Dr. Erika Bruck’un Ankara İzlenimleri – 1936 [1]
Hitler rejiminden kaçıp Genç Türkiye Cumhuriyetine sığınan yirmili yaşlardaki dört arkadaşın 1936 ve 1937 yıllarında Anadolu’ya yaptıkları bir ay süren seyahatin günlükleri, o dönem Anadolu yaşamını bize yabancı gözüyle aktarıyor. Bu seyahati gerçekleştiren dört gençten ikisi Robert Anhagger ve Andreas Tietze zaman içinde sırasıyla Osmanlı Tarihi ve Türk Dili konusunda çalışmalarda bulunup, çalıştıkları alanlara önemli katkılarda bulunmuşlardır.
Dr. Bruck bu seyahatin günlüğünü tutarken Ankara izlenimlerini de günlüğünde aktarır.
…
20 Eylül Pazar günü saat 11:45'te Ankara'ya tam zamanında varıyoruz.
Şehir, hayal ettiğimden çok daha geniş ve tek tek modern, sağlam ve zarif görünümlü ev sıraları arasındaki geniş boş veya yarı inşa edilmiş alanlar ile bir şantiyeye benziyor. Binalar gerçekten neredeyse modern, sokaklar geniş, düz, asfalt, ortasında yeşil bir çizgi ve parlak, ama ne yazık ki akşam için biraz fazla yüksek asılmış aydınlatma lambaları. Çok sayıda şık dükkan var. Yenişehir'in yeni resmi ve yerleşim bölgesinde Kurfürstendamm'dan [2] taşınmış olabilecek kafeler de var. Otobüsler, son derece zarif taksiler, modern hükümet ve okul binaları ve - kadınların modern sonbahar paltoları - her şey kışkırtıcı bir şekilde temiz ve düzenli görünüyor; Üzümün Anadolu'nun geri kalanında olduğu gibi 6 kuruşa satıldığı eski şehrin dik Katzenkopf [3] sokaklarında bizim gibi kirli Anadolu gezginleri için çok bunaltıcı bir biçimde yürürken gerçekten rahat bir nefes alıyoruz.
Kaleye tırmanıyoruz. Kale bölgesinin ilk duvarından itibaren pek çok ara sokaktan her köşeyi gösteren “Müzeye Gider” tabelalarıyla yolumuza devam ediyoruz. Sonunda, en üstteki kale kapısının önündeki küçük bir meydana geliyoruz, burada “Asari Atika Müzesi Direktörlüğü” için küçük bir kışlanın yanında birkaç çiçek tarhı var.
Her tarhta, hemen hemen her çalıda, hiçbir şey toplamanıza izin verilmediğine dair ayrı bir yasak işareti var. Her bankanın kendi bankı var: Türkiye İş Bankası, Sümer Bank, Osmanlı ve Adapazarı Ticaret ve Nakliyat Bankası ve adları ne olursa olsun - her birinin adı yeşil bir bahçe bankında büyük beyaz harflerle ölümsüzleştirilmiştir. Rekabet şevkinden dolayı çiçek tarhlarından daha fazla bank var. Burası yerliler için bir Pazar öğleden sonra gezintisi olarak popüler görünüyor. Pek çok tablonun görülebileceği yerin bir 'Depo' olduğu ve dolayısıyla kapalı olduğu ortaya çıkıyor. Bu bizi müze hakkında olumsuz etkiliyor. Tüm şehri yukarıdan görmek için kale duvarına tırmanmak istedik.
Aniden zarif bir şirket elemanı belirdi. Bizi geri çeviren bekçiyle konuşup, açılmasını sağlıyor. Peşinden koşuyoruz. Önümüze açılan ve 3-4 mezar taşı veya sütun kalıntısından oluşan "Depo" sıkı korunmayı haklı çıkarmıyor. Duvara çıkıp, sınırları dağlar ve bahçeler arasında kaybolmuş bu uçsuz bucaksız şehrin harika manzarasını seyredebiliriz. Çevre tamamen çıplak ve ıssız, ancak öğleden sonra güneşi kırmızımsı ışıkları ve derin gölgeleriyle dağların çok güzel görünmesini sağlıyor.
Bir kez daha kulesiyle güzel yeni sergi binasını, stadyumu ve henüz bitmemiş tren istasyonunu geçerek Yenişehir'e gidiyoruz. Yeni şehrin en güzel yanlarından biri de yeşil alanlara bırakılmış geniş alanlar, parklar, caddeler ve bahçeler; muhteşem yıldız çiçekleri, güller ve diğer çiçekler, aslında bir çölde olduğunuzu tamamen unutturan bir yeşillik içinde hepsi zevkli ve bakımlı. Metal musluklardan sürekli dezenfektan eklenerek akan berrak mavi suyu olan iki büyük kare mermer havuz. Bu parkta sevmediğimiz ise kullanılmasına izin verilmeyen yüzme havuzlarına benziyorlar. Aralarında Avusturyalı bir sanatçının (Anton Hanack [4]) yaptığı Türk başarısına ait bir anıt duruyor. Bir yanında savaş figürleri, diğer yanda imar çalışmasının figürleri, ortada Gazi'nin giyinik, yanında olanların daha az çıplak tasarımlı heykelleri. Benim zevkim değil, ama çok etkili, sıradan insanlar bile önünde durup heykele dokunuyorlar.
Boğazköy'den çok sayıda kazı ve karakteristik Türk mutfak eşyaları ve takılarını içeren çok iyi inşa edilmiş etnoloji müzesini de ziyaret ettik. İlginç Hitit heykellerine sahip asıl eski eserler müzesi, şu anda sadece harap Ausgustus tapınağının avlusundaki düzensiz ve işaretsiz bir depoda.
Akşam saat 7'de, uzun, parke taşlı bir yolda yürüyüp oldukça yorgun bir şekilde tren istasyonuna gidiyoruz.
Fotoğraflar : - Albert Eckstein, Alman Arkeoloji Enstitüsü Arşivi.
- Atila Cangır, Cumhuriyet’in Ankara’sı. yeAnkara Üniversitesi Yayını, 2007.
[1] Nejat Akar, Hitler’den Kaçanlar: Dr.Erika Bruck, Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, İstanbul, 2023.
[2] Kurfürstendamm ya da diğer adıyla Ku'damm Berlin'de 3.5 kilometre uzunluğunda bir cadde. Cadde bugün City-West olarak adlandırılan Berlin Charlottenburg-Wilmersdorf'un merkezi olarak görülebillir. Cadde'nin yöresinde özellikle konaklama ve alişveriş imkânları çok uygundur.
[3] Katzenkopf: Avusturya’da bir kayak merkezi.
[4] Anton Hanack (22 Mart 1875, Brno - 7 Ocak 1934, Viyana), 20. yüzyıl başlarında Avusturya-Macaristan'daki en tanınmış heykeltıraşları arasında yer alan bir sanatçıdır. Ankara’da Güven Anıtının heykeltraşıdır. Anıt onun 6 Ocak 1934'te ölmesi üzerine Joseph Thorak tarafından 1935 yılında tamamlanmıştır.
Yorum
1954 doğumlu 72 yıllık Ankaralıyım
1930 lu yılları yaşadık sayenizde. Başta Prof. Dr. Nejat AKAR hocam olmak üzere tüm ekibe teşekkürler...🙋♂️🙏
Yeni yorum ekle