Özgür Düşüncenin Özerkliği
Düşünce tarihinin en kadim ve sarsıcı yaralarından biri, iktidar ile hakikat arasındaki o bitmek bilmeyen gerilimdir. Bu gerilim, "Siyasete yaslanarak özgür ve özgün düşünce üretilemez" ilkesinde somutlaşır. Zira siyaset, doğası gereği bir çıkar, güç ve uzlaşma zeminidir. Oysa düşünce; özgürlüğü, tavizsiz sorgulamayı ve gerektiğinde iktidarın konforunu bozmayı gerektirir.
Bu ilkedeki en kritik kavram "yaslanmak" eylemidir. Yaslanmak, bir desteğe, korunmaya veya bir dayanağa ihtiyaç duyma halidir. Ancak özgün düşünce, doğası gereği yalnız yürümeyi ve hatta akıntıya karşı gitmeyi göze almak zorundadır. Bir düşünce, belirli bir siyasi hattın onayını almak veya bir ideolojinin sınırları içinde kalmak üzere şekillendirilirse, o hattın ötesine geçemez. Siyaset, kitleleri harekete geçirmek için meseleleri basitleştirir, sloganlaştırır ve kutuplaştırır. Oysa gerçek düşünce ince ayrım ister, gri tonlarda dolaşır ve kendi çelişkileriyle yüzleşmekten korkmaz.
Siyasi bir yapının veya liderin onayına sunulan her metin, ister istemez kendini sınırlar. Bu sinsi sınırlama, yaratıcılığı tüketen en büyük engeldir; çünkü "yaslanmak" aslında bir tür teslimiyettir. Tıpkı dev bir ağacın gölgesinde başka bir ağacın boy atamaması gibi, siyasetin gölgesinde kalan düşünce de özgünlüğünü yitirir.
Siyasete duyulan aşırı bağlılık, bireyi kaçınılmaz bir tarafgirliğe sürükler. Tarafgirlik arttıkça, olaylara objektif bakabilme yetisi kaybolur ve düşünce, hakikati aramak yerine bir görüşü savunmanın aracı haline gelir. Eğer bir insan yalnızca ait olduğu grubun doğrularını tekrar ediyorsa, orada yeni bir fikir üretilmiyor demektir. Bu durum, toplumda tek tip düşüncenin yayılmasına ve farklı bakış açılarının zayıflamasına neden olur. İnsanlık tarihine yön veren büyük düşünürlerin çoğu, tam da bu kalıplaşmış siyasi anlayışların dışına çıkabildikleri için kalıcı olmuşlardır.
Bu yaklaşım, siyasetle ilgilenmeyi veya siyasal okumalar yapmayı reddetmek değildir. Önemli olan, siyasetin düşünceye öncülük etmesine izin vermemektir. Kant’ın Aydınlanma için yaptığı "Aklını kendi başına kullanma cesaretini göster" çağrısı, burada hayati bir önem taşır. Düşünce; toplumsal gerçeği açıklamak, eleştirmek ve dönüştürmek için vardır; siyasetin hizmetçisi olmak için değil.
Özgün düşünce ancak şu şartlarda yeşerir:
- Yalnız kalma cesaretini göstermek.
- Dayanaksız yürümeyi göze almak.
- Hiçbir anlayışın gölgesine sığınmamak.
- Gerektiğinde kendi tarafını bile eleştirebilecek bir zihin yapısına sahip olmak.
Sonuç olarak; düşünce ne bir partinin beyannamesi ne de bir ideolojinin ayetidir. O, insanın varoluşsal merakından ve özgürlük özleminden doğar. Gerçek aydınlar, fikirlerini siyasi çıkarlar için değil, toplumun gelişimi ve gerçeğin ortaya çıkması için kullanırlar. Özgün düşünce siyaseti besleyebilir, ancak asla siyasetten beslenmez. Bu, düşünen her birey için kendi ayakları üzerinde durma ve kendi sonuçlarına ulaşma sorumluluğudur.
Yeni yorum ekle