Saygın Ünel: Tuvalin Ucundan Damlayan Kan

Görsel Sanatlar

Saygın Ünel

Tuvalin  Ucundan Damlayan Kan

zorbatv.dergiZihnimiz bin bir evrenin uçsuz bucaksız koridoruysa kim bilir kaç hayat barındırıyoruz benliğimizde? Pek çoğumuz bir evrene sıkıca tutunup oradan kopamıyor kimimiz ise başka evrenlerle yüzleşme cesaretini gösterebiliyoruz. Belki de bu bir cesaret değil bir zorunluluk!zorbatv.dergi

Ressam Deniz Serkan Özcan’ın eserlerine baktığımızda içindeki bin bir evrenle zorunlu ve mutlak bir bağ kurduğunu görmek mümkün. Karanlık rüyaları zihnini kuşattığında yapacak iki şeyi vardı. Ya bu kâbus olarak nitelendirilen karanlık rüyaları zihninden kovalayacak ya da onlarla yüzleşecekti. Deniz Serkan Özcan, bir gün o karanlık eli tutup tuvaline sürükledi. Onu fırça darbeleriyle öldürmeye çalıştı. Öldürmeden önce konuştu onunla, merak ettiklerini sordu.

O başka evrenden gelen şeyi varsıllaştırdı, boyutlandırdı ve tuvaline hapsetti. Ardından tekrar tekrar öldürdü. Tuvalinin ucundan akan kanla suladığı imgeleri zihninin en karanlık yerinde büyüttü ve söylenemeyeni söyledi, görünmeyeni gösterdi, duyulamayacak kadar derinden gelen çığlıklarla seslendi. İşte tam da bu nedenle Deniz Serkan Özcan’ın tablolarındaki kırmızı renk kan kokar.

Deniz Serkan Özcan’ın eserleri arasında kan kokusunu en yoğun alabileceğiniz “Sonsuz Döngü” serisinde şimdiden kopamayan bir dün ve bugün görürüz. Sanatçı, sonsuzluk işaretiyle bize ölüm ve yaşamın bitmek bilmeyen döngüsünü gösterir.

Alyuvarlara benzeyen bir arka planla derinleştirdiği gizem, “Sonsuz Döngü”nün kırmızı ve siyahını, hala atmakta olan kalbimizin zaaflarına armağan etmiştir. Ölüm, acı, şiddet ve şehvet… Hepsi aynı yerdedir. Tıpkı hayat gibi…

Tam anlamıyla ekspresyonist bir çalışma olan “Korku III” adlı eserde korkuya karşı bir direniş vardır. Bu direniş, sanatçının korkularıyla yüzleşirken bir yandan da onlara meydan okuduğunu gösterir.zorbatv.dergi

Resmin merkezinde tek başına oturan bir kadın görmekteyiz. Küçük bir sehpada, muhtemelen yeni doldurulmuş bir şarap kadehi ve yeni yaktığı sigarası durur. Kadın yalnızdır ancak bu yalnızlık onun için bir sorun arz etmez. Belki de gerçek anlamda yalnız olmadığını bildiğinden böyledir.

Zihninin en kuytu, en karanlık yerinden bir çift gözün onu sürekli izlediğinin farkındadır, fakat bu duruma son derece alışkın görünür. Onu yok sayar. Yok sayılan korkunun bir önemi kalmaz ve nedensellik ilkesini tersine çevirir. Nedeni değil önce sonucu ortadan kaldırır. Burada gördüğümüz şeyin Deniz Serkan Özcan’ın savunma mekanizması olması çok olasıdır.  

Soyut bir dışavurum ile bize en gizli sırlarını anlatan sanatçı Deniz Serkan Özcan, “Dehşet” adlı eserinde, belki hücrelerimizde gizli duran o vahşeti gösterir. Bu esere baktığımız anda ürpermemizin nedenini çözemiyorsak, genetik aktarımlarla bize doğuştan sunulmuş olayların, gen havuzumuzda birikmiş olan o atalarımızın rüyalarının bir sahnesini görmüş olabiliriz.

Korku, şekil değiştirebilen bir şeydir. Hepimiz karanlıkta nesneleri farklı görürüz. Hatta bazılarımız görünmeyenleri de görürüz. “Dehşet”te de korkunun çeşitleri vardır.  

*Sanat Tarihçi, Küratör

 zorbatv.dergi

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.