Doğa Sevgisi, Çevre Ve Atatürk

Kültür

 

Doğa Sevgisi, Çevre Ve Atatürk

(Özcan Kara, Tarih Araştırmacısı, karaozcan3@gmail.com)

Bugün “Doğa Sevgisi, Çevre ve Atatürk” konusunu soru ve cevaplarla ele alıyoruz. Buyurun…

 

SORU: Yaşamı boyunca doğayı, bitkileri, hayvanları, çevreyi koruyan kollayan, bunun en büyük yurt sevgisi olduğunu bize gösteren Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğa sevgisini nasıl anlatabiliriz?

YANIT: Doğa ve çevre sevgisinin Atatürk’ün kişiliğinin oluşmasında etkili olduğunu söylemek gerekir.

“Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya değer” diyen Atatürk’ün özlemi, tüm ülkeyi ağaçlandırmaktı, yeşillendirmekti. Manevi kızı Afet İnan böyle anlatır.

Bir bozkır kasabası olan Ankara’yı modern bir şehir haline getiren Atatürk, günümüzde çok sözü edilen “şehircilik” ve “çevre” kavramlarına o yıllarda yapmış olduğu çalışmalar ve örnek davranışlarıyla ışık tutmuştur. Her gittiği yerde ağaçlandırmaya büyük önem veren Atatürk’ün, Ankara’yı çağdaş bir kent olarak görme arzu ve özlemi, kentin olabildiğince yeşillendirilmesi çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu anlayış içerisinde Ankara’nın imar planında yapılan değişiklikler ve düzenlemeler, O’nun çevreye verdiği önemin ve çevrecilik anlayışının ne derece yüksek düzeyde olduğunun birer kanıtıdır. Bunlara örnek olarak; Atatürk Orman Çiftliği, Gençlik Parkı, Hipodrom ve Ankara caddelerinin ağaçlandırılması çalışmalarını verebiliriz. Bozkırdaki bir kasabadan modern bir kent yaratmak, Türklerin kentleşmede de mucize gösterebileceği amacını taşıyordu.

Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi açış konuşmalarında, doğal varlıklarımız olan ormanların korunması, dengeli ve tekniğe uygun şekilde işletilmesine yönelik konulara da yer vermiştir. 1 Mart 1922 yılındakibir konuşmasında, ormancılığın kurallarını şöyle belirtir: “Gerek tarım, gerek memleketin varlık ve genel sağlığı konularında önemi kesin olan ormanlarımızı da modern önlemlerle iyi duruma getirmek, genişletmek ve en yüksek faydayı sağlamak da önemli kurallarımızdan biridir.” Türklerin Orta Asya’dan kuraklık ve ağaçsızlık yüzünden göç ettiklerini çok iyi bildiği için ağaca karşı sevgi ve saygı gösterilmesini özendirmeye çalışıyordu.

 

 

SORU:Atatürk’ün doğa sevgisininkaynağının çocukluğunda yaşadıklarıyla ilgili olabilir mi acaba?

YANIT:Atatürk’ün doğa sevgisi, babası öldükten sonra annesi ve kardeşiyle Selanik’in 30 km. uzaklığındaki dayısı Hüseyin Ağa’nın çiftliğine yerleşmeleriyle başladığını söyleyebiliriz Elif Hanım. Burada, Küçük Mustafa çiftlik işleriyle uğraşarak yeşilliğe, toprağa ve doğaya ilgi duymuştur. Sonraki yıllarda çiftlikler kuracak, hayvan besleyecek ve ağaçlandırmaya büyük önem verecektir.

Atatürk doğayı çok seven bir insandı. Yeşile, çiçeğe, ağaca hayrandı. Cumhuriyetin ilk yıllarında “Çankaya köşkünden Meclis binasına giderken o günün Ankara’sında bir tek iğde ağacı vardır. Mustafa Kemal, her gün ağacın önünden geçerken arabayı yavaşlatıyor ve ağacı selamlıyor. Bir gün; “Bakın bu benim iğde ağacım” derken, o ağacın yerinde olmadığını görüyor. Büyük bir telaşla otomobili durdurup iniyor. Buradaki işçilere; “Ne oldu buradaki ağaca” diyor. “Efendim, yolu genişletmek için ağacı kestik” cevabını alıyor. Arabasına dönen Mustafa Kemal ağlamaya başlıyor. Bunun başka yolu yok muydu? diye.” O kadar düşmanın karşısında ağlamayan Atatürk, iğde ağacı için ağlıyordu…

Afet İnan, “Atatürk’ün Çankaya’yı seçmesindeki etkenin, karakavak ve söğüt ağaçlarının bulunması olduğunu söyler. Çankaya köşkünü gezmeye giderseniz ağacı kesmemek için duvarın yönünü değiştirdiğini göreceksiniz.

 

 

SORU:Doğayı bu kadar seven saygı duyan Atatürk’ün Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’ni kurduğunu biliyoruz. Bu konuyu ayrıntılı olarak öğrenmek isteyenler için neler söylenebilir?

YANIT:Atatürk’ün en heyecanlı anları nedir diye düşünsek Çanakkale Savaşı’nda düşman mevzilerine 10 m. mesafedeyken, ayağa kalkarak kamçısını sallayıp hücum emri verdiği an mı, Büyük Taarruz ’unbaşlayacağı gece yanındakilere “saat kaç” derken geçmeyen saniyeler mi? İkisi de değil… 1925 yılıAnkara’sında, bir akşam kıyafetini değiştirip Ankara'nın batısında kurak bir köyegelir. Köylüler Gazi Mustafa Kemal’i tanımazlar. Onlara, “ağalar, burada ağaç yetişip yetişmeyeceğinibana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz” diye sorar. “Al derler”, bir testi su verirler, bir de kazmakürek. “Kaz orayı iki gün sonra gel, biz sana ne olacağını söyleriz” derler. İşte o iki gün Atatürk’ün enheyecanlı iki günüdür. İki gün sonra gittiğinde testiyi çıkarır, testinin içinde su bitmiştir. Köylülerderler ki “ağa testide su kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna, birazuğraş burada ne ekersen biçersin”. Sonrasınıbiliyorsunuz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından parça parça ve farklı kişilerden satın alınır.Araziüstünde O’nun talimatı ile kurulan ve Türk tarımına öncülük eden çiftliktir. Kendi parasıyla satın alıpDünyaya Türk mucizesini bir kez daha gösterir, Atatürk Orman Çiftliği böyle kurulur.

Bu olayın bir başka yönü daha var, Tahsin Coşkan o zamanın genç bir ziraat mühendisi. “Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum” diyor Atatürk. Giderler,burasının hiçbir işe yaramayacağını düşünür Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek dolu, hayvan ölülerinin olduğu işe yaramaz bir arazidir. Atatürk, “Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum”. “Tahsin buraya ziraatçileri getir ve inceleyin.Bana resmi bir yazı getir burasıyla ilgili” diye emrini verir. Kısa bir zaman sonra Tahsin Coşkan “Burada hiçbir şey yetişmez“ana fikrindeki ziraatçilerin imzasının olduğu raporu Mustafa Kemal’in önüne koyar. Atatürkgülümseyerek okur raporu. Raporun altına şu ünlü sözü yazar “Vatan toprağı kutsaldır kaderine terkedilemez”. Etmez de… Kurulduğunda Gazi Orman Çiftliği olan Atatürk Orman Çiftliği’nin müdürü kim olur biliyor musunuz, Tahsin Coşkan. Bilimsel bilgiye, teknolojiye saygı duyulmalı ancak geleneksel bilgileri de göz ardı etmemeli demek istemektedir Atatürk. Büyük lider olmak böyle bir şey.

 

 

SORU:Atatürk yeni bir devlet kurmuşken ve birçok sorun varken devlet başkanı olarak ağaçla, doğayla, çevreyle nasıl bu kadar ilgilenebilmiştir?

YANIT: Sorunuzu bir örnekle açıklığa kavuşturmak isterim. Ankara’da Söğütözü diye bir mahalle var, o dönemde toplam 80 kadar söğüt ağacı bulunuyor. Atatürkburaya hep dinlenmek için gelir. Bir geldiğinde “Ah! burada bir kulübem olsaydı keşke”. Yanındakiler, “hemen yaparız Paşam“demişler. “Buradaki ağaçlara ne olacak peki”. “Paşam buradakiler söğüt ağacı,arsız ağaçtır. Söker başka bir yere dikeriz” demişler.

Bir an durur, “Bir tek şartla kabul ederim” der.“Söğüt ağaçlarını kendi ellerimle sökeceğim, kendi ellerimle dikeceğim,tuttuklarını gördükten sonra kulübe yapımına izin veririm”.Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk makamını Çankaya’dan Söğütözü’ne taşıtır. Kabullerini orada yapar, imzalarını orada atar, çadırda kalır hasırlar üzerinde oturur.Ağaçları kendi elleriyle diker, tuttuklarını görür.Ondan sonra, bugün çok küçücük ama verdiği mesaj olağanüstü büyük olan bu Söğütözü’ndeki Atatürk kulübesinin yapımına izin verir.

 

 

SORU:Ankara’nın dışında Yalova’ya da çok önem vermiştir değil mi?

YANIT:Atatürk her şehre çok önem vermiştir, amacı tüm yurdun yeşillendirilmisidir. Yalova deyince dünya tarihine geçecek Atatürk’ün doğa sevgisi ve çevrecilik anlayışına güzel bir örnek var, “Yürüyen Köşk”.

Atatürk bir gün Yalova’daki çiftliğe gittiğinde, köşkün hemen yanındaki çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bahçıvanı görür.  Hemen bahçıvanı yanına çağırarak ağacın dallarını neden kestiğini sorar. “ Ağacın dalları uzamış, binanın duvarlarına dayanmıştı” diye yanıtlar bahçıvan. O an Atatürk, kimsenin beklemediği bir emir verir. Ağaç kesilmeyecek, bina kaydırılacak. Bu sıradışı emri yerine getrimek için İstanbul’dan Başmühendis Ali Galip Alnar’ın başkanlığındaki teknik elemanlar gelirler. 8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çerçevesindeki toprağı büyük bir dikkatle kazıp yapının temel seviyesine inerler. Ardından İstanbul´dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim, santim çalışılarak temelin altına sokulan raylar üzerine oturtulur. Atatürk ve yanındakilerin izlediği bu olağanüstü ve riskli iş sonucu bina 4 metre.80 cm. kaydırılır. Çalışma iki gün sonra 10 Ağustos 1930 tarihinde tamamlanır ve çınar ağacı da kesilmekten kurtulur. Yalova’ya gittiğinizde Yürüyen Köşkü de ulu çınar ağacını da görebilirsiniz.

Burada iki konuyu özellikle belirtmek isterim, birincisi bir ağacın bir dalı bile çok değerlidir. İkincisi daha önemli bence, olanaksız durumlar yoktur, her zaman başka çözüm yolları bulunabilir. Veya şöyle söyleyelim,”bir de Atatürk gibi düşün”…

 

 

SORU:Çiçekçide Atatürk Çiçeği diye bir çiçek gördüm, çok şaşırdım.Bu çiçek nasıl Atatürk adını almıştır acaba?

YANIT: Atatürk’ün bahçıvanlarından Pandelli Roketas, Atatürk’ün doğaya, ağaçlara ve çiçeklere olan sevgisinden şöyle söz eder. “Atatürk çiçeğe çok meraklıydı. Kışın bile gelir ormanı dolaşırdı. Buranın doğal güzelliğine aşıktı. Bütün çiçekleri severdi. Hatta kır çiçeklerini toplar ve yakasına her gün papatya takardı. Bugün Atatürk çiçeği diye bilinen bir çiçek vardır. Hani yabancıların Ponsetya dedikleri…Yılbaşında kırmızı kırmızı açan çiçek… İşte onu da Atatürk çok severdi. Ben de burada, bu çiçekten bol bol yetiştirdim ve adını Atatürk Çiçeği koydum. Bu hareket onun çok hoşuna gitti.” Peki dünya tarihinde bir çiçeğe adını veren başka bir lider var mı, sanmıyorum. Çünkü doğasıyla bu kadar bütünleşebilen bir lideri dünya tarihi yazmamıştır.

Manevi kızlarından Sabiha Gökçen şöyle anlatır:“Ben Atatürk’teki çiçek sevgisini ilk kez Bursa’da iken görmüştüm. Özellikle gül ve karanfile bayılırdı. Yalnız onlar mı? Hayır. Boynu bükük menekşeleri, küçük kır çiçeklerini, papatyaları, gelincikleri, diyebilirim ki doğadaki bütün çiçekleri çok ama çok severdi. Kendisi bunları asla koparmaz, koparamazdı. Kıyamazdı onlara. Onları doğada oldukları gibi seyretmekten zevk alırdı.

Doğayı, ağaçları ve çiçekleri vatanı gibi seven Atatürk, manevi kızı Sabiha Gökçen özelinde bize şöyle bir vasiyet bırakmıştır. “Sabiha, kızım…Bak hayattayken çiçeklerimle ben kendim meşgul oluyorum. Onlara bakıyorum, baktırıyorum. Biz bakmasak, baktırmasak dilleri mi var bizden su isteyecek, gübre isteyecek, ışıklı bir yer ya da gölgelik isteyecek? Unutma sakın, nasıl olsa kader bir gün benim de kapımı çalarak bir başka dünyaya davet edecek… Çiçeklere bakmak, mezarıma çiçek götürmek sana düşecek o zaman… Birkaç gül yeter de artar bile.  Ama canlı olsun, yaşam dolu olsun.”

 

 

SORU: Şu ana kadar hayvanlardan söz etmedik, Atatürk’ün hayvan sevgisi hakkında neler söyleyebiliriz? 

YANIT:Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım, ağabeyinin çocukluğunda iki köpeği olduğunu, yaralı bir kargaya baktığını, Askeri Rüştiyede ata merak sardığını anlatır. Kuşlara, köpeklere özellikle atlara karşı çok duyarlıydı. AtlarAtatürk’ün yoldaşıydı, çoğu yolları onların sırtında aşmış, heyecanlarını birlikte yaşamıştı. Ata olan sevgisi ve biniciliği üniformayı giymesiyle başlamış ve onunla bütünleşmişti. Görev yaptığı her cephede onlar yanındaydı.At, onun için o kadar değerliydi ki, en çok sevdiği atı Sakarya’yı eşi Latife Hanım’a armağan etmişti. Onların başlarını, sırtlarını, yelelerini, kuyruklarını okşarken elleri sevgiyle titrer, gözleri sevgi ile parlardı. Sık sık at gezintileri yapar, yorgunluğunu bu çok sevdiği hayvanların sırtında, onlarla konuşarak dinlendirirdi. Bir gün atlı tramvayı süren sürücünün atları kamçılamasına sinirlenmiş, dizginleri eline alarak:“Ben de idare ettim ama kamçıyla değil ”demişti.Günümüzün en prestijli koşusu olan Gazi Koşusu da bildiğiniz gibi Atatürk’ün at sevgisine adanmıştır. Atatürk, atının ölümü için duyduğu acıyı hep hatırlar, “Çocuğum olmadığında hikmet ve isabet varmış, eğer bir evlat kaybetmek felaketi yaşasaydım, kalbim bu acıya dayanamazdı” diyerek anlatır.

Atatürk kuşları da severdi. İki beyaz kanaryası vardı. Kafeslerini açtırır, uçmalarını seyrederdi. Onlar da alışmışlardı, salonda dolaşıp kafeslerine dönerlerdi. Köşkün arka bahçesinde güvercin beslemişti.

 

 

SORU:Şimdi de sırada köpekler var sanırım? 

YANIT :Evet doğru, Atatürk’ün yoldaşı olan diğer bir hayvan köpekti. Sofya’da yavruyken sahiplendiği setter cinsi köpeği Alp’i kendine arkadaş edinmişti. Sofya’dan birlikte döndüğü bu köpeği savaşta da yanındaydı. O’nun odasında yatar, kalkma vakti gelip kalkmadığında gidip yoklar, onun sadık bakıcılığını yapardı. Ne yazık ki Nablus’ta uçak bombardımanında kaybolmuştu.Diğer bir köpeği Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanların cephede otomobilde bıraktıkları beyaz sarı karışımı olan Alber isimli av köpeğiydi. Cumhuriyet ilan edildiğinde yanındaydı. Ölünce çok üzülmüştü. Daha sonra Yalova’da gezinirken bir köpeğe rastlar, onu sahibinden satın alır. Bu köpeği, Foks’tu. Foks da Alp ve Alber gibi, Atatürk’ün yatak odasında uyurdu. Karyolanın ayak ucunda özel minderi vardı. Yemek salonunda masanın altına kıvrılıp, sabaha kadar süren sofra sohbetlerine eşlik ederdi. Atatürk uykuya çekilene kadar yatmazdı.

Çocuklar Atatürk’ü, köpeğiyle seviyordu. Kastamonu’da köpeğini seven bir çocuğa “Beni mi çok seviyorsun köpeğimi mi?” diye sormuş çocuk da rahat bir şekilde “köpeğinizi daha çok seviyorum” diye cevap vermişti. Bunun üzerine Atatürk “Niçin” diye sorunca çocuk da “Çünkü o sizi koruyor” diye cevap vermişti. Yine başka bir çocuk Atatürk’ü karşılarken köpeğinin nerede olduğunu sormuştu. Hayvanların kesilip kurban edilmesine de bakamazdı, çoğunun kesilmesine engel olmuştu.

Atatürk’ü düşmanlarının Bozkurt diye adlandırdığını da eklemek isterim.

 

 

SORU:Atatürk doğayı bu kadar seviyor doğa da Atatürk’ü seviyor mu acaba?

YANIT: Soru ilginç ve güzel, yanıtı da evet. Aklımda şu anda üç örnek var, paylaşayım. Her yıl Ardahan'ın Damal ilçesinde 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında ortaya çıkan Atatürk silueti var. Karadağ sırtlarına yansıyan Atatürk'ün silueti, her gün saat 17.55-18.10 arasında Ata Mahallesi'nden izlenebiliyor.  Doğal mucize olarak nitelendirilen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün silüeti, görmeye gelenleri selamlıyor. Damal’da Atatürk Silüeti Şenlikleri yapılıyor.

Balıkesir’in Gömeç İlçesinde Madra Dağları yönüne dönüp de kayalıklara baktığınızda sizi Atatürk karşılar. Gündoğumunda ayrı günbatımında ayrı renklerde Atatürk profilindeki kayalığı görürsünüz. Üçüncü bir Atatürk Silüeti de Giresun Kulakkaya Yaylası’nda…

 

 

SORU: Dünya Lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünde bile dünyayı birleştirdiği ve doğa sevgisinin en büyük örneklerinden birini Anıtkabir’de görebiliriz diye düşünüyorum. Bu konuda neler söylenebilir?

YANIT: Atatürk, yaşamının son günlerinde de yeşillikler arasında olma özlemini duymuştur. Yeşilliği olduğu kadar barışı da seven Atatürk’ün Anıtkabri’ne dünya uluslarının gönderdikleri fidanlarla meydana gelen Barış Parkı, ölümünden sonra Ata’nın kişiliğiyle bütünleşmiştir. Anıtkabir toplam 750bin metrekarelik bir alana sahip. Bu alanın yaklaşık 120bin metrekarelik bölümü Anıt Blok, 630bin metrekarelik bölümü ise Barış Parkı. Yaşamı boyunca Dünya’da ve yurtta barışı sağlamak için büyük mücadeleler veren Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünya’da Barış” özdeyişinden esinlenilerek Anıtkabir’de Barış Parkı oluşturulmuştur. Çorak bir yer olan Rasattepe, yemyeşil Anıttepe’ye dönüşmüştür. 

Barış Parkı’nda ABD’den Afganistan’a, Norveç’ten Mısır’a kadar 24 ülkeden ve Türkiye’den Ankara, Eskişehir, İstanbul ve Samsun’dan gelen 104 ayrı türde 48.500 adet bitki bulunuyor. Atatürk vatan toprağına defnedilmiştir. Şehitliklerin yanı sıra 81 ilden, KKTC’den, Azerbaycan’dan, Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi’nden, Kore Şehitliği’nden ve Selanik’teki doğduğu evin bahçesinden getirilen topraklarda yatmaktadır Büyük Atatürk.

 

 

SORU: Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğa Sevgisi ve Çevre konusundabizi aydınlattınız, ekleyeceğiniz başka bir konu var mı?

YANIT:Mustafa Kemal,hasta yatağında Afet İnan’a duvarda asılı tabloyu göstererek “oralara gidelim Afet, bana memleketimizin ormanlık güzel yerlerinden tanıdıklarını anlat. Ağaçlar altında dolaşabileyim, basit bir hayata kavuşalım. Çekip gidelim ormanlara. Son arzum yaz kış yeşil duran ağaçlar arasında olmaktır” …

Mustafa Kemal Atatürk son günlerinde yeşile duyduğu özlemi şöyle dile getirmiştir: “Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Sen Türk Ulusunu sonsuzluğa dek yaşatmak için verimli kalacaksın. Türk toprağı, sen, seni seven Türk ulusunun mezarı değilsin. Türk ulusu için yaratıcılığını göster.”

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır derken kendini sonsuza dek Türk Ulusuna, Türkiye Cumhuriyeti’ne adadığını ifade etmiştir. Saygı ve özlemle anıyoruz, ruhu şad olsun.

Bugün “Doğa Sevgisi, Çevre ve Atatürk” konusunu ele aldık.Yeni konularda buluşmak üzere esenlikler diliyoruz, hoşça kalın.

 

Kaynakça :

1. Erol Mütercimler, Fikrimizin Rehberi

2. Sinan Meydan, Sarı Paşam

3. Yılmaz ÖZDİL, Mustafa Kemal

4. Metin Aydoğan, Türkiye Üzerine Notlar

5. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam

6. İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI, İçimizden biri Atatürk

7.Turgut ÖZAKMAN, Şu Çılgın Türkler

8. Falih Rıfkı ATAY, Çankaya

9. Sabiha Gökçen, Atatürk’le Bir Ömür

10. Selman Yaşar, Atatürk’te Hayvan Sevgisi

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.