Pyramos İle Thisbe
Pyramos ve Thisbe, kraliçe Semiramis’in surlarla yaptırdığı Babil kentinde bitişik olan evlerde komşu olarak yaşamaktadırlar.Pyramos yakışıklı bir delikanlı, Thisbe ise doğunun en güzel kızlarından birisidir. İki komşu evin alımlı genci birbirine sırılsıklam aşık olurlar. Tabi aşık gençlerin kavuşmalarına aileleri müsaade etmemektedir. Fakat ne olursa olsun sevgilerinin önünde hiçbir şey duramamaktadır. Evlerini yapan ustaların yapmış olduğu duvarda çatlak vardır. Bunun kimse yıllardır farkına varamamıştır. Aşk görünmeyeni gösterir ya bunu aşklarını delice yaşamak isteyen iki genç fark eder. Ve bu çatlaktan sevgilerini iletirler. Bazen de aşk cümlelerini karşılıklı çatlaktan ifade ederken şunları dile getirrilerdi: “Acımasız duvar! Neden aşkımıza engel oluyorsun? Birbirimize gerçekten kavuşmamız için hepten yok olmanı istemek çok şey olurdu belki ama hiç olmazsa biraz daha açılabilirsin, böylece biz de birbirimizi öpebiliriz. Gene de sana minnet duyuyoruz. Senin sayende sözlerimiz birbirimizin sevgi dolu kulaklarına erişebiliyor.”
Bazen şikayet bazen şükür arasında dile getirirlerdi kelimelerini. Ayrı kalmanın verdiği ızdırapla uyumak için öpücüklerini duvara kondururlardı. Günün ilk ışıklarıyla tekrar bir araya gelirlerdi. Yaşadıklarına gün be gün daha fazla üzülüyorlardı. Günler böyle geçerken bir gün gecenin ilerleyen saatlerinde kimseciklere görünmeden evdençıkmaya kararlaştırdılar. Tenha yerlerden ziyade Ninos’un mezarı yakınında buluşup oradaki ağacın altında olacaklardı. Bu ağaç üstü kar beyazı meyvelerle dolu kocaman dut ağacıydı. Ağaç olurda su olmaz mı? Ağacın yanında oluklarından buz gibi su akan çeşme vardı. Günün geçmesini zor zahmet atlatmaya çalıştılar heyecanla. Zaman gün boyunca geçmek bilmese de sonunda hava kararmıştı. Artık kimseler duymadan Thisbe sessizce kapıyı açarak evden çıktı. Evdeki kimseye görünmeden çıkmayı başarmıştı. Başında bir tülle mezara gelip ağacın altına oturdu. Korksa da yüreğindeki sevgi ona ferahlık veriyordu. O da neydi aniden ağzı kanlı halde bir aslan gördü. Ağacın kenarındaki çeşmeden su içmek için gelmişti. Babilli güzeller güzeli Thisbe aslanın geldiğini uzaktan ay ışığında görüp korkarak kaçmaya başladı. Hemen gördüğü mağaraya gizlendi. Fakat bunlar olurken korkudan başındaki tül kayıp düşmüş ve orada kalmıştır.
Ormanlar kralı aslan bolca suyunu içtikten sonra yuvası olan ormana dönmek için yolda Thisbe’nin düşürmüş olduğu tül örtüsünü görüp onu paramparça eder. Biraz sonra Pyramos gelir ve toprağın üstündeki izlerin yaban hayvanına ait olduğunu anlar. Suratı kireç gibi olur. Ve ardından da kan lekelerine bulaşmış tül’ü bulduğunda şunları haykırır:”Aynı gece iki sevgilinin de ölümünü görecek. İkimizden en uzun yaşaması gereken oydu. Suçlu olan benim. Zavallı sevgilim! Seni yok eden ben oldum. Çünkü geceleyin böyle tehlikeli bir yere gelmeni senden ben istedim ve buraya senden önce gelmedim. Ey bu kayalıklarda yaşayan aslanlar! Bedenimi parça parça edin, etimi korkunç çenelerinizle ısırıp paralayın… Ama yalnız korkaklar ölüm dilenirler.”
Ardından tül’ü alarak buluşmak için konuştukları ağacın altına gider. Çok yakından bildiği tül’ü öperek ağıtlar yakar ve şunları dile getirir: “Şimdi benim kanımı da içmelisin.” Böyle dedikten sonra yanında bulundurduğu kılıcı aniden böğrüne saplar ve geri çeker. Yaptığı eylem sonunda oracıkta ölür. Yarasından fışkıran sıcak kanlar tepedeki dut ağacının beyaz meyvelerini boyar. Dut ağacının kökleri kanı fazlasıyla almıştır. Bundan sonra da dut ağacının meyveleri mor renge bürünmüştür.
Yüreğindeki korkusu geçmemiş olan Thisbe acaba sevgilim gitmiş midir diye düşünerek gelir ve çevresine bakar. Onu görüp yaşamış olduğu tehlikeyi anlatmak için can atıyordur. Çevreyi tanısa da ağacın bembeyaz renkli olan meyveleri onu şaşırtır çünkü renkleri koyulaşmıştır. Emin olamamıştır ağaçtan. Şaşkınlığı devam ederken yerde olan kanları ve yerdeki titremekte olan bedenin farkına varır. Ürkerek geriye çekilir ve gözleri yerinden fırlayacakmış gibi olmuş dişleri şoktan birbirine vurmaktadır. Kısa süre içinde sevgilini tanır. Saçını başını yolmaya göğsünü yumruklamaya üstünü başını yırtmaya başlar. Canından çok sevdiği sevdiceğinin bedenine sarılarak akan gözyaşları kanıyla karışır. Soğumuş olan suratını öpüp koklayarak şöyle feryat eder: “Ah Pyramos! Seni benden alan nedir? Pyramos, bana yanıt ver. Ben, senin her şeyden çok sevdiğin Thisbe’n konuşuyor senle. Beni dinle. Başını kaldır!”
Sevgilisinin sesini duyunca Pyramos ölümün sindiği gözlerini açıp baktıktan sonra kapatır. Thisbe tülünü tanır, fildişi kının içinde kılıç olmadığını anlar. “Demek ki senin kendi elinde sana kıyan, mutsuz sevgilim, demek bana duyduğun sevgi ölümüne neden oldu! Ama benim de bunu yapabilecek korkusuz bir elim var, ben de seni seviyorum. Aşkın bana güç verecek. Ben de seninle geleceğim. Senin ölümünün yalnız nedeni değil yoldaşı olduğumu da söyleyecek herkes. Seni benden ancak ölüm ayırabilirdi, şimdi ise ölümün bile ayırmaya gücü yetmeyecek.ve siz, onun ve benim mutsuz analarımız ve babalarımız, ikimiz adına size yalvarıyorum, aynı aşkın ve son saatlerimizin birleştirdiği bizleri aynı mezara gömmeyi reddetmeyin. Yalvarırım, şimdi birimizin zavallı bedenini gölgeleyen bu ağaç az sonra benimkini de örtsün; ikimizin de kanımızın anısına meyveleri sonsuza dek yasa uygun olan bu rengi korusun ve ikimizin ölümü için bir anıt olsun.”
Konuşurken Pyramos’unkanınyla sıcak olan kılıcı göğsünün altına gelecek şekilde ayarlayıp onun üzerine düşer. Hem tanrılar hem de ana babası sözlerinden etkilenirler. Olgun dutlar koyu kırmızı renktedir; Pyramos ve Thisbe’nin külleri aynı vazo da sonsuz uykuda sonsuz ve ölümsüz aşklara adlarını yazdırmaya başarırlar.
Yeni yorum ekle