Söyleşi : Suna Baykam Sapan

Komşiler: Türk, Yunan, Akdeniz ve Balkan ezgilerini samimi ve modern bir şeklinde yorumluyor.
Komşiler grubunun solisti olarak bizlere kurmuş olduğunuz bu neşeli ve enerjik Yunan müzikleri ezgileri ve enstrümanları ile başlattığınız dünyanızı anlatır mısınız?
Selanik’teki Makedonya Üniversitesi Müzik Bilim ve Sanatı Bölümü’nde lisans eğitimimi tamamladım; Yunan geleneksel müziği alanında ses eğitimi aldım. Eğitim sürecim boyunca makamsal müzikle ve özellikle Türk müziğiyle yoğun bir şekilde temas etme imkânım oldu. Bu ilgi, beni 2017 yılında Erasmus programı ile İstanbul’a gelmeye yöneltti. Zaten Türkiye’nin kültürünü ve özellikle Türkçeyi çok seviyordum. Bunun, Türk halk ve sanat müziğinin yapısını yerinde gözlemlemek için çok güzel bir fırsat olacağını düşündüm. Erasmus sürecinden sonra Selanik’teki lisans eğitimimi tamamlayıp, yüksek lisans için tekrar İstanbul’a gelmeye karar verdim. 2021 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Müzikoloji ve Müzik Teorisi Bölümü’nde yüksek lisans programına başladım. Geçtiğimiz yıl yüksek lisans eğitimimi tamamladım.
Akademik yolculuğumun yanı sıra İstanbul’un müzik sahnesinde de aktif olmak ve kendimi geliştirmek istedim. Bu süreç, beni İstanbul’da tanıştığım çok değerli müzisyen dostlarımla birlikte bir grup kurmaya yöneltti. Komşiler’de iki ana melodi enstrümanı bulunuyor. Bunlardan biri, perdesiz bir enstrüman olan ve makamsal ezgileri icra eden ud; diğeri ise perdeli bir enstrüman olan ve Yunan müziğinde temel bir yere sahip buzuki. Bu ikiliğin grubumuzdaki varlığı, Batı müziği ile Doğu müziğini nasıl bir araya getirebileceğimizi araştıran ve bu iki dünyayı buluşturan bir anlayışa dayanıyor. Klasik gitar ve perküsyonun oluşturduğu altyapıyla da Yunanistan’daki taverna ortamının ses düzenine yakın bir denge kuruyoruz.
Komşiler’ in dünyası, sevdiğimiz şarkıları ve müzikleri icra etme ihtiyacından doğdu. Hem geçmişten gelen hem de bugüne ait müzikler. Bu yolculuk, yalnızca müziği değil, müziğe ve özellikle bu müziğe duyduğumuz sevgiyi de içinde barındırıyor. Repertuvarımızda ağırlıklı olarak Yunanca ve Türkçe, zaman zaman da Ermenice ve Ladino şarkılar yer alıyor. Aynı zamanda bu süreç, tek bir amaçtan yola çıkan bir hikâye değil. Benim için bu, müzisyen arkadaşlarımla kurduğum etkileşimden beslenen bir yolculuk. Yani aramızdaki bağdan, birlikte üretme hâlinden. Yaptığımız müziğe kattığımız neşe ve enerji, büyük ölçüde birbirimizle kurduğumuz ilişkilerden geliyor. Birlikte olmanın, paylaşmanın ve müzik aracılığıyla aynı duyguda buluşmanın doğal bir yansıması bu.
Türkiye de müzik piyasasında Yunan müziği veya çalgılarınızla icra ettiğiniz şarkıların dinleyicilerinden nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Komşiler, Türk, Yunan, Akdeniz ve Balkan ezgilerini samimi ve modern bir şeklinde yorumlayarak, dinleyicilere tanıdık ve keyifli bir müzik deneyimi sunuyor. Farklı müzikal arka planlardan gelen grup üyeleri, geçmişte iç içe geçmiş kültürlerin seslerini bugünün diliyle yeniden kurmayı amaçlıyor. Vokal, ud, buzuki, gitar ve perküsyondan oluşan kadrosuyla grup, Türk müziği enstrümanlarını Yunan müziğiyle buluşturarak kültürel bir ortaklık kurmaya özen gösteriyor. Rebetiko, Cafe Aman ve benzeri geleneksel türlerin, Zeibekiko, Sirtaki, Aptaliko gibi dans formlarının yanı sıra, sevilen popüler şarkıları da icra ediyor.
Komşilerile birlikte icra ettiğimiz şarkılara yönelik çok olumlu bir dönüş olmasının ötesinde, dinleyicinin gösterdiği ilgi etkileyici ve duygulandırıcı. Yunanca şarkı sözleri Türkiye’deki dinleyici tarafından her zaman anlaşılmasa bile, birçok insan melodi ve yorum aracılığıyla müzikle duygusal bir bağ kurabiliyor. Ortak şarkılardaki tanıdıklık hissinin dinleyiciyi çekmesi, bizi de bu parçaları her iki dilde icra etmeye teşvik ediyor.
Bu ilginin temelinde, Türkiye’de Rum müziğine dair tarihsel olarak güçlü bir altyapının bulunması yer alıyor. Yüksek lisans tezim kapsamında “Günümüzde İstanbul Rebetiko Müzik Sahnesi: Tatavla Keyfi Örneği” başlığıyla gerçekleştirdiğim bir röportajda da Tatavla Keyfi grubunun üyeleri Haris Rigas ve Güneş Demir tarafından vurgulandığı üzere, 1990’lar ve 2000’ler boyunca Türkiye’de yerel, etnik ve çok dilli müziğe yönelik ilgi giderek artmıştır.
1955 yılına kadar İstanbul’daki Rum toplumu, müzik ve eğlence hayatında önemli bir yere sahipti. 1970’ler ve 1980’lerde Türk ve Yunan müzisyenlerin birlikte sahne aldığı mekânlar, Yunan müziğine olan ilgiyi artırdı. 1990’lı yıllarda rebetiko ve benzeri müzikler Türkiye’de daha fazla dinlenmeye başladı. 1993 yılında Muammer Ketencoğlu’ nun yayımladığı projeler ve konserleri, Yunan ve Rum müziğine yönelik farkındalığın artmasına katkı sağladı. Aynı dönemde Yeni Türkü’nün albüm ve projeleri de bu müziğin daha geniş kitlelere ulaşmasını destekledi. 2009 yılında kurulan Cafe Aman Istanbul, İstanbul’daki rebetiko sahnesinin gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Tatavla Keyfi ise 2008 yılından beri rebetiko İstanbul müzik sahnesinde aktif olarak konserler vermektedir. Tüm bu sanatçılar, bu müziğe duyulan sevginin gelişmesi için güçlü bir temel oluşturdu. Bugün geldiğimiz noktada, sevdiğimiz müziği icra edebiliyor olmak ve buna karşılık gerçek bir ilgi ve sevgi görmek kendimizi çok şanslı hissetmemizi sağlıyor.
Yunan müziğine hep ilgi duyulmuştur bu topraklarda. Komşiler' in grup ahengi ile müzikseverlere yaşatmak istediği dostluk ve etnik bağ nedir?
Anadolu gibi etnik çeşitlilik açısından zengin topraklarda; müzikler, kültürler ve insanlar da sürekli iletişim halinde olduğu için aradaki benzerlik kaçınılmaz oluyor ve koparılamaz bir bağ oluşuyor. Bu bir aradalık, dünyanın çeşitli bölgelerinde vardır ve farklı etnik gruplardan insanlar arasındaki dostluk da günlük hayatımızın bir parçasıdır. Biz de bu dostluğa vurgu yapıyoruz. Sadece hem Yunanca hem Türkçe sözleri olan parçaları değil, ayrıca Anadolu’da yaşayan Rumların geleneksel parçalarını da repertuvarımıza dahil etmeye ve günümüze taşımaya çabalıyoruz.
4. Tam yeri gelmişken tüm grubun üyelerinin ve Komşiler’in sosyal medya hesaplarını okurlarımızla paylaşırsanız seviniriz, inanıyorum ki merak edip şarkılarınız Türk ve Yunan dostluğu adına çok fazla tanınacak ve emeğiniz bilinecek…
Vokal: Katerina Batalogianni
Buzuki: Ali Baran Özcan
Ud: G. Gizem Sucu
Gitar: Ozan Demir
Perküsyon: Gamze Yılmazel
Türk müziğinin geçirdiği evrimden geleceğe kadar sizler de çok önemli müzisyenler olarak müziğin okulundan yetişmiş özel kişilerden sayılarak geçmişten nasıl ders alıp ilerlemek lazım sizce?
Müziğin geçirdiği evrimi, kopuşlardan çok karşılaşmalar üzerinden okumayı daha anlamlı buluyoruz. Ud ve buzukinin bir arada bulunması da bizim için tam olarak bunu temsil ediyor. Farklı coğrafyaların, dillerin ve geleneklerin yan yana gelerek birbirini dönüştürebilmesi. Türk müziği eğitimi altyapısından gelen udimizin, enstrümanına göre bestelenmemiş parçalara kendi birikimiyle yeni bir boyut katabilmesi ya da gitaristimizin aslında bir multi-enstrümentalist olarak farklı müzikal diller arasında rahatça dolaşabilmesi bu yaklaşımın doğal bir sonucu. Perküsyonistimizin bu müziğe ve kültüre olan ilgisi de sadece ritmik değil, anlatısal bir derinlik yaratıyor.
Hepimizin farklı müzikal arka planlardan ve akademik disiplinlerden geliyor olması, Komşiler için en büyük avantajlardan biri. Bu çeşitlilik, geçmişten gelen parçaları icra ederken de, o geleneğe dayanan yeni besteler ya da düzenlemeler üretmeye çalışırken de merkezimizde duruyor. Geçmişten öğrenmek bizim için birebir tekrar etmek değil; o hafızayı bugünün kulakları ve duygusuyla yeniden düşünmek anlamına geliyor.
Geleceğe bakarken kendimizi fikirler ve türlerle kısıtlamamaya, sahnede gerçekten keyif aldığımız müziği her seferinde aynı istek ve samimiyetle ortaya koymaya çalışıyoruz. Çünkü müziğin evriminin, en çok da bu özgürlük ve paylaşım alanında mümkün olduğuna inanıyoruz.
zorbatv.com okurlarını sevgiyle selamlıyor, siz ekibi yürekten kutluyoruz.
Yeni yorum ekle