Hero & Leandros – Umut ve Mesafe
Bazı aşklar birbirine kavuşamadığı için değil, onları ayıran dünyanın inadı yüzünden trajediye dönüşür. Kadim dinlerin derinine indiğimde, dünya mitolojisinin itinayla korunduğu tozlu raflarda listelenen anahtar sözcüklerden fazlasını konuştuğunu fark ettim.
Her mitoloji dünyayı kendi coğrafyasının rengine boyar fakat bütün bu farklı anlatıların derinliklerinde, birbirine şaşırtıcı derecede benzeyen ortak kırılganlıklar saklıdır. Bütün mitolojilerde kahramanlar çoğu zaman sadece canavarlarla savaşmaz; görünmeyen engellerin omuzlarına yüklediği kaderi de sırtlanır çünkü derilerinin yüzeyine dikey açılan her yaranın bir anlamı vardır. Gelişen asimetrik pigment bozulması derecesine göre asalet, cesaret ve üstlenilen sorumluluğun ağırlığını simgeler. Bu işte yaralanmanında bir jargonu vardır çünkü darbe bedeni estetik olarak değiştirse de, mitolojide bu değişim kusur değil, onurdur. Belki de bu yüzden, en çok Hero ile Leandros’un kıyılarında oyalanıyorum. ( Antik yunancada isim Leandros'tur fakat Latinceye Leander olarak geçmiştir. Günümüzde bu yüzden Hero& Leander olarak bilinir.)
Bir insanın başka bir insana ulaşabilmesi için her gece denizi göze alması ne kadar ağır bir çağın yüküdür? Bir kıyıda bekleyen umutla, diğer kıyıda kulaç atan cesaret aynı hikâyeye ait olabilir mi? - Sanmıyorum.

Telaffuzu da hiç kolay değil. Biri beklemenin ağırlığını taşırken, diğeri ulaşmanın bedelini ödüyordu... İkisi de aynı yalnızlığın farklı yüzlerini seviyordu.
Deniz…
Ne tuhaf bir varlık.
Aynı anda hem ayırıyor hem de birbirine kavuşturuyor. Dalgalar bazen iki insanın arasındaki en büyük mesafeye dönüşüyor, bazen de kavuşmanın tek ihtimali oluyor. Belki bu yüzden deniz hiçbir zaman yalnızca tonajlı bir su birikintisi olmadı. İçinde biraz özlem, biraz korku, biraz da vazgeçemeyen insanların inadını taşıyan doğaüstü bir metafor halini aldı.
İnsan zihni de denize benziyor aslında… Dışarıdan bakıldığında sakince kıyıya vuruyor gibi görünse de, diplerinde hangi fırtınaları büyüttüğünü kimse bilmiyor. Belki de bu yüzden her insan, ömrü boyunca kendi Hellespontos’unu geçmeye çalışıyor. Kimimiz sevgisine ulaşmak için kulaç atıyor, kimimiz kendinden kaçmak için, kimimiz de karşı kıyıda gerçekten bir ışık olup olmadığını anlayabilmek için… ( Hellespontos, Hero ile Leander efsanesinde yüzülen boğazın Antik Yunanca adıdır. Günümüzdeki Çanakkale Boğazıdır. Batı dillerinde Dardanelles olarak tanımlanır.)
Bazen düşünüyorum…
Bir insanı hayatta tutan şey gerçekten sevdiği kişi midir, yoksa onun hâlâ bir yerlerde beklediğine inanması mı?
Esasen bütün düğüm de çözüm de umudun içinde saklı çünkü umut, hiçbir zaman kavuşmanın garantisi olmadı. Yalnızca yola çıkabilmenin sebebiydi. Ne gariptir ki mitolojiler, tanrıların ölümsüzlüğünü anlatırken insanların ne kadar kırılgan olduğunu yazdı. En güçlü kahramanlar bile bir fırtınanın, küçük bir gecikmenin ya da sönen tek bir ışığın karşısında yenildi. Bazen bütün bir hayat, uzaktan görünen küçücük bir alevin varlığına bağlandı. Sanırım bu yüzden bazı hikâyeler hiç eskimiyor çünkü Hero ile Leandros hiçbir zaman yalnızca iki insan olmadı.Onlar, birbirine ulaşabilmek için her çağda yeniden denize giren herkes; her birimiz oldular.
Yeni yorum ekle