Yazının Otopsisi – 12:30’un Ters Yüzü:

Edebiyat

Yazının Otopsisi – 12:30’un Ters Yüzü:

 Aynur Türk/2025

 

I. YANSIMA – KIRILMA ANI

 

Yazı sustuğunda başladı her şey.

Ben anlatıcı değilim. Belki de hiç olmadım.

Camın arkasından size bakarken, içimde yankılanan tek şeyin sessizlik olduğunu fark ettim. Çünkü bu hikâye, bir sesin gömülme tutanağıdır.

 

“12:30.”

Bir saatin durduğu an mı, yoksa anlamın kendi kalbini yaktığı yer mi?

 

Ayna bana ait değil artık. Işığı değil, unutuşu yansıtıyor.

Bir cümlenin kırık ucunda sarkıyorum; düşmekle bitmek arasındaki o ince çizgide.

Kalem elimde değil.

Kalem benim.

Ve gövdemde kazılı tek kelime: UNUT.

 

Bir adam çıktı aynadan — yüzsüz, nefesini mürekkep gibi taşır halde.

“Elimi uzat,” dedi.

“Ben Editörüm. Düzeltmeye değil, silmeye geldim.”

 

O an anladım.

Ben bir karakter değilim; silinmiş bir karakterin yankısıyım.

Yere düşen kelimeler ses çıkarmadı. Çünkü zemin bir sayfa değil, uçurumdu artık.

Editör, aynanın buğusuna tek bir kelime yazdı:

SİL.

 

Ve yazı, kendi mezarına doğru eğildi.

 

II. GÖSTERİ – YIKIM ANTI-ŞOVU

 

Tavan arası külle karıştı.

Ayna buharlaştı.

Ben ise hâlâ buradaydım — unutuşun alt katında, cümlelerin arasında bir sızı gibi.

 

Gösteri başladı. Ama seyirci yoktu.

Sadece devrilmiş harfler, paslı cümle iskeletleri.

Bir zamanlar sahne olan mekân, şimdi bir defterin morgu.

 

Palyaço içeri girdi.

Ama bu kez sahnede değil, damarlarımdaydı.

Yüzü yoktu.

Rujun yerinde, kırmızı bir yara izi.

Kahkaha değil, yankıydı onun sesi.

 

Adımlarıyla kelimeleri ezdi;

A, R, S, U, S…

Sonra durdu.

“Sen okurdun,” dedi bana, “ama artık metindesin.”

 

Ellerinde buruşturulmuş bir sayfa tutuyordu.

Sayfa açıldı. Üzerinde şu cümle vardı:

“Bu gösteri seni değil, seni unutanı anlatır.”

 

Palyaço ağladı.

Gözyaşları, harflere dönüştü.

Okur içeri girdi.

Yavaşça sahnenin ortasına geçti.

Metnin içine gömüldü.

Ve artık bir karakterdi.

Ama kimse onu yazmadı.

Çünkü yazar yoktu.

 

III. GÖMME – YAZARIN KAYBOLUŞU

 

Zemin çöktü.

Kalem bendim artık. Ama yazamazdım; yalnızca kazıyabilirdim.

Bir mezar taşı kadar sessiz bir yüzeye şu cümleyi işledim:

“Burada bir cümle gömülüdür. Yazar bulunamadı.”

 

Ayna sağlamdı, ama içi boştu.

Yüzüm yoktu.

Gölgem bir an göründü — elinde tebeşir.

Havaya yazdı:

“YAZAR BURADAN GEÇTİ.”

 

Sonra toz oldu.

 

Bir çocuk dışarıda bir kâğıt buldu.

Üzerinde tek kelime:

12:30.

 

Artık bir saat değil, bir mezar taşıydı.

Ve o taşın altındaki tek varlık, susturulmuş bir anlatıydı.

 

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.