Fahri Atasoy* Düşünme Üzerine Düşünmek

Felsefe

Fahri Atasoy*

Düşünme Üzerine Düşünmek

İnsan olma arayışının en önemli özelliğinin zihnimizi kullanmak olduğunu biliyoruz. Zihin kullanmak denilince düşünme eylemi ilk akla gelen yetenektir. Zihnin başka yetenekleri olsa da düşünmek baskın olanıdır. Çoğu zaman zihin eylemleri denilince düşünme kastedilir veya anlaşılır. Bilinç, irade, hafıza, sezgi gibi düşünme ile bağlantılı özellikler de zihin eylemleridir aslında. Zihin felsefesi veya bilişim psikolojisi bu bağlamda bilgi üretmeye çalışır.

Bu yazımızda düşünme üzerinde duracağız. Düşünme felsefenin temeli olarak kabul edilir ama bu tarz düşünme daha çok akıl yürütme olarak karşımıza çıkar. Yani düşünmenin bu türü felsefe için bir araçtır, bir yöntemdir. Aristoteles bu düşünme biçiminin bilimi olarak mantık adı verilen disiplini geliştirmiştir. Mantık konularını işlediği kitabının ismi Organon’dur. Organon bilgiye ulaşmanın ve düşünmenin aracı anlamına gelir ve altı kitapçıktan oluşur. Aristoteles’in öğrencileri burada anlatılanlara “mantık” adını vermişlerdir. Düşünme üzerine düşünmenin ilk örneğini burada görürüz.

zorbatv.dergi

Mantık bir anlamda akıl yürütme anlamındaki düşünmenin bilimidir. Düşünen insan kendi zihninde yer alan düşünme eylemini anlamak için kendisine konu edinebilmektedir. Bilgiye ulaşma sürecinde yer alan özne (suje) ve nesne (obje) ilişkisinde düşünme (özne), yine düşünmeyi kendisine konu edinmektedir. Bu eylem insanı anlama arayışında önemli bir ayırımdır. Yani mantık bilimi sayesinde insan, bilgi edinme sürecinde kullandığı düşünme eyleminin mahiyetini anlamayı denemektedir. Biz de birer insan olarak düşünmeyi düşünerek bu anlama çabasına dâhil olabiliriz. Belki mantığa katkı sağlayamasak da mantık ile yapılmak isteneni kavrayabiliriz. Bu çaba her bir kişinin gelişimine katkı sağlayacaktır.

Felsefenin temel soru sorma tarzı “X nedir?” şeklindedir. Varlık nedir? Bilgi nedir? İyi nedir? Toplum nedir? Bir varlık türünün ne olduğunu anlamaya yönelik soruları çoğaltabiliriz. Düşünme de insanın tanımlama ayırımında ortaya çıkan bir varlık alanıdır. Hatta Yeni Çağ’da varlık felsefesinin hareket noktası haline gelmiştir. Orta Çağ’da yaygın olarak varlık temellendirilmesi metafizik alanda Tanrı ile başlatılırken, Yeni Çağ’da bu gerçeklik şüpheyle karşılanmış ve yeni bir temellendirme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Fransız filozof Rene Descartes şüpheyi bir yöntem olarak kullanmış ve şüphe edilemeyecek derecede doğruluğu açık-seçik bir gerçeklik alanı aramıştır. Şüphe götürmeyecek ilk ve tek gerçeklik onun akıl yürütmesine göre bireyin “şüphe ediyor olma hali”dir. Şüphe etmek ise “düşünmek” demektir. Sonuçta meşhur sonuç önermesi ortaya çıkar: “düşünüyorum o halde varım” (cogito, ergo sum). Bu sonuç önermesi aslında aynı zamanda bir başlangıçtır. Düşünen ben böylece bütün varlık alanının temelini oluşturur.

“Düşünme nedir” sorusu bizi düşünmeyi düşünmeye götürür. Düşünmenin bir zihinsel eylem olduğunu zaten biliyoruz. İnsana özgülüğü belirleyen bir özellik olarak düşünme aynı zamanda bilimin de konusudur. Psikoloji bilimi birçok davranışımızın temeli olarak gördüğü düşünmenin nasıl bir yetenek olduğunu tespit etmeye çalışır. Zihin etkinliğine dayalı davranışları bilişsel olarak adlandırır ve düşünme ile ilişkilendirir. Düşünmenin yansımalarından yola çıkarak tanımlamalar ve sınıflandırmalar yapar. Örneğin düşünmenin çeşitleri olarak akıl yürütme, hayal kurma, çağrışım, problem çözme, yaratıcı düşünme, sezgi gibi özellikler üzerinden sınıflandırma yapar. Biyolojiye dayalı bilimler (fizyoloji ve nöroloji gibi) düşünmeyi daha çok beyin etkinliği üzerinden açıklamaya çalışır. Mantık ise doğrudan doğruya düşünmenin bilgi üretmede kullanılan kısmıyla ilgilenir. Felsefe ile bilim çalışmaları genellikle buraya dayalıdır.

Düşünme, insan için bilgiye ulaşma ve problem çözme gücü olarak öne çıkar. Düşünmeyi kullanarak bilgi elde edebilir, karşılaştığımız problemleri çözebilir, merak ettiğimiz pek çok konuyu anlayabiliriz. Düşünmenin insan için işlevlerini sıralayacak olursak ciltlerce kitap ortaya çıkar. O zaman bu zihin gücünü daha iyi anlayabilmek için üzerine zihin yormak gerekir. Özellikle mantık biliminin kılavuzluğunda yol alacak olursak, düşünmenin varlık alanı ile insan arasında bir ilişki tarzı olduğunu görürüz. Bu bağlamda düşünmenin ilk malzemesi, içinde yaşadığımız nesnel evrenin (doğal ve insan yapısı) algısından doğan imgelerdir. Bu imgeler nesnelerin zihnimizdeki yansımalarıdır. Doğada (veya görselde) elma gördüysek zihnimizde elma imgesi canlanır. Nesneyi beş duyu organıyla algılarız ve bir süre sonra zihnimizde canlandırırız. Zihnimizde canlandırdığımız bu basit yansımayı anlamlı bir biçime dönüştürdüğümüzde kavram elde ederiz. Kavramlar zihnimizde yer alan soyut yansımalar ve düşünme malzemeleridir. Fikir veya düşünme olarak da ifade edilirler. Sokrates bu kavramlar için “idea” ismini kullanır. Bu idealar ona göre hem zihnin düşünme malzemeleri hem de filozofların varlık alanında aradığı hakikatin kendisidir. Dolayısıyla mantık çalışmalarında kavramlar önemli bir yer kazanmıştır.

Düşünmenin temel malzemeleri kavramlardır. Kavram dendiği zaman nesnelerin zihindeki tasarımları olarak tanımlama yapılır. Gerçeklik alanı sadece nesnel değildir. Dolayısıyla kavramların soyut olanları nesnel olmayan gerçekliğin ifadesi olarak kullanılır. Sevgi, melek, iyilik gibi kavramlar zihinde canlanır ama nesnel alanda duyu organlarıyla algılanabilecek bir karşılığı yoktur. Bilimlerin çözümlediği birçok bağıntı ve neden-sonuç ilişkisi de soyutlama gerektirir ve kavram haline gelmesi tamamen zihinsel bir işlem sonucudur. Kavramlar düşüncenin yapı taşları veya hücreleri gibidir. Düşünmeyi anlamak için kavramları anlamak gerekir. Felsefe kavramlar ile düşünce üretir. Bilimler kavramları kullanarak gerçekliğin bilgisini formüle ederler. Bilgi birikimi kavramlar ile sağlanır ve aktarılır. Dolayısıyla eğitim de kavramları kullanır. Düşünen ben kavramları kullanarak bilgi ve varlık ile bağlantı kurar.

Akıl yürütme tarzındaki düşünme felsefenin bilgiye ulaşmadaki temel yöntemidir. Akıl yürütmede kullanılan önermeler kavramlardan kurulur. Bu önermeler birbirleriyle ilişkilendirilerek sonuçlara varılır. Önermeler arasında kurulan ilişkiler sonucu çıkarılan sonuçlar bu akıl yürütmenin yansımasıdır. Aristoteles mantığında kıyas adı verilen akıl yürütme Yeni Çağ’da detaylandırılmış ve bilimsel sonuçlara ulaşmada kullanılmıştır. Kıyas mantığı tümdengelim olarak işlem yaparken, modern bilimlerin kullandığı mantık tümevarım olarak hizmet görür. Mantık olmadan bilim olmaz. Yani düşünme olmadan ne felsefe ne de bilim yapılabilir.

Düşünme, dünyaya gelen her insan için vazgeçilmez bir güçtür. İnsan olmamızın en önemli göstergesidir. Düşünen “ben” her şeyin merkezindedir. Tanrı ile ilişkimizde de merkezdir. Ben olmadan iman olmaz. Vahiy bilgisinin doğruluğuna ancak düşünme ile karar verebiliriz. İslam dininin kutsal kitabı Kuran, insanlara düşünmez misiniz, ibret almaz mısınız, idrak etmez misiniz ifadeleriyle uyarıda bulunur. Bu uyarı bile insan için düşünmenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Günlük hayatımızdan felsefeye, bilimden dine kadar geniş bir alanda düşünme bizim insan olmamızın göstergesidir. Düşünmeyi düşünmeden olmaz.

Düşünme üzerine düşünmek aynı zamanda insan üzerine düşünmektir. İnsanı anlamanın yolu buradan geçer. İnsanın kendisini anlamanın yolu da… Yeryüzünde insandan başka varlıklar düşünür mü düşünmez mi bilinmez ama insan düşünür. Düşünce yeteneğini kullandıkça insan olduğunu daha çok hisseder ve kendisini gerçekleştirmenin yollarını bulur. Kültür üretir, felsefe ve bilim yapar, sanat yaratıcılığını gösterir, bilgi elde eder ve hayatını geliştirir. Birey olarak hayatını geliştirdiğinde büyük insan dediğimiz eser sahibi başarılı insanlar ortaya çıkar. Toplum olarak geliştiğinde büyük medeniyetler dediğimiz, herkeste hayranlık uyandıran şaheser ortaya çıkar. Düşünme gelişmenin bir nevi lokomotifidir.

*Doç.Dr. Kırıkkale Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi                                                                            

İpek Yolu Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Derneği Bşk.

 Manşet Fotografı :ZorbaTVdergi Arşivi/Zorbey

Yorum

Mehmet Ønal (doğrulanmamış) Cu, 12 Kasım 2021 - 23:32

Değerli hocam
Toplum olarak en büyük sorunumuza değindiğiniz yazınızı zevle okudum. Bazen durup düşündüm insan bir düşünce varlığı ise bu yetisini neden kullanmaktan imtina eder. Ya da birey olmanın hazzını yakalayamaz. Oku emri kadar düşün emri olan bir dinin hakkını veremediğimizi düşünüyorum. Düşüncenin izinde kalın.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.