Vefa Örneklerini Yaşamak
Prof. Hasan Pekmezci
İnkarcılığın, yok sayma, yok etme örneklerinin neredeyse kanıksanacak hale geldiği*getirildiği günümüzde bir yazı içinde çoklu vefa, çoklu değerbilirlik örneklerini anlatmak da varmış diyorum. İçimizdeki kararmaların ışık almaya başlaması gibi bir duyguyla, sönmemesi gereken bir umutla.
Önce en eski anılarla başlayarak. Bundan altmış*yetmiş yıl öncesine giderek, gelerek. Kemik torbası bir köy çocuğu olarak İvriz Öğretmen Okulu sınavlarını kazanmak. Hayatımın en büyük şansı saydığım bir eğitim kurumunda resim denen alana yönlendirilmek; sıfatı kimliğinin her hücresine işlemiş öğretmenlerimce. Yine onların ilgisiyle İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Resim Seminerinde eğitime seçilebilmek. Yaşadığımız bir dünya kentinde her anın bilimle, sanatla, resimle, müzikle, kültürle bezendiği kutsal bir mimari olan Çapa Öğretmen Okulu’nun tarihi binasında eğitim ikliminden beslenmek ne demek.
İvriz’den Çapa Resim Semineri sınavlarına giderken öğretmenim Nevruza Atilla-Göksel ‘’Hasan, dünyanın en güzel kentinde, Türkiye’nin en köklü, en başarılı okulunda, çok ünlü kitap yazarı öğretmenlerin öğrencisi olacaksın, ‘’Umarım oraya gidince bizleri, okulunu, arkadaşlarını unutmazsın’’ demişti. Unutmak ne demek, iliklerimize işlemiş bir yaşam dilimini, yaşadığımız anılarımızı, anamız-babamız olan öğretmenlerimizi; kardeşimiz saydığımız arkadaşlarımızı. Bizim okullarımızda derslerimize girsin girmesin, okuldaki bütün öğretmenler herkesin öğetmeniydi ki hiç birini unutmadan sevgiyle anmak...
Her öğretmenler gününde arayıp sevgilerimizi, saygılarımızı sunabildiğimiz BehireTolay, Nevruze Atilla-Göksel öğretmenlerimiz çok yaşasın.
*
Çapa’dan sonra Urfa Siverek-Gözelek Köyü öğretmenliğim. Üç ay sonra Cumhuriyet’in birbirini besleyen silsileli eğitim denen eğitim basamaklarından Gazi Eğitim sınavlarına gelmişti sıra. Desen, boya resmi, yazılı-sözlü sınavlar. Her biri alanında yetkin, eğitimci-sanatçı çok sayıda öğretmenin inceleyici, sorgulayıcı gözleri üzerimizde. ‘’Söyle bakiim delikanlı, nereden geliyorsun’’ dedi, pırıltılı siyah gözleriyle beni tarayarak. Bu sözlü sınavların bir özelliğiydi, öğretmen adayının fiziki yapısı, vücut dili, konuşması ölçülecekti, bilgiye paralel. ‘’İstanbul Çapa Öğretmen Okulu, Resim Semineri’’ der demez, yüzünde belirgin bir tebessüm. ‘’İstanbul’da, Çapa’da okumak büyük bir nimettir, sen neler kazandın anlat’’
Başka üyelere soru fırsatı vermeden arka arkaya sorularla bir sınav. Sonunda yüzündeki tebessümle ‘’çıkabilirsin’’
*
Bu sınavı neden anlattım. İstanbul’da okuduğum okul Nevide Gökaydın’ın mezun olduğu tarihimizin ilk Öğretmen Okuluydu. Yetiştiğim, benden önce, benden sonra Türk sanatında çok sayıda sanat insanının sanat eğitimi aldığı Resim Seminerinin kurucularından biriydi. Diğer kurucu öğretmen ünlü ressam Malik Aksel Beydi. Gazi Eğitim’den Nevide Gökaydın’ın öğretmeniydi ve İstanbul’da Resim Seminerini birlikte kurmuşlardı.
Bu anılı günleri iki gün önce yeniden; duygu fırtınaları içinde savrularak anımsadım, Ankara’da Esat’ta yeni hizmete giren bir sanat ve kültür merkezinde...

Ankara-Esat Hal Sanat ve Kültür Merkezi dıştan ve içten görünüş ve açılış günü
Ankara’nın eski yerleşik semtlerinden Esat’ta Hal binası Büyükşehir Belediye başkanlığının ilgisiyle Kültür ve Sanat Merkezi olarak yeniden tasarlanıp sunuluyor Ankaralılara. Yüksek tavanlı, geniş mekânlarıyla Sanat Galerisi, sanat atölyeleri, alan birikimi ve kimliğiyle anıt aydınlarımızdan Prof. Dr. Ruşen Keleş Kütüphanesi ve çeşitli ilgi alanına hizmet verecek bölümleriyle.
Bu yazımızın konusu Sanat Galerisinde beni Gazi Eğitim sınavlarında sorguya çeken ve sonra onu kaybettiğimiz günlere kadar ilgisini, bilgisini, sevgisini esirgemeyen öğretmenimizin sergisi vardı. Zaman içinde eşim Şükran’ın da hem öğretmeni hem de sohbet arkadaşı olmuştu. Aslında her öğrencisinin, her karşılaşmada bir şeyler öğrendiği Cumhuriyet aydını sanatçının resim sergisini düzenlemişti değerbilir öğrencilerinden Prof. Dr. Serap Buyurgan. Onun yöneticiliğinde bir de söyleşi. Nevide Gökaydın’ın öğrencileri Osman Altıntaş, Şükran Pekmezci, Esma Cıvcır’in anılarını paylaştığı. Hocanın eğitimci-sanatçı, insani kişiliği üzerine sohbet sayabileceğimiz bir vefa günü. Böylesi güzel örnekler çok duygulandırıyor belli yaşlara gelmiş bizleri.
Yıkıp yerine paraya kul-köle kafasıyla insan silosu gökdelen ya da AVM yapmak varken bazı kafaların anlam veremeyeceği sanat ve kültür gibi bir işe girişmek ve bunu Ankaralıların yaşamına dahil edebilmek Belediye adına kutlanması gereken bir tavır. Elbette bunun içini doldurmak sayılan çok önemli işlevlerle ve anlamlı etkinliklerle.

Alanındaki yetkinliği, çok yönlü eğitimciliği, Cumhuriyet aydını sorumluluğu, bitmez enerjisi, bilim adamı kimliği ile çok sevilen Ruşen Keleş hocanın aydınlanmaya katkısını Kütüphanesi burada sürdürecek. Sanat Merkezi ve çok geniş sergileme salonuyla sanatçıların eserlerini Ankaralılarla buluşturacak. Cumhuriyet ile yaşıt idol eğitimci-sanatçı Nevide Gökaydın resim sergisi gibi. Bu iki değerin aynı gün toplumla buluşması bunları düşünenlerin, gerçekleştirenlerin vefa duygusunun, değerbilirliğinin göstergesi.
Amacım bir sergi eleştirisi*tanıtım yazısı değil. En sağlıklısı bu çok başarılı mekânın, bir daha görülmesi zor olabilecek sergi ve sunumun yerinde izlenmesidir. Elbette Türk sanat eğitiminin ressam, sanat insanı, Cumhuriyet savaşçısı, Atatürkçü, çağdaş, anıt kadınının çok yönlü dinamizmiyle tanışılmasıdır.

Savaştepe Köy Enstitüsü 1941-1942.Nevide Gökaydın ortada beyaz önlüklü.
Nevide Gökaydın, sanat eğitimcliği yanında; çağdaş, aydın insan profilinin; özden-sıralı-aşamalı eğitimciliğin, yaratıcı, kabına sığmayan, sanatçı kimliğinin nadir örneklerinden. !940’ların başında Savaştepe Köy Enstitüsü’nde Cumhuriyet’in aydınlanma neferi olarak başladığı sanat eğitimciliğini Çapa Öğretmen Okulunda, Gazi Eğitim’de, İngiltere’de Bath Akademide başarılı basamaklarla yaşaması bu mücadeleci kimliğin özeti sayılır. Evli, iki çocuklu bir anne olarak 1950’lerin çok sınırlı koşullarında İngiltere’de ihtisas eğitimine gidebilmenin nasıl bir ideal, nasıl bir sanat tutkusu olduğu özellikle gençlerimiz tarafından çok iyi düşünülmeli. ‘’Sanatın laylaylom bir eğlence, bir oyun alanı olmadığının; insan yaşamını tümüyle saran, sarmalayan amaçlarla, ideallerle anlam kazandığının; teori ve pratiğin yaratıcı çabalar içinde sanata dönüştüğü bir mücadele alanı olduğunun’’ tipik örneği.

Bu birikimi nedeniyle 2012 yılında ÇAĞSAV-Çağdaş Sanatlar Vakfı’nın Sanatta Onur Ödülü Vakıf Başkanı Sayın Şefik Kahramankaptan ve yönetim kurulu tarafından kendisine sunulmuştu.
Bizler onun öğrencileri olarak yaşamının son aylarına kadar; bu mücadele gücünün altmış yılının tanıkları olmanın onurunu yaşıyoruz. Nevide Gökaydın öğretmenimizi sevgi ve saygıyla anıyor, böylesi vefa örneği etkinlikleri düzenleyen, fırsat yaratan her kişi ve kurumu candan kutluyoruz.

Bir toplumda empati bilincinden yoksun, hart-hurt, cart-curt insan modelinin egemenliği toplumsal yaşamda, insan ilişkilerinde en yıkıcı-çöküntü nedenidir. Özünde insan sevgisi, empati bilinci, vefa duyusu olmayan hiçbir ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel-sanatsal sistemde çağdaşlıktan, uygarlıktan söz edilemez. Bir kenti gökdelenlerle donatmış olmak çağdaşlık değildir. Onun içeriği insani değerlerle, sevgiyle, saygıyla doldurulmadığı sürece ruhsuz bir yığın olmaktan öte bir anlam taşıyamaz. Şu iyi bilinmelidir ki böylesi bir bilinci geliştirecek olan da insanoğluna duyarlılığını yaşatacak olan sanat ve kültür hayatı ve bunun geniş yığınlarca özümlenerek paylaşımıdır. Bu etkinlikte olduğu gibi Nevide Gökaydın ailesini, projeyi geliştiren Prof. Dr. Serap Buyurgan’ı; bu projeleri hayata geçiren Büyükşehir Belediyesi çalışanlarını ve çağdaş Belediye Başkanı sanatsever Mansur Yavaş Beyi candan kutluyoruz.
Şu özeti de eklemeden geçmemeli. 13 Ekim 1923’te başkent olan Ankara ilk sanat olayı ve ilk sanat sergisi ile bir gün sonra 14. Ekim.1923 günü tanışır. Bu tarih aynı zamanda Anadolu’nun ilk sanat olayıdır ve bundan sonra yine Mustafa Kemal’in önderliğinde sanat alanında yaşanacak bütün gelişmelerin, kurulacak okulların ilk kaynağıdır.
Bugün yurt içinde ve yurt dışında Çağdaş Türk sanatından söz edebiliyorsak bu tarihi yaratanları asla unutmamalıyız. Minnet duygularımızla.
Nisan. 2026. Ankara
Yeni yorum ekle