık sık gözlerinizin yaşardığını hissedeceksiniz. Bazen hüzünden bazen de Çingenelerin saf denilecek kadar doğal ilişkilerini okumaktan… Bu üslup, yazarın anlatılanları bir duygu sömürüsü halinden çıkarmak çabası olarak değerlendirilebilir.
Köyde hemen hemen herkes müzikle ilgilidir. Ancak çoğunlukla emeklerinin karşılığını alamazlar.Öteki olma halinin üstesinden müzikle gelen bir topluluk… Yaşamları içli bir ezgi ile örülmüş gibi; acılarında bir hüzün melodisi, sevinçlerinde coşkulu bir ritim kulaklarınızda hep… Neredeyse hemen hemen tüm sahnelerde bir kemanın ince sızısı yüreğinize işliyor.
Yoksulluk diğer bir tema. Roman boyunca sürekli yoksullukla yapılan mücadele dikkat çekiyor. Öteki olmalarına, açlıkla kırılmalarına rağmen müzikle hayata tutunan bir halk Çingeneler.
Kahramanlardan Zohan Usta yedi çeşit keder vardır diye anlatır. Bunlar sırasıyla,çocuğunu kaybetmiş annenin kederi,ayrılık kederi, terk edilmiş genç kızların kederi, sıla özlemi çeken adamın kederi, unutulmanın acısı ve hayatını mahvettiğinin farkına varan adamın gözyaşlarıdır. Ancak Zohan Usta’ya göre içlerinde en kötüsü kemiğinden mahrum kalmış köpeğin kederidir. Çünkü kemiği hak etmesine rağmen niye artık sahip olmadığını anlamaz.İşte bu yüzden de şarkıcı olmak için, bir Çingene ömrü boyunca köpek gibi havlamak zorundadır.
Tarih boyunca ötekileştirilen Çingeneler, yapılan tüm eziyetlere rağmen saf kalabilme hallerini korumuşlardır.Savaşı değil sevişmeyi seçmiş,sessizlikleri müzikleriyle ve renkli kişilikleriyle direnmenin en güzel yolunu bulmuşlardır.Belki de asıl direniş,silahsız kalabilmek acıya rağmen saflığı koruyabilmektir.
Bu kitabı okumanızı içtenlikle tavsiye ederim. Bu kitapta ötekileştirilen bir halkın savaşmadan, acının içinde yeşeren umutlarıyla nasıl da direndiklerinin gücünü hissedeceksiniz.
Nasıl ki Hıdırellez umudun yeşermesi, baharın yeniden gelmesi, ruhun tazelenmesidir, işteher yıl gelen Hıdırellez ile Hızır ve İlyas ötekileştirilen tüm canlılar için o güzel nefeslerini üfleyecek ve umarım hak edilen hayat herkesi bulacak.
Yorum
Öyle çok çingene oldum ki artık ayıp oluyordu
Kalbimde büyük etkiler birakan kitaplardan biri
Emeğinize kaleminize sağlık...🙏
Cingeneler
Çok güzel bir betimleme olmuş Semiha Hocam. Kisa ve öz cingenelerin kaderi ve karakteri... Kutlarim hocam.
Hıdrellez
Semiha hocam kitabı çok güzel yorumlamışsınız. Kaleminize, yüreğinize sağlık ❤️🙏
Öyle çok çingene oldum ki artık ayıp oluyordu
Semiha hocamın kitap değerlendirmesi, yorumlaması bir okur olarak herzaman büyük keyif vermiştir yine öyle oldu.
Emeğinize sağlık…
Emeğinize sağlık öğretmenim👏👏👏
Yeni yorum ekle