Akla Yatkın Dualar, Akıl dışı Eylemler…
Ümit Yaşar Gözüm*
Akla yatkın dualar edip akıl dışı eylemlerde bulunmak, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Toplumsal kavgaya sırtını dönmüş bir düşünürün zihnini kemiren şey, kitlenin henüz aydınlanmak için uyanmadığına olan inancıdır.
Cehaletin Poetikası: Kent, Karanlık ve Yoksunluk üzerine kuruludur diye haykıran üstat, uzun zamandır kendisini düşündüren bu çıkmaz üzerinde sorgulamalar yapmaktan yorulmuş olsa da, onun dünyasında umutsuzluğa asla yer yoktur. Etekleri havalanmış denizin dalgaları kıyıları döverken, o henüz yazılmamış aydınlanma kitabının sayfalarını düzenlemektedir.
Cehaletin karanlığını yok etmek büyük bir olasılıktır; asıl sorun, ondan beslenenleri yaşamın kıyısında tutabilmektir.
Tike, üstadın çalışma masasında duran notları göz ucuyla incelerken, bir anda çakan düşünsel bir şimşeğin ışığında şu cümleye takılır:
“Mekânın Politikası ve Poetikası: Sözcüklerle İnşa Edilen Yapılar: Mekânın politikaları da vardır, poetikası da. Aydınlar mekânı sözcüklerle inşa eder. Gelenek, Değer ve Zamanın Çürümesi, Kitle, Yaratıcılık ve Dijital Çağın Yeni Ayıpları” başlıklarıyla irkilen Tike, o anda, kâğıt üzerine düşen her harfin üstat için bir mekân inşasında kullanılan tuğla olduğunu kavrar.
Üstat, yamuk metinlere de yamuk binalara da mesafelidir; biçim ve içerik onun dünyasında aynı etik sorumluluğun parçalarıdır.
Tike, üstadın sessizliğini yaran kılıç darbesi gibi, “Biliyor musun üstat, yazdıklarını okurken yazarla okurun aynı imgenin arta kalanları olduğunu görüyorum” dediğinde, sözleri çalışma odasının gök kubbesine çarparak üstadın mimiklerine yansıdı.
Üstat ona dönerek haklısın Tike, artık yeni bir çağdadırlar; bir ideoloji daha can çekişmektedir. Şimdi gömülme sırası beklentileri karşılayamayan pozitivizmdedir. Arsız çağ, tüm ideolojileri en zayıf yerlerinden avlamakta. Kitlelerin çaresizliğine bak, onlar yaratıcı olamazlar; çünkü her şeyi ortalama terazisinde tartmayı ilke edinmişlerdir. Onlara başkalarının ayıbından utanmayı öğretmişlerdir; oysa dijital çağ, kendi ayıbından bile utanmayan taraftarlar yaratmakta gecikmiyor.
Yeni bir tanrı bulmaya da cesaret edemezler; mevcudun ilenmeleri peşlerinden gelir diye korkarlar. Eskiye ilişkin duygularımız bize miras kalandır; emek sarf etmediğimiz için de lüzumsuz ve değersiz oldukları yanılgısına kapılırız. Oysa gelenek, değersiz olan değil; nasıl ise öyle kalan, öyle korunan şeydir. Nefes alamayan kelimeler atıldıkları çukurdan insana ses verirken, gevşek ağızların dilinden evrene dökülmek istemediklerini anlatmaya çalışırlar.
Metropollerin puslu ortamlarında, rengi belirsiz çiçek tomurcuğu gibi piç zihniyetler türemiştir. Özün çürüdüğü yerde zaman, kokuşmuş takvim yapraklarından başka bir anlam taşımaz; sonsuzluk diye tanımladığımız şeyi yok saydıran da bu acı durumdur. Her şeyin içine göz atan birinin “şey”in ne olduğundan habersiz oluşu tuhaf bir trajedidir Tike.
Bu zavallılar, cehaletin yarattığı usancı kentin üzerine yağdıran lanetlenmiş bir kavmin hikâyesi gibi anlatırlar bin yıllardır. Hepimizin payı varken dünyanın pisliklerini nasıl lanetleyebiliriz ki?
Kimimiz kirleterek, kimimiz görmek istemeyerek ihanet ederiz insanlığımıza. Bu yüzden küçük inançların büyük inkârları olmaz.
Üstadın sözleri Tike’nin dinginliğini bozmuştu; gözlerinde beliren korkuya kızgınlık yüklü cümleler eşlik edecek bir tavır almıştı. Geleceğe tohum ekme zamanını sosyal medyada harcayanlara emanet edilecek bir evren düşüncesi onu ürpertiyordu:
Düşünceyi darağacına çeken bu sorundan kurtulmanın iki yolu vardır üstat; kestirme olanı uyumaktır. Çünkü emek sarf etmeden bütün sorunları öldürmenin tek yoludur o. Öteki ise, özünü kavrayamadıkları sorunların uyanıldığında hâlâ yanı başında durmasıdır. İnsanlık böylesine bir cahiliye sürecinden geçmektedir.
Üstat, geçen günkü konuşmanızda “Gururlu yürekler bir ömrü insanlık uğruna feda ediyorlar ama kitleler bunu algılamaktan yoksun.” dediğinizde, bir fitne çıkıp ‘ama hâlâ yaşıyorsunuz’ diye serzenişte bulunmuştu. Sizde hiç alttan almayarak haklısınız, işte insanın gerçekte öldüğü an budur. Cehaletinizdir başkalarının ölümü!” diye cevapladığınızda, cehaleti yüzüne yansımış zebanilerin gözlerinde o fitneyi görmüştüm üstat.
Kentin Estetik ve Etik Çöküşü
İnanç, yaşama sevgiyle tutunmanın nirengi noktasıdır Tike; onu kaybettiğimizde önce ölüm korkusu sarar her yanımızı, sonra korkudan ölürüz. Döngü ve umudun estetiğinin saklandığı kapıyı aralamalı insan. Ölüm korkusu ve varoluşun eşiği burasıdır.
Tike burada artık dayanamaz; üstadın yanında biriktirdiği bütün ağırlık diline çöker. “Üstat,” der, sesi titreyerek, “ben bazen bu kapıyı aralayacak gücü kendimde bulamıyorum. İnancın nirengi noktası dediğin şey, bende çoğu zaman bir boşluk gibi. Sanki sevgiyle tutunmam gereken hayata, ellerim kayarak tutunuyorum. Ölüm korkusu değil beni yiyip bitiren; yaşamın kendisine yetişememe korkusu… Varoluşun eşiğinde duruyorum ama adım atacak cesareti bulamıyorum.
Dinle Tike, düşler pusudan izler yarını; akıl bir saat kadrajından seyrettiğini söyler sokağı. Kötürüm yazgıların yaslandığı isli, nemli duvarların önündeki insanların yüzlerinden akan mutsuzluk ve umutsuzlukların dili olur insan. Duvarın gerisinde gırtlağından geçmeyen çocuk çığlıkları, önünde ise bedenleriyle hayata tutunmayı seçen fahişelerin gökyüzünü tırmalayan arsız çığlıkları yükselir. Duvarlar, arkası da önü gibi karanlığın perdesidir.
Tike, bu karanlık tasvirin içinde kendi gölgesini görür ve konuşmaya devam eder: Bu duvarların önünde durduğumda, onların karanlığı bana da bulaşıyor üstat. Çocuk çığlıklarının geçmediği gırtlak benim gırtlağım oluyor; fahişelerin göğe tırmanan çığlıkları içimde yankılanıyor. Bazen korkuyorum: Ya ben de bu karanlığın bir parçasına dönüşürsem? Ya ben de duvarın iki yüzü gibi hem gerideki acıyı hem öndeki arsızlığı taşıyan bir yarık olursam?
Düşündüğünü düşlüyorum Tike. Geceleyin serpiştiren yağmurun taş duvarlarını dövdüğü yayla evleri gibi havadar fildişi kulelerde ahkâm kesenlerin yarattığı fırtınanın kurbanıdır artık toplum. Önce dört bir yana dağılmış toplumu toplamak gerekir; sonra toplanamayanları yeniden toplayarak yola koyulmak.
Tike burada içini daha da açar: Toplumu toplamak diyorsun ya üstat… Ben bazen kendimi bile toplayamıyorum. İçimde dağılmış düşünceler, kırılmış umutlar, yarım kalmış cesaretler var. Kendimi toparlayamazken topluma nasıl dokunabilirim? Fildişi kulelerde ahkâm kesenlerden nefret ediyorum ama bazen korkuyorum: Ya ben de farkında olmadan o kulelerden birine sığınmışsam?
Korkma Tike, geceyi cehenneme benzeten bir müridin güneşe yaktığı ağıtlar kadar berraktır düşünceler. Düşünmeyen insan, cehaletin doğurduğu bir yanılsamanın eseridir. Henüz başına gelenin farkında olmadan ihanetin kollarında zevk çığlıkları atan bakirenin yaptığı gelecek hesabı kadar mizandan uzaktır kitleler. Boğuk fısıldaşmalar, yorgun ruhlar ve zevke odaklanmış hırslı dalkavuklar arasında sıkışmıştır. Şehri dolaşan ılık ve nemli havanın ağırlığı çökünce üzerine, düşler uzak kentlere göç eder; nemli ortamları sevmeyişi bundandır.
Tike’nin sesi burada daha kırılgan bir tona bürünür: Berrak düşünceler dediğin şey, benim zihnimde çoğu zaman bulanık bir su gibi. Düşünmeyen insanın yanılsamasından korkuyorum; çünkü bazen ben de düşüncelerimin beni kandırdığını hissediyorum. Zevke odaklanmış dalkavuklar arasında sıkışmış gibi hissediyorum kendimi. Düşlerimin uzak kentlere göç etmesi… İşte bunu en iyi ben anlarım. Öyle ki içimdeki düşler de artık burada barınmak istemiyor.
Akıl yürütmeler Tike… Onlar sayesinde tepede bir pencerenin gökyüzüne açıldığını hisseder insan. Bazılarının dilinden sözcükler, değerli madenlerle kaplanmış sahte takılar gibi hışırtılı çıkar; bilmezler ki sözün iktidarı yalnızca düşünen beyinlerin işidir.
Tike burada üstadına bakar, gözleri doludur: Senin sözlerin gökyüzüne açılan bir pencere gibi üstat. Ama benim dilimden dökülenler bazen sahte takılar gibi geliyor bana. Parlıyorlar ama içleri boş. Sözün iktidarını hak edecek kadar düşünebiliyor muyum, bilmiyorum. Bazen korkuyorum: Ya ben sadece düşünüyormuş gibi yapanlardan biriysem?
Hiç yaşadın mı Tike, öğlen güneşinin yakıcı şerrinden ahlat ağacının gölgesine sığınan ırgatların rehaveti çöker insanın üzerine. Bütün kent hikâyelerinin Evliya Çelebi’ninkiler kadar renkli olduğunu sanır insan; ta ki terk edilmiş çaresizliği kanıksayan varoşlara yolu düşene kadar. Kentin kenar mahallelerinde kapılarının önünden akan lağım derelerini niçin kimsenin önemsemediğini anlayamadan karışır antik çağın gizemine.
Tike burada son kez içini döker: Ben de uzun süre kentin hikâyelerini renkli sandım üstat. Ama varoşların o terk edilmişliği yüzüme çarpınca anladım: Ben de bir şeyleri görmezden gelmişim. Lağım derelerinin kokusu burnuma dolduğunda, kendi içimdeki çürümeyi fark ettim. Antik çağın gizemine karışmak istiyorum ama önce kendi karanlığımdan çıkmam gerektiğini de biliyorum.
Kendine kaldıramayacağın başkalarının aymazlıklarının sorumluluğunu yükleme Tike. Hırçın atlı arabaların rüzgârları her zaman toz bulutlarını akşamın kızıllığına savurur; kızıllık daha da kızarır utancından. Yıldızlar diğer aylardan daha parlaktır sanki; yapraklar daha kızıl, nehirler daha dingindir. Sonbaharı düşün Tike; Ekim, bir yanıyla tükenen yaz, öbür yanıyla bahara uzanan umuttur. Yaprak öze dönmenin, toprağa kavuşmanın derdindedir; karıncalar uzun kışa hazırlanmanın telaşında. Her biri bir şeyler taşır azimle yuvalarına; tıpkı dağ köylerinde kışa yakacak hazırlayan köylülerin imece coşkusuyla koşuşturması gibi.
Tike, üstadın karşısında derin bir nefes alır: Belki ben de Ekim gibiyim üstat… Bir yanım tükenen yaz, bir yanım bahara uzanan umut. Öze dönmek istiyorum ama yolumu kaybettiğim anlar çok. Yine de karıncalar gibi, içimde bir yerlerde bir hazırlık var. Belki de bu yüzden hâlâ buradayım. Sana içimi dökmemin sebebi de bu: Kendimi yeniden toplamak için bir yer arıyorum.
*Felsefeci, Yazar, Eleştirmen
ZorbaTVdergi Kurucu Genel Yönetmeni
Sanatım Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
Sosyete art Blog: Düş ve Gerçek Köşesi
Instagram: @zorbeyümityaşargözüm
Facebook: Ümit Yaşar Gözüm
e-posta: uygozum@gmail.com
Entelektüel Tartışma Platformları
Toplumsal Buluşmalar Platformu
Türkütopya Sanat Platformu
Ankara (Kalesi)İzdüşümleri
Bodrum Aspat Düşleri Platformu
Kurucu Başkanı
Yeni yorum ekle