Puslu Hava, Bulanık Su ve Aklıselim
Son yıllarda yaşadığımız hadiseler gösteriyor ki, siyaset yalnızca görünen olaylar üzerinden okunabilecek bir alan değildir. Dünyada olup bitenleri anlamak isteyenler, artık sadece sonuçlara değil, sonuçları doğuran süreçlere ve süreçlerin arkasındaki zihniyete de bakmak zorundadır. Çünkü çağımızda karmaşa da bir yönetim aracına dönüşmüş görünmektedir.
Yaklaşık bir asır öncesine kadar karmaşanın kendi içinde bir mantığa sahip olabileceği fikri yaygın değildi. Düzeni esas alan anlayışlar, karmaşayı çoğu zaman düzensizliğin ve bozulmanın karşılığı olarak değerlendirdiler. Ancak zaman içerisinde görüldü ki, bazı güç odakları karmaşadan korkmak yerine onu yönetmeyi, hatta ondan istifade etmeyi öğrenmişlerdir. Günümüz dünya siyasetinde sıkça karşılaştığımız istikrarsızlaştırma politikaları bunun en açık örneklerinden biridir.
Hassaten şimdilerde Ortadoğu nam, bir zamanlar Batı Türkistan diye anılan coğrafyada yaşananlar dikkatle incelendiğinde, birçok ülkenin sistemli biçimde parçalanmaya, istenmedik istikamette dönüştürülmeye, bu henüz vaki olmamışsa, parçalanmaya, zayıflatılmaya ve istikrarsızlaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Sömürgeci zihniyet değişmemiştir; sadece yöntemlerini güncellemiştir. Eskiden işgal ordularıyla yapılanlar, bugün vekâlet savaşları, ekonomik baskılar, medya operasyonları ve siyasî mühendislik faaliyetleriyle gerçekleştirilmektedir. “Böl, parçala, yut” siyaseti hâlâ yürürlüktedir.
Ne yazık ki Türkiye de uzun zamandır bu kuşatıcı siyasetin etkilerine maruz kalmaktadır. Üstelik yalnızca dışarıdan gelen baskılarla değil, içeride yapılan yanlış okumalarla da mesele daha karmaşık bir hâle gelmektedir. Hatta Türk devletlerinin dış eylemler ve yönlendirmelerden değil, içsel çürümeden dolayı dağılma aşamasına geldiği, dahası yıkıldıkları tarihsel bir durumdur. Burada özellikle dikkat çekici olan husus, yaşadığımız problemlerin önemli bir kısmının doğrudan doğruya kavramların doğru anlaşılamamasından, doğrunun yanlıştan ayırt edilememesinden ileri gelmektedir.
Mesela “kaos” denildiğinde çoğu insanın zihninde “keşmekeş”, “kargaşa” veya “karışıklık” canlanmaktadır. Oysa bunlar aynı şey değildir. Keşmekeş çözülmesi güç bir dağınıklığı, kargaşa ise düzensizliği anlatır. Karmaşa ise çoğu zaman henüz çözümlenmemiş bir yapıdır. Yani görünen karışıklığın altında henüz tam kavranamamış bir düzen bulunabilir.
Bu ayrımı yapamadığımız zaman toplum olarak bulanık sulara sürükleniyoruz. Zira karmaşayı anlayamayanlar, kargaşanın kurbanı hâline gelmektedirler.
Benim nazarımda Türkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri de budur. Hava sürekli bulandırılmaktadır. Oysa pus ile bulanıklık aynı şey değildir.
Puslu hava tabiatın bir parçasıdır. Görüşü azaltır ama hakikati ortadan kaldırmaz. Dikkatli göz, pusun içinden yolunu bulabilir. Bulanıklık ise çoğu zaman insan eliyle oluşturulur. Maksadı görmeyi zorlaştırmak, yön tayin etmeyi engellemek ve fırsatçılara alan açmaktır.
Eskiler “kurt puslu havayı sever” derlerdi. Çünkü puslu havada kurt kendi tabiatıyla hareket eder. Fakat bulanık sular daha çok fırsat kollayanların işine gelir. Türkiye'de uzun zamandır yaşadığımız hâl biraz da budur. Ortam sürekli bulandırılıyor; insanlar gerçek meselelerden uzaklaştırılıyor. Ardından da bulanık suda balık avlamak isteyenler ortaya çıkıyor.
Bu noktada asıl ihtiyaç duyulan şey aklıselimdir.
Aklıselim, olaylara hamasetle değil hikmetle bakabilme kabiliyetidir. Hakikati arzuların, çıkarların ve ideolojik şartlanmaların önüne koyabilmektir. Ne yazık ki bugün siyasetimizde de medya dünyamızda da akademik hayatımızda da bu vasfın giderek zayıfladığı görülüyor.
Yönetici kadroların önemli bir kısmı eleştiriyi düşmanlık olarak algılıyor; birçok mesele ehline danışılmadan çözümlenmeye çalışılıyor. Tecrübe ve liyakat yerine sadakat öne çıkarılıyor. Sonuç olarak da devlet aklı ile günlük siyasetin ihtiyaçları birbirine karıştırılıyor.
Hâlbuki kadim Türk devlet geleneği, basiret ile feraseti birlikte işletmek üzerine kuruluydu. Devlet yönetimi heyecanla değil ölçüyle; öfkeyle değil dirayetle yürütülürdü. Görev talep edilmez, ehline verilirdi. Makamlar şahısları büyütmez; şahısların ehliyeti makamları yüceltirdi.
Bugün yeniden ihtiyaç duyduğumuz anlayış da budur.
Türkiye'nin önünde hâlâ güçlü imkânlar bulunmaktadır. Yetişmiş insan kaynağımız vardır. Köklü tarihî tecrübemiz vardır. Büyük bir kültür birikimimiz vardır. Eksik olan şey, bu birikimi harekete geçirecek selim akıl ve sahih idraktir.
Yapılması gereken, havayı daha fazla bulandırmak değil; pusun ardındaki hakikati görmeye çalışmaktır. Eleştiriyi düşmanlık değil imkân olarak değerlendirmektir. Gerçeği manipüle ederek günü kurtarmak yerine, gerçekle yüzleşerek geleceği inşa etmektir.
Türkiye'nin bugün her şeyden önce buna ihtiyacı vardır.
Aklıselime...
S. Dönmez
Yeni yorum ekle