Nasrettin Hocanın Karısı Ne Kadar Gezer?

Felsefe

Nasrettin Hocanın Karısı Ne Kadar Gezer?
Nasrettin Hoca’nın meşhur fıkrasıdır: 


Hasan Bacanlı*

Hocaya komşuları “senin karın çok geziyor” diye şikayet etmişler. O da “olamaz, o kadar gezse bize de uğrardı” diye cevap vermiş. 
Genellikle Hoca fıkralarına güler geçeriz. Ama Hoca’nın bize bir düşünme mantığı, irdeleme yolu, farklı bir bakış gösterdiğini, aslında farklı bir dünyadan söz ettiğini genelde göz ardı ederiz. Başka fıkralarının yanı sıra bu fıkra aslında Lao-tze ayarında bir paradoksa işaret eder. 

Fıkradaki temel kavram “çok-gezmek” olarak betimlenebilir. Komşularının şikayeti bu kavramı fıkranın mekanı olarak kurar. Demek ki akıl yürütmemizi çok-gezmek üzerinden yapmalıyız. Fıkra başka bir düzeyde, komşularının şikayeti düzeyinde de yapılabilir. Komşuları Hoca’ya karısından şikayet etmekte ve Hoca bir tür karısını savunma refleksi ile cevap vermektedir. Hoca’nın cevabı kişinin karısını her zaman savunma gereği ve bu gerekçe yüzünden kişilerin bazen içine düşebilecekleri tutarsızlık gibi görünür. Çoğunlukla fıkradan anladığımız ve bizi güldüren de budur. Ama aslında Hoca bizi başka bir düzeye çekmektedir: Düşüncenin tutarlılığı ve bunu sağlama yolları. Veya tersinden okuyacak olursak, bir iddiayı çürütme yolları. 

Öncelikle çok-gezmek kavramını tanımlamak gerekir. Çok-gezen kişi gereğinden fazla dolaşıyordur. Bu ifade ilk bakışta anlaşılır görünse de aslında çok belirsizdir: Gereği ne kadardır, fazla ne kadar fazladır, gibi sorular doğurur. Buradaki çokluk birçok yeri gezmek olarak somutlaştırılabilir. “Birçok yer” etrafımızda olabilecek her yer olabilir. Bunun etrafımızda olması kişinin gezmeye çıkabileceği yer olması demektir. “Her yer”in içine “her” yeri koyabiliriz. O komşu, bu komşu, şu komşu, o ev, bu ev, vb. Bu şekilde anlaşıldığında “her yer”in içine “bizim ev” de dahildir. Bizim ev de her yerden biridir sonuçta. Çok-gezen kişi bu her yerin birçoğunda bulunmalı, gezmelidir. Ancak bu şekilde “her yerin birçoğunda gezen” kişiye “çok-gezen” denilebilir. 

Bu durumu psikolojik araştırmalarda sıklıkla kullanılan Likert türü (genellikle 5’li dereceleme şeklinde kullanılır) ölçekler üzerinden değerlendirebiliriz. Şimdi bunu azlık – çokluk üzerinden yapalım (şikayet “ÇOK gezmek” üzerinedir). O zaman elimizde şöyle bir sıralama oluşabilir: hiç-gezmeyen, pek-gezmeyen, nadiren-gezen, gezen (ortalama ve gereği kadar; ne kadarsa?), çok-gezen. Belki bunlara hep-gezen kategorisi de eklenebilir. Bu derecelemeye göre gezen kişi ortalama bir değere sahiptir. Genellikle bu tür ölçekler ortalamayı %50 (%40-60) gibi düşünürler. Çok-gezen ise %80 (%70-80) gibi bir oranı gösterir. Derecelemeye hep-gezen kategorisi eklendiğinde, bu da yaklaşık olarak %100 (%90-100) demek olur (%10 istisnalar için ayrılabilir). 

Şimdi Hoca’nın karısına dönebiliriz. İddia kadının çok-gezdiği üzerinedir. O zaman kadın %70-80 oranında geziyor olmalıdır. Bu oran mekan açısından düşünüldüğünde, mekanların %70-80’ini geziyor olmalıdır. Biz alışkanlık olarak gezme oranını (kişinin) zaman(ı) açısından düşünme eğilimindeyizdir. Bu yüzden aslında az-gezen – çok-gezen yerine bazen-gezen – sık-gezen kategorilerini kullanırız. Oysa Hoca ölçü olarak kişi ve zaman yerine mekanı ele alır. Mekan açısından baktığımızda çok-gezen kişi mekanların %70-80’ini gezmelidir. 
Bu oran başka bir mantığı da ardından getirir: Neyin %80’i? Biz genellikle bu oranı mekan toplamının %80’i olarak düşünürüz. Ama Hoca ikinci bir kategori değişimi yapar ve mekan toplamı yerine tekil mekanı kullanır. Bu kategori değişimi mantıklıdır, çünkü tüm mekanları test etmek yerine, bir mekanı ele almak işimizi kolaylaştırabilir. Bu durumda her mekanın gezilme ihtimali %80 olmalıdır. Başka bir ifadeyle çok-gezen kişi her mekana %80 ihtimalle uğramış olmalıdır. Yukarıda söylediğimiz gibi bu mekanlara bizim ev de dahildir, o da her yerden bir yerdir. Öyleyse kadın bizim eve de %80 ihtimalle uğramalıdır. Ama Hoca bunun olmadığını söyler, kadın bizim eve uğramamaktadır. O zaman mantık tersine işlemeye başlar: Kadın bizim eve uğramamıştır (%80), öyleyse herhangi bir eve de uğramamıştır (%80). O zaman aslında hiçbir eve uğramamıştır (%80). 
Bu nokta aslında Hoca’nın güçlü tarafıdır: Aslında karısı kayıptır. Bu önerme Hoca’yı mağdur durumuna düşürür ve komşularını Hoca’ya yardım etme konusunda sorumluluk yükler. Ama Hoca bu yolu kullanmaz. 

Fıkraya dönelim… Hoca’nın karısı gezmemiştir, gezmemektedir (%80). O zaman bu kadına çok-gezen diyemeyiz, çünkü çok-gezmenin ölçüsü %70-80’dir. Geriye bir ihtimal kalır (kayıp olma ihtimali dışında): Az-gezen (%20). Demek ki kadın bir az-gezendir. Ama Hoca bu topa da girmez, kadının ne kadar gezdiği ile ilgili bir bildirimde bulunmaz. 
Özetle Nasrettin Hoca, fıkrasında mantığa tabiri caizse takla attırır. Kategorileri değiştirerek iddiayı çürütür. Hoca’nın bu muhakemesi oldukça tutarlıdır da. Buna karşılık yapılabilecek şeylerden biri kategoriyi açıklığa kavuşturmaktır. Kategori mekan değil, zaman olarak belirtilebilir. Ama bu da yeterli olmayacaktır… O zaman fıkrayı yeniden okuyabiliriz (kurgulayalım): 

Hocaya komşuları “senin karın sık geziyor” diye şikayet ederler. Hoca da “olamaz, o kadar sık gezse idi, ben de görürdüm” diye cevap verir. 
Bu da diğeri kadar iyi sayılabilecek bir fıkra olur. Mantık aynıdır: Sık geziyorsa, bu sıklığın arasında bana da ayıracak zamanı olurdu, bana zaman ayırmadığına göre, gezmeye zaman ayırmıyor demektir, vb. 

Görüldüğü gibi, Hoca’nın fıkrası mekan ve zaman üzerinden çözülemez. Her iki durumda da berber paradoksuna benzer bir durum ortaya çıkar. Bilindiği gibi, berber “başkasını tıraş eden” demektir. Kendi kendini traş eden kişiye “berber” denmez, olsa olsa “kolay gelsin” denebilir (bu da Temel fıkrasına öykünmedir). Bilindiği gibi “terzi kendi söküğünü dikemez”. Berberin kendini tıraş etmesi terzinin kendi söküğünü dikmesinden daha zordur (bunlar da mantık oyunlarıdır). Neyse. Berbere dönelim. Bir köyde bir berber vardır. Herkesi traş eder. Buraya kadar her şey yolundadır. Dananın kuyruğu berberde kopar: Berberi kim traş eder? Burada paradoks devreye girer: Biri berberi tıraş ediyorsa, berber olmalıdır. Oysa köyde bir tek berber vardır. Berberi tıraş eden berber, köyde bir berber olduğu önermesine aykırıdır. Demek ki, berber kendini tıraş ediyordur. Bu da berber tanımına aykırıdır. 
Berberi berber olmayan biri tıraş ediyorsa hem tanıma aykırıdır hem de köydeki en talihsiz kişinin berber olduğunu gösterir. Başkalarını berber tıraş ederken, onu berber olmayan biri tıraş ediyordur. Mum dibine ışık vermez, diye sanırım bunun için demişlerdir. Tabii ki bu kısım paradoksa dahil değildir. 

Bu paradoksun zayıf karnı berberin kendisidir. Çünkü berber dışındaki herkesin keyfi yerindedir. Ama berber berbere tıraş olamamaktadır. Hoca da aynı yere balta vurur: kendi evine. Paradoks devam eder. Şimdi bu noktada fıkrayı yeniden okuyalım (gene kurgulayalım): 

Hoca’ya komşuları “senin karın çok geziyor” diye şikayet ederler. Hoca da “olamaz, ben bazen evde kendisiyle karşılaşıyorum” diye cevap verir. 
Aslında bu fıkra da mantık olarak aynı süreci izler ve daha inandırıcıdır: Çok-geziyorsa evin dışında olmalıdır, eve geliyorsa çok-gezmiyordur, vb. Burada fıkrayı kuran, “bazen” kelimesidir. Beklenen, öncekinin tersine çok-gezen kişinin çok-gezmekten eve uğrayamamasıdır. Hoca bu kelimeyi kullanmasa, iddiayı reddetmiş olacaktır. Oysa Hoca iddiayı reddetmek değil, çürütmek peşindedir. Çürütebilmek için kategorileri değiştirir. 

Hoca’nın tezine verilebilecek bir karşılık “gezmek” üzerinden olabilir. Ama “gezmek” kelimesi kişinin bulunduğu mekandan başka bir mekana geçmesini, durum veya mekan değiştirmesini ifade eder (bu yüzden “gelmek” ve “gitmek” gibi kelimelerle akrabadır). Yani özünde, içinde bulunulan mekanı terk etmek vardır. Bu anlamda olduğu sürece Hoca’nın paradoksundan kurtulunamaz. Türkçe paradoksun dışına “gezenlemek” kelimesi ile çıkar. Buradaki –(e)n- dönüşlülüktür. Gezmek ancak gezenlendiğinde bulunduğu yerden çıkmak paradoksundan kurtulabilir. Dönüşlülük olmadığı sürece, gezen gezmeye devam edecektir. Ama fıkranın mekanı “çok-gezmek” olduğu için, paradokstan kurtulamayız. 
Genel olarak esprinin bilişsel senaryo (olaylarla ilgili zihnimizde bulunan olay örgüsü) değişimi olduğu düşünülür, Hoca senaryo yerine kategori değiştirerek fıkra üretir. Sonuç olarak Hoca bu fıkrada komşularının iddialarını kategori değiştirip, onları paradoksa sokarak çürütür.

Ve insanlar ne derse desin, karısı yüzyıllardır gezmeye devam eder; biz de fıkrayı okuyup dinleyerek gülmeye devam ederiz. 

*

Yorum

Yusuf Sülükçü (doğrulanmamış) Sa, 15 Mart 2022 - 14:54

Konunun edebi boyutu olduğu gözardı edilerek yazılmış.
Hoca ironik bir biçimde mübalağa sanatını kullanarak karısının çok gezdiğini reddetmemiş aksine "tasdik" etmiştir. Dolayısıyla mübalağa sanatı "çok az" ifadesini "hiç"e çevirmiş, ortada paradoks falan kalmamıştır.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.