Doğunun İncisi Erzurum

Kültürel Miras

Doğunun İncisi Erzurum

GÖZLER VE ELLER!

Onlar Anadolu’nun Emekçi Kadınları,

Onlar Bizim Kadınlarımız…

 

Berica Nevin Berberoğlu

Halil Agah ‘

zorbatv.dergizorbatv.dergi

Dünyada hiç bir milletin kadını, 'Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim' diyemez!’ Mustafa Kemal Atatürk Yine yeni bir 12 Mart ve büyük kurtuluşun yıldönümü. Dün cephede kahramanlık destanı yazanların torunları bugün çağa destan yazıyor. Anadolu bozkırında bir ovaya çıkar yolunuz. Yazıya konu araştırma uzun bir emeğin ve gönüllü bir desteğin ve katkının ürünüdür: Kısacası Doğunun İncisi Erzurum’un ve bölgenin ‘emekçi’ kadınlarının, insanüstü gayret, çaba ve değerlerinin hikayeleridir…

zorbatv.dergiErzurum; göğsünde sakladığı saklı güzellik Palandökenensis’in (Palandöken’e özgü çiçek) de evi olan efsanelere konu olmuş Palandöken Dağları’nın kuzey eteklerine kurulmuş, kadim medeniyetlere beşiklik etmiş ve sadece Doğu Anadolu’nun en büyük şehri değil aynı zamanda 6 bin yıllık tarihiyle, geçmişle günümüz arasındaki en güçlü köprülerden biridir. Hattilerle başlayan tarihinde, Hititler, Hurriler, Urartular daha sonra Kimmerler, Saka (İskit) Türkleri, Medler, Persler, Makedonyalı Büyük İskender, Selevkoslar, Parftlar, Romalılar, Sadaniler, Araplar, Gürciler, Saltuklular, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Timurlular, Akkoyunlular ve Safaviler sırayla burayı yurt edinmiş, bu kadim kente kendi izlerini bırakmışlardır.

1514 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nu zirveye çıkaran Kanuni Sultan Süleyman ile Osmanlı himayesine giren Erzurum, elbette bir milletin cesaretinin ve özgürlük azminin simgesi olarak milli mücadelede de tarihi bir rol üstlenmiştir. 23 Temmuz 1919’da Anadolu’nun değişik illerinden gelen 56 delegenin katılımı ile düzenlenen Erzurum Kongresi’nde “Vatan bir bütündür parçalanamaz” şiarı ile Misak-ı Millinin oluşturulması mesajı da buradan verilmiştir. Kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken Dağları ile çevrili deniz seviyesinden yaklaşık 2 bin metre yükseklikteki bir ova üzerine kurulmuş olan bu kadim şehir, verimli ovaları ile bereketin ve tarihi geçiş yolu olan İpek Yolu güzergâhındaki konumu ile de hareketin şehri olmuştur.

zorbatv.dergiBelki de en bilinen özelliklerinden biri sert iklim yapısı olan bu şehir, her ne kadar yazları sıcak ve kurak geçse de kış mevsiminin dondurucu soğuğu ve Palandöken’in tepesinden eksilmeyen karı ile kış turizminin merkezi olmaya adaydır. Doğanın canlandığı ilkbaharda yeşillenen ve uyanan kent, sonbaharda sapsarı görünümüyle tam bir bozkır şehrine döner.

Bu soğuk şehri adeta ısıtan ve şifa dağıtan kaplıcaları ise bölgenin gizli zenginliğidir. Ilıca, Hasankale, Soğuk Çermik Kaplıcaları romatizma, cilt hastalıkları, siyatik ve çeşitli kadın hastalıklarının tedavisi ile sağlık turizmine de katkı sağlar. Şehrin ekonomisi ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılık faaliyetlerine dayalı olmakla birlikte, Erzurum’da tarım sektörü; bitkisel üretim, hayvancılık, su ürünleri ve ormancılık faaliyetleri olarak tanımlanır ve il nüfusunun % 80’i bitkisel üretim, hayvancılık, su ürünleri ve ormancılık faaliyetleri ile geçimini sağlarken, tarıma dayalı sanayi kolları da yeni istihdam alanları olarak göze çarpmaktadır. Arazinin kullanımı, coğrafi şartlar ve iklim koşulları nedeniyle; seracılıktan tarla ürünleri üretimine, meyvecilikten sebzeciliğe, su ürünlerinden, hayvancılık faaliyetlerine kadar geniş bir yelpazede tarımsal üretim söz konusudur.

zorbatv.dergiAnadolu’nun bu kadim şehirlerinin bir de üretken kadınları vardır. Doğuran, besleyen, üreten ve soğuk iklimlerin, toprak damlı evlerini sevgisiyle yuvaya dönüştüren kadınlar! Önce kadın vardı, sonra sevgi, aşk ve emeğin yüceliği… Sevda Aydın Vakfı: Doğu Anadolu Bölgesi’nin ekonomik ve kültürel gelişimi için, yerel paydaşlarla birlikte ‘kırsal kalkınma hedefleri kapsamında; tarımsal ürünler, el sanatları, eko turizm gibi konularda sürdürülebilirliğin sağlanması, alt yapıların geliştirilmesi, ulusal ve uluslararası pazarlar için markalaşma ve standartların yaygınlaştırılması, mevcut kapasitelerin artırılması ve bölgedeki geleneksel ürünlere ilişkin doğru yapılanmaların oluşturulmasının yanı sıra eğitim, sağlık, kültür ve sanat’ projeleriyle bölge insanına ışık tutmayı amaçlayan bir gönüllü/sivil toplum kuruluşu olarak; 2018 yılından, geleceğe uzanan misyon ve vizyonuyla toplumsal yaşamda yerini almış. Vakıf öncelikli hedeflerini; “genç kızlarımızın ve kadınlarımızın eğitim, sağlık, kültür-sanat ve üretimdeki’ payının eşitlenmesine yönelik toplumsal bilincin oluşması, güçlenmesi ve yaygınlaşmasına yönelik çalışmalara önderlik etmek olarak belirlemiştir.

Bu çerçevede ‘Gözler ve Eller’ projesi ile kırsalda kadın olmanın, modern kentlerden daha zor olduğu gerçeğine vurgu yapmakta. “Bana kadını anlatın üstat” diye fısıldayan sesin karşılığı: “Gözlerine ve ellerine bak!” Gözlerinde hissetmenin derinliğini, ellerinde şefkatin ve üretmenin izlerini göreceksin olmuştur… Biliyoruz ki, duyularımız arasında gerçeği bütün aydınlığıyla görmemizi sağlayan ve üstüne şiirler, romanlar yazılıp, şarkılar türküler bestelenen duyumuz, gözlerdir ki, ‘gözler asla yalan söyleyemeyen, bir başka anlatımla gözler doğruya açılan pencerelerimizdir!’ Bir de eller vardır, insanla ve toprakla bütünleşmiş; tarlada, bağda, tezgâhta, ocakta, mutfakta nasır bağlamış eller vardır:zorbatv.dergi

Yorgun, kırgın, yalnız ama hep çalışan, üreten ve geleceğe yönelik umudu olan… Bu yönüyle emeğin ve üretimin kutsal sayıldığı yaşamın en etkin kesimidir kadınlar. Kırsalda kadın olmak metropollerden daha zordur. Öyle ki, yaşamın her alanın kuşatan merkez olmak durumundadır oralarda kadın. Bir yandan evini çekip çevireni, diğer yandan üretime yönelik plan, karar ve etkinliklerin yönetenidir. Hayatları boyunca hem üretip hem de üretenleri “ana şefkati” ile yüreklendirerek ışık saçarlar etraflarına! İşte o varoluş mücadelesi veren hünerli ellere sahip kadınlarımızın özetlenmiş başarı öyküleri ile tanıştırmak istiyoruz sizleri…zorbatv.dergi

Anadolu kadınının çoğu zaman gözden ırak  cefa ve vefakar tavrını sembolleştirmek amacıyla, Anadolu bozkırında sınırlı sayıda Erzurumlu kadınlarımızla yüz yüze görüşerek gözlerini ve ellerini fotoğrafladık. Soğuk iklimlerin, toprak damlı evlerini sevgisiyle besleyerek yuvaya dönüştüren üreten, doğuran ve eğiten kadınlarımız! Onların emek ve değerleri ‘gözler ve eller’ ile sembolik bir anlatımla bütünleşsin istedik. Gören, hisseden, duygularını yansıtan gözler ve maddeyi biçimlendiren eller, görsel sanata dönüştürerek sonsuza kadar yaşasın istedik! Anlamın ve anlamanın yüceliği, tam da projenin bu aşamasında ortaya çıktı.

Bu amaçla, Anadolu’nun üretken, fedakâr ve cefakâr kadınlarını temsilen Erzurum il merkezinden, ilçelerinden ve köylerinden emekleriyle üreterek gelir sağlayanlar arasından seçilen kadınlarımızla yüz yüze görüştük.

Taşrada “Çalışan Kadın” olmanın değerini ve insanüstü gayretinin önemini konuyla ilgili olarak hazırlanan ‘Gözler ve Eller’ adlı kitap ve açacağımız sergilerle vurgulayarak, sosyal farkındalık yaratmak istedik. Umarız ki, bu farkındalık Sevda Aydın Vakfı’nın Anadolu kadınlarına destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlar ile buluşmasına, ortak projeler geliştirmesine vesile olacaktır.

Anadolu bozkırında yaşayan “Çalışan Kadınlar”ın, gösterdikleri insanüstü çaba ve bu çabanın değerinin önemini vurgularken; okuyucuları umutları, hayalleri ve gerçekleriyle buluşturduk.

Aşağıda yer verdiğimiz kitaptan alıntıları siz değerli okuyucularımızla da paylaşmak istedik (1): ‘

Geçmişte Erzurum’da her genç kızın çeyizinin vazgeçilmez örtüsü olarak bilinen Ehram, Hatice Hanım’ın ellerinde yeniden biçimleniyor.

Geçmişte genç kızların tezgah başında aşk melodilerini mırıldanarak dokudukları ehram, günümüzde onun ellerinde ince bir sanata dönüşerek varlığını sürdürüyor.’

‘Halı ilmek ilmek tezgahta dokunurken, duyguların dili olarak tanımlanır farklı farklı bölgelerde. Meryem Hanım, bulunduğu yerde kırkımdan çıkan yünlerin yıkanması, kurutulması, taraklanması, eğirilmesi ve ip haline gelmesinin tüm süreçlerinde çalışmakta.’ ‘Nesrin Hanım için halı usta öğreticiliği, farklı tasarımlar, yeni teknikler ve meslek sahibi olamamış bireylerle çalışmak demek. Bu konular kendisine çekici gelmiş, çünkü halı dokumacılığı; bireysel çalışmak yerine “paylaşmayı”, “bildiklerini aktarmayı”, “çalışma fırsatı olmayan ve gelir kaynakları kısıtlı genç kızlarımıza” yeni bir nefes ve meslek kapısı açmakta. BİR EL UZANSA!...Kültürü motifler üzerinden dünyaya yayan bu zanaat unutulmayacak ve değeri daha da fazla anlaşılacak.’ ‘Sündüz Ana, 68 yıllık yaşamını doğup büyüdüğü Karnavas Köyünde geçirmekte olan bir büyüğümüz. Köyünün adıyla anılan ve sadece orada üretilen kumaşı ile ünlü bir yerleşim. Sündüz Ana yaşamını çalışarak sürdüren kadınlarımızdan birisi. Evinin geçimini sağlamış; Karnavas bezini dokuyarak, bahçede çalışarak ve ailesinin aşını pişirip doyuracak bir çabanın içerisinde olmuş. 30 yıla yakın zamandır yatalak kalan eşine ve çocuklarına bakıp büyütmüş olmanın onurunu taşıyor. Kısa zaman önce kaybettiği eşinin yanı başında olmasının gerçekte büyük destek olduğunu düşünmekten alamıyor kendini’. ‘İlk gençlik çağı dediğimiz 14 yaşında halalarından etkilenerek, evinde başlamış Eda Hanım nakışa. Geçmişte genç kızların çeyizlerinin vazgeçilmez demirbaşlarından sayılan nakış, günümüzde daha az ilgi görür olmuş. Oysa, her iğne ilmeği sevgiliyi düşünürken verilen bir soluk, askerdeki evladını düşünen anaların sabır işi olmuş. Ne hızlı tüketiyoruz değerleri demekten alamıyor insan kendini’. Ortaokul sıralarında temel derslerden birisi olan el sanatları dersinin gelmesini dört gözle bekler olmuş Perihan Hanım. Merakı bu yöne kayınca da, işe nazarlıklar yapmakla başlamış. Yaptıkça ilgisi el sanatlarına yoğunlaşınca da ip örme konusunda çarpana kullanmayı öğrenmiş. Eski zamanlarda evlerde bağlama ve bebek beşiği sallama ipi gibi kullanılan Çarpanalardan çıkan çok renkli ipler, günümüzde amacından uzaklaştırılmış haliyle daha çok aksesuar, bileklik, yaka ve etek süsleme materyali olarak kullanılmaya başlanmış.’ ‘Kâğıt üzerindeki tasarımlar, her gün geliştirdiği modellerini elbiselere desen olarak işlemeye başlamış Melek Hanım. Özellikle Çifte Minareli Medrese’den aldığı Selçuklu motiflerini işlediği çalışmalar, hem kullanıcılar hem de modelistler tarafından yoğun ilgi görmeye başlamış ve takdir görmüş. İşine olan saygısı, giyim kuşam ve desen konularında daha iyi olmaya ve kendini geliştirmeye yöneltmiş. O işinin ruhunu yakalamayı rehber edinmiş kadınlarımızdan yalnızca birisi.’ ‘Rabia Ana, 86 yaşında, dört çocuk annesi bir Anadolu bilge hatunu. Yaşamının tamamı köyünde ve Uzundere ilçesinde geçmiş. Engelli olan eşinin yerini almayı hiç tereddütsüz üstlenmiş. Bu durum onun omuzlarına daha çok sorumluluk ve yaşamın ağır yükünü bindirmiş. Gençliğinden bu yana ot toplayıp, bağ ve bahçe işlerini yapmış, bunları derleyip toplayıp hayvan sırtında taşımış. Güç gerektiren ve daha çok erkek işi olan bu işleri yaparken bazen kendi kendine “…keşke anam beni hiç doğurmasaydı!” dediği bile olmuş. Öylesine bir yükün altında ezilmeden, durup dinlenmeden çalışmaya devam etmiş. Bir de “Allah’ım bana akıllı çocuklar nasip etti, Yaratan onlara sağlık versin!” diyerek de dualarını hiç eksik etmemiş. İnsanın çalışma isteğini kaybetmesidir ki, sakın içinizdeki üretme coşkusunu kayıp etmeyin, üretmekten ve birlikte hareket ederek güçlenmekten uzak kalmayın diye onları yüreklendirmeye ve yönlerini bulmalarına yardımcı olan Rabia Ana, bir ulu çınar gibi... Bulunduğu yöredeki gençlere, kadınlara, ve ulu çınarın gölgesinde soluklanmak isteyenlere, kol kanat germeye ve tecrübelerini paylaşarak rehberlik etmeye devam etmekte…’ ‘Erzurum’un evlerinde bir zamanlar tüten tandırlarda pişen yöreye özgü lavaşların üzerine sürülen tereyağ ve içine konan lor ile güne başlayan insanları göremiyoruz artık. Ancak bu gelenek unutulmuş ya da dadaşlar bu geleneklerinden vazgeçmiş değiller. Lavaş üretme işine başlamadan önce evinin kadını olarak ailesinin en iyi koşullarda yaşaması için koşuşturan kadınlarımızdan birisi Nazire Hanım.’ ‘Uzundere’nin orman içi köylerinden birinde üç erkek çocuktan sonra ailesine armağan olarak dünyaya geldiği söylenerek büyüyen bir genç kızımız Ayşe Hanım. İçine doğduğu doğanın ahenkli yapısı ve zengin kaynakları onun bir “tabiat ana” olarak yetişmesine vesile olmuş. Öyle ki, lise sıralarında eğitimini bahçe bitkileri-peyzaj konusunda yapmayı düşünmeye başlamış ve bu alanda Meslek Yüksek Okulu’nda eğitimini tamamlamış.’ ‘Nevin Hanım, Kayınvalidesinden öğrendiği, yöresel olarak bilinen ve tercih edilen “kete”leri kendi mutfağında üretirken, bunu kalıcı kılmak adına dört yıl önce başladığı işini büyüterek bir işletme kurma hedefini gerçekleştirmiş. İş yerinin bir gelir kapısı olduğunu dikkate alarak markasının adını da “Bereket” koymuş.’

(1) Berberoğlu, Berica Nevin ve Agah, Halil, Gözler ve Eller, Sevda Aydın Vakfı Yayın No:1, İstanbul, 2021.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.