Duvar Saati

Kültür

Duvar Saati

İnanış o ki, bir akarsuyun kaynağından çıkan su tekrardan çıkmış olduğu kaynağa yıllar sonra olsa da geri dönermiş.

O akarsu, ister minik bir çay, ister çok büyük bir nehir olsun, ister kısa mesafeler, ister değişik memleketleri, coğrafyaları ardında bıraksın,ister düz ovada, ister engin dağlardan, yüksek yarlardan şelale olup aksın, en sonunda ister göl, deniz ya da okyanusavuslata ersin, o akarsudaki su ne yapar eder, sis olur, yağmur olur, kar tipi olur ve tekrardan doğduğu kaynağa geri dönermiş.

Çok yıllar öncesinde, minik kozasında tek başına yaşayan ipek böceği,ya da eskinin düşünce dünyasının mütefekkirlerinin çilehane’ye kapanıp orada kendi iç dünyalarına dönmesi misali,tarihi bir han’da atölyeniz olsunistersiniz. Yakın zamanda,mazideki yaşanmışlıklarının han duvarlarına sindiği hatıralarla beraber yaşayacağınıziki kapılı tarihi bir han’da minik, iddiasız,gösterişsiz bir atölyeye kavuşma hayaliniz hiç olmadık bir zamanda gerçekleşiverir.

Mazide dayanışma ve yardımlaşma erdeminin sahip olduğu Ahi’lik anlayışının hüküm sürdüğü ve birçok Ahi meslek erbabına ve zanaatkârına ev sahipliği yapmış olan bu tarihi Han’daki şimdiki komşularınız kuşaktan kuşağa aktarılan Ahi’lik kültür ve ahlakını benimsemiş olarak örnek bir dayanışma ve yardımlaşmayla, hayaline kavuştuğunuz atölyenin el birliği ileçok kısa bir sürede yeniden dirilişini heyecan ve şaşkınlıkla izlersiniz.

Eski bir aile dostunuz yıllardır taşınmalar, şehir değiştirmeler nedeniyle kullanamadığı ve bir kutuda sakladığı antika duvar saatini, açmış olduğunuz atölyenize açılış hediyesi olarak paketleyip size gönderir, kutuyu açıp saatin içine baktığınızda saatin dişlileri yirmi yıllık ölümcül bir yalnızlığın, terk edilmişliğin bir ifadesi olarak birazda paslanmış olarak yirmi yıl öncesinin şimdi’sinde öylece takılıp kalmış olduğunu görürsünüz.

Yirmi yıl öncesinin şimdi’sini ve mazideki geçmiş olan tüm yaşanmışlıkları, dişlileri arasına kaydeden saatin dişlileri arasında sıkışıp kalmış, hapsolmuş hatıralar,siz saatin kurma anahtarı ile saatin hayata yeniden dönüşünü sağlayan zembereğini kurup çalıştırdığınızda yeniden dirilişin misali, tekrardan hayata dönen ve dönmeye başlayan dişliler arasındaki mahpus kalmış hatıralar, nasıl ki Ağustos Böceği on yedi yıl toprak altında kalıp da yeryüzüne çıktığında o dört hafta gibi kısa ömrünün neredeyse tamamını neşeyle şarkı söyleyip coşuyorsa, yirmi yıllık ölümcül beklemenin ardından, durmuş saatin dişlileri arasındaki esaret hayatı yaşamış mahpus hatıralarda şimdiye, tekrardan hayata dönmenin keyfinin bir ifadesi olan ve çalışmaya başlayınca saatin tik-tak, tik-tak sesleriyle birlikte neşeli Ağustos Böceği ya da Alaaddin’in sihirli lambasındaki uzun yıllar mahpus kalmış cin misali coşkuyla günümüze dönerler.

Kutudan çıkan saatin 7,30 da durduğunu görüsünüz ve ister istemez acaba sabahın 7,30’ unda mı? Ya da akşamın 7,30’nda mı durduğunu düşünmeden edemezsiniz. Yirmi yıl öncesinin 7,30’nda ölümcül bir uykuya dalmış olan dişliler arasında sıkışıp kalmış,yeniden dirilişi sağlayan zembereğin yeniden kurulmasıyla tekrardan hayata dönen hatıralar, uzun yıllar bir mağarada uykuya dalan ve 300 yıl kadar bir süre uyuduktan sonra uyanan YediUyurların yaşadığı şaşkınlığı acaba yaşamışlar mıdır? diye düşünmeden de edemedim.

Gelen saatin ilk günkü gibi çalıştığını görünce ve yeniden dirilişin sesleri olan o muhteşem ‘’ Tik-Tak,Tik-Tak ‘’ seslerini duyunca,saatin elinize sağ salim gelip gelmediğini merak eden aile dostunuza bilgi vermek ve sevincinizi paylaşmak için haber verirsiniz.

Klasik bir hal hatır konuşmasının hemen peşinden, saatin itinayla sarılıp sarmalandığı haliyle kendinize sapa sağlam, hasarsız geldiğini belirttikten sonra, aile dostunuz,saatin neden yirmi yıldır bir kutu içerisinde dolabın en korunaklı yerinde sakladığını ve yeni atölyenize hediye olarak en uygun kararın bu duvar saatinin olduğunu söyledikten sonra kısa bir sessizliğin ardından  ‘’ bu benim için çok kıymetli ve anı yüklü saati sana vermeliydim, çünkü son derece değer verdiğim, önemsediğim ve saygı duyduğum bir insan olan ve beş yıl önce yitirdiğimiz Zahir bey yani senin baban tam kırk bir yıl önce İzmir’de bu saati bana o hediye etmişti ‘’ der ve zamanın bir an için durduğunu,o saatin çelik, nikel alaşımlı invar malzemesinden mamül dişli çarklarının zembereğinin boşalarak, dişlilerin ve akrep ile yelkovanın ters istikamette hızla geriye doğru dönmeye başlayıp, zamanda yolculuk misali sizi taa 41 yıl öncesine götürdüğünü hissedersiniz,söyleyecek sözleriniz yutmakta zorlandığınız ham bir ayvanın boğazınızda bıraktığı ağrı gibi takılır ve öylece sessizce kalıverirsiniz…

Mazide babanızın itibar ettiği bir aile dostuna hediye etmiş olduğu duvar saati, doğduğu akarsuyun kaynağına çok uzun yıllar sonra tekrardan geri dönen su misali, kırk bir yıl sonra tam kaynağına dönmese de asıl kaynağının oğluna yani bana geri döner. Bu muhteşem geri dönüş bir tesadüf mü?  Yoksa bir tevafuk mu? Bilemedim.Ancak bildiğim tek şey kırk bir yıl öncesinde babamın dokunduğu bu duvar saatinin bir yerlerinde hala gizlenmiş olan parmak izlerinin varlığıydı.

Atölyemin en görünen yerine astığım üst üste iki yuvarlak şeklindeki duvar saatine baktığımda, içinde bulunduğumuz andan çok, zaman öncesini yani kırk bir yıl öncesinde bu saate dokunmuş, kurma anahtarına, kapağına ya da sair yüzeylerine parmak izlerini bırakmış olan babamı görürken suyun tekrardan kaynağına dönmesinin içimizde yaşattığı buruk, hüzünlü mutluluğunuyaşarım.

Evet, evet çok uzun yıllar sürse de su kaynağına tekrardan geri dönmüştü.Şimdi yeniden kaynağından doğan su misali bakalım nasılzorlu bir yolculuğa çıkacak, hangi yolları kat edecek ve hangi şartlarda tekrardan kaynağına geri dönebilecek mi?

ve eğer geri dönebilirse asıl kaynağı ile görüşebilecek mi ?


.

Yorum

Necdet Durak (doğrulanmamış) Çar, 14 Ocak 2026 - 22:44

Hikayenin sonuna kadar bir hayal ürünü okudum, ama saatin babanız tarafından hediye edilip tekrar size dönüşü ve duvarda asılı fotoğrafını görmek çok çarpıcı. Atölyenizde sizi ziyarete geldiğimde sıradan görünen, hatta varlığını bile farketmediğim duvar saatinde meğer neler saklıymış.

Konuk (doğrulanmamış) Per, 15 Ocak 2026 - 17:53

In reply to by Necdet Durak (doğrulanmamış)

çevremizde, sessizce duran birçok varlığın kendince yaşanmışlıkları, üzerlerine sinmiş birçok hatıralar olduğunu düşününce, o varlıkların cansız dahi olsa bir ruhu olduğuna inanası geliyor insanın.

Mehmet (doğrulanmamış) Çar, 14 Ocak 2026 - 23:55

Yazınız bana “Gazi Kovan”ın hikayesini anımsattı. Suyun, kaynağına zahmetsiz yollardan geçerek yeniden dönmesi temennisiyle kaleminize sağlık.

Mehmet (doğrulanmamış) Çar, 14 Ocak 2026 - 23:55

Yazınız bana “Gazi Kovan”ın hikayesini anımsattı. Suyun, kaynağına zahmetsiz yollardan geçerek yeniden dönmesi temennisiyle kaleminize sağlık.

Mehmet (doğrulanmamış) Per, 15 Ocak 2026 - 00:02

Suyun kaynağına zahmetsizce yeniden dönenilmesi dileğiyle, kaleminize sağlık.

Nalân Melek (doğrulanmamış) Per, 15 Ocak 2026 - 20:52

İtibar kelimesi içimde burukluk yarattı . Bana göre anahtar kelime buydu . Tabiki tevafuktu . Verilen itibar belli ki alınmamış ve su kaynağına doğal akışında gelmiş . Buna benzer bir durumu bendeniz de yaşadım . Ne güzel ifadelerle anlatmışsınız Şenol . Yüreğinize, kaleminize sağlık 👌👏

Halil KORKMAZ (doğrulanmamış) Ct, 17 Ocak 2026 - 19:38

Bu metin bana hayatta sıkça yaşadığımız ama çoğu zaman fark etmeden geçtiğimiz geri dönüşleri hatırlattı. Mesela yıllar önce bir çekmeceye kaldırdığımız bir fotoğraf albümünü tesadüfen bulduğumuzda, o anların bir anda bugüne doluşması gibi… Ya da çocukken dedemizin kullandığı bir eşyayı yıllar sonra elimize aldığımızda, sanki onun sesi, bakışı, hatta eli omzumuzdaymış gibi hissetmemiz gibi. Hayat bazen gerçekten bir akarsu gibi; uzaklara gidiyoruz, başka şehirlerde, başka zamanlarda savruluyoruz ama bir koku, bir eşya, bir ses bizi hiç beklemediğimiz anda yeniden kaynağımıza götürüyor.
Duvara asılan o saat, bana babadan kalan bir ceketini yıllar sonra giymeye cesaret eden birini anımsattı. Kumaşı eskimiştir belki ama içindeki sıcaklık hâlâ aynıdır. Saatin yeniden çalışması da, uzun süre görüşmediğimiz bir dostla yolların tekrar kesişmesi gibi; araya yıllar girmiştir ama ilk cümle söylendiğinde zaman kaldığı yerden akmaya başlar. Senin anlatında da saat sadece zamanı ölçmüyor, geçmişle bugünü barıştırıyor.
Bu yüzden metin sadece bir hatırayı anlatmıyor; hepimizin hayatında bir şekilde yaşadığı “geri dönüş” duygusunu dillendiriyor. Bazen bir eşya, bazen bir mekân, bazen bir çizgi film (şirinler), bazen bir yiyecek (samsa tatlısı), bazen de hiç beklemediğimiz bir insan aracılığıyla… Su gerçekten de geç de olsa yolunu bulup kaynağına dönüyor. Okurken insan kendi hayatındaki o sessiz dönüşleri düşünmeden edemiyor.

Konuk (doğrulanmamış) Ct, 17 Ocak 2026 - 20:22

In reply to by Halil KORKMAZ (doğrulanmamış)

Sevgili Halil kardeşim, bu güzel yorumun için teşekkür ederim. Bu cevabi yazın bir yorumdan çok ötesi, kısa film tadında bir öykü olmuş. Geçmişle şimdiyi bağdaştıran edebi dilin, bir öykü yazaman gerektirdiğini yüksek sesle haykırıyor.içinde birikmiş bu öykü dilini çok vakit geçirmeden kaleme dökmen gerektiğini düşünüyorum,
Tekrardan teşekkürler ...

M.ÖZLÜ (doğrulanmamış) Pa, 18 Ocak 2026 - 10:52

Yazıların bize, icat ettiğin zaman makinesi ile yolculuk yaptırmaya devam ediyor, teşekkür ederim Şenol.

Konuk (doğrulanmamış) Sa, 20 Ocak 2026 - 19:41

In reply to by M.ÖZLÜ (doğrulanmamış)

Sevgili kardeşim Mustafa, herkesin gönlünün bir tarafında ya da ruhunun nostaljik kısmında bir zaman makinesi var gibidir. Efkarlandığımızda, eski bir objeye baktığımızda ya da elimize geçen bir fotoğraf
ister istemez bizleri bir zaman yolculuğuna çıkarır gibi. Güzel yorumunun için teşekkür ederim.

Fikret Aydın (doğrulanmamış) Pa, 18 Ocak 2026 - 11:01

Eskiden kalma manevi değeri olan bir obje onunla ilgili anıları olan birine farklı bir yolculukla gittiğinde değeri daha da artmakta, değer verdiğimiz, sevdiğimiz kişileri kaybetsek te geride bıraktıkları ile bizimle yaşamaktafır.
Günler geçse de eski Saatler hep aynı günü yaşamaktadır. Selamlar.

Konuk (doğrulanmamış) Sa, 20 Ocak 2026 - 19:43

Sevgili kardeşim Fikret , dediğiniz gibi sevdiklerimizden geriye kalan eşyalar resmen bize o kaybettiğimiz sevdiğimiz insanları yaşatır. Teşekkürler kardeşim.

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.